• Bir yalnızlık büyütürdüm saksıda
    kalandı çok eski günlerden
    bir bana yetsin, hıncımı arttırsın
    aşkımı pekiştirsin diye sevince.
    Günüydü, gelip durdu hüznümün önünde
    gidilmemiş bir saklı deniz sandım.
    Kıpırdamazdı yapraklar geceyle
    tüketirdi çiçeği, kuşu sevdiremeyen konyak
    bana neydi gülmeler, şarkılar
    otobüs durakları, alandaki kalabalık
    geldi durdu, alana merhaba dedim.
    Bir göz bozgundur yerine göre
    vururdu pencereme rüzgâr,
    ben hep öyle bir gözdüm
    çığlığını kendine saklayan.
    Düş kurmazdım, beklemezdim şurda burda,
    çiçek demetleri, bisikletler geçmezdi
    apansız geliverdi sokağıma.
    Hıncım bana kalsın gayrı
    sen yalnızlığımı götür.
    Bana çay demlemeyi öğret
    elimi yüzümü yıkamayı,
    ağzıma rakı koydurma.
    Hıncım bana kalsın diyorum
    çünki ben bu kenti kendimde büyüttüm
    bir barbarın vahşi ateşiyle,
    çünki yapılarının taşında onulmazlığım
    çünki şarkılar kanımın bedeli.
    En sevdiğim kelimeler gibisin
    örneğin öfke gibi
    hani bir zamanlar
    dağda ve sokakta açan.
    Örneğin umut gibi
    günde, gecede yitip durduğumuz
    zeytin dalını dal eden.
    Örneğin aşk gibi
    denizlerin üzerinde yürüten.
    Örneğin kavga gibi
    yüreğimi sıkı, saçlarımı kara tutan
    kayaları yumuşatan kavga gibi.
    Denizler benim kadar kıpırdayamaz
    bak şimdi parklardayım
    bir çocuğun menevişli gözlerinde.
    Hüzünleri bırakmanın günü
    günü çığlığı olmak dünyanın,
    hüznümü iki kat ediyor ama
    gecede alnıma dayalı alnın
  • 120 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Hayırlı akşamlar kitap dostlarım. Bugun karşınıza kapağını çok begendiğim bir kitapla geldim. @hayykitap tan çıkan bitutamhasret Ezgi hasret bodur un kitabı #frezya okuduk
    Kitabımızın iki kıymetlı karakteri var "poyraz ve çiçek" iki çocukluk arkadaşı aşkı sevgiyi mutluluğu huzuru herseyı  poyrazdan öğrenen onu canı ciğeri bilen bir çiçekle karşılaşıyoruz. Tabi hiçbirsey çocuklukta olduğu kadar masum olmuyor masum kalmıyor. Bence biraz merakta bırakayım sizi spoi vermeyeyim alıp okuyun. Çok akıcı bir anlatım. Çok rahat okunuyor. Okurken duygulanacak hatta bazı yerlerde poyraza çok kızacaksınız. Hatta sinirleneceksiniz. Bölüm aralarında yazılan notlar ayrı güzel. Ben çok keyif alarak okudum.
    Yazarımızın ilk kitabı ama lütfen son olmasın yazmaya devam edin.... Ve lütfen daha uzun yazın biz bol bol okuyalım
    Aşk Neydi?
    Onun bana dünyadaki en değerli mücevher gibi bakması mı yoksa dünyanın merkezi gibi etrafımda dolanması mı? Ya da aşk sarmalında nefessiz bırakacak kadar sarılması mıydı?
    Aşk onun beni eşsiz hissettirmesiydi belki de... Aşk kaybetme korkusunu gözlerinde görmekti...
    Aşk ellerimi hiç bırakmayacağını bilmemdi.
    Aşk bizdik.
    Aşk bendim.
    Aşk oydu. (alıntı)
  • 128 syf.
    ·1 günde·9/10
    Hüzünlü bir sevgi hikayesi aysel ve ilyas'ın. Filminden daha güzel okuması. Karşılaşma, bakış, aşk, kaçış, macera, aile, ayrılık ikilemler ve dönüş ama artık yabancı gözler ve iç çekiş, bekleyiş. Sevgi neydi gerçekten emek mi yoksa bir heyecan mı? Çok beğendim sizlerinde akıcı duru olan bu aytmatov eserini mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
  • Bu neydi? Bu aşk mıydı? Öyleyse aşk çok güzel bir şeydi be arkadaşlar. Hani bazen bazı insanlar giriyor hayatımıza "Acaba" diyoruz "Acaba beni seviyor mu?" işte o insanlar bizi hakedecek kadar sevmiyor. Çünkü sevgi öyle bir şey ki insan asla acaba demiyor. İnsan karşısındakinin yüzüne bakıyor ve "Evet!" diyor sadece, "Evet bu beni seviyor!" aşkın asla acabası olmaz. Aşk en saklanamayan duygudur. Aşk o kadar büyüktür ki hiçbir yere saklayamazsınız. Hiçbir yerde gizleyemezsiniz, ağzınızdan, gözünüzden, ellerinizden, kaçıverir. Ve öyle bir duygudur ki size dünyanın en güzel insanıymışsınız gibi hissettirir. Bekleyin, hazır olun. Dünyanın en güzel insanı olmak üzeresiniz. Tüm dünya için olmasa da bir insan için bir gün dünyanın en güzel insanı olacaksınız. Ve bunun adına aşk diyeceksiniz. Mesafe nedir bilmeyen, zorluk tanımayan, dünyanın en güzel duygusu...
  • Hatırlayanımız var mı, sevgi neydi?
    İskender Pala
    Sayfa 17 - Alfa Yayınları 23. Baskı
  • Bir insan bir insanın aklına istisnasız her gün nasıl gelebiliyordu? Neydi bunun adı? Aşk mı sevgi mi hayranlık mı? Tarifi olmayan bir şey sanırım bu. Zira bir çok duyguyu aynı anda hem de böylesine kuvvetli bir halde yaşatabilen bir şeyin adı olmamalıydı belki de. Bir kalıba hapsedilmemeliydi...
  • 229 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Değil değil..:)

