• Boyun bükük önünde ağlasam sessizce
    şU garip gönlüm affolur mu
    Bu fırtına durulur mu benden adam olur mu
    Korkarım aşka zararım dokunur mu
    Elvada sana yeter tamam
    Bitsin artık bu dram
    Bu fotoroman
    Ham meyvayız hala koparmışlar dalımızdan
    Güzel günler bizi bekler eyvallah dersin olur biter
    Güzel günler bizi bekler eyvallah dersin geçer gider
    Bıraksan kendime
    şÖyle oh ne rahat
    Buda geçer gülüm yaşamana bak
    Alınacak dersler var sorulacak sorular
    Buda geçer gülüm bizden bu kadar
    Benim hala umudum var
    Isyan etsem de istediğim kadar
    Inat etsem bile bırakmazlar sahibim var
    Mazhar Alanson /
  • Neyzen Tevfik tanıdığı bir subayi ziyarete,kislaya gider.
    Subayin ricasi üzerine askerlere ney çalar.
    Sonunda aska gelip zeybek oynamaya
    durur.
    Pantolonun dügmelerini iliklemeyi unuttugunu gören erlerden biri
    "Efendi amca,edep yerin açikta kalmis" der
    Neyzen oyunu kesip keserek ellerini kaldirarak Tanri'ya seslenir:
    " Çok sükür sana, nihayet karsima edebim oldugunu söyleyen bir kulunu çikardin "
  • Keklik serer palazını tenha kayalıklara
    uçurur korkusunu
    kara diken savurur tohumunu
    kurtulur korkusundan
    orda bir dağ
    orda bir taş
    bir pınar
    dağ ardında
    taş ardında
    pınarlı bir kara mavzer
    bıyıkları kartallıda
    başı yağlıklı
    durur dimdik
    bakar dimdik
    bakar barışlı
    bir güvercin pır pır eder ucunda namlusunun
    'tutam yar elinden tutam
    çıkam dağlara dağlara! '
    koçero hep
    durur orda
    dağlarda

    ben türkçe anlatamam
    o Kürtçe anlatamaz
    Farsça çıkmaz doruklara
    koçero hep
    durur orda
    dağlarda

    ey elleri mis kokulu sabunlarla kurtulan beyler
    şimdi siz
    içebilir misiniz kendi sıcak kanınızı altun taslarda
    geçirebilir misiniz şu yağlı ipi
    kendi güzel ellerinizle
    o güzel boynunuza
    ve şakıyormuşçasına kafeste kanaryanız
    bakıp bakıp zindanlı akşamlara
    yudumlayabilir misiniz soğutulmuş içkinizi?

    dolaşıyor akşam yelinin büyücü parmakları
    Çankaya’nın genç irisi kavaklarının gümüşlü yapraklarında
    önce yaprak
    sonra dal
    sonra dallar ipil ipil
    küme küme kavakları Çankaya sırtlarının
    çalar gibi bir gizli piyanoda
    sonsuzluğun şarkısını
    ve saksıda soluk alan belki de bir camgüzeli
    bir fesleğen
    bir kaktüs
    tutuşurken ormanlar oylum oylum
    savrulurken kül ve kerpiç
    rüzgarda! 
    ey elleri mis kokulu sabunlarla kurtulan beyler
    almış kanlı gömleğini nere gider bu türkü
    sarınmış kıl şalvara
    nerden gelir bu ağıt?

    yığdım kitapları dağ dağ
    çağırdım nemrutu karanlığıma
    bir kucak yeşil yoncayla geldi nemrut
    öptü ıslak gözlerini aç öküzümün

