Fırat Mişe, bir alıntı ekledi.
 Dün 22:58 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Burjuvazi, feodaliteyi ortadan kaldırdı.
"Binaenaleyh, yeni bir harcama biçimi geliştiren burjuva eski geleneklerle; bu cümleden olmak üzere, gelenekleri ve geçmişteki tipi koruyan din ile mücadele ediyor ki, toplum yeniliği kabul etmeye, değişmeye ve yeni tüketime karşı direnmesin; toplum burjuva üretiminin tüketim ve satış pazarı olsun. Haçlı savaşlarından sonra Avrupalılar doğu ile temas kurdular. Daha sonra müslümanlardan modern gemi yapım tekniğini, yer haritasını yapmayı, pusulayı, deniz yollarını öğrendiler.
Burjuvazi bunları öğrendikten sonra, denizcilik başladı, sonra Amerika keşfedildi, daha sonra Afrika’da, Latin Amerika’da, Kuzey Amerika’da sömürgecilik meydana geldi. Doğu ve batı ticareti başladı.
Durgun ve kapalı feodalite yıkıldı. Sermayedarlık, köle ticareti, fabrikatörlük ve uluslararası ticaret gelişti.

Tam bu sırada burjuvazinin dikkatli gelişmesi, burjuvaların kuvvet kazanması, para hayatı, ticaret ve tüketimin ilgi toplaması, maddi hırs isteğinin artışı, “iktisatperestlik” ruhunun kıvamını bulması, hırs ve servet yığmaya karşı yeni aşk, milletlerin ve yeni ülkelerin sömürülmesi, Avrupa’nın iktisadi ve maddi kuvvetinin üst düzeyde tutulması, iktisadi, sosyal ve üretimsel alanlarda burjuvazinin feodalite aleyhine isyanı ile uyumlu olarak fikri ve itikadi alanda uyum halinde olan, aynı hedefi paylaşan iki hareketin ortaya çıktığını görüyoruz.
Hayret edilecek şey, bu iki hareketten birinin dini olması diğerinin dine karşı olmasıydı.

İdeallerin Yenilgisi, Ali Şeriatiİdeallerin Yenilgisi, Ali Şeriati

Orucunu Açarken Tutabilir Misin?
Erbabı görüyor olmalı, Ramazan günlerini ”oruc”un hakikatinden mahrum bir surette geçirmekle kalmıyor; kendimizi esrarından da uzak tutuyoruz.

İbadetlerin, hakikati dışında, bir ahkâmı (açık hükümleri, kuralları) olur, bir de esrarı (sırları, yani gizli kuralları).

Din adamlarının (ulema-yı rüsumun) bildikleri, orucun açık hükümlerinden ibarettir. Onlar ancak bildikleri hakkında konuşabilirler. Bildikleri, yani okudukları hakkında… Sadece kendilerine söyleneni söyleyebilirler: öğretileni.

Oruçluyken yapılacak ve yapılamayacak olan işleri sıralarlar ve sonra bu kurallara titizlikle uyulmasını tavsiye ederler.

Kurallara uyanların kurtulacağı, uymayanların ise helâk olacağı bildirilir.

Doğrusu da budur. Açık hükümlere uyanlar kurtulurlar; uymayanlarsa helâk olurlar.

Lâkin bir şartla. Herkes hangi seviyede helâk olabilecekse ancak o seviyede necat bulabilir. Başka bir deyişle kişinin kârı, zararı nev”indendir.

Demek ki kârın mertebeleri olduğu gibi, zararın da mertebeleri vardır ve yapıp yapmadıkları, her kulu, kendi mertebesinin kârına ve zararına ulaştırır.

Cennetin de, cehennemin de mertebeleri vardır. Herkes kendi mertebesinin cennetine ve yine kendi mertebesinin cehennemine gidecektir.

Herkes bu dünyada da, öte dünyada da istediğini alacaktır. İstediğini ve beklediğini.

***

İbadetlerin esrarı, yani gizli hükümleri, okumakla öğrenilmez. Sırlar, bilenlerin değil, görenlerin nazarına açarlar kendilerini.

