• Dediler ki Yaşar Kemal İnce Memed diye roman yazmış, bir destan yazmış demeleri gerekiyordu oysaki.

    İnce Memed Türkiye’de meşru olanla gayri meşru olan arasındaki en net çizgidir.

    Bu kadar büyük bir destanı yazacak İnce Memed’in, tek başına bile olsa ağalık sistemine meydan okuyacak bir adamın çok bilgili olması gerektiğini söylüyor bize üstad.
    Bireysel güdülerini, bireysel dürtülerini, sadece sevdiğini kaçırmak için, annesini kurtarmak için yapılan bir isyan değil. Evet böyle başlar, ama diyor ki bize Yaşar Kemal; böyle başlarsan sadece eşkiya olursun. Ama dünyayı sorgularsan, hayatı sorgularsan, aşkı sorgularsan İnce Memed olursun.

    Korku!
    Korkuyla yüzleşmek!
    Korkunun üzerine gitmek!
    İnce Memed Abdi ağadan korktuğu için kaçıyor ve İnce Memed oluyor.
    Memed kaçıp eşkiya olduğu için Abdi ağa korkuyor.
    Burada muhteşem bir imgesi var üstadın, yani eğer Abdi ağa vicdan muhakemesi yapıp “ben ne yapıyorum, ben kötü bir insan mıyım?” dedirtirse arabesk bir dram olurdu. Abdi ağa korkuyor, abartılı bir şekilde korktuğunu yansıtıyor, kabuslar görüyor. Yani bize diyor ki; Abdi ağa ne kadar kötü olduğunun farkında…

    Kitap Anadolu’nun iki bin sayfaya sığdırılmış en büyük resmidir. Nazım’ın “ O topraktan öğrenip kitapsız bilendir” dediği, bugün maalesef göremediğimiz o bilge anadolu insanlarını, Anacık Sultan’dan, Hürü Ana’dan bahsederken bu kitabın zihninizi ve ruhunuzu nasıl sardığını iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

    Ve dört kitabın hiç bir incelemesinde bahsetmediğim “at” İnce Memed’in katlı atı.
    Öyle bir at ki sizinle değil, ağzını açmadan tek kelime söylemeden bilinçaltınızla konuşuyor.
    Bizim gibi zihinsel anlamda melankolik olanlar, umutsuzluk anlamında söylemiyorum.
    Yaşamdan, toplumdan biraz dargın, biraz umutsuz, biraz umutlu olan. Dünyaya genelde sol’dan bakan yani “öbürleri” olan insanlar okurken her şeyi kişileştiriyoruz. Toplumla yaptığımız kimlik kavgalarını romandaki karaktere yansıtıyoruz. Kişileştiriyoruz. O kahramanları sen’lere bölmeyi öğrenmek lazım, ben’lere bölmeyi öğrenmek lazım. İçindeki ben’lerine huylarına atfetmek gerekiyor. O at SENSİN…

    O at dışarda beğendiğin birini gırtlağından tutup sevmeye çalışmanı engelleyecek kalp atışı.
    O at bütün güzelliğini, bütün benliğini bırakıp ana avrat söven içindeki canavar.
    O at sana toplumun normlarını beyninden silip zihninde özgürce dilediğini yapmanı sağlıyor.
    O at koşuyor hiç durmadan, gece gündüz koşuyor. Koşuyor koşuyor koşuyor.
    Kimin yakalayacağı ve o at’ın nerede duracağı belli değil…
    Sana çok büyük bir günahta işletebilir, orada durabilir, orada nefesi kesilebilir o at!

    O at koşuyor, o at kaçıyor, o at kovalıyor ama kitabın tek bir yerinde bile o atın nasıl beslendiğini, ihtiyaçlarını nasıl karşıladığını yazmıyor. Nasıl beslendiğine sen karar vereceksin o atın.
    Atın ne yiyeceğine, ne yerse daha düzgün koşacağına, daha çok direneceğine.