    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin
    silah silah çatmayın o güzel kaşlarınızı
    imdatlara saldırmayın
    basmayın düğmelere
    yürekleri hoplatmayın
    güzel beyler
    hanımlar
    zor ve çetin bir ağıttır koçero
    bir gelin ağlar onu
    ben ağlayamam
    bıyıkları çengel çengel
    bir kardaş ağlar
    acılı bir bacı ağlar
    bağrı yanık bir ana
    ben ağlıyamam! 
    ince bir ay batar gider karadağın ardında
    dolanır kerpiç damı ince bir rüzgar
    irkiltir bir gece kuşu
    osmanlı karakollarının duvarlarını
    bir elinde kanlı mendil
    bir elinde kara mavzer
    kimse bilmez nerde nasıl
    taptaze bir
    sımsıcak bir
    gencecik bir ölüdür o
    bir selamdır sımsıcak
    varamamış dostuna
    varamamış koçero
    'leb-i derya' şu saltanat
    şu konaklar şu saraylar şu köşkler
    bu bereket bu bolluk
    bu çılgınca hovardalık
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin! 
    kırk bin köyden birer kişi
    göçüyor kırk bin kişi
    kırk bin köyden onar kişi
    göçüyor yarım milyon
    ya ellişer yüzer kişi? 
    göçüyor milyon milyon
    vatanda vatan
    güzel beyler
    hanımlar
    kusuyor bütün köyler insanlarını
    kusuyor kasabalar
    baştanbaşa bütün ülke
    kusuyor insanını! 
    bu eziklik
    bu hırçınlık
    güzel beyler
    hanımlar
    bu sınırsız tedirginlik
    acaba nerede biter? 
    nasıl başlar acaba
    şenlikli günleri bu toprakların?

    bulacak bir gün elbet
    yatağını bu nehir
    durulup dinginleşecek
    birgün elbet bu nehir
    ve çocuklar oynaşacak mutlu çocuklar
    anacan sularında bu mutlu nehrin!

    koçero bir dağ çekirgesinin gecede irkilmesidir
    bir belirsiz karanlıktan
    bir belirsiz karanlığa
    irkilip uçmasıdır
    bir dağ çekirgesinin
    bir kurdun kaçmasıdır kendi karaltısından
    yamaçtan bir taşın yuvarlanması
    bir pınarın durup durup akması
    bir çift gözün karanlığa bakması
    şimşeklerin uzak uzak çakmasıdır dağlarda
    bir mavzerin yanlışlıkla patlamasıdır
    bir geyiktir koçero
    sekerken taştan taşa kırılmış bilekleri
    tırnakları kekik nane ve menekşe kokulu
    tırnakları rüzgarlı
    suçsuz bir geyik
    avcılar yakalarsa mezedir eti
    köpekler kovalarsa diş kirasıdır
    bir okul piyesidir koçero
    açış konuşmalıdır ve halaylı türkülüdür
    müsamere derler adına oralarda
    kaymakamlı savcılı ve çavuşludur
    biletlidir ve yoksullar yararınadır
    festivaldir sosyetede
    modada son buluşlar
    en taze ilişkiler
    gürültülü boşanmalar
    gürültülü birleşmeler
    hele bir de balesi ve operası
    'ey vatan' aryası bir de
    saygıdeğer prensesin saygıdeğer oynaşının
    ardından telli sazlar
    ardından yaylı sazlar
    ardından vurmalılar
    çekmeliler ve üfürmeliler
    ardından 'kuğu gölü' ardından 'fındık kıran'
    hemencecik candarmalar
    ve ardından 'haydutlar'ı siller'in
    köroğlu'nun narası: 
    'yine de hey hey! '
    ve ardından
    çocukları gülmekten kırıp geçiren
    çağdaş banka reklamları! 
    candarmalar geçirince kelepçeyi zinciri
    bileklerine karıncanın
    poz verince bir fukara karınca
    en komprador basın aynalarına
    aşka gelir kompütürler
    aşka gelir telefonlar telsizler
    ve doyum noktasına
    sosyete ninni! 
    o zaman işte çelenk
    o zaman işte tören
    alkış
    bando
    ve rap rap
    donanır bayraklarla bankalar sigortalar
    ve uygunsuz işyerleri bilcümle
    ve kadehler
    kadehler ki ses verir yıldızlardan!

    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin! 
    koçero bir oyundur
    yazılır
    yazılır
    bitmez
    koçero bir oyundur
    oynanır
    oynanır
    bitmez
    vurur onu jandarma
    vurur onu candarma
    durmadan vurur
    ama o bitmez
    o hep durur öyle orda
    bıyıkları kartallıda
    göğsü çapraz fişeklikli
    gözleri beş yaşında
    kolları nuh nebi'den
    bir elinde kanlı mendil
    bir elinde kara mavzer
    pır pır eder bir güvercin
    ucunda namlusunun
    o hep öyle durur orda
    taş ardında
    rüzgarda!