Zahire değil, bâtına bakanların nazarlarına…

İbadetlerin esrarı okumakla elde edilmez bu yüzden. Yaşamak gerek. Bizzat nefsinde görmek gerek. Açlığı bütün hücrelerine kadar hissetmek gerek.

Efendimiz, “Düşünmek ibadetin yarısıdır; az yemekse ibadetin ta kendisidir” diye buyurur.

Orucun Arapçası savm ve siyam”dır ve her iki kelimenin anlamı da ”tutmak”tır. Nefsi tutmaktır, tutulması gereken ne varsa, ondan: yiyecekten, içecekten, şehvetten, öfkeden, kinden, nefretten, hasedden, sevgisizlikten, hayvanlıktan…

İştah ve şehvet… aynı kökten.

Adem ile Havva, yaşam ağacından yedikleri için cenneten kovulmuşlardı. Ne garip değil mi, iştah ile şehveti bir araya getiren bir eyleme kalkışmaktı bütün suçları. Yemek.

Türkçe”de hem isim, hem fiil: “yemek yemek”.

***

Oruç, en azından iştah ve şehveti kontrol altında tutmaktır. Kuvve-i şeheviyeyi.

Ve elbette, saldırganlığın her türlüsünden uzak durmaktır. Yani kuvve-i gazabiyenin dizginlerini ele geçirmektir.

Niçin?

Kalbin kapılarını açabilmek için…

Zihnî melekeleri daha kuvvetlendirebilmek için..

Nefsin mâlâyâni işlerinden kurtulup ruhun derinliklerine dalmak için…

Bir süreliğine de olsa hayvanlığı bırakıp insan olduğumuzu hatırlamak için…

***

Aç olmakla değil ama, bile isteye aç kalmakla varoluş arasındaki güçlü bağlantı, çağdaşlarımız tarafından görülemiyor ne yazık ki.

Dindarlar belirli saatlerde aç kalmayı marifet biliyorlar ve vazifelerini yaptıklarını düşünüyorlar.

Pekâlâ, zahiren makbul olsun oruçları.

Lâkin bir sürü para harcayıp pahalı restaurant”larda açık büfe iftar yapanların orucu ne derece makbuldür, biraz olsun düşünmeli değil mi?

İftar değil ki bunun adı, bilâkis tıkınmak, hatta yemeğe saldırmak. Hiçbir ayda olmadığı şekliyle hem de.

Şatafatlı sofralarda debedebe içinde iftar yapmak görgüsüzlüktür. Ramazanın ruhaniyetine tecavüzdür. Orucun maneviyatını ihlâldir.

***

Bu dindarca şatafat ve debdebenin sebebi ne?

Güya İslâm”ı, İslâmî ritüelleri kamusal alanda görünür kılmak!

Bunca tantana, sırf görünür olmak pahasına. Yılbaşının gürültüsüyle yarışırcasına.

Zarf bütün cesametiyle ortada. Peki ya mazruf?

İbadetten beklenen o sükun ve nezaket, o maneviyat ve ruhaniyet, acaba açık büfe iftarlarda mı?

Tüketim toplumunda açlığın faziletlerinden konuşulabilir mi? Konuşulamaz.

İktidar ve hâkimiyetin olduğu yerde ihlâsa ihtiyaç duyulur mu? Duyulmaz.

***

Ahmed Avni Konuk, Şerh-i Mesnevî”de, “Aşk öyle bir şeydir ki onunla Hakk”ın sırlarının kokusu duyulur” der. Mütevazi bir iftarla açılacak oruç da böyledir.

Ey talib, sorduğun için söylüyorum: Orucu ne kadar ve nasıl tuttuğun çok önemli değil, asıl önemli olan, orucu nasıl açtığın.

Sen, Muhammed”in yetimlerinden ol, orucunu, asıl açarken tut!

Ve zenginlerin parayı nasıl kazandıklarını boşver, sen o parayı nasıl harcadıklarına bak!

Eğer tutmayı ve bakmayı bilirsen.



