• 824 syf.
    ·57 günde·8/10
    Çevremdekilerin öve öve bitirememesi üzerine başladığım kitap, iyi ki okumuşum dedirten kitap. Nerden başlayacağımı bilemiyorum. Kitapta herşey var aşk, savaş, açlık, entrika, ölüm..
    Almanya'nın Sovyetler Birliğiyle girdiği savaşta doğan aşkın hikayesi ve hikayemiz Rusya'da geçiyor. 17 yaşında dünyalar güzeli Tatyana ve 22 yaşında ki yakışıklı Kızıl ordu subayı Alexander Belov'un aşkı. Tatyana Alexander için ne diyordu "Savaşçı, komutan Alexander. Suyun, ateşin ve gökyüzünün Alexander'ı ." Tam savaşın başlayacağı günlerde herseyden habersiz üzerinde en güzel elbisesiyle bankta oturup dondurmasını yiyip şarkı söylerken görüyor onu Alexander ve o günden sonra birbirlerine büyük bir aşkla bağlanıyorlar. Tabi aralarında ki tek sorun savaş değil. Bizim Tatya'nın ablası Daşa'da Alexander'a aşık ve Alexander'ın yakın arkadaşı Dimitri'de Tatya'ya aşık. Yani tam bir aşk dörtgeni içindeler. Dimitri ve Daşa karakter olarak birbirlerine benziyordu ikiside bencildi özellikle o Dimitri tam bir pislikti. Savaş ve aşk arasında sıkışıp kalan karakterlerimiz için her geçen gün dahada zor oluyordu. Tatyana karakteri saf ve herkes tarafından kullanılan biriydi bazen bu kadar saf olması ve pollyanacılık oynaması beni deli etti ama yinede onu çok sevdim güçlü bir karakterdi. Ablası ve Alexdander sevgili diye ondan uzak durmaya çalıştı ama bunda pek başarılı olamadı ne yazık ki. Tabi bunda Alexander'ında payı büyük oda Tatya'dan vazgeçemiyor. Alexander karakteri aslında Rus değil Amerikalı ama Kızıl Ordu için görev yapıyor işin o kısmı uzun hikaye ve işler biraz karışık zaten bu kötü geçmişi ilerde başına iş açacak gibi duruyor. Yinede oldukca cesur gözü pek ve zeki bir karakter ona aşık oldum diyebilirim Tatya'yı çok güzel sevdi, korudu. Kitap ilerledikçe savaş daha çok kızışıyor ve onunla birlikte gelen ölümler açlık sefalet karakterlerimizi buluyor. Yazar savaşı o kadar iyi anlatmış ki ne zaman yemek yesem aklıma onların çektiği açlık ve zorluklar geliyordu psikolojimi kötü etkiledi bu kısımda. Tabi kitabımız 800 sayfa olduğu için çok fazla olaylar yaşanıyor ama kitabın kalınlığı gözünüzü korkutmasın yazarın dili çok akıcı ve hiç sıkmıyor ne ara başladım bitirdim anlamadım. Son zamanların okuduğum en iyi aşk romanıydı ve roman 3 kitaplık bir seri olarak tamamlanmış. Tabi daha okumamız gereken 2 kitabı daha var zaten ilk kitapta olaylar yarım kalıyor tam kavuştular diye rahat bir nefes alacakken hooop araya yine ayrılık giriyor bütün sorularınızın cevapları 2. Kitaba kalıyor. Ben kitabı okurken çok keyif aldım ve okumanızı tavsiye ederim Alexander ve Tatyana'yı tanıdığınıza pişman olmayacaksınız.
  • Aydınlığa yeni çıkan umut dolu bir sabahtayım.
    Benim sevdam güneşe işte bu yüzden ayaktayım.
    Gözlerinde bir dua ve dudaklarda hayat payı.
    Düşüşlerde güzel, benim dizlerimi kanatmayın.
