zeyneb, Islıkla Çağrılan'ı inceledi.
 18 saat önce · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bir gün bana “insan nedir?” diye soracak olursanız, emin olarak verebileceğim tek yanıt şudur, “insan unutandır.” Bu cümlemin içini kendinizden, unuttuklarınızdan pay biçerek siz de rahatça doldurabilirsiniz. Sanırım, yaradılış olarak hakkını verdiğimiz önde gelen eylemlerden biri unutmak dediğimiz. En büyük imtihanımız ise hatırlama sancımız.

Birkaç haftadır bu unutma mevzusu kafamı kurcalıyor. Bunun en büyük sebebi tercih ettiğim meslek, yani öğretmenlik. Aslında hiç aklımda olan bir meslek değildi bu. Çocuklarla iletişim kuramazdım çünkü lise yıllarımdayken, anlaşamazdım, sevgimi belli edemezdim. Şartlar beni buraya sürükledi diyelim. Yarım gönülle, alışırım, düşüncesiyle tercih ettiğim bölümüme ancak üçüncü sınıfta öğrendiğim tüm teoriyi pratiğe dökebildiğimi gördüğüm anda ısındım ben. Bunun en büyük etmeni aldığımız psikoloji dersleriydi. Bu dersler sayesinde ben ilk çocukluğumu, oynadığım oyunları, kurduğum hayalleri, uydurarak söylediğim şarkıları hatırladım. Kendimi anladım, çocukları anladım. Yine bu dersler sayesinde sancılı ergenlik sürecimi duygu iniş-çıkışlarımın sebeplerini kavradım. O hırçın kızı anladım. Annemi-babamı, iş bulma-hayata atılma sancısı içindeki ağabeyimi, sürekli geçmişteki anılarını anlatan, hayatından umudumu kesmiş anneannemi anladım. İçimde bir yerlere sakladığım o çocukluğumu hatırladım ben. İlk stajımın bitiminde çocuklarla iletişimimi gözlemleyen staj öğretmenimin “Zeyneb sen ilerde çok iyi bir öğretmen olacaksın.” Sözünü işittiğim anı hiç unutmuyorum. Bir anda büyüdüm sanki bu cümleyle ben. Bir cümleyle hayata atıldığımı hissettim. İşte o zaman yolumu bulduğumu hissettim, bu hayatta gerçek bir yolcu olduğumun farkına vardım. İşte o zaman gerçekten yola revan olup işime dört elle sarıldım; içime katacak kadar çok sevdim çocukları, öğrencilerimi. İşte gerçekten o zaman yumuşadı benim yüreğim.

İnsanız, unutuyoruz. Bu sebeple bize, ara ara unuttuklarımızı hatırlatan, bizi dürten bir araç, bir ‘şey’ olmalı şu dünyada.
Şimdi bunları neden mi yazıyorum; Yine bir şeyleri monotonluk maratonuna bağlayıp tıkandığım bir zamanda, işleri yoluna koymak için hatırlama sancısı içinde kıvranan bendenize çok iyi bir hatırlatma aracı oldu bu kitap. Şöyle ki;

Kitap lise öğrencisi olduğunu anladığımız Kadir’in öyküsünü anlatıyor bize. Geniş çerçeveyle bakarsak tam yetişme sancısı çeken bir gencin öyküsü bu, ailesi başta olmak üzere hayatında ona dokunan herkesten adam olmaz senden, damgası yiyen. Sahi adam nasıl olunur? Büyüklerin hazırladığı kalıpların içine girerek mi? Ebeveynlerin gerçekleştiremedikleri projelerin yapıtaşı malzemesine bürünerek mi? Şimdi burada istediğim o döneminizi hatırlayın; anne-babanıza tavrınızı, öğretmenlerinize tavrınızı, birlikteyken dünyayı bile kurtaracak kadar güçlü bir bağla bağlandığınız, ailenizden öne koyduğunuz arkadaşlıklarınızı, duygusal karalamalarınızı, aşk sancılarınızı, dersleri boş verişinizi, okul kılık kıyafetinizi, saç modelinizi, kısaca farklı olma çabanızı. Burdan sonra hikayeye devam edebilirim.