    Senin içinde aslında düşünmeyen bir kişi var. O kişi bekleye dursun, sen düşünüyorsun, inanıyorsun, özlüyorsun ve düşündüklerine göre özlediklerine göre kavradıklarına göre içindeki o kişiye, hani düşünmeyen, kuralsız hareket eden güdülerinle ona veri gönderiyorsun. Senin düşündüklerini o yiyor.
    Sen düşündüğün için o düşünmediklerini yapmıyor. Sen düşüne bildiğin için o kişi ahlaksızlık yapmıyor, ya da sen düşünebildiğin için o kişi cesaret edip büyük bir işe kalkışmıyor. Sen düşünerek onu dengelemeye çalışıyorsun ama o koşuyor, koşuyor…

    O at Yaşar Kemal’in kendini dizginleme hali.
    O at Yaşar Kemal’in gizlediği bir alışkanlığı.
    O at Yaşar Kemal’in yazıp yayınlamaya cesaret edemediği bir kitap.
    O at Yaşar Kemal’in ben bu dörtlemeyi bitirecem dediği büyük düş!

    Belki ata dair imgesel bir yorum bekliyordunuz? İşte bu o atın kalbini kırar.
    At hiç bir zaman bir kişi olmadı, at beni kişileştirmeyin diye koşuyor zaten.
    Beni sadece Memed’in atı olarak görmeyin diyor.

    Yaşar Kemal o ata bindi, at dedi ki; Yaşar gel, yoğun bir kitap yazdın sen çok yoruldun gel bin.
    Ve Yaşar Kemal 91 yaşına kadar o atın sırtında yaşadı.


    Tüm kitaplar için tek tek incelemeler:

    İnce Memed 1

    Ben nasıl anlatayım şimdi şahin gibi İnce Memedi, Nasıl başlayayım yedi canlı Abdi ağaya.
    Başlasam bile hanginiz inanır iki gündür sefalet içinde bir köyde yaşadığımı.
    Buğday tanelerini öğütüp aç karnımı doyurdum, aşkımdan deliye döndüm, sevdiğimi kaçırdım kör kurşunlara canımı veriyordum az kalsın.
    Yağmur öyle bir ıslattı ki bizi dağ başlarında, elbiselerime değil derimin altına işlemişti o sular. Adaletten mi söz ediyorsunuz siz! Dostluğun ne demek olduğunu mu biliyorsunuz! Sakın aşk hakkında bişey bildiğinizi iddia etmeyin sakın.
    Ben iki gündür öldüm öldüm dirildim. Bu topraklarda yazılmış, memleketimin insanını anlatan bu kitabı şu zamana kadar okumadığım için kendimden utandım. Ne büyük bir hazine varmış memleketimde yazılan. Beni, insanımı anlatan. Bırakacam işi gücü, tatili. Gezmiyordum zaten iyice eve kapatacam kendimi. Bu dört seriden oluşan kitabı bitirmem lazım benim. Ey İnce Memed! hoş geldin dünyama.


    İnce Memed 2

    Heeyyyy yavrum hey! 
    Abdi gider Hamza gelir. Abdi gider Hamza gelir. Abdi gider Hamza gelir.
    İyi ki diyorum; İnce Memed’i yeni keşfettim. Yoksa 14 sene nasıl beklerdim bu ikinci kitabı.
    Çok korktum ikinci kitap ilk kitabın tadını vermeyecek diye ama yok arkadaş, ilk sayfadan son sayfaya kadar soluksuz okuyorsunuz Memed’i. Betimlemeler o kadar muhteşem ki bazı yerleri iki defa okumak istiyorsunuz. Lafı hiç uzatmayacağım. Büyük bir eksikliktir İnce Memedi okumamak.