Dücane Cündioğlu

Çağlar MUTLU, Aşk Köpekliktir'i inceledi.
11 May 15:40 · Kitabı okudu · 33 günde · Beğendi · 10/10 puan

"Aşkın bütün halleri... Tutkunun aklımızı ele geçirmesi. Kötülüğün en güzel biçimi... Rezil olmaktan duyduğumuz haz... Kırılan umutlarımızın lezzetli kederi... Çiğnenen onurumuzun getirdiği kibir. Vicdan tutulması, bencilliğin son kertesi, yanılsamanın en derin anı... Yani insanoğlunun en masum hali... Yani bildiğiniz delilik... En yalansız aşk öyküleri..."

Nagihan, bir alıntı ekledi.
25 Nis 20:18 · Kitabı okuyor

Aşkın bütün halleri...Tutkunun aklımızı ele geçirmesi.Kötülüğün en güzel biçimi...Rezil olmaktan duyduğumuz haz...Kırılan umutlarımızın lezzetli kederi...Çiğnenen onurumuzun getirdiği kibir.Vicdan tutulması,bencilliğin son kertesi,yanılsamanın en derin anı...İmkansız olanın çekiciliği...Yani gönüllü kölelik...Yani insanoğlunun en masum hali...Yani bildiğinin delilik...Yani en yalansız aşk öyküleri

Aşk Köpekliktir, Ahmet ÜmitAşk Köpekliktir, Ahmet Ümit

Cemal Süreya özelinden yapılan şöyle bir tespit var: İnsan aşkı- belki de gerçek aşkı- hayatında bir kere yaşar. Diğerleri aşk değildir olamaz. Bunlar için yazılan şiirler de olsa olsa yalandır, sahtekarlıktır. Tabi tespitler buraya kadar uzamıyor, ben abarttım.

İlk önce çok özür dileyerek, eskiden yazdığım bir yazıyı eklemek istiyorum bu metne- yazım hatası vb. uğraşmadan- aşk sevgi vb. ile ilgili düşüncelerimi tekrar yazmak istemiyorum çünkü buraya:

