• En çok kollarımda uyumayı severdin bende izlemeyi... Ama hiç gideceğinden bahsetmemiştin bir gün kaybolacağından. Son günlerde sessizdin bir o kadar düşünceli acaba zor olan neydi? Gideceğini sadece senin bilmen mi? Yoksa bir birlikteliği çöpe atman mı? Yitip giden zaman aktı ama dolmadı aşk kefen...
  • 83 sayfalık bu kitabın ilk 30 sayfasında anlatılan mürebbiye adlı hikayede: iki küçük kızın mürebbiyelerinin hâl ve hareketlerinden şüphe edip sakladığı sırrı merak etmeleri üzerine başlar.
    Küçük kızlar ne öğrenmiştir dersiniz ya da mürebbiye ne saklıyordu?.

    İkinci hikaye Yaz Novellası: Yaz eğlencesi gibi başlayıp sonuçsuz biten bir hikaye aslında; bir oyun gibiydi her şey genç bir kızı şaşırtmak uğruna onun tepkilerini görmek için oynanan bir piyes. Orta yaşlı bir adamın, bir anda genç yakışıklı bir delikanlı gibi göründüğü bir köşe kapmaca oyunu. Neydi bu oyun?. O genç kıza ne olmuştu?.

    Üçüncü hikaye ise bir mektup tarzında yazılmış. Daha gençliğinin baharında gencecikken; kendisine yapılan bir iyiliği, orta yaşlı hallerinde tatil için gittiği bir pansiyonda yaşadığı birtakım olaylar ve geçmiş anımsamalar neticesinde iyiliği yapan kişiye kayıtsız kalamayan bir kadının hikayesidir. Peki neydi bu iyilik?.

    Dördüncü hikâye: Kadın ve Yeryüzü;
    Bir kadın düşünün ki zayıf, beyaz tenli, ince parmaklı ve ince dudaklara sahip lakin daha 16'sında körpecik bir kız.
    Bu kızın bir kusuru vardı ve bunu bir adam farketmişti ya da farkettiğini zannetmişti. Biliyordu artık geceler ona dardı aklı hep o kızdaydı. Yağmurlu bir gece de o kusur o adamın karşısındaydı her şey tamamdı artık, kaçınılmaz son yaşanacak mıydı? O adam o gece ne yaptı? Genç kıza ne olmuştu?.

    Zweig kitaplarını okuyanlar bilir yazar kitabın ilk satırlarından itibaren okuyucuyu bir sınava bir ısınma turuna tabii tutar ki sonradan - arap atı misali- açılır da açılır.Tutabilene aşk olsun!. O nedenledir ki bunca okuyucu bu kitapları tercih etmekte. Çevirisinden midir bilinmez(bence) bazen duruluktan yoksun olabiliyor özellikte giriş faslında diğer kitaplarına nazaran onun haricinde gayet akıcı bir kitaptır

    Keyifli okumalar.
  • Sevgi, sadakat üzere yazılmış bir kitabı yorumlarken söze yazarının
    ‘’ Neydi aşk? Başlamadan vazgeçiş mi, yoksa kaybederek kazanmak mıydı? ‘’ cümleleri ile
    başlasam kızmazsınız değil mi?
    Çoğumuzun hayatının bir döneminde derin bir aşkla bağlandığı, şarkıların, şiirlerin anımsattığı bir insanı yok saymamız nasıl imkansızdır değil mi? Ama lütfen yanlış anlaşılmaya sebep olmayayım ; birini sevmekten kastım günümüzde epeyce popüler olan bugün var, yarın yok ise salla gitsin cinsinden olan sevdalar değil elbette.

    Freya ile Nordik’in ‘’Yok ya böyle bitmemeli ‘’ dedirten aşkından bahsetsem misal. Ulaş Cömert da kızar mısınız mutlu sonları yazmayan başka yazarlara kızdığınız gibi?
    Kitapta ; İsmi Norveçli bir rahibe tarafından verilmiş , yazarın anlatımı ile ‘’ Bu dünyadan değil hissi uyandıracak nitelikte’’ Freya ve karşılaştıkları an birbirlerine ait olduklarını hisseden Nordik’in hikayesi var.
    Yerken, içerken, nefes alırken, beraber ya da ayrı iken birbirlerinin ruh ikizi olduklarına inananların ve halen yüreğinde derinden hissedenlerin kendilerinden yaşanmışlıklar bulacağı anlar, anlatılar ve duygular var.

