• Sen misin karanlığa meşale tutan
    Yoksa aşk dolu ateş böcekleri mi
    Toprak bile umudunu kesmiş buluttan
    Bilmiyorum acaba beklesem mi

    Bir vaveyladır kopmuş ezelden
    Avuçlarım ıslanıyor sevgili
    Bu akan gözyaşları da ne
    Yoksa buğulu gözlerinden mi
    #siirhanem
  • 336 syf.
    ·3 günde·Beğendi·6/10
    Uzun zamandan sonra tekrardan Gansett Adası'nda olmak harikaydı. Ben seride ufak bir hata yaptığım için kitabın sürprizini bozdum. Aşk Nedensizde Güzel'i bu kitaptan önce okudumda. Aferin bana. Neyse biz kitabımıza dönelim.
    Grant ve Stephanie'nın hikayesi... Grant uzun zamandır Abyy'le sevgiliyken bir anda kendini terk edilmiş bulur. Hatasını uzun zaman anlayamaz, anladığı zaman ise Abby başkasıyla birliktedir. Onu tekrardan kazanmak için adaya döner. Ne yaparsa yapsın eski sevgilsini geri kazanamaz. Hayat bu, onun karşısına başına buyruk, Grant'ı hem kızdıran hem de her anlamda delirten bir kadın çıkarır; Stephanie. Gözü Abby'den başkasını görmediği için kalbini ve aklını dinlemesi biraz zaman alır. Ah beni bu arada çok delirtti, bir ara tokatlayısım geldi. Doğru insanı bulduğun zaman geçmişteki her şey toz olup gider. İşte Grant'ın yaşadığı tam da buydu. Stephanie'i yakında tanıdığım zaman yüreğim burkuldu. Ne çok savaş vermiş. Güçlü bir kadın o. Onun hakkında tam detaylı bilgi vermek istemiyorum. Gizemi bozulmasın. Gerçek anne mi yoksa kan bağına gerek olmadan onun için her şeyi yapan bir baba mı? Bunun cevabı için sizi kitaba davet ediyorum.
    Sadece Grant ve Stephanie yok önceki kitaplardan tanıdığımız herkes burada. Özellikle Mac ve Maddie tekrardan okumak harikaydı. Bu iki deli aşığı çok özlemişim.
    Ned ve Francine bana aradan ne kadar zaman geçerse geçsin aşktan vazgeçmemeyi hatırlattı.
    Sırada, Owen ve Laura'nın hikayesi var. Tekrardan görüşmek üzere Gansett Adası.
    Aşk, aile, dostluğun ve sıkı sıkı birbirne kenetlenmiş insanların olduğu bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.
    Uyarı:
    Seri bir kitap ve birbiriyle bağlantılıdır.
  • 64 syf.
    ·1 günde
    Bir insan nasıl uçuk severse o kadar masumlanır şiirleri "Süreya" da nasıl sevdiyse satırları, uçup gitmiş "Üvercinka"larla


    YAZMAM DAHA AŞK ŞİİRİ
    Oydu bir bakışta tanıdım onu
    Kuşlar bakımından uçarı
    Çocuk tutumuyla beklenmedik
    Uzatmış ay aydın karanlığıma
    Nerden uzatmışsa tenha boynunu  
    Dünyanın en güzel kadını bu oydu
    Saçlarını tarasa baştanbaşa rumeli
    Otursa ama hiç oturmazdı ki
    Kan kadını rüzgârdı atların
    Hep andım ne yaşanır olduğunu  
    En çok neresi mi ağzıydı elbet
    Bütün duyarlıklara ayarlı
    Öpüşlerin türlüsünden elhamra
    Sınırsız denizinde çarşafların
    Bir gider bir gelirdi işlek ağzı  
    Ah şimdi benim gözlerim
    Bir ağlamaktır tutturmuş gidiyor
    Bir kadın gömleği üstümde
    Günün maviliği ondan
    Gecenin horozu ondan

    ~
    Bir şair ne kadar susmuşsa Sureya'da.
    Tabii bu kadar uçuk, cüretkâr olmalımıydı

    ŞU DA VAR

    Bir de var sen koynumda yatıyorsun
    Güzelsin güzelliğin mutlak amenna
    Kızlığın masanın üstünde
    Kocana saklıyorsun

     
    Oysa koca da ne benim kollarım var
    Soy bir portakal yedir bana dilim dilim
    Ben uzun minareliyimdir doğma büyüme
    Ne yapıp yapıp denizi görmek isterim