    İnce Memed 3

    Bittiii bitiii bu da bitti. Ne yapacam ben sadece bir kitap kaldı! 2 Gündür ne film izledim ne müzik dinledim ne bizimkileri aradım.
    Sabah on gibi başladım gece gözlerim yorulana kadar! Odamda, kütüphanede, gölette, dağda, bayırda gezip bu kitabı okudum. Ben sanki İnce Memed 1’i okumadım, ben sanki İnce Memed 2’yi okumadım. Ben sanki İnce Memedle ilk defa tanıştım o lezzeti ilk defa tattım. Hiç bir zaman kendini tekrar etmedi kitap.
    Olaylar, insanlar, Yaşar Kemal’in o muazzam betimlemeleri. On beş yıl kendini odaya kapattında yemedin içmedin ben nasıl bir destan yazarım mı? dedin be adam! İnsanlar bu kitabı, İnce Memedi okumadıysa ben kitap okudum demesin. Ölmeden önce yapılacak listesine ekleyin İnce Memed’i. Yarın sabah kalktığımda ilk iş dördüncü kitaba başlamak olacak.
    Altı gündür bana bu eşsiz hazzı yaşattığın için teşekkürler Yaşar Kemal!



    İnce Memed 4

    Serinin son kitabı, okurken bitmesin diye boğazınızın düğüm düğüm olacağı son kitap. Aşık olunası Memed’in okuyacağınız son satırları. Serinin her kitabına iki gün ayırıp bitirmiştim. Son kitap bitmesin diye okuyup okuyup hayaller kurdum soluklandım. Okumasam bile okula giderken yürüyüşe çıkarken yanımda gezdirdim İnce Memed’i. Üç gün hüzünle dolaştım. Bir dostumu, hatta kendimden bir parçayı bırakmak istemiyordum kütüphanenin tozlu raflarına. Yüreğim buruk, içim çok daha kötüydü. Lezzetini hiç mi yitirmez, heyecanına hiç mi alıştırmaz. Memed, Memed diye şu satırları sayfalar dolusu yazarım da büyüsü, aşkı kalbimde kalsın. Ancak okuyanlar görsün onu. Alın okuyun ama unutmayın ki kitap bitince asla ölmeyecek bir dostun hatıraları ile baş başa kalacaksınız.
  • Daha yalnız olabilirdim,
    yalnızlık olmasa.
  • Hayat hayattır sadece! Ölüm sadece ölümdür!
  • Suç ve Ceza

    Dostoyevski Suç ve Ceza'da, hakikaten iltifata tabii bir kişilik analizi yapmış. Özellikle başkahraman Raskolnikov'un ve diğer karakterlerin koşullar karşısında değişen ruh hallerini bize ustalıkla tasvir etmiş, tabii ki, okurken tüm bu psikolojik analizlere insanın hayran kalmaması mümkün değil. Diğer yandan kitapta, okuyucuyu, sadece olay örgüsüyle ve tasvirlerin estetiğiyle yetinemeyecek okuyucuyu üzerine saatlerce düşündürecek, araştırma yaptıracak sorularla doldurmaktadır. Okuyucuyu; suçun ne olduğunu, toplumlardan topluma, kişilerden kişilere, zamandan zamana, geleneksel ahlaktan geleneksel ahlaka suçun anlamının değişip değişmeyeceğini, ahlaki kuralları sorgulatacak kadar ileriye götürmektedir. Ben diğer kitaplarında olduğu gibi, Suç ve Ceza'da da inanın ki, hem tasvirleri olsun, hem olay örgüsü olsun, hem kişilik analizleri olsun, hem de bazı ahlaki kavramlar üzerine uzun uzun düşündürücü niteliği olsun, ustamıza bir kez daha şapka çıkartıyorum. Önceki kitaplarında olduğu gibi Suç ve Ceza'da da, yine ezilen insanların, yoksullukların, bataklıkların, kararmış hayatların, derin derin acıların örneklerini bolca görebiliyorsunuz.

