• Bu kitapla ilgili ilk söylemek istediğim şu ;
    Yk yayınları nasıl ki Kuyucaklı Yusufu en romantik karakter olarak nitelendirmiş bende bu hevesle kitabı okuyup şaşmıştım hatta şaşırmıştım yüklemi hafif kalır düpedüz bozulmuştum.
    İşte Aragon'un "dünyanın en güzel aşk hikayesi" gibi iddialı bir cümleyi söylemesi üzerine az çok şüpheyle yaklaşsam bile benim dünyaya yeni bir gözle bakmama sebep olacak bu kitabı hevesle okumaya başladım.

    Buradan sonrasını kitabı okumadıysanız okumamanızı tavsiye ederim ;

    Ben önce Daryan ile başlamak istiyorum.
    Daryan, - Cemile hikayesini anlatan- Seyit 'in ailesinin avılına bir zaman gelmiş askerden yaralı olarak dönen öksüz bir delikanlıdır.
    Sessizliği, ciddiyeti, herkesin belirgin bir saygı ya da ciddiyetle yaklaştığı karakteri, gizemli halleri benim karakter olarak çok hoşuma gitti. Çünkü bu tarz karakterleri severim. Onun sessizce içinde yaşadığı aşkı sevdim. İçinde yaşadığı sürece.


    Sadık; benim asla içime sindiremediğim bir karakterdi. Cemile ile evlenmesi ona karşı kaybettiği bir yarış sebebiyle ya da sevmesi sebebiyleydi. Bu iki ihtimalden ben hep ilki üzerinde durdum. Yazdığı mektuplar sonunda sadece bir cümle ile selam gönderdiği karısına tüm gelenekleri bir kenara bırakıp herkesi şok etmesine sebep olsa dahi özel bir mektupla sevgisini anlatsa idi ben onun severek evlendiği fikrine bağlanabilirdim. Hatta bu fikre içim o kadar ısınırdı ki Sadık'a karşı duyacağım sempati yüzünden Aragon'un bahsettiği o en güzel aşk hikayesini Sadık'ın içinde arardım. Fakat değildi, çekip giden karısını değil herhangi bir kadını bile en aşağı erkekten aşağı görecek sığ zihniyette bir adamdı nefret ettim. Fakat bu nefret bile Cemile'ye olan tutumumu değiştirmedi. Günümüz dizilerinin aldatılma hikayelerinde hep bir şeye rastlarım kocası ilgisiz, kocası düşüncesiz, kocası vesaire olan kadınların kendilerine pekala güzel davranan adamlara gönül bağı kurmaları ve bizim aldatmaya sempati duymaya başlamamız...

    Cemile'den devam edeyim, bir türlü bir yere koyamadığım bir karakterdi benim için. Çalışkan, dobra, zeki ve neşeli birde üstüne çok güzel. Ama hikayenin sonunu sezmiş olmamdan sanırım ben Cemile'ye okuduğum süre boyunca hep önyargılı yaklaştım.
    Seyit'in yengesi olduğunu okuduğum andan beri Cemile benim için o kadar "Evliydi" ki birkaç yerde "Cemile evli bir kadınsın sen" kısmı aklıma geldi ve ben bu dürtüyle Daryan ile aralarında geçen o konuşmalarda o romantizmi alamadım.
    Yine de Seyit'in dediği gibi düşünceler içime saplanır saplanmaz söküp atıp okumaya devam ettim.

    Vardığım sonuç şu oldu Sadık bana kalırsa Cemile gibi birisini haketmezdi. Hatta altın saçlı olsa bile aşağı diye tanımlayan bir erkek hiçbir kadını haketmezdi.
    Ama benim kutsalım şudur ki evlilik asla bir ihaneti haketmeyecek kadar derin ve muazzam bir olaydır. Ben ihaneti pek sindiremedim.
    Cemile aşkını kalbine gömüp evinde otursun demem! Ama Sadık döndüğünde ayrılmak istese 'az çok ayrılığın çok çok çok zor olduğunu tahmin etsem bile' ondan ayrılmalı Daryan'a öyle gitmeliydi belki. Konu aşk için savaşmaksa, aşk için her şeyi göze almaksa mevzu, belki Cemile'den bu savaşa girmeyi kabul edecek cesareti beklerdim. Onun o korkusuz hareketlerine dobra karakterine belki bunu yakıştırırdım. Fakat nedense bu fikir bana bir ütopyada bahsetmiştim gibi hissettirdi.