    Taktiride size bırakıyorum

    Ben beğendim şiirlerini ne kadar delice sevişmeleri sahne etsede.
  • 302 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Kitap dili çok hafifti. Çok hızlı bir şekilde bitirebileceğiniz bir kitap diyebilirim. Çocuk kitabına yakın bir kitap ancak büyüklerde okuyabilir. Peki kimdir bu Momo? Samimiyetin son temsilcisi diye düşünebiliriz. Momo ailesi olmayan, bir amfitiyatroda yaşayan küçük bir kız çocuğudur. Momo’yu normal insanlardan ayıran bir özelliği var. Çok iyi bir dinleyici olması. Ne var bunda diyebiliriz. Momo’ya bir şey anlatılınca pür dikkat karşısındakini dinliyor. Bu öyle bir dinlemedir ki, karşısındakini daha çok şevke getiriyor, daha çok anlatmasına sebep oluyor. Bu bazen 2 kişi arasındaki problemi dinlemek oluyor, bazen fantastik hikayeler anlatan insanları dinlemesi de oluyor. Kimi kimsesi olmadığı için beslenme ihtiyacını çevre halkının yaptığı yardımlar sayesinde gideriyordu. Momo’nun çevresindeki çocuklardan ve o dönemden biraz bahsetmek istiyorum. Çocukların henüz teknolojinin, kuralların, sistemler içerisinde sıkışmadığı, ailelerinin onlarla vakit geçirmeye çalıştıkları dönemlerde yaşıyor, eğleniyordu. Oyuncaklar olmaksızın herhangi bir nesne ile yaratıcı oyunlar oynayabilen bir dönemdi bu. Her şey böyle günlük gülistanlık giderken bir gün Duman adamlar diye bir grup ortaya çıkıp insanların zamanlarını çalmak istiyor. Bunu direk olarak yapmıyorlar tabi ki. İnsanların kafasını ömür hesaplamasıyla karıştırıyorlar. İşte gününün şu kadar saatini şuna ayırırsan sana şu kadar kalır. Bu yaptığın yanlıştır, senin kendin için çalışman lazım gibisinden bir şeyler söylüyorlar. İnsanların fikirleriyle zehirleyip sadece daha çok çalışmalarına, önemli olanın samimiyet, aşk, sevgi, bağlılık, hoş sohbet vb… şeyler olmadığını asıl önemli olanın bir konfor elde etmek, daha çok para kazanmak olduğunu savunuyorlar. Yazar burada kapitalizm eleştirisi yapıyor aslında. Bu duman adamlar fantastik bir hikayede olsa kapitalizm temsilcileri gibi işlenmiş. Bu adamlar tarafından zehirlenen insanlar daha çok çalışmaya başlayıp, küçük çocuklarını yalnız bırakıyor, onlarla oynamayı, vakit geçirmeyi azaltıyor ya da kesiyorlar. Duman adamlar bunlarla yetinmeyip, küçük çocukların zamanını çalmak için onlardan yaratıcılıklarını alıp tek tip çocuklara dönüşmesine ve ileride sorgulamayan, belirli sınırlar içerisinde kalan, birer sistem piyonları olmalarına dönüştürmeye çalışıyorlar. Bunu da onlara basit oyuncaklar vererek sağlıyor. Mesela bir duman adam yani kapitalist temsilci Momo’ya bir oyuncak bebek veriyor. Bebek sadece 3 cümle söylüyor: Merhaba ben bibi ( ismini şuan hatırlayamadım ). Ben seninim ve herkes seni kıskanacak. Bana daha çok şeyler gerek. Aslında herkes seni kıskanacak derken diğer çocukların o bebeği görüp istemesi ve satın almasıdır. Kız bebekle oynarken sıkılacak, bu bebeğe bir de erkek bebek eşlik etmeli diyeceksin. Yeni bebek isteyeceksin. Bana çok şeyler gerek derken aslında verilen mesaj ise bebekler için yeni kıyafetlerdir. Sonradan yapılan bu tür oyuncaklar yüzünden çocuklar yaratıcılıklarını ellerinden almaya çalışıyorlar. Yetmiyor çocukların dışarıda oynamalarının ileride topluma sorun oluşturacağını, onların birer suçluya, serseriye dönüştürüleceği mesajı veriliyor. Çocuklarla vakit geçirmeyi azaltan veya istemeyen aileler çocuklarını çevrelerinde kurulan “çocuk depoları”’na yolluyor. Burada yaratıcılıklarını ellerinden almaya yönelik dersler görüyorlardı. Tek tip insanlar üretmek, her zaman insanları sömürmek isteyen sistemlerin birinci önceliği olmuştur. Aslında yazar zamanı düzgün ve verimli kullanmayı tavsiye etmektedir. Daha çok para kazanmak yerine biraz daha az kazanıp, çocuklarla vakit geçirmeyi, onların gelişimine yardımcı olmayı, iyi bireyler yetiştirmeyi ve bunun sonunda iyi bir dünya oluşmasını istemektedir. Yazarın fantastik bir şekilde yazmak istediği kitaptan aldığım mesajlar bunlardır. Kahramanımız bu adamları engelleyebilecek mi? Gerisi spoiler.
  • İnsan dimağında yer etmiş bahar kokusu vardır.
    Başka rayihalar, misk ü amberler, tütsüler güzel ve hoş kokular bahar kukusunun yerini dolduramaz. Bir de bahar coşkusu yer etmiştir gönlümüzde. Ümitlerle, sevinçlerle tabiatın yeniden doğuşu, dirilişi, uyanışı pırıl pırıl bir dünya müjdeler ruhumuza. Bahar, yeni bir hayatın penceresini açar ufuklarımıza. Her şey kıpır kıpar canlanmanın mutluluğunu tadar, hazzını yaşar.