    Kısacık kitabı özetlemem gerekirse:

    Romanın başkahramanı Raskolnikov,hukuk fakültesinden ayrılmış, içine kapanık, kalabalıkları sevmeyen, kimle olursa olsun karşılaşmaktan kaçınan, herkesten kopmuş; üzerindeki yırtık pırtık kıyafetlerle sokakta dolaşacak, odasının kirasını ödeyemeyecek, günlerdir ağzına tek lokma koyamayacak kadar fakir; kiraladığı dolabı andıran, basık rezil bir odada derin bir iç sıkıntısıyla düşüncelere gömülerek yaşayan, giderek psikolojisi daha da dibe vuran,özünde yardımsever ve duyarlı genç bir öğrencidir. Raskolnikov aylardır tüm ezici koşullarının verdiği hastalıklı ruh halleriyle daracık odasında boğuşmaktadır. Ve tüm bu süreç içerisinde; sadece çoğalmak ve geçerli yasaları korumak için yaşayan sıradanlar, boyun eğenler,köle ruhlular ve yeni bir söz söyleyebilmek için yasaları çiğneyebilecekler, yüce ve soylu ülkülerinin gerçekleşmesi için kan dökebilecekler, yasa koyucular şeklinde insanları ikiye ayıran bi teori oluşturmuştur. Bu teoriye göre de, ülkülerinin gerçekleşmesi için kan dökmek gibi önünde duran her türlü engeli kaldırmak konusunda olağanüstü insanlar kendilerince haklıdır ve bu onlara göre suç değildir. Sözgelimi, zamanında boğazlanarak öldürülmüş kimi dehaların, başka bir zamanda heykelleri dikilmiştir. Kahramanımız öğrenimini tamamlamak, yoksul ailesine yük olmamak ve onlara bulundukları ezici koşullardan kurtarmak, insanlığa yarar sağlayabilmek gibi soylu, yüce amaçlar taşıyordur. Ancak, bu amaçları gerçekleştirebilmesi için bir miktar paraya ihtiyacı vardır. Ailesinden yadigar bazı eşyaları; faizle rehin alan tefeci bir kocakarıya satmaktadır. Bu tefeci kocakarı da, kitabın tanımladığı üzere, hastalıklı, kötü, sürekli kız kardeşine eziyet eden, neden yaşadığını kendisi de bilmeyen, yoksulları soyan, kimseye yararı dokunmadığı gibi zararlı olan, sermayesini de öldükten sonra manastıra bağışalayacak, zaten kendiliğinden geberip gidecek aşağılık bir bittir. Öte yandan, sokaklar destek göremediği için yok olup giden, insanlığa yarar sağlayabilecek yoksullarla, yoksulluklarla doludur. Bu yaşamasıyla sadece diğerlerine eziyet eden aşağılık kocakarıyı öldürüp paralarını insanlığın faydası için kullanmak doğrusu akıllıcadır. Raskolnikov da, bir aydır bu tefeci kadını nasıl halledebileceğini düşünmekte, onu öldürmeyi aşağılık bulmakla beraber kendisini bu amaçtan alıkoyamamaktadır. Nihayet bir gün paltosununa içine diktiği ilmikten çıkardığı baltayla kocakarıyı öldürür ve bir takım mücevherler çalıp kaçar. Kocakarıyı eli ayağına dolanarak soymuştur ama kendisini bundan sonra altüst edecek, halisünasyonlarla, kabuslarla, titreme nöbetleriyle dolu hastalıklı zor bir hayat beklemektedir. İster istemez pişmanlık nöbetleri geçirip suçunu itiraf etmek zorunda kalır; çünkü hristiyan ahlakıyla büyümüş masum kişiliğini öldürmüştür, kendini öldürmüştür. Dolayısıyla da teorisine göre kendini bir bit saymış, sıradan insan olarak görmüştür.

    Alıntılarım(Alıtnıları toparlayıp bilgisayara geçirmek uzun sürdüğü için sayfalardan bulabildiklerim):

    "Her şey insanoğlunun elindedir ama yine de sırf korkaklığı yüzünden her fırsatı elinden kaçırıyor... Bu artık bilinen bir gerçek... Acaba insanlar en çok neden korkarlar? Doğrusu ilginç bir soru. İnsanlar en çok atacakları yeni adımdan, söyleyecekleri yeni sözden kısacası alışkanlıklarını terk etmekten korkarlar..."

