• - "... Momone, aşk ılıdı mı ya ısıtmak gerekir ya da vazgeçmek. Aşk buzdolabında saklanmaz..."
  • 🌼
    Şimdilerde gözlerim kırk ikindi yağmuru...
    Kelimelerim gökyüzünde güneşsiz...
    Yağmurlar ilmik ilmik işliyor yanağıma...
    Yüreğim bir buzluk misali...
    Sevdan tazedir her daim...

    Senden öncesi hârdı...
    Sonrası yangın...
    Yakma beni...
    Senin yokluğuna kurban ettim şiirleri...
    Uykusuz gecelerim...
    Ve çay'ım mülteci...
    Yoksun diye;
    Yapraklar suskun...
    Deniz suskun...
    Çöl suskun...

    Bu ne çile!
    Ayrılık vuslattan,hüzün sevinçten ağır…
    Aşk… deyince duyuluyor da;
    Ah.. deyince dünya sağır…
    Ahh diyorum cann
    Ahh...

    Duy yureğimin avazını
    Seni sevmek mühim bir iş
    Seni sevmek bir mülteci direniş
    Seni sevmek
    En güzel düşe Zümrüt-ü anka olmak imiş...
  • #kitapyorumu
    #iletişimyayınları


    Herkese merabaaa 🙋 size yazarın okuduğum ilk kitabının yorumuyla geldim🙏😌.
    .
    Kitap farklı hikayelerden oluşuyor, konular genellikle toplum baskısı, namus, susuturulmuş kadınlar, özgürlüğüne düşkün hayatlar, eş cinsel olduğunu söyleyemeyen insanlar açıkçası kitapta hikaye olarak sevdiğim bir bölüm bile olmadı. Yazarın dilini yetersiz buldum. Eserin ince oluşunun yanında anlam kapalılığı okurken sıkılmama sebep oldu. Düşünmeme, hayal etmeme, konuları bağdaştırmama fırsat vermedi. Ama şöyle bir şey var ki sevdiğim kısım alıntı yapacağım kısımlar ve kitabın kapağı oldu, kapak çok hoş ama içi boş gibi geldi. Bu alıntıları okudukça güzel bir eser ortaya çıkabilirdi diye düşünüyorum; fakat öyle olmadı, benim bu kitabı sevemediğim bir gerçek. İzninizle son olarak alıntı bölümüne geçmek istiyorum. Kitapla kalın dostlar🙋


    #alıntılar
    ✍🏼 Aşk sözcüğünü keşfetmemiş olmayı yeğlerdim. Adına aşk dediğimiz şey anonimleşiyordu, herkesin anlattığıyla bir oluyordu.


    ✍🏼 Bir kadının gülmesi neşeli ya da mutlu olmasından başka her anlama gelir çünkü.


    ✍🏼 Büyüdüğümüz şehrin sokaklarını tanıyamıyorduk. Sığınamayınca dışarıda kalınca bir başka oluyordu sokak.
  • 72 syf.
    ·3 günde·9/10
    Merhabalar, keyifli kitap okumalar.

    Toplanın ebeveynler özelikle de babalar, size birkaç sözüm olacak.!

    Bu kitabın incelemesini yapmayacaktım ama anlattığı, vurguladığı çoğu konu günümüz de hala devam ediyor ve çoğu çocukları etkiliyor olmasından dolayı, çocukluk zamanıyla ilgili düşünce ve görüşlerime yer vermek istedim.
    (Bunu yapmamda ki tek neden toplumda sıkça karşımıza çıkan, utanmamız gereken bir toplum gerçeği: ‘Çocuklara şiddet eylemi!’ )


    Aile kavramı çok önemlidir. Vatan için zorlu bir görevde olmasına rağmen bize sevgisini ihmal etmeyen babama, ve beşikten başlayıp şu yaşa kadar ilgisini ve sevgisini bizlere ihmal etmeyen anneme teşekkürü borç bilirim. Hakları asla ödenmez..

    Toplumumuzda ne yazık ki gerek sanal alem gerek reel alemde çocuklara yönelik şiddet haberlerini sıkça duyar ve ne yazık ki görürüz.(Üzülürüz ilk başta, kimimiz gözyaşlarına engel olamaz, kimi derin bir of çeker, bunları yapmakla yetiniriz . Bu saydıklarım ilk başlarda yaptığımız eylemlerdi, sonrası malum sessizlik ve alışmak. )
    X kişisi, 1 yaşındaki çocuğunu hastanelik etti.
    Y kişisi, 8 yaşındaki çocuğunu yaramazlık etti diye eline hortumu alan baba gözyaşlarına boğulan çocuğunu vurmaya başladı. Vs haberler….
    Z kişisi, beş aylık bebeği öldürdürdü , savunması ise kan dondurucu : ‘Sesi rahatsızlık vericiydi.’
    Cinsel saldırıya maruz kalanları da hiç sormayın, o ayrı bir yürek, insanlık acısı...