    Ben Aragon'un bulduğu o en güzel aşkı bulamadım kitapta, çok iyi betimlenmiş karakterler, çarpıcı şekilde işlenmiş bir konu, bir solukta okunacak bir hikaye ve yazara hakkını verecek bir anlatım buldum fakat en güzel aşkı bulamadım. Bende Aragon gibi, daha evvel bildiğim karakterler gözümden düşsün istedim Darcy'i Daryan'la unutmayı derinden istedim. Feride gibi çarpıcı bir karakteri benimsemeyi bekledim. Fakat beceremedim. Bunun yanında okunmaya, vakit ayırmaya, üzerine düşünmeye değer bir kitap olduğunu da söylemeden geçemem.
  • Aşk'ın tanımı konusunda aşkın bir çaba var, herkesin dilinde. Aşk şudur, aşk budur, aşk şöyledir, aşk böyledir vesaire. Sözlük anlamı, yoğun sevgi. Ancak bu tanım asla aşk kavramını karşılayabilecek kudrette olmayan bir tanımdır. Aşk kelimelerle ifade edilebilecek, herhangi bir şeyle ölçülebilecek bir kavram değildir. Aşk'ın, yaşamın ta kendisi olduğunu anlatıyor Aşkname kitabı. Öyle nahif, öyle içten. İçinde hikâyeler barındıran bu eserde Osmanlı Dönemi'ndeki aşk hikâyeleri anlatılıyor. Hem de Divan Edebiyatı tadında... Şair Nigar Hanım'ın aşkıyla başlıyor. Nigar Hanım ki Divan Edebiyatı'nın en önemli kadın şairi. Nazan Bekiroğlu'nun doktoradaki araştırma konusu. Şair Nigar Hanım aşkının alevine dayanamayınca yürek yakıcı kelimelerle enfes bir şiir kaleme alır ki bu dahi aşkın ne yüce bir kavram olduğunu harf harf haykırır:
    "Feryâd ki feryâdıma imdâd edecek yok
    Efsûs ki gamdan beni âzâd edecek yok
    Te'sir-i muhabbetle yıkılmış müteellim
    Virane dili bir dahi âbâd edecek yok
    Yâ Râb ne için zâr-ı Nigârı şu cihanda
    Nâşâd edecek çoksa da dil-şâd edecek yok"
    Aşk'a susamış gönüllerin mutlaka hissede hissede okuması gereken bir eser.
  • Dostoyevski’nin okuduğum ikinci eseri. İnsancıklar kitabında yazarın karamsar ve gerçekçi bir tarzı olduğunu görmüştüm. Bu kitapta da böyle devam etti. Eğer “Ben hayatın sıkıcılığı içinde sürüklenip giderken beni heyecanlandıracak, farklı hayaller kurduracak bir kitap arıyorum öyle depresif şeylere gelemem” diyorsanız hiç bulaşmayın. Eğer böyle değil de benim gibi realist bir insansanız Dostoyevski favori yazarınız olabilir. İnsanları çözümleyişi başka, bunları kağıda aktarışı bir başka, sizde uyandırdıkları çok başka bir yazar. Okuyun okutun. (Aman diyim toz pembe aşk romanları okuyan arkadaşlarınıza okutmayın, gerçekler onlara ağır gelirse hayata küsebilirler.) Romanın konusuna gelecek olursak, basite indirgeyerek şöyle anlatabilirim. Bir adam var, bir gün işten çıkarken kendine tıpatıp benzeyen biriyle karşılaşıyor ve bu kişi resmen adamın hayatını başına yıkıyor. Arkadaşlarını çalıyor, işinden ediyor vesaire... Okuduğunuzda anlayacaksınız zaten bu kitapta önemli olanın konu değil, insan doğasını derin bir şekilde işleyişi olduğunu. Okuyalı uzun süre olmasaydı oturup uzuuun uzun yazabilirdim bu kitap hakkında. İyi okumalar.
  • Bir kitabı bir kenara bıraktığınız gibi hayatı bir kenara bırakamıyorsunuz.
  • “Seni hâlâ anlıyor değilim.” Daha doğrusu, anlıyor, ama anlamak istemiyordum.
  • Hasta olan insanlara üzülüyorum. Kendi kabahatleri olmadan yoksul düşen insanlara üzülüyorum. Yaşamlarından kendilerini öldürecek derecede nefret eden insanlara üzülüyorum. Kendileri için üzülen insanlara, kendilerinden fazlasıyla memnun insanlara, problemlerini abartan insanlara, zamanınızı ve kendi zamanlarını boşa harcayan insanlara, haftalar boyunca içtikleri çorbanın içine gözyaşı dökmekten başka bir şey yapmamanın bu arada yapılabilecek her şeyden daha ilginç olduğunu düşünen insanlara ise üzülmüyorum.
  • Bir kadın öpülmeyi istemiyorsa yeterince yakınlaşmamayı bilir.