• Gönül, kader adında
    Bir tuzağa atılmış.
    Gönül birçok duygudan
    Ve oddan yaratılmış

    Yasa neymiş, anlamaz;
    Tasa çeker, inlemez,
    Gönül ferman dinlemez,
    Çünkü aşka satılmış.

    Gönül için acı ne?
    Her söz gider gücüne.
    Gönüllerin içine
    Biraz ağu katılmış...
  • Jane, 4 yaşındayken babasının ailesini terk etmesiyle aşka inancını kaybeder üstelik aynı gün gözleri rahatsızlanır ve geçici süreliğine görme kaybı azalır ve etrafı bulanık görmeye başlar. Bu nedenle yıllardır nöroloğa gider. 29 yaşına bastığı gün garip bir mektup alır. Mektubu gönderen kişiyle tanıştığında aslında gözlerinde bir problem olmadığını sadece özel bir yeteneği olduğunu söyler. Bu yetenek aşkı görebilmektir. Etrafında aşık bir çift olduğunda görünüşünün bulanıklaştığını fark eder. Önünde 1 yılı vardır. Bu bir yıl içerisinde kendisine verilen kitaba 6 tane aşk türünü yazmak zorunda verilen görevi yerine getirmezse aşkı sonsuza kadar kaybedecektir. Jane gorevini başarıyla yerine getirmiştir.

    Pragma : kalbin değil , aklın kontrol ettiği aşk. Agapi : Koşulsuz , bencil olmayan aşk. Mania: İnişler ve çıkışlarla dolu obsesif aşk. Storge : Arkadaşlıktan doğan aşk. ️ Eros : Tutkulu aşk. Ludus : Aşk oyunu.



    1 k da yükselen yazarlar kısmında ' Sarah jio 'ismini hep görünce bir kitabini okuyup bu yazarla tanışmak istedim. Arkadaşımda Agapi' yi gorunce ödünç alip okudum. Kitap başta hiç sarmadı baya sıkıldım okurken, o kadar cok karakter ismi vardi ki bu kimdi şu kimdi diye eski sayfalara gidip geldim. Kitabin yarisini 5 günde (hiç sarmadı için okumak istemedim) diger yarısını biraz sarınca bir günde bitirdim. Pek begendigim bir kitap olmadi ama fena da değildi. Bu tarz aşk konulu kitaplari pek sevmiyorum bu kitabida Sarah jio'nun kalemiyle tanışmak icin okumuştum. Keşke yazarla bu kitapta tanışmasaymışım :)
  • Ayet ayet bastırıyorum içimin acıyan yanlarını
    Yazdıklarım şimdi kül hece
    Aşkı aşka katıyorum
    Aşktan gelen aşka gider biliyorum
    Candan geçip canına soluk arıyorum..✍️
  • Hep yanıldı ve yenilgilere uğradı
    Ama atıldı yine de serüvenlere
    Vakti olmadı acıların hesabını tutmaya
    Durup beklemeye, geri dönmelere vakti olmadı.

    Yangınlarla geçti ömrü ve hep yalnızdı
    - ki onlar daima birer yalnızdılar

    Nerde doğmuştu ve ne zaman kopup
    Gitmişti o kentten anımsamıyor artık
    Hangi sokaktaydı ilk sevgili ve hala
    Sürüp gider mi ilk öpüşmenin esrikliği
    Gizlice buluşmaya gelen ve ölürcesine
    Korkular geçiren o kız nerededir şimdi
    Sensiz olursam yaşayamam diyen
    O liseli kız hangi kentte kaldı
    Ve o sarışın
    O afeti devran bekler mi hala
    Atlas yataklara sererek yaşamanın anlamını

    Üşüten bir acıydı belki her ayrılık
    Her yolculuk yangınların başladığı yereydi
    Ama vakti olmadı hesabını tutmaya
    Aşkların, ayrılıkların ve acıların

    İstese de kalamazdı vakti gelince
    Geyik sesleri yankılanınca yamaçlarda
    Yürek burkulması ve hüzün ve keder
    Aralıksız doldururdu acıların bohçasını
    Dudaklarında öpüşlerin gül esmerliği
    İçinde kıpırdanıp durur ufuk çizgisi
    Ay bile soğuktur o zaman
    Bir buz parçasıdır
    Çaresiz çıkılacaktır o yolculuklara
    Ki bir ömrün karşılığıdır serüvenler

    Biraz da serüvendi yaşamak
    Belki yatkındı büyük yolculuklara
    Ki serüvenler daima büyük aşklar
    Ve büyük yolculuklarla başlar

    Anıları aşkları ve bir kenti
    Bırakıp gidebilirdi apansız
    Apansız başlardı yolculuklar
    Hangi saatinde olursa günün
    Ve hep kar yağardı nedense
    Durmadan kar yağardı yol boyunca
    Ve nasılsa yok olup giderdi hüzün
    Kent görünmez olunca arkada
    Ne bir veda sözcüğü dökülürdü dudaklarından
    Ne de dönüp bakardı geriye bir kez olsun