Kadir ne kadar “senden adam olmaz!, Yine mi sen?, Bıktık senden!” damgası yese de o içine baktığımızda; biraz yanlış anlaşılmaların, dinlenilmemelerin, en önemlisi sevgisizliğin onu hırçınlığa ittiği bir karakter. İnsan davranışlarında sebepsiz sonuç olmadığına inananlardanım. Bir genci başkaldıran, kural dinlemez yahut söz dinlemez yapan, çevresi özellikle de onu yetiştirenler ve yetiştirmeye yükümlü olan öğretmenleri tarafından kötü sözler işitmesine neden olan şey nedir? Yargılamadan önce dinleyemeye ne kadar açığız? Karşımızdakini gerçekten anlamaya ne kadar istekliyiz? Kitapta şöyle bir alıntı geçiyor;

“…Seni öğretmenlerine sevdirmek istiyorum. Sakın onların canını sıkacak bir şey yapma. İnsanlar çok çabuk nefret ederler, çünkü nefret bir kıvılcımdır ve alev almak için bekler. Öfke nefreti alevlendirir. Onları kazanmak istiyorsan öfkelendirme.”

Emine Batar bir öğretmen, sanıyorum ki bir ebeveyn aynı zamanda. Sınıf ortamı öğretmenler odasının havasını solumuş biri. Bizi bize yazıyor. Farkında mıyız? Paramparça etti bu cümle beni. Boşa düştüğümüz anda nefret kusmaya, bir çocuktan vazgeçmeye o kadar meyilliyiz ki! Ne çabuk sildik hafızamızdan mezun olurken ettiğimiz o idealizm kokan "Her çocuğa dokunacağım!" cümlelerimizi... Unutuyoruz dostlar! Kitabı okuduğumdan beri, ne yapıyoruz biz diye bas bas bağırıyorum kendi içime, sesim göğsümün duvarlarına çarpıp bana geri dönüyor. Gençlerin (çocukların) bizden beklentileriyle bizim onlardan beklentilerimiz arasındaki köprüde salınıp duruyoruz. Beklentilerimizi karşılayan bireyler yetiştirelim derken köreltiyoruz aslında onları farkında olmadan. İlk yetişkinlik dönemimize dönelim; annemiz-babamız-öğretmenlerimiz bizde neleri yüceltti, neleri köreltti? Yücelttikleri ve körelttikleri şeyler hakikaten bizi topluma yararlı bireyler yaptı mı?

Bunlar kitabı bitirdiğimden beni kafamda dönen sorular ve sorgulamalar. Gelelim bir öykü olarak Islıkla Çağrılan’a;

Emine Batar ismini ancak bu yıl duyduğum ve asıl mesleği öğretmenlik olması sebebiyle de kalemini çok merak ettiğim bir yazardı. Islıkla Çağrılan, Batar'ın üçüncü öykü kitabı. İlk uzun öyküsü. Yazarın 1k da hiç okumadığını görmem açıkçası bende kitabı düşük beklentiyle okumama sebep olmuştu ama yazar daha ilk sayfalarda bu düşüncemi yıkmayı başardı. Büyük merakla aştım tüm sayfaları. Islıkla Çağrılan, gerek tekniği gerek anlatımıyla beni en çok etkileyen öykülerden biri oldu diyebilirim. Yazarın dili çok derli toplu, tertemiz. Normalde öykülerde öyle süslü püslü cümleler kurulmaz sadece hikayeye odaklanırsınız, bu da kimi okuru yazarın dilini basit bulma düşüncesine iter. Emine Batar bence dil ve öykünün kurgusunu çok güzel oturtmuş. Özellikle ara ara Kadir’in kendi ağzından çocukluğunu anlattığı geçmişe dönük bölümler çok başarılı yerleştirilmiş hikayenin içine. Şiir gibi bir öykü kitabı anlayacağınız. Yine öyküye yerleştirilen ayna metaforu beni en çok etkileyen detaylardan biriydi.