    Kelimeler birikti hep anlamları derin.
    Öyle denizleri zafer kokar doğduğum yerin.
    Bir aşk düşün kıyılarda lodosları, serin.
    Bence gelecek güzel fakat bana geçmişimi verin.
  • Yalnızca çocuklar kendilerine saklayabilirler aşklarını. Ötekiler gevezelik eder, aşklarını yayar, gizlerini döker, köreltirler. Aşk sözünü çok duymuşlardır, kitaplarda okumuşlardır, bunun genel bir tarz olduğunu bilirler. Oyuncak gibi oynarlar onunla, ilk kez sigara içen bir erkek çocuğu gibi, boş bir övünme payı çıkarırlar bundan kendilerine.
  • 360 syf.
    Murat Menteş yazsın, ben okurum düşüncesindeyim ama bu kitabına, kendisine olan hayranlığımı katmadan, eğrisiyle doğrusuyla yorum yapmak niyetindeyim (bu arada, ne yazarsa okurum dedim ama şiir kitabını ve Dublörün Dilemması'nı hala okumadım, çaktırmayın).
    Ruhi Mücerret'teki gibi, yine bir kaos ortamı ile karşımıza çıktı yazar. Orada da Coca Cola ile Pepsi'yi birbirine kırdırmıştı hatırlarsanız. Burada da sahnemiz Titanik. Titanik demişken aslında kapaktan da bahsetmek lazımdı, hemen bir geri dönüş yapalım. Kitabın kapağı baya şenlikli. Las Vegas kumarhaneleri ile (teşbihte hata olmaz) Çin kerhaneleri arasında bir seviyede. Ve Ruhi Mücerret kitabından da alıştığımız üzere, üzerinde bir zımbırtı var. Hani şu, çocukken oynadığımız, oynattıkça farklı görüntüler veren şey canım, adını bilemedim işte. Hah hah işte o. Bunda Titanik resmi mevcut, bir de kurukafa eşlik ediyor Titanik'e, onda ise Orhan Gencebay ve Cüneyt Arkın vardı hatırlarsanız. Orhan Gencebay demişken, yazarın, kendisine sevgisi yüksek düzeyde olmalı ki, Orhan Bey düzey değiştirince yazarın sitemi de bariz ortaya dökülmüş. Ben de hak veriyorum kendisine.
    Kitabın içeriğine devam edelim. Kapakta karakterlerden kısaca bahsediliyor ki içeri girdiğinizde kim kimdi diye karıştırmayın. Marco Montes, başta ana karakter gibi görünse de sonrasında Refik Risk ve Şifa Şavk karakterlerine ait bölümler de olacak. Zaten kimin kim olduğu da bir yerden sonra birbirine karışacak. Absürtlük bu adamın tarzında var. Bu arada, önceki kitaplarını okuyanlar, tanıdık yüzlere de rast gelecekler bu kitapta. Yazar, diğer kitaplarına ara ara bkz. vermiş gibi olmuş sanki.
    Ana mekan olarak Titanik kabul edilebilir olsa da hikayenin devamında Fas, Mısır gibi ülkeler de işin içine karışacak. Ve tabii ki de İstanbul'da bu nümayiş içerisinde kendisine düşen payı kapacak. Anlatım olarak, Murat Menteş tarzına aşina olanlar yadırgamadan, hatta severek okuyacaklardır bu kitabını da. Ben severek okuyanlar tayfasındanım elbette ve hatta bende daha da ötesi, severek okumanın yanında üslubuma ve hayal gücüme olan katkılarını da gözardı edemeyeceğim bir etkisi vardır Murat Menteş kitaplarının. Yine de bu kitabında kurguyu biraz eksik buldum. Ayrıca da sürekli tekrara düşüyor hissi veren benzetmelerin, biraz tadı bozduğu da aşikar. Ama adamın tarzı bu diyoruz ne yapalım?