    "Her şeyi anlıyorum ve bu beni öldürecek..."

    "İnsanın zihni neyle meşgulse rüyasında onu görür. Hele içimiz rahat olmadı mı gerçeğe ne kadar da uyar rüyalarımız!"

    "Konuşmak istediler ama, konuşamadılar... Gözleri yaşlıydı, ikisi de solgun, ikisi de bitkindi; ama bu hastalıklı, solgun yüzlerde, daha şimdiden yenilenmiş bir geleceğin, yeni bir yaşam için dirilmenin şafağı parlamaktaydı. Aşk onları diriltmiş, birinin yüreği ötekinin yüreğine tükenmez bir hayat kaynağı olmuştu."

    "İnsanlar basit ve üstün olarak ikiye ayrılırlar. Basit olanlar, yalnızca insan cinsini üretmeye yarayanlardır, diğerleri de yeni bir şey söyleyebilmek isteğiyle doğmuş, üstün insanlardır. Toplum muhafazakarlık görevini yerine getirmek için çok kez bu insanları asıp kesiyor ya da her türlü hareket imkanından mahrum ediyor. Ama yine aynı toplum, bir nesil sonra bu astığı insanların anıtını dikip, onlara tapıyor… İlk bölüm şimdinin adamıyken, ikinci bölüm hep geleceğin adamıdır. Birinciler dünyayı korur ve nüfusu çoğaltırlar. İkincilerse onu hareket ettirir ve asıl amacına doğru yürütürler."

    "Sonra herkesin akıllı olmasını beklemenin çok uzun süreceğini anladım, Sonya. Bir de insanların değişmeyeceğini, onları değiştirebilecek kimsenin bulunmadığını ve bunun için çaba göstermeye değmeyeceğini."

    "Öyle bir sınıra gelirsin ki, onu aşamazsan, mutsuz olursun, o sınırı aşarsan, belki o zaman daha da mutsuz olursun!""

    "Ancak büyük insanlar büyük acılara katlanabilirler."

    "Ne demektir şapka? Ben gidip bir şapkayı satın alabilirim, değil mi? Ama, ya şapkanın altında duran şeyi? İşte onu hiçbir yerden satın alamam!"

    "Ben kaftanımı yarıya bölüp komşuma versem, ikimiz birden yarı çıplak kalırız... Bilim ne diyor: Dünyada herkesten çok kendini sev çünkü dünyada herşey kişisel çıkara dayanır. Eğer bir tek kendini seversen , işini gerektiğince yaparsın, kaftanın da bölünmeden bütünüyle senin üzerinde kalır. Ekonomi bu bilimsel gerçeğe şunu ekliyor: Toplumda ne kadar insanın işleri yolund aolursa, diğer bir deyişle kaftanlar ne kadar bütün kalırsatoplumun temelleri de o kadar sağlam ve genel gidiş o kadar yolunda olur. Böylece ne oluyor. Yalnız kendim için kazanmakla herkes için de kazanmış oluyorum...""(Kapitalist Ahlak)

    "“Hepiniz birer gevezeden ve farfaracıdan başka bir şey değilsiniz! Küçücük bir acınız olsa, on paralık yumurtası için ortalığı birbirine katan tavuklara dönersiniz! Üstelik burada bile başka yazarların düşüncelerini çalansınız! Ruhlarınızda bağımsız bir yaşamdan iz bile yok! İspermeçten yapılmış yaratıklar! Damarlarınızda da kan yerine serum dolaşıyor! Hiçbirinize inanmıyorum! İlk işiniz, ne pahasına olursa olsun insana benzememektir.”"(razumihin)

    ""Kapılarını kilitlemelerini gerektirecek bir şeyleri olmayan insanlar ne mutludurlar, değil mi?"