    muhtara sorarsanız
    bizim serseri veli
    marabaya sorarsanız
    işini bilmemiş deli
    köylüye sorarsanız
    ekmeksiz garibin teki
    çocuklara sorarsanız
    yüce dağlar aslanı aslan koçero
    kimsesize sorarsanız
    hükümet bilir onu
    candarmaya sorarsanız
    devletin dağlarda silah çatması
    vurguncuya sorarsanız
    yol kesici yağmacı
    soyguncuya sorarsanız
    devletin acizliği
    sağcıya sorarsanız
    siktiret pezevengi
    solcuya sorarsanız
    'ferman padişahın dağlar bizimdir'
    İstanbullu inanır ki
    boğazda kaşalottur
    Ankaralı sanır ki
    temele dinamittir
    İzmirlinin düşlerinde
    şaşkın köpek balığı
    Antalyalı her gece
    gergedan görür düşünde
    Erzurum’da kol başıdır
    Erzincan’da deli daysak
    pir sultan yoldaşıdır Sivas’ta
    bir 'kılıcı kanlı' Van’da
    Mardin’de bir
    gözü kanlı kaçakçı
    ah koçero
    vah koçero
    koçero eyvah!

    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin! 
    patron gazetelerinde yüksek tirajdır koçero
    hükümet programlarında bir 'nakl-i yekun'
    kapitalist dış basında nobel'lik bir roman
    politik sürtüşmelerde bir yılan hikayesi
    diplomata sorarsanız
    turistik bir serüven
    kaymakama sorarsanız
    'ahval-i adiye'den
    sosyeteye sorarsanız
    eğlenceli bir briç
    sorarsanız bezirgan filimciye
    gişelik bir senaryo
    sorarsanız bürokrata
    Atatürk’ün gardrobuna
    tükürmüş biri
    hümaniste sorarsanız
    Fransızca bilmeyen
    montenyi'den anlamayan
    mitologya tragedya
    hümanizma helenizma
    hiçbirinden çakmayan
    bir yörüktür koçero! 
    ne anlar rönesanstan
    ne anlar restorasyondan? 
    bir bazlama
    bir uçkur
    üç telli bir zımbırtıdır koçero! 
    sanki sırası mıydı dağlara tırmanmanın
    demokratik tragedyayı uçuklatmanın
    sanki sırası mıydı!

    müfrezeler yürümüş dağ dağ
    ve dere dere
    kesmiş geçitleri korkunun silahları
    bir tükenmez sermayedir koçero
    haksız yönetimlere! 
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin
    silah silah çatmayın o güzel kaşlarınızı
    koşturmayın şifreleri
    telefonları
    basar gibi tuz yarama
    basmayın düğmelere
    yürekleri hoplatmayın
    güzel beyler
    hanımlar
    paralar girsin diyedir kalantor kasalara
    toprak sömürülsün diyedir orta çağlarda
    ışıksız kalsın diyedir bir koca ülke
    karanlıkta boğazlaşsın diyedir güzel yüzlü insanlar
    fabrikalar işçi yesin para kussun diyedir
    kıyılar yağmalansın ormanlar çiftlikleşsin
    bankalar yağ bağlasın tekeller et bağlasın
    holdingler palazlansın ortaklıklar göbeklensin
    bu rüzgar böyle essin
    bu değirmen böyle dönsün
    bu çuvallar böyle dolsun diyedir
    koçero'nun dağlarda medetsiz yalnızlığı! 
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin
    yeni değil bu hikaye
    bu oyun eski oyun! 
    ah koçero
    vah koçero
    koçero eyvah!

    bir akşam birdenbire bir can çıkar dağlara
    bin kardaş bin acı bin ana
    bin kerpiç bin harman bin açlık
    bin yenge bin emmi bin dayı
    bin zulüm bin acı ve bin karanlık
    bir akşam birdenbire çıkar dağlara
    bıyıkları terlememiş bin çocuk
    bin aşık bin deli bin meczup
    bin ekmeksiz bin işsiz bin suçsuz
    kıl şalvar kurtlu çarık
    naldöken mazı kıran derviş çatlatan
    itburnu koyak gülü ahlat çalısı
    bir akşam birdenbire çıkar dağlara
    çökelekler yoğurtlar arpa bazlamaları
    yalnayaklar gömleksizler dayanaksızlar
    munzur'lar çilo'lar palandöken'ler
    dersim'ler tunceli'ler bingöl'ler
    tunceli'de mercan'lar ağrı bereketleri
    tahtalı'lar toroslar ve binboğa'lar
    bir akşam birdenbire çıkar dağlara