    Ulaş Cömert tarafından olarak gönderilen hele de imzalarken 1000Kitap Ailesi notu düşülen bu eseri büyük bir zevkle okudum. Edebiyat eleştirmeni değilim ve bu konuda herhangi bir eğitim de almadım. Okumayı seviyorum ancak yazma ve ifade etme konusunda ise oldukça yetersizim:( Dilim döndüğünce anlatmaya çalışırsam;
    Neden Freya ve neden Nordik ya da neden Fareo Adalarında geçen hazin bir aşk öyküsü bunu sorgulamıyorum.
    Kahramanlarının ve mekanların betimlerinin yanı sıra acı, özlem, tereddüt, belirsizlik, aşk, sadakat, kayıplar, umut, arzu yani günlük hayatta olaylara verdiğimiz tepkiler, yaşadığımız tüm duygular çok güzel ifade edilmiş.

    Okurken birbirlerini çok seven , yaralarına, acılarına, sözlerini içlerine atışlarına ve nihayetinde ayrılmak zorunda kalan yollarına tanıklık ettim.
    Böyle de yaşanılıyor bazı sevdalar. Çok severek, birlikte yaşlanmak nasip olmasa da kaderine razı olunarak yaşatılıyor en naif aşklar.
    Madem ki söze aşk ile başladık, müsaadenizle aşk ile de bitirelim. Hatırlamaya, hatırlanmaya değecek sevdalarımız olsun efendim. https://www.youtube.com/watch?v=te7b_if_bIs
    Keyifli okumalar.
  • Karanlık bir kış akşamında 
    Aniden içime bir sızı düştü
    Yoksa aşk dedikleri bu muydu
    Ya da bir anlık sevinçten sonra
    Gözlerde oluşan nemim adımıydı aşk
    Her aşkta ayrılık
    Her aşkta acı
    Her aşkta gözyaşı
    Olmasa aşk yaşanmazmıydı
    Neydi aşk dedikleri anlayamadım...
    V#V
  • 64’lerin Feriköyü’ne dönelim…

    - Dönelim… Nüfus az. Herkes birbiriyle dost, arkadaş. Daha çok azınlıkların yaşadığı bir muhit. Mahalle kültürü hakim. Irk, din, dil ayrımı yok. 12 yaşındayım. Cumbalı bir evde yaşıyoruz. Babam, Nestle Fabrika’sında çalışıyor, annem ev hanımı, bir kardeşim var. Annemle babamın en yakın arkadaşları Rum ve Ermeni. Hep birlikte, güle oynaya yaşıyoruz. Ve Kostas… Ah Kostas…

    Kostas kim?

    - Benim ilk aşkım… Sonsuz aşkım… Benden dört yaş büyük. O kadar yakışıklı ki, ona bakarken yüzüm kızarıyor. 16 yaşında, çok iyi bir futbolcu, bütün mahalle onu seviyor, motoru var, hep bizim evin önünden geçiyor, ben camdan ona bakıyorum. Sevdiğini camdan seyrettiğin, masum ve güzel yıllar... Ve tabii aşkıyla kavruluyorum.

    Sizin varlığınızdan haberi var mı?

    - Olmaz mı? Bu kadar güçlü duygular ancak karşılıklı yaşanır. Bir gün top sahasında, avucumu açıyor, içine bir kağıt bırakıyor. Heyecanla açıp bakıyorum. Bir kalp çizmiş, “Benim olur musun?” yazıyor. Çok uzun süre o minik notu hiç yanımdan ayırmıyorum, kim bilir kaç kere bakıp, sonra tekrar katlamışımdır.

    Platonik aşk…

    - Dibine kadar. Ama daha güzel değil midir platonik aşklar? Arkadaş doğum günleri oluyor, orada bir-iki dans ediyoruz, heyecandan ikimiz de titriyoruz. “Bakkala ekmek almaya gidiyorum” diyorum, Kostas köşede bekliyor beni. Bir-iki dakika onu görüyorum. Onun için yaratılmış olduğumu ruhumun taa en derinlerinde hissediyorum. Ben Kostas’nın Gülçin’iyim, o da benim Kostas’ım, biz birbirimize aidiz. Geri kalan herkes, her şey bu evrende teferruat. Üç yıl bu böyle devam ediyor…