    "Estetik kaygısı, güçsüzlüğün en önemli belirtisidir!.."

    "Dünyada açık yüreklilikten daha zor ve övmeden daha kolay bir şey yoktur. Açık yüreklilik gösterirken içten olmak zorundasınız daima, ama birini överken içten olmadığınız fark edilse dahi yine de kulağa hoş gelir, zevkle dinlenir. Övgü sözlerinin en azından yarısı, övülene gerçek gibi gelir ve toplumun her sınıfından insanlar için bu değişmez. Överek, her kızı baştan çıkarabilirsiniz, namus simgesi olarak nitelendirebileceğiniz birini bile."

    "İnsanlar ne tuhaf varlıklar! Kimse, içinden mucize olduğuna inansa bile bunu itiraf etmez! Siz bile tesadüftür diyorsunuz! Kendilerine ait düşüncelere sahip olmak onları müthiş korkutuyor!"

    "İnsan boğulmamak için nasıl da saman çöpüne bile sarılabiliyor!"

    ''Ağlayan birine ağlaması için ortada bir neden bulunmadığını mantık yoluyla anlatır ve kanıtlarsanız, artık ağlamaz... Öyle değil mi ?
    O zaman yaşamak çok kolay olurdu., dedi Raskolnikov."

    "Böylesine çok sevilmek, ona tuhaf bir acı vermişti. Gerçekten de çok tuhaf, korkunç bir duyguydu bu."

    "O zaman şunu anladım, Sonya. İktidar, ancak eğilip onu almak cesaretini gösterenlere verilir."

    "Neden böyle aptalım ben? Madem başkaları aptal ve ben onların kesinlikle aptal olduklarını biliyorum, öyleyse neden onlardan daha akıllı olmak istemiyorum? Sonra şunu anladım ki Sonya, herkesin akıllı olmasını beklemek çok uzun sürecek...Bir de, bunun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini, insanların değişmeyeceğini, onları değiştirebilecek kimsenin bulunmadığını ve bunun için çaba göstermeye değmeyeceğini! Ya, böyle işte. Akılca ve ruhça kim sağlam ve güçlüyse, insanlara o hükmedecek, bunu biliyorum. Bunu biliyorum artık! Kim daha yürekliyse, ataksa haklı olan da odur. Aldırmazlıkta en ileri gidenler, yasa koruyucu olurlar. Herkesten daha atak olan, herkesten daha haklıdır! Bugüne kadar böyle gelmiş bu, bundan sonra da böyle gidecek! Bu gerçeğin farkında olmayan kördür!"

    "Bir tek şey için çağırdım seni ve bir tek şey için geldim buraya, beni bırakmaman için. Beni bırakmayacaksın değil mi Sonya?"

    "Ben bir düşünceyi, yani tohumu ekerim.. Bu tohumdan, bir gerçek filizlenir."

    "Oysa herkesin, mesela kadınların, konuşacak çok şeyi vardır. Yine sosyeteden insanlar, salon adamları her zaman konuşacak bir şey bulurlar, bizim gibi orta hallilere , yani düşünen, aydın kişilere gelince; nedense hep utanırız, bir türlü konuşamayız. İlgi alanlarımız mı farklı, yoksa birbirimizi aldatamayacak kadar dürüst müyüz?"

    "Ne mi yapılmalı? Atılması gereken her şeyi kesip atacaksın. Sonsuza kadar. Hepsi bu. Böylece acılara göğüs germeyi de peşinen kabul edeceksin. Ne? Hala anlamıyor musun? Sonra anlarsın. İnsana her şeyden evvel özgürlük ve güç gereklidir."

    "Ben senin önünde değil, insanlığın çektiği bütün acıların önünde diz çöktüm."

    "Bazı hareketler vardır ki, insan ne kadar isterse istesin, unutması imkansızdır. Her şeyin bir sınırı vardır ve bu sınır bir kere aşıldı mı, artık geriye dönüş yoktur."