Bu haftamın en büyük “iyi ki”si bu kitaptı. İyi ki Emine Batar Kadir’in öyküsünü yazmış. İyi ki bu kitap kütüphaneye düşmüş. İyi ki gözlerim onu seçmiş. İyi ki alıp okumuşum. En kısa zamanda diğer öykü kitaplarını da okuyacağım.

Başta tüm öyküseverlerin ardından mutlaka tüm anne-babaların ve öğretmenlerin okumasını tavsiye ediyorum. Umarım daha çok okunur. Çünkü Emine Batar’ın dili ve öyküsü daha çok okunmayı hak ediyor.

GERÇEK AŞK İŞTE BUDUR!
Bak delikanlı on üç sene birbirimizi sevdik.
Elini tutamadım elini...
Böyle çekindik birbirimizden biz böyle AŞK yaşadık...
Şimdi ikinci gün çıkıyorlar, üçüncü gün sarmaş dolaş
Yok bu aşk değil böyle aşk olmaz.
AŞK nedir biliyor musun?
AŞK sevdiğine dokunamamaktır.
AŞK sevdiğine ulaşamamaktır.
AŞK sevdiğini öpmeye bile kıyamamaktır.
AŞK SEVGİDİR AŞK SAYGIDIR AŞK GÜVENDİR...
AŞK ASLA YARARLANMAK DEĞİLDİR!
AŞK ASLA FAYDALANMAK DEĞİLDİR!
AŞK buradadır aşkını gördüğün zaman kalbin çarpar , ayakların yerden kesilir, içine cız diye bir sızı düşer...
Özlersin onu gece rüyalarına girer...
O kadar seversin ki gözün kör olur hiçbir şeyi görmez ondan başkasını...

Nedir senin gercegin?
Aşk kime yakışır?
Vuslat kime?
Canı,seni, çekene mi,
Senin için canindan vazgeçene mi?

Sebepsiz sevmektir aşk.... sebepsiz sevmektir aşk nedeni olmadan bağlanmak birine gözlerine baktığında erimektir içten içe ellerini tuttuğunda titremektir tüm benliğinle hatta sarılamamaktır utançtan çünkü utanmaktır sevmek aslında sevmek nedir aslen ölmek mi uğruna yaşamak mi onunla sevmek mi ömür boyunca yoksa ayrılmak mi gerekince nedir insanı başkasına bağlayan güzelliği mi bilmez kimse bu soruların cevabını kimi sever güzelini kimi sever özelini...

Selim Temiz - Mes'ut Bir Tesadüfe Altıncı ve Son Mektup
https://youtu.be/B540bvIbex4

ve nihayet ikimiz
kaçtığımız aşkların toplamıyız

sokakta yaralı bir it koşturuyor
iki buluşmadır koluma girmiyorsun.
ve birkaç milyon yıldır tutmadın ellerimi.
benimle çıkmıyorsun bu yolculuğa.
ve ben sırf bu yüzden yenilebilirim.

bu resimden çıkıp gidiyorum.
seni isteyen yanım ölümsüz yanımdır.
bulutsuz da yağan nedir?
şimdi öğreniyorum ki, gözyaşı!
bu resimden çıkıp gidiyorum.
seni isteyen yanım aşk yanımdır.

babam romantik bir aşiret savaşçısıydı.
çapraz fişeklik duyardım yüzümde ona sarıldığım zaman.
sonrası jandarmalardı. ağıt kadınlardı. mezarlardı.
o gün bugündür sayrıyım.
çünkü insan öldüğü yaşta kalır.

babam elin eskilerini giyerdi.
ben bu yüzden ezik olurum bayram sabahlarında. yani bir sömürgede doğan kırılgan olur. çünkü insan öldüğü yaşta..

sokaktan askeri konvoylar geçiyor
iki buluşmadır koluma girmiyorsun.
ve birkaç milyon yıldır tutmadım ellerini.
ve ben sırf bu yüzden yenilebilirim.