    turistik bir gösteridir dağlara çıkmak
    örneğin ağrı'lara
    alpler'e sübhan'lara ant'lara
    himalaya dağlarına derin asya'nın
    klimancaro'nun tropik karlarına
    turistik bir gösteridir dağlara çıkmak! 
    gel gör ki böyle yazmıyor bizim burda kitaplar
    turistik diye göstermiyor dağları
    turist diye vermiyor dağlara çıkanları
    bir sürekli çıplaklıktır koçero
    bir sürekli açlıktır
    bir sürekli haksızlıktır koçero
    bir sürekli itilmişlik
    koçero bir vazgeçiştir
    koçero bir ilgisizlik
    bin yıllık yoldan gelir
    üstü başı kan içinde
    yorgun bir dilekçedir
    bir arzuhal koçero
    bir tanrı selamıdır
    alınıp verilmemiş
    görülmemiş bir hacettir koçero
    çiğnenilip geçilmiş
    ve sorulmamış
    upuzun bir eyvahtır
    upuzun bir pişmanlık
    bir ünlemdir koçero
    sığmaz okul kitaplarına
    erzurum yaylasından
    erzincan çukuruna
    ve tecer dağlarından
    harran cenderesine
    bir uzun masaldır ki koçero
    dağların dağlara yaslandığı yerde anlatılır
    geçitlerin geçitlere küstüğü oyaklarda
    benek benek anlatılır
    nakış nakış anlatılır
    bıçak bıçak
    kurşun kurşun
    ve türkü türkü! 
    göğsü çapraz fişeklikli
    bıyıkları kan içinde bir kara mavzerdir koçero
    yatar türkülerde upuzun
    ağıtlarda fidan fidan
    koçero
    bildirir hal-u ahvalini dört mevsim tanrısına
    bildirir divanına
    şaşırtılmaz adaletin: 
    'arkam sensin
    kalam sensin
    dağlar hey! '
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin! 
    koçero bir vatandır
    yaşanılır boydan boya
    koçero bir vatansızlık
    bir dağlaşmış yalnızlıktır koçero
    mavzerleşmiş bir haksızlık
    yanıtsız bir dilekçe! 
    ben Türkçe anlatamam
    o Kürtçe anlatamaz
    Farsça çıkmaz doruklara! 
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    kan bulaşır ellerime
    ben anlatamam!

    Hasan Hüseyin Korkmazgil
  • Efendimiz (s.a.v) aracılığı ile inen ilk Kur'an ayeti nedir?

    "Yaratan Rabbinin adıyla oku."
    (Alâk Suresi 1.ayet)

    Ayette de emredildiği gibi Rabbimiz Kur'an-ı okumamızı istiyor. Tamam. Dünya koşturması, mal, mülk, evlat derken okumaya bir türlü vakit bulamadık. Bahanelerimiz var, inandım. Ama Alâk Suresi'nin bir diğer bir manası "Sadece Kur'an-ı Kerim'i değil kâinatı ve onun yaratığı her şeyi oku."dur. Kâinatı okumak nasıl olur derseniz haydi hemen pencereye çıkın ve kaldırın başınızı göklere bakın sevgili ne diyor bilir misiniz?

    "Üstlerindeki göğe düşünerek hiç bakmadılar mı? İncelemediler mi? Onu nasıl yükseltip düzenleyerek, tavan olarak inşa ettik, nasıl süsleyip donattık? Onun hiçbir gediği, hiçbir çatlağı yok."
    (Kaf Suresi, 6)

    Baktınız mı? Nasıl da muhteşem değil mi?

    Ya ağaçlara, yemyeşil çayırlara, renk renk yüzlerce çeşit çiçeğe baktınız mı?

    Bakmışsınızdır tabii.

    Ama hikmetle bakmak önemli, çünkü hepsi bir minik tohumdan meydana geldi.

    Onlar toprakta çürüyüp tekrar dirildi.

    Bir minik tohum önce koca bir ağaç oldu ve sonra binlerce meyveye dönüştü.

    "Gökten suyu indiren O'dur. Onunla her çeşit bitkiyi çıkardık, o bitkiden bir yeşillik çıkardık, ondan da birbiri üzerine binmiş taneler; hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve nar (bahçeleri) çıkarıyoruz. (Bunların) kimi birbirine benzer, kimi benzemez. Bunlar meyvelendikleri zaman meyvelerinin olgunlaşmasına bakan! Bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardır."
    (Enam Suresi /99)

    Ya diğer canlılar?