    Her şey başka güzellikle arzı endam eder baharda. Güneş ışıltılarıyla yağmur damlacıkları hayat verir, burcu kokulu toprağa. Göklerin mavilerini gökkuşağı sarar sarmalar. Filizlerinin boy attığı ağaçlar gelinliklerini giyer, renklerin yeryüzünü süslediği, çiçek mevsiminin adıdır bahar. Canlı, sevinçli, şevk ve heyecan dolu ışıl ışıl bir aşk ve istiğrak dünyası baharda açar kapılarını.

    “Bizim melmekette bahar gelmiştir.” Diye doğu şivesiyle baharı tarif eden Iğdırlı Şevket Amca’nın hasretle yad ettiği sözlerden çıktı yukardaki satırlar. Özlediği memleketinin bahar güzellikleri, belli ki hayallerini, hülyalarını, rüyalarını, umutlarını süslüyordu. Salondan odaya geçtik. Çaylarımızı yudumlarken çocukluktan itibaren ileri yaşa kadar Iğdır’ın köyünde tabiatla, hayvanlarıyla geçirdiği ömründe yer alan platonik bir dünyaya beraber uzandık.

    “Gün biter, sürü yatar ve sararan bir ayla, Çoban hicranlarını basar bağrına yayla.” Şiirde olduğu gibi uzun uzun anlattı. Sonra, özgürce yaylalarında dolaştığı Şarki Anadolu’nun dağlarından, bağlarından kopup gelmiş, dört duvar arasında yaralı bir ceylan gibi hissetmiş olacak ki yaylaların ve bereketli toprakların insanlara bahşettiği gönül zenginliklerinden yoksullara, yolculara sunduğu ikramlara geçti…

    Bir noktaya dalarak biraz durakladı. Rahmetli vefat edince yer, zaman ve şartların değiştiğini anlattıktan sonra bu dünyada her şey boş ve yalanmış! Dedi. Bu sözlerinden en ücra bir yerdeki o güzelim köyüne gitmek, görmek arzusunun Kafdağı’ndan aşmak kadar imkânsızlığına inanmıştı. Yemyeşil yaylaları, gür ormanları, çiçekli yaylalarıyla memleket özlemi rüyalarını süsleyen bir ukte ve ütopya olarak içinde duracağını ifade ile hayatın gerçeklerine döndü.

    Kendisini toparladı ve “Gerçi burası da iyidir. Huzurevi olmasaydı ne yapardım!” Dedi. Arkasından ekledi: “Buralarda da bahar güzeldir. Karşı dağların zümrüt yamaçları, bağlar, bahçeler her taraf çiçeklerle dolar yakında. Güzel yurdumuzun her köşesi cennet vatandır.” diye sözü bağladı.