yaşadığım yitirdiklerim oluyor hep.
oysa tuttuğum elleri bırakmıyorum.
sonra korkuyorlar hasletimden.
ne denli sevgiye değer olduğumu söylüyorlar. gidiyorlar sonra.
ve biçimlendiremediklerimiz biçim oluyor bize.
ve sen haftanın deniz ertesi günleri geliyorsun.
bir çizgi diyorsun. bir çizgideyim. sağım nere solum nere bilmiyorum..
seni şiir duraklarına bırakıyorum o zaman.
güleç kalıyorsun.
dudakların kırışıyor kenarlarından.
ellerin, minnacık ellerin morarıyor. küçük küçük adımlarla gidiyorsun -sanki- içimden.
bir şiir durağından biniyorsun. zaten yorgunsun.
ben sancıyla kıvranıyorum geceleri sayrı bir yatakta. terli terli seni içiyorum.
çünkü yüzüme bakınca seni görüyorum.
çünkü yorgunsun.
parçalı bulutlu şiirler okuyorum sana.
şiir gibi bir çiselti başlıyor sonra. kanayan bir yara; yalnızlık.
çıkıp kanıyorum.
çıkıp sokakta..


sokaktaki bütün kedileri eziyorlar
iki buluşmadır koluma girmiyorsun.
ve birkaç milyon yıldır tutmadın ellerimi.
ve ben sırf bu yüzden ezilebilirim.


biz emeklerken sevmeyi öğrenmede, kolumuzdakiler
düşüyor.
ki ölenler zafere en çok yakışanlardır!
ki ölenler zafere en çok yaklaşanlardır!
oturup tuhaf ağıtlar yakıyoruz onlara.
ve söz veriyoruz yarını kurtaracağımıza.
ama yarına ertelemekle bugünü yitiriyoruz zaten.
ve zaten yenik sayılırız yaşamakla!


en gizli yerimize çağırıyoruz acıyı.
ve hep yenik düşüyoruz, çağırmakla!

sulara benziyorsun bu yüzden.
sular ki dinginliğe gelir ancak.
ısınırsa uçar, soğursa kaskatı kesilir teninden.
sulara benziyorsun kapılmaya gelmez.
sulara.. bildik sulara..


sokaktan telsiz sesleri geliyor
iki buluşmadır koluma girmiyorsun
ve birkaç milyon yıldır tutmadım ellerini
ve ben sırf bu yüzden kaybedilebilirim.


ihmal edilmeyen telefonlar bekliyorsun, dakik ve
ilgi dolu.
anne oluyorsun bütün âşıklarına.
ve çocukların oluyorlar bilmeden.
ve bu resimde kalmayı bu kadar çok isterken, çekip.. çıkıp gitmeli diyorum.

insanlar çoğalıyor etrafımda.
sen yoksun. ıssızlığımdan anlıyorum.
çook uzakta oluyorum onlar konuşurken.
derken gece başlıyor.
çayları ödüyorlar ve bir parçamı alıyorlar karşılığında.


ve sen haftanın deniz ertesi günleri geliyorsun.
her aşk, yaşayamadıklarımızın özetidir diyorum. gülüyorsun.

seni daha önce öpmüş olmalıyım.
yoksa nasıl bulurum yüzünde gülen ağzının yerini.

sokakta ölümsüz yanından yaralıyorlar birini.
ki buluşmadır koluma girmiyorsun.
ve birkaç milyon yıldır tutmadın ellerimi...

Gizem Kaçmaz, bir alıntı ekledi.
18 May 20:18 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Aşk nedir ki?
Aşk ölümün inkarıdır! Aşk,yaşam demektir. Anlayabildiğim her şeyi, aşk sayesinde anlıyorum. Her şey onda. Aşk tanrı demektir! Ölmek de aşkın ufacık bir parçası olan benim, sonsuz ve büyük kaynağa geri dönmem demektir.

Savaş ve Barış, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 401 - Akvaryum yayınevi)Savaş ve Barış, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 401 - Akvaryum yayınevi)
Ahzen, bir alıntı ekledi.
18 May 16:14 · Kitabı okuyor

Zaten bu büyük âlemde kendimizi ayrı ayrı düşürecek olsak mutlak değerimiz sanki nedir... Eğer birimizin bir kıymeti varsa, o da diğerinin ona verdiği değerdir... Aşk muhakkak derin bir dostlukla başlar.