    Bize dost olsun diye hayvanları yarattı.

    Yükümüzü taşısınlar, et, süt versinler, bizi korusunlar, kudretini anlatsınlar diye yarattı onları.

    "Ve hayvanları da yarattı; sizin için onlarda ısınma ve yararlar vardır ve onlardan yemektesiniz.

    Akşamları getirir sabahları götürürken onlarda sizin için bir güzellik vardır.

    Kendisine ulaşmadan canlarınızın yarısının telef olacağı şehirlerde onlar, ağırlıklarınızı taşımaktadır. Şüphesiz sizin Rabbiniz şefkatli ve merhametlidir.

    Onlara binmeniz ve süs için atları, katırları ve merkepleri yarattı. Ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır."
    (Nahl Suresi/5-8)

    Rabbimizin dediği gibi daha bizlerin bilmediği daha neleri yarattı kim bilir?

    "Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır, size onların karınlarındaki fers (yarı sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından, içenlerin boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz.

    Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü, uçuver. Onların karınlanndan türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır."
    (Nahl Suresi/6-69)

    Bal arısı ne hikmetlidir. Doğduğu anda Allah'tan aldığı ilhamla yolunu şaşırmadan kilometrelerce uzaklıktaki bir çiçeğe gider. İstediğini alır ve şaşırmadan geri gelir.

    "Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için bir ibret vardır."
    (Nahl Suresi/13)

    "Allah, size evlerinizi huzur ve dinlenme yeri yaptı. Hayvanların derilerinden gerek göç gününüzde, gerek ikamet gününüzde kolayca taşıyacağınız evler; onların yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar yararlanacağınız ev eşyası ve geçimlikler meydana getirdi."
    (Nahl Suresi/80)

    Hayvanların da Allah'ı zikrettiklerini duymuşsunuzdur.

    Lokman (a.s.) buyurur: Ey, oğlum! Horoz senden daha akıllı olmasın! O her sabah, zikir ve tesbîh ediyor, sen ise uyuyorsun!

    En fazla zikreden hayvan kurbağadır. En az zikreden hayvan eşektir. (Yanlış anlamayın sakın. O bile günde 5000 kere "ALLAH" diyor.)

    Kuşlar öterken zikrederler.
    İmam-ı Begavi hazretleri, Kab-ül-Ahbar hazretlerinden nakleder. Süleyman (aleyhisselamın) bildirdiğine göre, bazı kuşlar öterken derler ki:
    Tavus kuşu: "Cezalandırdığın gibi cezalandırılırsın."
    Hüdhüd: "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz."
    Göçeğen: "Ey, günahkarlar! Allahü Teala'dan af ve mağfiret isteyin!"
    Kaya kuşu: "Her canlı ölecek, her yeni eskiyip çürüyecektir."
    Kırlangıç: "Ne yaparsanız onu bulursunuz."
    Güvercin: "Yeri göğü mahlûkatla dolduran Rabbimi, noksan sıfatlardan tenzih ederim."
    Kumru: "Sübhâne Rabbiyyel-a'lâ."
    Karga: Allahü Teâlâ her şeyi helak edecektir."
    Kustat kuşu: "Susan, başına belâ ve musibet gelmesinden kurtulur."
    Papağan: "Düşüncesi dünya olan kimseye yazıklar olsun!"
    Doğan: "Sübhâne Rabbî ve bilhamdihî."

    Her şeyin varlığını görüyoruz, biliyoruz şüphesiz. Ama kâinata kaç kere o yarattı diye bskıp şükrediyoruz?

    Bence artık durup düşünme zamanı. Sorun bakalım kendinize:

    - Bundan sonra istediğim ilahî aşka kavuşup cennette ebedi huzur mu?
    -Yoksa hem dünyada hem de ahirette ebedi cehennem mi?