    "Pyotr Petroviç, toplum içinde nazik görünen, özellikle de nazik olma iddiasında olan insanlardandı. Böyleleri bulundukları ortamlarda, kendilerine uygun olmayan en küçük bir olayda, ellerindeki bütün kozları kaybeder ve ortamı şenlendiren bir insan olmaktan çıkıp, boş bir un çuvalına dönerler."

    "Ne mi yapılmalı? Atılması gereken her şeyi kesip atacaksın. Sonsuza kadar. Hepsi bu. Böylece acılara göğüs germeyi de peşinen kabul edeceksin. Ne? Hala anlamıyor musun? Sonra anlarsın. İnsana her şeyden evvel özgürlük ve güç gereklidir."

    "Bazı hareketler vardır ki, insan ne kadar isterse istesin, unutması imkansızdır. Her şeyin bir sınırı vardır ve bu sınır bir kere aşıldı mı, artık geriye dönüş yoktur."

    "Kadınların hiç hoşlanmıyor görünmelerine rağmen, bazen aşağılanmaktan çok büyük zevk aldıklarını söylemeye gerek bile görmüyorum. Gerçi insan denen varlık genellikle aşağılanmaktan çok, pek çok hoşlanır. Ama kadınlar için bu, özellikle böyledir. Hatta yalnızca bunun için yaşadıkları bile söylenebilir."

    ''Acı ve üzüntü, vicdan ve derin bir yürek için her zaman zorunludur.''
    Birden, birileriyle konuşur gibi değil de yüksek sesle düşünür gibi ekledi ''Bence, gerçekten büyük insanlar, dünyada büyük acılar çekmek zorundadır.''"

    "Vicdanı olan, hatasının da bilincindeyse, varsın acı çeksin. Bu kürek cezasına ek olarak ona ikinci bir cezadır."

    "İnsanları doğru değerlendirebilmek için ilk önce önyargılarımızdan kurtulmamız lazım."

    "Rodion Romanoviç'in yazısında insanlar 'olağanüstüler' ve 'sıradan olanlar' diye ikiye ayrılıyor. Sıradan insanlar uysal, söz dinler kişiler olarak yaşarlar ve yasaları çiğneme hakları yoktur. Çünkü onlar, adları üstünde, sıradan insanlardır. Olağanüstü insanlara gelince, bunların her türlü suçu işlemeye, kanunları çiğnemeye hakkı vardır. Çünkü onlar olağanüstü insanlardır."

    "Canlı varlık için yaşam gereklidir, canlı varlık makinelere boyun eğmez, canlı varlık kuşkucudur, canlı varlık gericidir. Oysa bunda bir ölü kokusu var, istersen kauçuktan da yapabilirsin böylesini. Ama cansızdır, iradesizdir. Köle ruhludur, hiçbir zaman isyan etmez."

    "Genel olarak yeni tanıştığınız biri, anlatacaklarınızı gereğinden fazla bir ilgi ve ciddiyetle dinlemeye kalkarsa, hele anlatacaklarınız size göre, karşınızdakinin gösterdiği derin ve ilgi ve ciddiyetle karşılaştırılamayacak kadar basit ise, bu durum sizi fazlasıyla tedirgin eder."

    "O akıllı bir adam, ama akıllıca davranabilmek için yalnızca akıl yetmez ki..."

    "Ah sizi aşağılık insanlar! Nefret eder gibi seviyorlar. Ah, hepsinden nefret ediyorum!"

    "Şimdi bütün bunlar sanki bir başka dünyaya ait şeyler... Hem de uzun zamandan beri... Zaten etrafımdaki her şeyde, aslında bu dünyaya ait değillermiş gibi gelen bir şeyler var."

    "Evet, belki namuslu bir insansın; ama namusluyum diye övünülür mü hiç? Herkes namuslu olmak zorunda değil midir? Hatta temiz bir insan... Hem böyle olmakla birlikte, (kendin de hatırlıyorsun bunu) senin de ufak tefek bazı numaraların olmadı mı? Gerçi bunlar öyle namussuzca işler değildi, ama olsun! Oysa kafandan neler geçiyordu."