    Ne zaman yollara düşse biterdi acılar
    Gül yüzlü sular fışkırırdı toprağın karnından
    Kavaklarsa oynak bir çingene kızı
    Her kıpırdanışında açılıverir uzun ince bacakları

    Mekan tutmak ve her akşam aynı ufukta
    Güneşin batışını seyretmek ölümdür biraz
    Ölümdür biraz hep aynı yatakta
    Aynı kadınla sevişerek sabaha varmak
    Kitapları hep aynı raflara sıralamak
    Aynı eşyayı kullanmak eskimektir biraz
    Soluk soluğa yaşamalı insan
    Her sabah yeni bir şeyler görebilmeli
    Ve cehenneme dönse de bir ömür
    Mutlaka bir şeyler değişmeli her/gün

    Ey o büyük yolculukların ürperten heyecanı
    Okyanus dalgalarının sesleriyle dol bu ömre
    Ölüme ve aşka durmadan kement atan
    Serüvenlerle geçsin yaşamak

    Buz tutmuş bir dünya ortasında
    Yollara düşerdi o hep aynı ıslıkla
    Önünde dağlar, uçurumlar
    Sarsılan gök, yarılan toprak
    Çelik uğultularla burgaçlanırken
    Yaşamak işte öylesine kucaklardı onu
    Ve her nasılsa keklik sekişli
    Bir aşkın sevinci dolardı yüreğine
    Çıkarıp atardı o zaman deli bir ırmağa
    Ne kalmışsa bir önceki serüvenden

    Soluk soluğa yaşadı kentleri, aşkları
    Bağlanacak kadar kalmadı hiçbirinde
    Pervasız bir acemi, bir çılgın
    Soyu tükenen bir bilgeydi belki de...

    O yalnız kaybetmesini öğrendi ömründe
    Avucundan dökülen kum taneleriydi her şey
    Ne bir serseriydi ne de yılgın bir savaşçı
    Ama kendi kafasıyla düşünen ve hakkında
    Ölüm fermanları çıkartılan biriydi belki
    Sevince deli gibi severdi
    Pervasız severdi sevince
    Dövüşmek ancak ona yakışırdı
    Ona yakışırdı aşklar ve yolculuklar
    Yoktu bağlandığı herhangi bir şey
    Bulutlar gibi çekilip giderdi seslerin arasından

    Ne bilir ömrün değerini bir çılgın
    Yalnızca kendini yaşamayı nereden bilebilir
    Ve başarısız eylemler çağında o
    Kaçabilir mi binlerce kez ölmekten

    Yerleşik yargıları olmadı hiç
    Kurmadı güzel gelecek düşleri
    Nerede bir yangın, nerede tehlike
    O mutlaka oradaydı birdenbire
    Dinsizdi, özgür sayılırdı belki
    Ama bağlanmazdı özgürlüğe de
    Hiçbir yerde yeterinden çok kalmadı
    Beklemedi anılar sarnıcının dolmasını
    Şikayetsiz yaşadı yaşadığı her günü
    Yoktu yüreğinde pişmanlıkların izi

    Ayrıntıların izi kalmamış artık
    Üst üste yaşanmakta ayrılıklar
    Ve bir bulut gibi sıyrılıp gidilmiştir
    Dağların, denizlerin üzerinden

    Geride kalan ne varsa soluktur şimdi
    Titreyen kandiller gibi sönmek üzeredir
    O eski konaklar gibidir anılar
    Gül bahçeleri, sessiz koru ve orman
    Belki sağanak boşanır apansız
    Yüzyıllık bir yağmur başlar
    Ve sinsi bir hastalığa dönmeden alışkanlıklar
    Yok olup gider her şey, belki kül olur

    Hırçın bir okyanustur yürek
    Dar gelir ufuk ve mutluluklar çevreni
    Anılarsa birer çıban izidir
    Yaşanmaz onların ölgün gölgesinde

    Durgun bir su gibi aktı mı yaşamak
    Ve zaman uysal bir kısrak gibi dinginleşti mi
    Anısız kalınmıyor artık ne yapılsa
    Kuşatıyor yolları, aşkı ve ömrü
    Bekleyişleri kemiren çakal sesleri
    Oysa bütün köprüler yakılmalı ayrılık vakti
    Ve herhangi bir şeyle eşit olmaksızın
    Yollara düşülmeli habersiz ve sessiz
    Çürük bir diş gibi kanırtıp kentleri
    Dünyanın ağzını kanlar içinde bırakmalı