    Cevabınız ilahî aşk ve cennet ise peşini bırakmayın n'olur. Çünkü bakın: "Vermeyi istemeseydi, istemeyi vermezdi."
    (Said Nursi, Mektubat, s.302)

    Haydi o zaman, vakit kaybetmeden aşka niyet edelim!
  • Aşk sen her gönüle giren başı boş bir yel gibisin
    Bazen gönüllerde durgun sular gibi de sessizsin
    Sen istediğinde her gönüle rahatça gider gelirsin
    Neden bazen duvarlarını yıkan taşan seller gibisin

    Ey aşk sen ne zaman gönüllere giripde seversin
    Sen izinsiz gönüllere girer sessizce firar edersin Ey sen aşk gönüllerle oynamayı neden seversin
    Seviyorum aşkım dersin gönül dalganı geçersin
    Duygu yüklü yürekleri sen aşk hemen seçersin
    Ecel gibi değilsin süründürmekle ömre bedelsin
    Aşk senin yenildiğin olmaz ki sen hep yenersin
    Sen izinsiz gönüllere girer sessizce firar edersin

    Ey aşk sen hiç mert değilsin nedense namertsin
    Aşka boyun eğilmeyeni sen hep önünde eğersin
    Acı çeksek bile aşk sen yine sevilmeye değersin
    Sen canın isterse sever istemezsen vaz geçersin
  • Uzun süredir kitaplığımda olan bu kitabı daha önce okumadığım için pişmanım. Kesinlikle iki üç defa daha okurum, son sayfasında gözyaşı döktüğüm bu kitabı. Bu sitede hak ettiği değeri görememiş. Umarım en kısa sürede hakettiği değeri alır. Belki de ben buna vesile olurum. =)) Şimdi romandan bahsetmek gerek…

    Aşk; Hasret mi, Vuslat mı?

    Aşk için hangisi gerekli. Hasretle tutuşmak mıdır aşk, Vuslatla yaşamak mı?

    Aşka giden her yol Hasretten mi geçer? Her hasret sonunda Vuslata mı erer?

    Hangisi daha gerçek? Hangisi daha doğru? Hangisi daha bir AŞK?

    Elif gibi dimdik mi olmalı yoksa Vav gibi tevazu sahibi?

    Elif' sen eğer, dimdik duruşunun ardında gurur ve kibir vardır. Aşkın değerini geç anlarsın. İşte bu yüzden Elif, Hasrete tabi tutulur. Hasret ateşiyle yana yana kibri de gururu da erir gider. Tıpkı Elif' in de eriyip Vav' a dönüşmesi gibi. Hasret vakti dolmuşsa bil ki sen Vav' sındır. Kibrinden, gururundan arınmış Aşkla kalmışsındır. Senin için Vuslat vakti gelmiştir. Çok istediğin Vuslat önündedir. Fakat vereceği sonuç belirsizdir. Ya senin Aşkına verilen mutluluk Hasret olan kısmındaysa diye düşünürsün. Ama yine de Vuslata özlemin, merakın vardır. İnanırsın sana iyi gelip, iyileştireceğine. Bazen düşündüğün gibi olmaz. Vuslatla mutlu olmak yoktur yazgında. Senin için biçilen Hasrettir. Ama yine de vazgeçmezsin Vuslattan. Acısıyla da olsa Vuslat olsun dersin. İşte… yolun ya Hasrete ya Vuslata düşer. Başka seçeneği yoktur Aşkın. İkiside yoksa zaten nefeste yoktur.

    Aşkla gelmişiz dünyaya. Her zerremiz Aşktan ibaret. Aşk bizim zerrelerimizden ibaret. Aşk bile bizim için varken Yalnızım demek nankörlük olur. Hiçbir değerim yok deme! Her gün her gece yaşaman için nefes vereni dinle! Her şey senin içinken Yalnızım demek ne haddine!

    Gündüz, gece, yatarken, kalkarken diline dola "Elhamdülillah" diye. Unutma! Rabbin düşünüyor seni her salise.

    Lâl ile Bilal' in hikayesi değil bu. Bu, Aşkın hikayesi. Bu, Kız Kulesi ve Kar tanesinin hikayesi. Bu, Elif' in Vav' a olan aşkının hikayesi…

    BU, BİZİM HİKAYEMİZ... HEPİMİZİN...

    Keyifli Okumalar Dilerim Efendim... =)))
  • ...
    Gönül, kader adında
    Bir tuzağa atılmış.
    Gönül birçok duygudan
    Ve oddan yaratılmış

    Yasa neymiş, anlamaz;
    Tasa çeker, inlemez,
    Gönül ferman dinlemez,
    Çünkü aşka satılmış.

    Gönül için acı ne?
    Her söz gider gücüne.
    Gönüllerin içine
    Biraz ağu katılmış...
    Hüseyin Nihal Atsız
    Sayfa 172 - Ötüken