Bir Bilim Adamının Romanı, Oğuz AtayBir Bilim Adamının Romanı, Oğuz Atay

Ben aşk nedir bilmem,
Eski kafalıyım.
Bir seni bilirim.
Bir de adın geçince sıkışan kalbimi.

Attila İLHAN

Aşk nedir bilir misiniz? Bu sorunun cevabını yıllarca bilim adamları, filozoflar ve diğer insanlar düşünmüşlerdir. Cevabı basittir aslında. Aşk kendinde olmayanı başkasında bulma arzusudur bu yüzden hep zıt kişilere aşık oluruz. Aşk hormonları bir ömür boyu salgılanırsa kişinin ölümüne sebep olur bu yüzden aşkın bir ömrü vardır ve malesef bunu uzatmak mümkün değildir ancak koşulsuz sevgi bambaşkadır ve bir ömür boyu sürer. Aşk kendisinden sonra gelen değeri bu koşulsuz sevgiye bırakır.
-Alıntı

DUA, bir alıntı ekledi.
 18 May 00:55 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Gülşiir
Geceyarısı, karanlık bir bozkırda
Işıklar içinde akan bir tren kadar yalnızım
İçinde onca insan, içinde dünya...
Soluk soluğa, demirden bir ırmağa mahkum
Ve bilmeyen sonsuzluk nedir,
Haklı olan kim bu kargaşada?
Ateş ve su, yaşam ve ölüm, irin ve şiir
Ucu bucağı olmayan bu çığlığın
Ortasında nasıl barışılabilir?
Anlamak isterim, hangi yasa
Bir beşikle bir darağacını
Aynı ağaçtan, ne adına varedebilir?

Sorular sormak için geldim şu dünyaya
Yaşım acıların yaşıdır
Boynumu üzgün bir çiçek gibi kırıp da
Yollara düştüğümde, başımda deniz köpüklerinden
Ya da sabah yellerinden bir taçla
Yürüdüğüme inanırdım - yanılırdım
Geceyi günle, acıyı sevinçle kardığım
Bu söylencenin bir yerinde durakladım
Ve anlatamadım, konuşamadım bir daha.

Acını ödünç ver bana, gözyaşlarını
Damarlarında uyuyan sevinci ödünç ver
Yitirdim çünkü onları da..
İlenmiyorum, el çırpmıyorum artık
Ne aklımda yaşadıklarım üstüne düşünceler
Ne de geleceğime dair bir tasa.
Gelirken çan çalmıyor yalnızlık
Bir adam, bir sokak, bir ev
Yüzle, gülüşler, susuşlar boyunca

Soruların vardı senin, ne çok soruların
Gözlerin dünyayı eleyip dururdu boyuna
Bir fısıltı gibi başladı sevgim
Çığlık oldu, kağıtlarda çiçek açtı sonra
Sonrası...Mutlu bile olduk bazı
Artık sen yadsısan da ne kadar
Ya da ben bilmiyorum mutluluk nedir
Anlatsın yollar, yollar, yollar...

Şimdi gece, soluğumu verdim içime
Az önce kağıtlara gül kuruları serptim
Dolaplardan kekik, nane kokuları çıkardım
Öylece serptim, seni yazacağım diye
Sen ki, deniz görmemiş bir deniz kızısın
Aklımın almadığı bir yerde, öylesin
Şimdi gece, iki kişilik bu yalnızlık
Bize artık yeter de artar bile...

Dünyanın ölümünü gördüm, suyun toprağın
En yakın dostlarımın birer birer
Vakitsiz açan çiçeklerin, vakitli doğan çocukların
Ölümünü gördüm, ama kimse
İnandıramaz beni öldüğüne sevgilerin!
Yaşam ki bir kum saatidir usulca akan
Dolan sevgilerimizdir biz boşaldıkca
Yaşımız biraz da sevgilerimizin akranıdır
Vereceğimiz tek şey budur dünyaya.

