• ATATÜRK’ün manevi kızlarından olan, Dünyanın ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen’in anılarından ATATÜRK’ün gözyaşları...

    Yıl 1934... Çankaya Köşkü’nde bir akşam... ATATÜRK’ün sofrasının müdavimi konuklar... Masanın önündeki saz heyeti, ATATÜRK’ün sevdiği şarkıları söylemekte... Sabiha Gökçen, o sıralar 20 yaşlarında ve her zamanki gibi, “Paşa Baba”sının yanıbaşında, sofrada... ATATÜRK’ün yakın arkadaşı Kılıç Ali ve Başyaver Salih Bozok da aralarında... Sohbet derin...Memleket meseleleri tartışılıyor... ATATÜRK çok neşeli...

    O sırada, saz heyeti Selahattin Pınar’ın “Gel Gitme Kadın” şarkısını çalıp söylemeye başlar... Birden ATATÜRK durgunlaşır ve susup şarkıyı dinler... Paşa'nın ani hüznünü farkeden masadaki konuklar, kadehlerini, çatallarını usulca bırakıp, susar. ATATÜRK başını tabağa eğer, gözlerinden yaşlar süzülür ve göğsüne doğru akarak, gömleğini ıslatır. Bu onun, konukları yanında ilk ve son ağlayışıdır.

    Salih Bozok, saz heyetine “kesin” anlamında işaret verir... Kılıç Ali de, konuklara da aynı işareti yapar... Gökçen, gözleri dolu dolu, ATATÜRK’ün ağlayışını izlemektedir. Az sonra, saz susar ve çekilir, masadakiler sessizce kalkıp gider, ATATÜRK tek başına kalır... Bir sigara yakıp bahçeye çıkar, saatlerce yürür...

    O gece, gözünü bile kırpmayan Gökçen, ATATÜRK’ün niçin ağladığını ve “Gel Gitme Kadın” şarkısının onu, neden bu kadar duygulandırdığını çok merak eder... “Yoksa bu büyük insan, kalp hazinesinde, çok geride kalmış, yılların küllendiremediği bir aşk masalı mı saklamaktadır...”

    Gökçen ertesi sabah ATATÜRK’ün odasına gider ve çekinerek konuyu açar:

    -Paşam, dün gece “Gel Gitme Kadın” şarkısı çalınırken çok müteessir oldunuz... Hatta, yanılmıyorsam, ağladınız da...” diyecek olur.

    ATATÜRK, ondan bir sigara ister ve susar ... Sonra Gökçen’i ve yaverlerini alarak, araba gezintisine çıkar... Saatler sonra ve ansızın, Gökçen’e dönerek, sabahki sorusunun cevabını, sırrını kendine saklayarak manevi kızına verir:

    -Unutma ki, Mustafa Kemaller de insandır!... Onlar da bazen ağlamak ister!
  • YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK

    Aşksız ve paramparçaydı yaşam
    bir inancın yüceliğinde buldum seni
    bir kavganın güzelliğinde sevdim.
    Bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
    Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
    aşk ile sevmek bir güzelliği
    ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
    işte yüzünde badem çiçekleri
    saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
    Sen misin seni sevdiğim o kavga, sen o kavganın güzelliği misin yoksa...
    Bir inancın yüceliğinde buldum seni
    bir kavganın güzelliğinde sevdim.
    Bin kez budadılar körpe dallarımızı
    bin kez kırdılar.
    Yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
    bin kez korkuya boğdular zamanı
    bin kez ölümlediler
    yine doğumdayız işte,  yine sevinçteyiz.
    Bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
    Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri
    suyun ayakları olmuştur ayaklarımız
    ellerimiz, taşın ve toprağın elleri.
    Yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık törenlerle dikilirdik burçlarınıza.
    Türküler söylerdik hep aynı telden
    aynı sesten, aynı yürekten
    dağlara biz verirdik morluğunu,
    henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz... Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne
    ne tan atışı doğumların sevincine
    ey bir elinde mezarcılar yaratan,
    bir elinde ebeler koşturan doğa
    bu seslenişimiz yalnızca sana
    yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
    Saraylar saltanatlar çöker
    kan susar birgün
    zulüm biter.
    Menekşelerde açılır üstümüzde
    leylaklarda güler.
    Bugünlerden geriye,
    bir yarına gidenler kalır
    bir de yarınlar için direnenler...
    Şiirler doğacak kıvamda yine
    duygular yeniden yağacak kıvamda.
    ve yürek,
    imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.
    Ey herşey bitti diyenler
    korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
    Ne kırlarda direnen çiçekler
    ne kentlerde devleşen öfkeler
    henüz elveda demediler.
    Bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!    