    Bu tablonun nedenini örnekleme yaparsak, elimizde iki adet fidan var. Biri Olriç , diğeri Zeze .
    Siz, Olriç fidanınıza çok iyi baktınız. Günlük takibi alıp, suyunu , ortam sıcaklığını, nemi, toprak kalitesini ve toprak minareli zenginliği hakkında bir rapor/belge tuttunuz. Ve en önemlisi de bu işlerin hepsini sevgiyle yapmış olmanız.(Günaydın Olriç, bakalım bugün nasılsın, demir eksikliği riskin var mı ? gibi…)
    Sizce meyve verme zamanında/hasılatında, ne olur ? Karşınıza nasıl bir görüntü çıkar?
    Görüntü açık ve net aslında, Olric fidanınız sizlere lezzetli, kaliteli meyveler verir.
    Hatta bundan daha fazlasını yapar, canınız sıkkın sırtınızı Olriç’e yaslanmışsınız.
    Ve diyorsunuz ki : ‘’ Birlikte daha güzel günler göreceğiz Olric. Şimdiden uzak ülkemin kokularını duyar gibiyim.
    Olric: ‘Buzdolabı açık kaldı, ondan olacak efendimiz.’ diyerek yapmış olduğunuz bir ihmali hatırlatacaktır.( Buzdolabı kapısı açık kaldığı zaman buzluk kısmında karlanma oluşur, alın size bozulma nedeni)
    Gördüğününüz gibi zaman harcayıp, emek verdiğiniz fidanınız karşılığını fazlasıyla verdi. Ne güzel bir kare değil mi ?


    -Gelelim Zeze fidanına.-
    Fidanımızı diktik, bakım zamanında Zeze’ye sevgi vermeyi, su vermeyi ihmal ettik.
    Toprak kalitesini, sıcaklığı, nemi göz ardı ettik.
    Meyve verme zamanı geldiğinde, istediğiniz bir ürünü elde edecek misiniz ?
    Zeze sizin yüzünüzü güldürecek mi ?
    Kim bilir belki de Zeze etrafında ki ürünlere zarar verecek, diğer ürünlerin meyve vermesini kötü yönde etkileyecek.( Tabi bu zaman diliminde Portekizli bir adama denk gelmemiş olsaydı.)
    Görüyorsunuz işte meyvenin iyi ya da kötü olmasında ki , en büyük nedenlerden biri olduğumuza…
    Bu işin espriyle yoğrulmuş hali.


    Bir de işin acı karesine bakalım.
    Çocuk psikolojisi çok kırılgan bir yapıya sahiptir. Baskıcı ve itaat odaklı bu tür ebeveyn tutumunda, ana-babanın, kısıtlayıcı ve cezalandırıcı bir yol izlemesi işi daha ciddi boyuta taşıyacaktır.( bkz: psikolojisi bozulmuş bir çocuğun kendine ve ailesine olan güveni kaybetmesi gibi.)

    *Ebeveynler, çocukların mutlak itaat etmesini, istek ve emirlerini tartışmasız yerine getirmesini beklerler.
    * Çocuklarının sorunlarını onların gözünden değil de kendi gözünde değerlendirirler.
    *Meydana gelen soruna, çözüm odaklı düşünmez daha çok kendi haline bırakır.
    *Aile içerisinde çocuğuna, bak kızım/oğlum benim sözlerime bağlı olacaksın, ben bir babayım sen ise daha çocuk dediklerimi mutlaka yapacaksın, benim istediğim gibi giyineceksin, yoksa döverim! (bkz: yetersiz sosyal gelişim nedeni)
    * Çocuklarının geleceğine yönelik bir kararı olduğu zaman(eğitim, oyun) çocuklarına hiç danışmadan onların fikirlerini almadan karar vermeyi kendilerinin büyük bir söz hakkı olduğuna dair düşünüp, çocukların kararını göz ardı ederler.
    * Çocuklarının bir işi yapma esnasında, ki buna şiddetli söz, hakaret ve öfke eşliğinde eyleme geçmesini isterler.
    *Çocuklarının yaptıkları bir hatayı, dinlemeden-anlamadan, cezalandırmayı isterler.
    Ayrıca bu yaptıkları hatayı her dk hatırlatıp, küfürler, hakaretler ve tehditler yağdırarak, ders alması gerektiğini düşünürler(bkz Nevroz nedeni)
    Tüm bu maddeler sonucunda çocuklar yapacakları tek şeyin, boyun eğme ve pasif bir kişilikle hareket etmeyi öğrenirler. (Neden çocukları kafeste tutuyoruz ki ?)
    Hele ki otoriter baba/ annenin yaptıkları da bir başka saçmalık.
    Çocuklarına karşı soğuk,baskıcı, şiddetli bir tavırla yaklaşırlar. Çocuklarını değersiz, yük olarak görürler.
    Bir de çocuk karne de kötü not getirmişse….(Bunu artık siz tahmin edin.)
    Bakınız efendim çocuklara bu tutum sergilemekle, iş sonuca varmaz, daha kötüye gider.(bkz: stres, kendini kontrol edememe, anksiyete ….)
    Onları dinleyelim, onları anlayalım, kendi gözümüzle değil, onların gözüyle empati kurarak çözüm odaklı olalım.