"Ne zaman ciddi konuşmaya başlamam lazım , ne zaman sulu olmam bilmiyorum. Benim karakterimde yok böyle şeyler. Benim karakterim de yok herhalde, "living a lie"ım sadece. Ben olamadım hiç , kendimin de dediği gibi, bir iki şiirde. Bazı şeyler konuşulmadan olmaz dediler, kaçtım ben hep. Kaçınca kurtulabilirim sandım kafamın içinde olmayan şeylerden. Kafamın içindeki şeyler beni yakaladı ama sonunda, onları yaşıyordum uzun zamandır. Benim hoşuma gidiyordu kendi yarattığım şeylerle yaşamak. O şeyler de beni yaratmıştı sonunda. Birisini görürsünüz, ya da görmezsiniz . Sadece tanırsınız. Ya da tanımazsınız bile. Sadece bir şey hissedersiniz. Yukarıdakilerin hepsi oldu sanırsınız. Hatta seviyormuş sanırsınız kendinizi. Aradaki farkı ayırt etme yeteneği size verilmemiştir çünkü. İlk oluşumuzda sevilme katsayımızın minimumda tutulması gibi. Onun da aynı şeyi hissettiğini sanırsınız . Bu da sevgi döngüsünü sonsuza sokar. Sonuçta sevgi paylaştıkça büyür değil mi. Değil. Hiç bir şey büyümez azaldıkça. Biz sevmek için yaratılan türler değiliz ki. Sadece bazı şeyler oluyor belki, biz de o yaşa kadar, filmlerde, kitaplarda öyle gördüğümüz, şarkılardan ya da başkalarından öyle duyduğumuz için alan şeyi sevmek, aşık olmak sanıyoruz. Uyum , işte gerçek kelime, çok güzel. Peki birbirine uyan her iki insan böyle hissedebilir mi? Bilmiyorum ki. Ben hayatımda kaç defa birisine uydum onu bile bilmiyorum. Sevgi , bakacağım sözlüğe evet, normalde yapmam ukalayım çünkü. Copy-paste bile yapmıyorum şu an, o kadar değiştim son iki saniyede. " İnsanı bir şeye ya da bir kimseye yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu." O zaman geri alıyorum. Ben TDK'ya göre seviyorum. Ama belki bir çok şeyi seviyorum, ya da bir çok kişiyi. TDK her zaman yaptığı gibi yuvarlak konuşmuş . Kapsayıcı olmuş ayrımcı olacağı yerde. O zaman aşk'a da bakalım. Bakalım tahmin ettiğim gibi bulunamadı çıkacak mı. Çıkmaz gerçi. Mikro işlemci dersinde olsam çıkardı. Matematik hep daha güzel türkçeden. Şimdi bir şey becermeye çalışan gerçek bir sözlük yazarının döktürdüğü şeylere bakacağım. "Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi, sevda, amor" Bu da pratik bir cevap. Sevginin aşırısına aşk deniyormuş. Demek sevgi de lüfer gibi sınıflandırılabiliyor boyutlarına göre, büyüğü aşk küçüğü çinakop. Her şeyin aşırısı da zararlı zaten. Aşk da zararlı herkes biliyor. Ben aşık mıyım peki birilerine ya da bir şeylere. Nasıl anlayacağım bunu? Var mı ikeadaki gibi bir ölçüm standardı. Eskiden yaşasaydım, karşındaki insanın göz bebeğini ölçmek yeterli derdim. Ama onlar da değişti zamanla, herkes anime karakterleri gibi geziyor, ya da şişiriyor gözlerini ağlamaktan, ya da uzaklara bakmayı yeğliyor renk vermemek için ya da yok aslında öyle bir şey. Yukarıda bahsettiğim uydurmalarımdan biri sadece. Bu renk vermemeler dünyasında aşırı tepki verenler çoğunlukla kabul görmez aslında. Sahte sanılır, belki de öyleyimdir ben, sahte biri. Bilmiyorum lafını o kadar çok kullandım ki son dönemde, benim alamet-i farikam oldu galiba. Oksimorondan başka kelimeler bildiğimi de kanıtlamaya ihtiyacım vardı bir de. Yine bir şey içermeyen- kimseye bir şey ifade etmeyen boş bir yazı yazmanın sevinciyle bitirmek isterdim bu yazıyı da. Olmuyor, olmayınca olmuyor. Ben değilim ki kimse gibi, inandırmak istemiyorum hiç kimseyi hiçbir şeye. Sadece yaşamak istiyorum üzmeden insanları. Beceremiyorum ama, üzmemeyi belki biraz ama yaşamayı beceremiyorum. Oksijeni bol bölgelerde yaşayan moronlar gibi kalsam tek başıma belki daha büyük bir sevilme katsayım olabilirdi. Ama sadece aptal birisiyim embesilden hallice, yazı yazmaya ve insanları etkilemeye çalışan. Ve herkese her şey verilmiyor bu dünyada."

Aptalca bir yazı evet, eski de. Ama aşk, sevgi, şıpsevdilik, beğenme, bunlar ayrımı oldukça zor olan şeyler. Bence çoğu yok bile, ama dünya üzerinde bir çok insan inanıyorken bunlara, fazla bir şey söylemeye de hacet yok. Konu böyleyken, bir insana- Cemal Süreya'ya değil herhangi bir insana- sen aşkı hayatında bir kere tadacaksın, bir daha böyle bir şansın yok demek, bence kesinlikle saçma- normalden bakarsak da zalimce.

Şöyle düşünün efendim, gerçekten hayatınızın aşkı olduğunu düşündüğünüz birisini 18 yaşındayken bir trafik kazasına kurban verdiniz. Sizin mantığınıza göre- ki o gerçekten hayatınızın aşkıydı diye düşünüyorum ben de- ölene kadar başka birine aşık olamayacaksınız. Soylu bir davranış olmaz bu, sahtekarlık olur ya da.

Bırakın efendim, insanlar yaşasın hayatlarını özgürce, neye inanmak istiyorlarsa ona inansınlar ve onun için şiir yazsınlar. Böyle şeyler için var zaten edebiyat, güzel şeyler için. Ahlak farklı bir alemin konusu, istediğiniz kadar oralarda yaşayın- ama bir şeyi mantığınıza ters düşüyor diye idama mahkum etmeyin lütfen. O konulara girersek, en baştan beri kimse masum değil çünkü.