    Adnan YÜCEL 
  • Ama aşkın modası geçti artık, şairler öldürdü aşkı. Aşk hakkında o kadar çok şey yazdılar ki, kimse onlara inanmaz oldu; bence çok normal. Gerçek aşık acı çeker ve susar.
  • Aşkın modası geçti artık, şairler öldürdü aşkı. Aşk hakkında o kadar çok şey yazdılar ki, kimse onlara inanmaz oldu; bence çok normal. Gerçek âşık acı çeker ve susar.
  • Susar ve martıları düşünür
    Gecenin bir kesiminde insan
    İçinde beyaz bir kalabalık
    Ve aşk zaten gürültüdür
    Benim korkum ve umutsuzluğum
    Artık ölmüş bir adam gibidir
    Kendini hiç hatırlamayan

    Aşkın ve hüznün şiiridir
    Yüzümle çizdiğim karanlığa
    Çılgın atlar. Savaşçılarım.
    Ey benim kaçınılmaz yazgım
    Bir gün dörtnala ağlamaya

    Bir gün aşk geçilmelidir
  • BÜTÜN ERKEKLER ÖLÜR
    Çünkü gök sıkıntıyla ağar
    rüzgâr buruşur, bir yaprak düşer
    ve kaçıyordur solgun mavilikte
    martılar ve al geyikler.
    İşte altın ve kara akıntılar:
    analar, yitirilmiş resimlik
    yoksulluk, o korkunç kadın.
    Susun, tümünün anıldığı gündür,
    kara yağmur ve ebem kuşağı
    usulca bütün erkekler ölür.

    Kıpırdamasın insandan gelen sesler
    kamyonlar devrilir dağ yolunda.
    Rehincide kalan bir gümüş saat
    emanetçide unutulan bavul,
    geçip giden gök taşlarıdır
    havadan ve selüloit mavilikten.

    Ey mermeri bozuk yalnızlık,
    sanki kutsal bir avdır susukta
    ve bir yakut parıltısıdır artık.

    Çünkü gök kanla ağıyordur,
    soluk soluğa atan bir damar
    kalbinde hırçın denizin
    ve toprağm nabzında,
    unutulmak gibi bir şahdamar.
    Ürperir aynı rüzgârla
    darağacı, çarmıh ve çiçek,
    sussun yatakların fısıltısı
    avuçlarda parıldayan kehribar:
    ekmekli, zincirli ve başları eğik
    kadınların erkekleri geçiyordur.
    Ve üzgün deltası kısacık ömürlerin
    bir albüm, bir şarkı, bir çocuk.

    Hangi dondurulmuş hüznün yakutu
    çocukluk defterlerince soluk,
    ki savaş alanlarında parıldar
    bütün koruluklardır ay ışığı,
    ey ulaşılmayan dayanak aşklar
    elleri kanatan kesici ağıt.
    Hep unutuştur akılda kalan,
    sıçrayan, yenilen ve ölen geyikler,
    derdin eksilmediği kalem ve kâğıt.
    Kısa ve kesin bir sözdür erkekler,
    İspanya'da "Non Pasaran",
    kızaran kilise çanları
    katedrallere çöken gölgelik
    İtalya'da "Mamma Mia"
    işte avuçların dünyayı duyduğu kayalar,
    sarkık bir bıyık Meksika’da, "Viva"
    Nehirler kurur, susar aşk
    ve en katı sözdür erkekler
    kıraç ve yoksul Anadolu'da.

    Büyük ve yeniktir erkekler,
    söz dinlemez serüvenci çocuk
    su şırıltısında sayıklayan hasta,
    ve deli bir sevgilidir sabaha kadar
    bulgulu, korkunç ve utançla.
    Yararsız bütün leylak ağaçları,
    hiç bilmiyordur erkekler
    doğan ve ölen çocukların hüznünü,
    çünkü daha önceden ölürler.

    Çünkü gök ağıyordur kanla,
    hep yenik yıldızlar vardır,
    anı defteri, kum saati, savaş alanı,
    bir yüz
    işte o kandır.

    Ey ışığını dağıtan kristal
    ölümsüzlük, ele geçirilmeyen gömü,
    ay ışığı denizle kendini sürdürür,
    işte her şey geçip gitmede,
    usulca bütün erkekler ölür.

    70’ler Hit: https://www.youtube.com/watch?v=4UYeu9uv6PU
  • Dedi :
    Aşk nedir? Bilir misin?
    Dedim: Önce göz görmez olur, sonra dil susar.
    Ona düşen aştan da uykudan da kaçar.
    Aşk bir zehirdir yavaş yavaş öldürür.
    Yürek nara yanar, akıl baştan uçar...

    -hicran-