    Şevket Amca’ya bu köşede yer almış “O ağacın hikayesi” başlıklı yazıyı okumuştum. Sükunetle başını eğip dikkatle dinledi. Orada geçen: “Böyle bir atmosferde başlamıştı, o ağacın hikayesi. O yaşlı ağaç beni çok etkilemişti. Yaşlı bir insanın halet-i ruhiyesini tasvir ediyor gibi gelmişti bana... “Beyaz saçları, sakalı, sigara isiyle bir kısmı sararmış bıyıklarının ve çatık kaşların örttüğü yüzün geride kalan yanaklarında, alnında ve kalın göz halkalarındaki çok derin çizgilerle şekillenmiş bir yaşlı yüzündeki umutsuz, durgun ve derin bakışları; zayıf, ince, damarları meydana çıkmış elindeki güçsüz, titrek parmaklarının işaretleri…”

    “Demek Müdür Bey, yaşlı ağaçlar insanlara benzermiş ha… o zaman bizler de ağaçlara benzeriz. Önümüzdeki hafta 18 Mart Yaşlı Haftası. Akın akın okul çocuklar bizi ziyarete gelirler. Onlar bizim çiçeklerimiz değil mi?” Yorum yapmadan yüzüne öylesine baktım… Sözlerine devam etti: “Geçici olan her şey boştur… Bizim solmayan çiçeklerimiz, meyvelerimiz yaptığımız iyilikler, ibadetler ve hasenatlardır… Hu sinemden sonra ahirette faydası olmayan her şey boştur…”

    O gün, yaşlı dünyamızın her sene sunduğu ter-ü taze bahar kokusunu dimağımızda hissederken; saf bir Anadolu insanının gönül dünyasına işlemiş bahar güzelliklerini hatırlarken O’nun hislerini, duygularını, özlemlerini beraber yaşamıştık.
  • Kitaplığımın en güzellerinden: Gülman Sumru Somer | Ma’at

    Hemen söyleyeyim; kadınlar bu kitabı seveceklerdir, güvence veriyorum; erkeklerse, “okumayı bilen erkekler”den bahsediyorum, okurken ayaklarını denk alacaklardır.
    Özellikle de, “BU ARADA HEY ERKEKLER… BİR… MESAJ VAR SİZE” diye başlayan bölümde saklanacak delik arıyorsunuz!

    Devam edelim…
    Öncelikle, nedir bu Ma’at?
    Adalet ve dürüstlük tanrıçası imiş; ben de bu kitapla öğrenmiş oluyorum.

    Kitapta çok önemli tespitler, uyarılar ve öneriler bulacağınızı hemen belirteyim. Yazarın aynı zamanda bir yaşam koçu. Bu konuya birazdan tekrar değineceğim.

    Antalya’yla başlıyoruz…
    Eğlenceli yaz tatilleri, heyecanlı çocuk oyunları, hepimizin aşina olduğu o küçük ama mutlu yaşam…
    Masumane satırlara bir örnek:
    “İlkokulda basketbolcu olmayı çok istememe rağmen boyum kısa diye beni takıma seçmemişlerdi.” ifadesi tebessüm ettiriyor size. Hele yazarın sonradan profesyonel bir basketbolcu olduğu da düşünülürse…

    İş yaşamına dair değerli anıları okuyoruz.
    Örneğin, “Seni dergiye kapak yapalım.” diyen patronumuza verilen karşılık tam anlamıyla MERTÇE idi; bunun ne olduğunu burada söylemeyeceğim.

    Hep sorarız değil mi, aşk nedir diye?
    “Aşk, iki kişinin aynı anda başlattığı ve kim önce kurtulursa diğerinin acı çektiği geçici bir his mi?” diye yanıtını da içinde barındıran harika bir soru daha… Birkaç satır sonra aşkın ve sevginin ne olduğuna dair çok hoş satırlar bulacaksınız; ne yazık ki buraya alıntılayamıyorum.

    Kadın’ın ne olduğunu ve görevini bir kadından daha iyi kim anlatabilir ki? Erkeklerle eşitlik yarışına girmek yerine doğurulup büyütülen erkeklerin eğitilmesi gerektiğine dair satırlar çok hoştu.
    Devamında yine kadın erkek eşitliğine dair çok önemli sorularla karşılaşıyoruz?
    Nedir kadınla erkeğin eşit olması?
    Erkek gibi yaşamak ya da düşünmek mi?
    Para ediyor diye bedenini satarak para kazanmak mı?
    Hemen arkasından “güçlü kadın”a şu alaycı soruyu yöneltiyor Gülman Sumru Somer:
    “…sen götürdün erkekleri, erkek gibi istediğini yaptın… ayaklarının üstünde durdun ama yalnızsın, mutsuzsun, sarılmak istediğinde bir dönüp bak bakalım, sana sarılacak kollar var mı arkanda?”
    Bir kadından bu anlamlı sözcükleri duymak, okumak çok hoş.