    Bir ömrün olgunlaştıramayacağı
    acemilikler toplamı ve bir çılgın
    boyun eğmedi kendine bile
    seçme zorunda kalmadı yaşamayı

    nasıl bağlanmadıysa yere ve zamana
    bağlanmadı kendine de ömür boyu
    dağlara tırmana atlar gibi
    soluk soluğa yaşamak istedi dünyayı
    bir şahin gibi bulutlara kurdu
    dumanlı sevdaların yörük çadırını
    sıradan bir gezgin değildi hiç
    dövüşür gibi yaşadı yolculukları
    belki korkusuz sayılmazdı büsbütün
    korkardı korkulara düşmekten zaman zaman

    ve bütün gemileri yakıp
    yollara düşerdi o hep aynı ıslıkla
    mutlu muydu, hiç düşünmedi böyle şeyleri
    umutlardansa nefret etti daima

    hep yanıldı ve yenilgilere uğradı
    ama atıldı yine de serüvenlere

    pervasız bir acemi
    soyu tükenen bir bilgeydi belki de

    Ama bir şey vardı yine de
    Başarısız ihtilallerden kendine kalan
  • Yedi kişilik bir aile olan Bennet ailesi Mr. Ve Mrs. Bennet kızlarının adları ise Lydia, Mary, Kitty, Elizabeth ve Jane Bennet’tir. Dar görüşlü ve oldukça havalı olmaya çalışan Mrs. Bennet kızlarını mutlaka bir zengin koca ile evlendirme derdindedir. Mr. Bennet ise Mrs. Bennet’e karşın daha akıllı ve düzgün bir kişiliğe sahiptir.
    Kitty ve Lydia adlı kızları tam da anne Bennet’in istediği gibi kızlardır. Günlerini gün ederler ve zengin bir koca bulmak amacıyla her akşam balodan baloya koşarlar. Mary ise içine kapanık oldukça sakin bir kızdır. En büyük kız kardeşlerden biri olan Jane ise aralarında en güzel ve alçak gönüllü bir karaktere sahiptir. Ana karakter olan Elizabeth ise ablası kadar olmasa da güzeldir ve akıllı ne istediğiniz bilen bir kişiliğe sahiptir.Her şey zengin bir adam olan Charles Bingley’in oturdukları evin yanına oturmasıyla gelişir. Mrs. Bennet bu adamla mutlaka tanışmalarını gerektiğini ve kızlarından birini kesinlikle beğeneceğini sürekli kocasına söyle ve baskı yapar. Zavallı adam bunu üzerine Charles Bingley’i kendi evlerine yemeğe davet eder.
    Bingley için verilen bir baloda Bingley Jane’yi beğenir ve oldukça hoşuna gider. Fakat bu durum karşısında Jane’nin en yakın arkadaşı ve kız kardeşleri kıskançlık krizlerine girerler. Bingley ve Elizabeth birçok kez dans etmesine karşın Darcy ise Elizabeth sadece bir kere dans eder. Darcy bu durum üzerine yakın arkadaşlarına ”Hoş bir kız, ama beni cezbedecek kadar değil. Ayrıca başka erkeklerin reddettiği genç kızları eğlendirecek havamda değilim.” Bu sözler üzerine Elizabeth çok öfkelenir ve aralarındaki ilk sürtüşmeler bu şekilde başlar.
    Balodan sonra Jane ’den çok etkilenen Bingley onu evine davet eder. Bu durumu fırsat bilen anne Mrs. Bennet kızını geri dönemeyeceği oldukça kötü ve yağışlı havada Jane’nin evine gönderir. Bu olumsuz hava sonucunda oldukça kötü bir şekilde hastalanan Jane yataklara düşer ve oldukça kötü bir hastalık geçirir. Bingley oldukça büyük bir aşkla Jane’ye bu hastalık süresince oldukça büyük destek vermiştir. Fakat kardeşleri kıskançlıklarından dolayı oldukça samimiyetsiz ve ilgisiz bir şekilde hastalık süreci boyunca yardımda bulunmuştur.
    Bu durum en büyük kardeşlerden biri olan Darcy’nin hoşuna gitme ve Bingley ile bu şekilde ikinci sürtüşmesi olur. Bu gurur sonunda aşka dönüşür ve hikayenin sonunda evlenirler.
  • Bu soğuma avuçtaki, bu ince ter,
    Bu kan çekilmesi, içteki eziklik
    Biter bir gün, biter ya, insanca dostça
    Üstüne titrenen, beslenen ne varsa
    Kavrulur, susuz bitkiler gibi düşer.
    Bir yağmur özlemi kıvranır toprakta
    Ve kendi kendini tazeleyen yaşam
    Er geç ışığa kavuşur nasıl olsa.
    Gel gör ki bunca emek, bunca göz nuru
    Yok olur gider. Sızlar baltanın yeri,
    Sabırla sarılan yaralar ağaçta.
  • Gönül, kader adında
    Bir tuzağa atılmış.
    Gönül birçok duygudan
    Ve oddan yaratılmış.

    Yasa neymiş, anlamaz;
    Tasa çeker, inlemez,
    Gönül ferman dinlemez,
    Çünkü aşka satılmış.

    Gönül için acı ne?
    Her söz gider gücüne.
    Gönüllerin içine
    Biraz ağu katılmış...