    Kostas’nın ailesi…

    - Onlar da seviyor beni, bizi, mahallemizi. Babasının Beyoğlu’nda 'Şık Excelsior' diye bir kumaş dükkanı var, evlendirme dairesinin karşı köşesindeki güzel binanın altında. Ama işte gel zaman, git zaman, ülkenin siyasi iklimi değişiyor. “Ermenidir, Rumdur” gibi ayrımlar başlıyor. Tedirginlik, korku, üzerimize bir kara bulut gibi çöküyor. Yavaş yavaş, alttan altta bir düşmanlık yayılıyor, Kostas’nın ailesi bir süre direniyor ve sonunda, “Burada artık bize ekmek yok” diye tüm aile göç ediyor. Bir gece, aniden toplanıyor, gidiyorlar…

    BANA ÖLDÜĞÜNÜ SÖYLEDİLER

    Sonra?

    - Sonrası benim için kabus. 15 yaşındayım, bir sabah uyanıyorum ki 'varlık sebebim' gitmiş, Kostas’ım artık yok! O kadar büyük bir acı yaşıyorum ki, yemeden, içmeden kesiliyorum. Ailem hayata devam edebileyim diye, “Duyduk ki Kostas Yunanistan’da trafik kazası geçirmiş ve vefat etmiş” diyor. O daha da büyük darbe oluyor. Mahvoluyorum. Bir çiçek gibi küsüyorum dünyaya. Ve bir daha Kostas’tan hiç haber alamıyorum. Tam 20 yıl! Karşılıklı izimizi kaybediyoruz. Ama kalbimin bir yerinde o tertemiz gülüşlü genç adam duruyor! Benim ebedi aşkım olarak…

    Ve siz kızlarınızın babasıyla tanışıyorsunuz…

    - Evet. İyi bir insan, efendi bir insan. Tanışır tanışmaz, “Benim niyetim ciddi” diyor. O yıllarda önemli olan bu, iyi bir izdivaç yapmak. Kızların 20’sine gelmeden evlenmesi uygun bulunuyor. Ailem de onaylıyor, altı yıl nişanlı kalıyoruz ve evleniyoruz.

    Üzülmüyor musunuz?

    - Üzülmez olur muyum? Ama Kostas yoksa, kiminle evlenmişim ne önemi var? Eşime ilk günden anlatıyorum, “Bak başkasından duyma, böyle böyle biri vardı hayatımda” diyorum.

    Eşinizi seviyor musunuz?

    - Elbette. Ama iyi bir arkadaş gibi. Gerçek aşk, başka bir şey. Dünya güzeli iki kızım oldu eşimden, çocuklarımın üzerinde de çok emeği var ama ona aşk hissettiğimi söyleyemem.

    Ne işi yapıyor çocuklarınızın babası?

    - Türk Hava Yolları’nda çalışıyor. Ben liseyi bitiriyorum, bana hosteslik formları getiriyor. “Sen de çalışırsan, aile bütçesine katkın olur, bir an evvel evlenebiliriz” diyor, nişanlıyız o yıllarda. Gerçekten de sınavlara giriyorum ve kazanıyorum…

    Kaç sene hosteslik yapıyorsunuz?

    - Uçmaya başlamam 71. Evlenince, yer hizmetlerine geçiyorum. O zamanlar öyle, evlileri uçurmuyorlar. Dokuz yıl dış hatlarda, yerde çalışıyorum. Bir süre sonra eski hostesleri tekrar geri çağırıyorlar, yine imtihan, tekrar uçmaya başlıyorum. Evliliğimizin 13'üncü yılında ayrılıyoruz çünkü anlaşamıyoruz. Annemin evine taşınıyorum…

    Arada Kostas düşmüyor mu aklınıza?
    Düşmez olur mu? Sanırım herkes için geçerlidir: İlk aşk unutulmuyor. O ilk heyecanlar, korkular, kalp çarpıntıları… Tarifi olmayan bir masumiyet ilk aşk. Belki de masumiyetimizi, çocukluğumuzu özlüyoruz…

    BİR TEPSİ BAKLAVA

    Sonra?

    - Sonra… İşimi yapmaya devam ettim. Otomatiğe bağladım. Hayat şartları, iş, güç, maddi zorluklar, hep bir mücadele. Aşk, çooook geride kalan güzel bir masal oldu. O zamanlar nereden bilebilirdim ki, bir gün bir şey olacak ve benim ikinci hayatım başlayacak…

    O şey neydi?