    Peki ya aldatmak?... Öyle ya da böyle herkesin ilgi alanına giren aldatma/aldatılma konusunda önemli satırlar, sözde gerekçeler okuyoruz. Neymiş bunlar?
    -Kocamdan intikam almak için…
    -Macera olsun diye…
    -İlgisiz kocası olduğu için…
    Gerekçeler uzayıp gidiyor, ilginizi çekecektir.

    Sayfa 77’de genç kızlara, 80’de ise genç erkeklere önemli uyarı ve öneriler okuyoruz. Bir örnek kızlar için gelsin:
    “ ’Benle beraber olmuyorsun, ben gidip başkalarıyla mı olmak zorunda kalayım?’ diyen bir erkeğin peşinden koşmayın, salın gitsin.’ ”

    95’inci sayfadan itibaren çocuk ve anne babalık kavramıyla ilgili güzel satırlar okuyoruz. Özellikle “çocuklar nankördür” sözleri düşündürücü ve güzeldi.

    Bir annenin çocuğuna ve o çocuğun onlarca yıl sonra annesine cevaben yazdığı harika iki mektup da buluyoruz sayfalarda.

    Yeterince uzun bir tanıtım oldu ama birkaç güzel alıntı daha yapacağım:
    “İstediğiniz insana, istemediğiniz insana davrandığınız gibi davranın.”
    “…boşanmalarda erkekler daha kötü oluyor ve daha zor atlatıyor.”
    “Gözyaşları kelime baloncuklarına benzer, içleri doludur onların.”
    “Sizi mutsuz eden her kimse, bir an evvel hayatınızdan çıkarmaya çalışın.” (Öfkelendirenler için de geçerli mi bu?)

    Kadın erkek eşitliği/eşitsizliği, aldatmak/aldatılmak, anne babalık kavramı, çocuk, aşk gibi evrensel ve temel konulara değinmesiyle, yazarın söyleminin aksine her kesime hitap edebilecek bir kitap olduğu şüphesiz. Bazen duygulanıyor, tebessüm ediyor ya da kızıyorsunuz, elbette kitabın yazarıyla birlikte.
    Gülman Sumru Somer kimdir?
    Spor spikeri
    Türkiye 3. güzeli
    Dans ya da spor eğitmeni ya da ikisi de (emin değilim)
    Yaşam koçu
    Basketbolcu
    Yazar
    Kaç etti? 6! ;) Liste uzayıp gitti, yetsin bu kadar. Gülman Sumru Somer kim değildir demem gerekirdi sanırım!

    Sonuç olarak, daha önce de söylediğim gibi, bu kitabın dokusunu, kokusunu ve konusunu sevdim. İyi tanıdığımı sandığım ama yanıldığım onca kişi arasında seni tanımak, kitabınla tanışmak güzeldi, sevgili Gülman Sumru Somer. Ha, Puding’i de unutmamak lazım tabii. ;)
    Evet, Kitap’sızlar, siz de bu özel kadının kitabıyla mutlaka tanışın.

    Bu son satırlar da doğrudan sana gelsin istiyorum Gülman Sumru Somer.
    Şu sözcükler ilgimi ayrıca çekti: “Ve ‘Güzellik Kraliçesi’ olması gereken yere gelemedi, figüran kalmak istedi ama o da olmadı.”
    Peki söyle bana, kim olması gereken yere geldi? “Parmak arası terlik” mi! : )
    Herkesin kendini asil, ahlaklı, kısacası erdemli sandığı bu “soytarılar” diyarında bırak, bazıları da “figüran” olarak bile kalmasın.
    Güzel bir yaşam dileklerimle…
  • “ Nathanael, şimdi kitabımı at. Sıyrıl ondan. Beni bırak. Beni bırak; canımı sıkıyorsun artık; beni tutuyorsun. Sana gösterdiğim aşırı aşk fazla uğraştırıyor beni. Birini yetiştirir gibi davranmaktan bıktım. Seni tıpkı bana benzer istediğimi ne zaman söyledim sana? - Benden farklısın da onun için seviyorum seni, sende yalnız benden farklı olanı seviyorum. - Kimi yetiştirecektim kendimden başka? Nathanael, söyleyeyim mi sana? Durmamacasına yetiştirdim kendimi. Şimdi de sürdürüyorum. Kendime bir değer verirsem, yapabileceklerimden dolayı veririm.”