    Bir ebeveynin yapacağı en önemli tutum da, çocuğuyla göz teması kurmaktır.
    Ayrıca çocuğuna şiddet gösteriyorsa mutlaka bir psikiyatriye görünmesi lazım.(Neden kendimi kontrol edemeyip, çocuğumu dövüyorum ki ? )
    Gelin, zamanında çocuklarınıza sevgi ve şefkat gösterin, onları bu duyguda mahrum etmeyin. Çünkü aile sevgisi ve terbiyesi çok önemlidir.
    Çocuklarınıza zaman verin, onları sosyal ve psikolojik yönden destekleyin.
    Bu tutumu çocuğunuza çok görürseniz, iller de çocuğunuz bilinç altı yerleşkesi nedeniyle başkasına zorla sahiplenme gibi kötü alışkanlıklar kazanmasına neden olacaksınız.(bkz: hırsızlık, tecavüz)
    Daha geç olmadan çocuklarınıza sarılın !

    İşte Kafka da bu olaylara değiniyor.
    Gelelim kitap konusuna,
    Şahsen Kafka’nın aşk konusunda ki tutumunu hiç samimi görmezdim.
    Bana göre o sırf, ilham kaynağı olduğu için mektuplar yazardı. Kendisini daha iyi hissettiği için kısacası..
    Efendim bu yargım bazı nedenler eşliğinde oluştu. Örneğin, daha önce Felice için ölen Kafka bir süre dolmadan hemen Juliye için ölürdü. Başka bir zaman da önce Milena için ölecek,',aşkı söndükten sonra da Dora için ölecek ! ( Ne çok öldün, aşkı yaşamak için !  )
    Değerli bir arkadaşıma Kafka’nın bu aşk serüveninden dolayı takılırdım. Bazen fena şekilde dalga geçtiğim de doğrudur.
    O ise bir Kafka taraftarıı !! Sonuç itibariyle beni bu kitaba yönlendirdi.
    Al , oku bak Kafka nasıl bir babayla yaşamış demesine sanırım şimdi hak veriyorum.
    Franz Kafka , babası Hemann Kafka' ya mektuplar yazar. Nasıl bir dönemeçten geçtiğini tek tek dile getiriyor.
    Biyografik özellik taşıyan bu eser Kafka’nın, ağırlığı(kısaca şiddeti) altında ezildiği, babasına yanıtlarıdır.
    Aslında bu kitapla Kafka’nın iç dünyasını daha iyi anlamamıza sağlıyor.
    Kafka, eserlerinde suç, özgürlük, yabancılaşma, sorumluluk ve otoriteye bireysel karşı koyma temalarını işlemiştir.
    Babasının hakaretleri, tehditleri karşısında nasıl itaatkar, zayıf, ürkek ve kararsız bir çocuk hatta gençlik yaşadığını dile getiriyor.
    Felice ile iki kez nişanlanıp, ikiz kez nişanı bozmasında ki tek nedeni babası olduğunu belirtir.

    Yani kısaca, çocukluğu, gençliği, aşk hayatı ve kararları hep babasının sert mizacından dolayı bir hüsrana uğradığını vurgulamakta.
    Siz de Kafka’nın nasıl bir hayat yaşadığını, babasını, kardeşini ve aşk serüvenini daha yakından tanımak istiyorsanız kesinlikle okuyun derim.
    İncelemenin sonuna doğru gelirken çocuk sevgisi üzerine güzel bir hadiseye yer vermek istiyorum.

    Enes bin Mâlik anlatıyor:
    "Bir defasında Peygamber Efendimiz (asm) secdede iken Hasan ve Hüseyin geldiler, sırtına çıktılar. İninceye kadar Peygamberimiz (asm) secdeyi uzattı. Oradakiler sordu:
    "Yâ Resulallah, secdeyi uzatmış olmadınız mı?" Peygamber Efendimiz (asm) buyurdular ki:
    "Oğlum sırtıma çıkınca acele etmekten çekindim." (Heysemî, IX/181)

    Sevgilerimle.