    Belki de şöyle;
    "İnsanın mahiyeti ulviye; fıtratı, camia olduğundan; binler enva-ı hacat ile binbir esma-ı ilahiyyeye her bir ismin çok mertebelerine fıtraten muhtaçtır. Muzaaf ihtiyaç iştiyaktır. Muzaaf iştiyak muhabbettir. Muzaaf muhabbet dahi aşktır. "
    Kamus-i Osmanî


    Daha da mı karıştı?
    Çünkü dünyanın en karışık, en içi dolu ya da en yakıcı üç harfinden müteşekkildir kendisi ; AŞK.

    Verme potansiyelinin zirve noktasıdır.
    Sınırsızdır, onun için ne bulduysak doldururuz içine. Gözü kör eden bir melankoliyle cana kasteder.

    Bir ateştir mesela, körüklemekten pek zevk aldığımız.
    Savunmasız bırakmaktır kendimizi, gönüllü köleliktir. İnsan ,ayağına takılacak prangayı kendi elleriyle karşısındakine sunar mı? Aşıksa sunar.

    Gizemlidir, boyutları, evsafı net değildir. Karanlıktır. Kırmızı değil siyahtır aşkın rengi.
    Mücadeledir, direniştir ama tek kişilik.
    Geçici bir deliliktir. Şişirip durduğumuz balonun elbette patlayacağını bildiğimiz gibi, her şeyin farkında olup, olmak istememe halidir.

    Aslında en güzel Fuzulî anlatır aşkı;
    "Aşk derdiyle hoşem, el çek ilacımdan tabib,
    Kılma derman, kim helakim zehr-i dermanındadır."

    İşte tüm bunları Lami'nin dilinden anlattım size. Bir çift mavi gözün, altın sarısı saçların, büyüleyici güzellikte bir silüetin peşinden savrulup giden Lami'nin.

    Osmanlının son dönemlerinin arka planda boy gösterdiği enteresan bir aşk hikayesi.

    Dış güzelliği, içinin bütün çirkinliğini örtmeyi başaran, sarayda büyümüş, zenginlik ve ikbal düşkünü, istediklerine ulaşabilmek için insanları, insanların duygularını bir kalemde harcayabilen melek görünümlü şeytan, Canan 'ın hikâyesi.

    Aslında mevzu tam olarak o değil.
    Şöyle ki;
    "Cihanda aşık-ı mehcur sanma rahat olur,
    Neler çeker bu gönül, söylesem şikayet olur. "
    Şeyhülislam Yahya

    Aşkın insanı düşürebileceği bütün çukurları tek tek işaret etmiş yazar. Bu muazzam körlüğü kıskacına kapılınca güpegündüz güneşi mehtap sanan Lami 'nin yaptıklarını okurken yok artık deyeceksiniz.

    Canan'ın boğazına sarılıp öldürmek istediği an bile aşkından deli divane olan, kini körlüğünün gölgesinde yok olup giden Lami,rüzgarın ondan götürdüklerinin farkında değil. Ona gelen sadece sevdiğinin kokusu.

    Ama beni en çok Bedia hayal kırıklığına uğrattı. Lami, Canan uğruna kendisinden vazgeçtiği için, kocası ona tekrar döndüğünde ağır bir darbeyle yere sermeliydi onu. Manevi anlamda tabi. Ama yapmadı.

    Ana fikir; Dimyat 'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmayınız.

    Değil değil..:)

    Bırakın kalbiniz kan pompalasın, akıl en büyük nimettir.
    Ve tabi ki unutmadan eklemem lazım;
    Vefa, en müstesna duygulardandır.




    Keyifli okumalar..:)