    "Ben yalanı severim! Yalan, bütün diğer varlıklara karşı insanı üstün kılan tek özelliktir! Yalan söyleyerek gerçeğe ulaşırsın! Ben yalan söylediğim için insanım. Önceden on dört kez, hatta belki de yüz on dört kez yalan söylemeden hiçbir gerçeğe ulaşılmamıştır ve bu kendine göre onurlu bir iştir. Oysa biz kendi aklımızla bile yalan söylemeyi beceremeyiz! Bana bir yalan söyle, ama bu yalan kendi yalanın olsun, senin uydurduğun bir şey olsun, alnından öpeyim! Kendi söylediğin bir yalan, başkalarına ait gerçekleri tekrarlamaktan belki de daha iyidir. Birincisinde sen bir insan, ikincisinde ise bir papağan olursun! Biz neyiz şimdi? Biz istinasız hepimiz; bilimde, ilerlemede, düşüncede, buluşta, istekte, liberalizmde, akılda, tecrübede, her şeyde, her şeyde daha kolej hazırlık sınıfındayız! Başkalarının aklıyla yetinmek hoşlarına gidiyor, alışmışlar bir kere!"

    "Güç gerek bana, güç! Güçsüz hiçbir şey olmaz! Oysa güç bile ancak güçle elde edilebilir."

    "Denginiz değilim efendim, dengesizim...''"

    "Ama kardeş, tabiata yön veren biz insanlar değil miyiz?! Öyle olmasaydı insanoğlu kör inançlar okyanusunda boğulur giderdi. Bir tek büyük adam ortaya çıkmazdı. 'Vicdan, ödev' gibi bazı laflar ediliyor. Bunlara karşı bir şey söylemek istemiyorum, ama bu kavramları nasıl anlamalıyız?"

    "İnsan sevdikleri için bunu yapabilir, kendi hayatını boş verir! Yeter ki sevdiği varlık mutlu olsun."

    "Ayrıca birini tanıyabilmek için ona son derece dikkatli, ön yargılardan sıyrılarak yaklaşmak lazım, aksi takdirde daha sonra düzeltilmesi güç bazı yanlışlara düşülebilir."

    "İnsanoğlu denen aşağılık yaratık her şeye alışıyor!
    Dalıp gitmişti. "Ya yanılıyorsam?!" diye haykırdı elinde olmadan. "İnsanoğlu aşağılık bir yaratık değilse? O zaman her şey ön yargıdan, boş bir korkudan ibaret demektir ve hiçbir engel yok, böyle de olması lazım!""

    "Ben hayaletlerin yalnızca hastalara göründüğüne katılıyorum; ama bu, hayaletlerin başkalarına değil de yalnızca hastalara göründüğünü kanıtlar, yoksa onların hiç olmadıklarını değil."

    "Ayrıntılar çok önemli!.. Ayrıntılar mahveder her zaman her şeyi..."

    "Sevgili dostum fakirlik ayıp değildir doğru. Ama sarhoşlukta erdem değildir. fakat sefalet ayıptır efendim ayıptır. İnsan fakir de olsa ruhundaki asaleti koruyabilir. Sefalete düşen birini sopayla toplumun dışına atmazlar daha da alçaltabilmek için süpürürler."

    "Önce biraz ağladılar, ama alıştılar şimdi. Aşağılık insanoğlu her şeye alışır!"

    "Dünyada açıkyüreklilikten zor ve övmeden kolay bir şey yoktur."

    "Yalan sevimli bir şeydir, çünkü insanı gerçeğe ulaştırır. Hayır, burada insanın canını sıkan şey, yalnız yalan söylemeleri değil ama kendi yalanlarına kendilerinin de inanmalarıdır."

    vs vs...
  • Acılı bakışları severim,
    Bilirim çünkü gerçek olduklarını
  • Sahip olduğu basit çekimi
    Aklım almıyor!