    Bir başka detay ise, yine Murat Menteş kitaplarının vazgeçilmez öğesi: Aşk... Refik'in Şifa'ya olan aşkı ve mektupları harikaydı resmen. Handiyse Şifa'ya ben bile aşık olacaktım artık :) Şifa'nın şifa veren güzelliği yanında, Refik'in felsefe dolu yaklaşımları, kitaba tat veren güzel detaylardı yani.
    Diğer kitaplarına nazaran olay örgüsü olarak bende biraz daha geri planda kalsa da, yazarın ve türün meraklılarının okuyup beğenecekleri bir kitap olduğunu düşünüyorum.
  • 488 syf.
    ·2 günde·Beğendi·7/10
    STARCROSSED SERİSİ'NİN İLK ROMANINDA, ETHAN VE CASSIE TİYATRO BÖLÜMÜ'NDEKİ İKİ GENÇ ÖGRENCİ, BİRBİRLERİNİ GÖRDÜKLERİ ANDAN İTİBAREN DAYANILMAZ BİR ÇEKİM HİSSEDİYORLAR. VE TABİ ROMEO&JULIET KARAKTERLERİNE HAYAT VERMELERİNİN DE BUNDA PAYI BÜYÜK.
    ROMANDA İKİLİNİN HİKÂYESİNDE İKİ FARKLI DÖNEM VAR. İLKİ OKULDA ROMEO&JULIET KARAKTERLERİNİ CANLANDIRDIKLARI VE DİĞERİ DE YILLAR SONRA BROADWAY'DE SAHNEDE YİNE BİR ARADA OLDUKLARI ZAMAN, YİNE ARADAN GEÇEN YILLAR BİRBİRLERİNİ UNUTTURMAYA YETMEMİŞ.
    ETHAN, OKULUN ASİ ÇOCUĞU VE CASSIE DE OLDUĞUNDAN DAHA FARKLI DAVRANARAK OKULDAKİ DİĞER ÖGRENCİLERDEN KABUL GÖRME VE ONAYLANMA İHTİYACI İÇİNDE. SAHNEDE NE ÇOK İYİ BİR İKİLİ OLSALARDA GÜNLÜK HAYATTA HEP BİR ÇEKİŞME HALİNDELER. AMA ŞÖYLE BİR GERÇEK VAR Kİ BİRBİRLERİNİ ARZULAMAKTAN UZAK KALAMIYORLAR. BU KONUDA CASSIE'NİN TAVIRLARI BENİ ÇOK RAHATSIZ ETTİ, BULDUĞU HER FIRSATTA KENDİNİ ETHAN'LA YAPIŞIK OLMA İHTİYACI VE İSTEĞİYLE DOLU. SERİ ZATEN AMA CASSIE'NİN O HALLERİ BANA ABARTI GELDİ. ŞİMDİYE KADAR TÜM AŞK ROMANLARINDAKİ KADIN KARAKTERLERİN TAM TERSİ CASSIE. KEDİ-FARE KOVALAMACASI GİBİYDİ SANKİ, CASSIE KOVALIYOR ETHAN KAÇIYOR.
    ETHAN İSE TAM BİR KORKAK BANA GÖRE, GEÇMİŞTE YAŞADIĞI KÖTÜ BİR İLİŞKİ YÜZÜNDEN YİNE AYNI ŞEYLERİN BAŞINA GELMESİNDEN KORKUYOR. HATTA O KADAR Kİ, CASSIE İLE ARASINDA OLANLARI HERKESTEN GİZLEME İHTİYACI HİSSEDİYOR.
    ROMANIN SONLARINA DOĞRU ETHAN'IN CASSIE İLE OLAN İLİŞKİLERİNİ YOLA KOYMA ÇABASINI ÇOK SEVDİM AMA GENEL OLARAK HERKESİN EĞLENEREK OKUDUĞU BİR ROMANI BEN O KADAR DA EĞLENEREK OKUMADIM.