Yusuf Çorakcı, bir alıntı ekledi.
14 Nis 21:33 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Aşık Olan Kişi
Aşk, akıl tutulması yaratır insanda, görüşümüzü çarpıtır. Aşık olan kişi, aşık olduğu kişiyi objektif olarak değerlendiremez.

Sultanı Öldürmek, Ahmet Ümit (Sayfa 547 - Everest Yayınları (Cep Boy))Sultanı Öldürmek, Ahmet Ümit (Sayfa 547 - Everest Yayınları (Cep Boy))
Gulsen Birinci, Aşk Köpekliktir'i inceledi.
31 Mar 10:14 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Askın butun halleri.. tutkunun aklımızı ele gecirmesi kötulugun en güzel bicimi. Rezil olmaktan duydugumuz haz..vicdan tutulması, imkansız olanın cekiciligi yani gönullü kölelik.. yanı insanoglunun en masum hali.. yani bildiginiz delilik..

Aykut Küçük, bir alıntı ekledi.
30 Mar 18:41 · Kitabı okudu · 7/10 puan

'' Bu arada nişanlısıyla ilgili anlattığı hikâyede hoş bir an da var. Babası iki yıl boyunca aşk acısı nedeniyle depresyona giriyor, nişanlısı da babasıyla ilgileniyor. Adamın odasındaki pencerenin sürekli açık tutulması ama gürültüyü kaldıramadığı için, aşağıdan araba geçerken o an için kapatılması gerekiyor. Pencerenin açılıp kapanması işini nişanlısı yapıyormuş. Laurin bu hikâyeyi anlattıktan sonra şunu dedi; ''Düşünsene, bir sanat tarihçisi ne işle uğraşıyor! ''

Milena'ya Mektuplar, Franz Kafka (Sayfa 161)Milena'ya Mektuplar, Franz Kafka (Sayfa 161)

Yanlışlar Ibrettir, Örnek Değil!
Biliyorum, şu anda bu satırları okurken çoğunuz bana öfkeleniyorsunuz. Çünkü beni takip edenler ve takip ettiklerimin katıldığı konular olurken katılmayanların karşı gelenlerin kızdıkları hususlar çok daha fazla olabiliyor.
Anlamadığım ara sıra tepki vererek yorum yazdığım bana rahatsızlık veren hususları affınıza sığınarak belirtmek istedim. Eklemek isteyen okurlar olursa da memnun olacağım.
- Art arda nefes alınmaksızın paylaşılan iletiler, alıntılar
- Yapılan paylaşımlarda sadece ‘’ alıntı’’ olarak yazılması yazarının veya eserinin belirtilmemesi
- Beğeni sayısının dikkate alınarak yapılan paylaşımların sadece buna endeksli tutulması
- Okunmadan , anlamadan yapılan beğeniler
- Çirkin üsluplu hitaplar
- Sahte profil sayfaları açarak farklı amaçların güdülmesi
- Yapılmaya çalışılan gruplar (Siyasi, dini, coğrafik bölgeli vs.)
- Eleştiriye açık olunmaksızın hemen hakaret mekanizmasına geçilmesi
- Twitter,instagram ya da herhangi bir sosyal medya hesabı kullanıcısı şeklinde siteyi kullanmak
- Profil resimlerinde müstehcen unsurlar kullanmak
- Takip edeni takip ederim hoşgörüsüzlüğü
- Ergen tripleri, aşk meşk beklentileri
- Ben senin paylaşımını beğendim, sen neden benimkini beğenmedin alınganlıkları
Falanlar, filanlar....Birbirimizin kalbindeki dertleri, acıları, coşkuları , beynindeki düşünceleri fikirleri bilemeyiz. İnsan insana her dem biraz da olsa muğlaktır aslında. Ancak hissetmeye çalışır, anlamayı denersek ve saygı duyarsak , mantıklı, anlaşılır, değerli ,yararlı paylaşımlar yaparak sitede bir arada bulunmanın tadına varabiliriz.