    - Bir kutu baklava! Atina’ya uçuşum vardı. Havaalanında birlikte çalıştığım insanlardan biri dedi ki, “Atina’daki bir arkadaşıma baklava göndermek istiyorum. Götürür müsün?” “Tabii” dedim. O kadar sıradan, olağan bir talep ki. İnince, “Sizi dışarıda biri bekliyor” dediler. Aval aval oraya doğru yürüdüm. O beyefendinin karşısına geldiğimde, dizlerimin bağı çözüldü! Düşecek gibi oldum. Bu bir mucize! O adam, karşımda duran adam, Kostas, benim Kostas’ım! Yıllar önce öldüğünü söyledikleri Kostas’ım! O kadar büyük bir şok yaşadık ki karşılıklı! “Gülçin sen misin?” dedi. “Evet” dedim. “Gerçekten sen misin?” Ağlamaya başladık. Aradan 20 yıl geçmişti ama Kostas fazla değişmemişti. Aynı güzel yüz, gözler, o sıcak gülümseme. Korka korka birbirimize sarıldık.

    bir şey demediniz ki?

    - O bana sordu: “Evli misin?” “Ayrıldım” dedim, iki kızım olduğunu söyledim. O da demesin mi, “Ben de ayrıldım. Benim de iki oğlum var!”

    Sormadınız mı, “Beni bunca yıl neden aramadın? Niye gelip beni bulmadın?” diye…

    - Sormadım. Onu yeniden bulduğuma o kadar memnundum ki, mutluydum ki, sormadım, aklıma bile gelmedi. Zaten kendisi anlattı, aramış, izimi bulamamış, o da benim gibi kendine zaman içinde yeni hayat kurmuş…

    Peki nasıl izah ediyorsunuz 20 yıl sonra tekrar karşılaşmayı…

    - Edemiyorum. Allah’ın bir lütfu. Hediyesi. Şansı. Nimeti. Yarım saat sohbet edebildik ancak çünkü benim geri İstanbul’a uçmam gerekiyordu. Üç-dört gün sonra ben yine bir uçuştan dönerken, baktım Atatürk Havalimanı’nda karşımda. “Seni bir kere kaybettim. Bir daha kaybedemem. Hayatımın geri kalanını seninle geçirmek istiyorum. Benimle evlenir misin?” dedi. Ve evlendik. Ben ikinci hayatımı yaşıyorum, hep beklediğim hayatı. 25 yıldır diz dize, el eleyiz sevdiğim adamla…

    Son 25 senedir Yunanistan’da mı yaşıyordunuz, Türkiye’de mi?

    - Hep gittik geldik, iki ülkede de yaşadık. Bir gün Atina’dayız, hiç unutmuyorum dedim ki, “Kostas iyi güzel ama sonunda biz yine ayrılacağız!” Gözlerimin içine baktı: “Hayrola?” dedi. “Sen Hıristiyansın, ben Müslümanım” dedim, “Benim mezarım İstanbul’da olacak, seninki Atina’da.” Durdu, durdu, “Merak etme, biz o zaman da ayrılmayacağız!” dedi. O hafta da İstanbul’da fıtık ameliyatı olacaktım. Aynı hastanede, ben fıtık ameliyatı olurken, o sünnet oldu. Birlikte yan yana yataklarda yattık. Benim için bunu bile yaptı, 39 yaşında sünnet oldu. Sonra Müftülüğe gittik, Müslüman da oldu, Koray ismini aldı. Kostas Koray.

    Zamanı geldiğinde ikimiz de artık doğduğumuz yere, Feriköy’e gömüleceğiz…
  • İşte geldim, karşındayım, diyen aşk değilse neydi?
    Peki aşk mıydı o duygu? Onun yanı başında ölmek istemesi abartılı bir duyguydu apaçık; bu daha ikinci görüşmeleriydi! Yoksa ta içindeki sevme yeteneksizliğinin farkına varıp da aşk taklidi yaparak kendini aldatma gereği duyan bir adamın histerisi miydi sadece? Bilinçaltı öylesine korkaktı ki, bu küçük güldürü için seçip seçeceği en iyi eş yaşamına girme konusunda hiçbir şansı olmayan şu zavallı garson kız olmuştu!
  • İşte geldim, karşındayım, diyen aşk değilse neydi?