Şu dağılgan yüreğimi, şu köpüklere imrenen
Yüreğimi bir gün yollara atarsam
Bir gün bir nehir yataklarına dolarsam, korkarım
Suyumun çoğu senden yana akacak
Bütün sözcüklere adını ekleyeceğim
Güldeniz, Gülekmek, Gülyağmur, Gülsarap
Gülaşk, Gülsiir, Gülahmet, Gülerhan
Ey gül yaşamım, yitip giden düşlerim!

Gecelerdi, solgun - sessiz tüterdi yüzün
Yatağımda bir kımıltıydın, dilimde türkü
Uykusunda konuşurken sesini öptüğüm
Varmak için beyninin kıvrak dağ yollarına
Kokundu, bedenimi saran o ince buğu
Esintisinde usul usul yürüdüğüm
Ki değişmem yaseminlerle, portakal ağaçlarıyla..

Sanki bir kız yürürdü yollarda
Evimin sokağına girer, paspasa ayaklarını silerdi
Kapımı açardı gümüş bir anahtarla
Sanki hep gelirdi, sevişirdik bazı, konuşurduk
Tozlu kitapların yığıldığı odalarda
Kalırdı duvarlarda gülüşünden bir tini
Yatağımda bedeninden bir oyuk.

Benimse ellerim titrerdi, alnının aklığından
Saçlarına saçlarına doğru titrerdi
Şimdi kağıtların üstünde gidip gelen ellerim
Titremiyor artık , yolunu biliyor şimdi
Geceyarılarını çoktan geçti
Bu şiir bitmeyince varolmayacak ellerim
Ellerim uykusuz, ellerim geberesiye yalnız
Süzülüp alçalıyor karanlığa doğru.

Bütün yaşamım seninle geçiyor belleğimden
Seninle var ve seninle sürüp gidecek artık
Bir akdeniz kentinde limon koklayan
Ve hep ufkun ardına bakan çocuk
Acıyı buldu sonunda, kanayan bir gülden
Çaldı yüzünü bir yaşamlık
Geçer şimdi dumanlı bir kentin sokaklarından
Şaire çıkar adı - az buçuk kaçık.

Yeryüzünden silinmiş ırkların sonuncusuyum ben
Oturup da şimdi aşk şiiri yazmam bundan
Gülsün köpek sürüsü, lime lime edip
Bu dizeleri, satsınlar haraç-mezat
Doğru, benden sonra da tufan kopmayacak
Ama haykıracağım laflarını tuzla kesip
Yitip giden bu aşkı, nefesim tükenene dek.

Beynime bir sarkaç gibi vuruyor sorular
Neresinde yanıldık biz bu yaşamın?
Hangi el bozdu büyüyü, hangi yazı
Acılara hüküm verdi, soldan sağa taşarak?
Kalbimde yıllardır kabuk bağladı yaralar
Ödüm kopuyor, bir gün hepsi birden kanamaya başlayacak diye
Yenilmeyeceğim, boyun eğmeyeceğim hiçbir şeye
Hep direnen bir yanım kalacak
Adımın soluk izi, acının seyir defterinde.

şimdi gece, bindokuzyüzseksenikiyle
Üçyüzaltmışbeşi çarp - oradayım işte
Yorgun değilim, umarsızım yalnızca
Geçmişle geleceğin öpüştüğü yerde bir nokta
Gibiyim ve çoktan dürüldü defterim
Uçurumlar üstünde uçuşur dizelerim
Onlara köprü olacak bir beden yoksa da..

Bu benim yalnızlığım, dalsızlığım benim
Kana kana içtiğim çeşmelerden susayarak ayrılmak
Titreyen bir ışık karanlıklarda
Onu kim görebilir, kim tanıyabilir?
Sonuda hep bir soruyla karşı karşıya kalmak
Boynumun borcu bu, ödenmedi yıllardır.

Her aşktan böyle bir şiir kaldı bende
Yaşamımın bir dilimini özetleyen
Unutuşun çiçekleri bunun için hiç açmıyor
Donuyor bir gülüş tek bir dizede
Yaşanmış yüzlerce anı, buruk bir özlem
Çivileniyor beynimin bir yerlerine
Geride -hayır- acılar filan da kalmıyor
Bir boşluk yalnızca, uçurumlara özenen.

Nefret ediyorum ve seviyorum seni
Girdiğin bütün kapıları açık bırak
Birazdan git diyebilirim çünkü..
Çağım yalnız bırakmıyor beni, ellerini
Tutuşumda, usulca öpüşümde dudağını
Çağım aramızda çekilen kanlı bir bayrak
Uzayan, akan bir irin yolu gibi.

Sözcükleri güden çobanları var kalbimin
Beynimin yaşamı saran kıskaçları
Bitsin dediğim yerde bunun için başlıyorum
Yitirdiğim her şeye dönüp de bakmam bundan
Sensin yalnızlığa uzanan yolların düğüm yeri
Ama şu anda içimde öyle çoğulsun ki
Böyle irkilmezdim dünyayı kucaklasam.

Çapraz yalnızlıklar astım göğsüme
Yollarda bir savaşçı gibi yürüdüğüm doğrudur
Gözlerle, dillerle kuşatılmış bir ülke
kalbimdir ona tek sınır
Susmayı bunun için severim bir çığlık gibi
Donup kalır sesim kendi göğünde
Onu ne anlayan, ne de duyan bulunur.

Yaşamım sonsuz bir hac yolculuğuna dönüşüyor burada
Kendi içimde ya da uzak yollarda
Bulduğum ve yitirdiğim bütün varlıklar
Bir mozayiğe biçim veriyorlar sessizce..
Bende dünyanın acısıyla sevinci öpüşüyor
Irmakların birleştiği o nokta benim
İtilip tekmelendiğim bütün kapılarda
Bana atılan her taş şimdi çiçek açıyor.

Bir gün anlarsın beni neden suskunum
Dünya içimde konuşurken böyle
Bedenimi aşıyor yorgunluğum
Karşında oturduğum masalardan dökülüp saçılıyor
Bu öyle bir çığlık ki, susuşlar kalıyor geride
Ondan öte her söz bir saçmalığı büyütüyor.

Adını çoktan unuttun yüzün aklımda
Ve bu şiiri neden sana adadığımı bilmiyorum
Ama her güzellik nasılsa kendi adını bulur
Bunun için ben Gül dedim sana..
Yine de bir çiçeğe bunca yağmur yağarsa
Kökleri toprağı saramaz olur
Üstüne titrediğim her şeyi yitirmeyi öğrendim çoktan

Söylenecek bir tek sözüm kalmazsa
Çizerim yüzünü kuşların kanatlarına
Her çırpınışta gökyüzüne dağılır
Yüzün, hücrelerine varana dek uçuşur.

Kağıtların aklığına aşkın tortusu çöküyor
Parklar, sokaklar, söylenmiş ya da söylenmemiş sözler

Yazdıkça biraz daha unutuyorum seni
Ve her yerde düş tacirleri, şiirseviciler
Bir şeyleri yorumlayıp duruyorlar aptalca
Büyüteçlerle inceliyorlar şu yitik ömrümüzü
Ben aşkın son hasatçısı, son peygamber
Gülünç, soyu tükenmiş bir varlığı oynuyorum boyuna.

Sana artık bir sığınak olsun bu şiir
Noterlere ver onaylasınlar - her hakkı saklıdır
Düşün, kalemimi sen tuttun yazarken
Yeni okula başlayan bir çocuğa yardım eder gibi
Öyle acemilikler yaptım ki ben
Hiç kalır bu şiir onların yanında ve
Nasıl ayaktayım diye şaşıyorum bazen.

Görüp göreceği son şey bu şiirdir dünyanın
Çığlığımdan arta kalan bunlar olacak
Aklımın son kırıntılarını da burada harcıyorum
Bundan böyle ibreler hep eskiye vuracak
Yakınmıyorum, yerinmiyorum hiçbir şeyle
Kalırsa odalarda unutulmuş birkaç şiir
Bir yeniyetmen in altını çizeceği dizeler benden
Senin adın nasılsa bir gün hepsini tamamlayacak...

Sevda Şiirleri - Zeytin Ağacı, Ahmet ErhanSevda Şiirleri - Zeytin Ağacı, Ahmet Erhan