• Mustafa Kemal hakkında “katil vacip” diye idam fetvası çıkarıldığında, Şeyhülislam tarafından Kuvayı Milliye’ye karşı “cihat” ilan edildiğinde, işgal altındaki topraklarımızda neler oluyordu ?

    Yunan işgalinde neler olduğu, bizzat bir Yunan tarafından, araştırmacı gazateci Tasos Kostopoulos tarafından belgelendi.
    2007 yılında kitap haline getirildi.

    1919-1922 Savaş ve Etnik Temizlik adını taşıyan bu belgesel kitapta, bizzat işgale katılan Yunan askerleri anlatılıyordu...

    “Uşak yakınlarındaki köyde Türk kadınları, çocuklar ve yaşlılar camiye kapanmıştı. Bizim askerler arasındaki reziller etraftan ot topladılar, sonra da otları yakıp caminin penceresinden içeri attılar. İnsanlar dumandan dışarı koşuştular. O zaman bizim reziller kadın ve çocuklara atış talim tahtasıymış gibi ateş etmeye başladılar.”

    “Eve girdim. Ölü bir Türk ihtiyarın cesedi üzerinden geçtim. İçeriden sesler geliyordu. 10 kadar askerimiz bir Türk kızının eteklerini kaldırmışlar, zorla dans ettiyorlardı. Beni görünce ‘ gel sen de mezeden tat’ dediler. ‘ Ayıp ‘ dedim. Türk kızı yanıma koştu, ayaklarıma kapanarak ‘kurtar’ dedi. Askerlere yalvardim, kadindir yapmayin dedim. Biri süngüsünü çikarip bana yöneldi. Kaçmak zorunda kaldim. Kizin çigliklarini unutamadim.”

    “Köprühlsar’daki bin kadar ev alevler içindeydi.
    Her Seyi yakmamiz emrini Prens Andreas vermisti.”

    “ Ayrildigimiz her yeri yakiyoruz.
    Dehset verici bir manzara.”

    “ Bazilarimiz Roma’yı yakan imparator Neron gibi mutluydu. Emir açıktı. Neyi taşıyamıyorsanız yakın...
    Onca köyde yaşlılar, hastalar, çocuklar ne yaptı, meçhul”

    “ Köye girdik.
    Kızlara ailelerinin gözünün önünde Tecavüz edildi. Askerlerimiz yağmaladıkları ipek yorganlarda yattılar.”

    “ Türkler korkudan ailelerini geceleri mezarlıklarda saklıyorlardı. İki askerin tecavüz etmeye çalıştığı kızı kurtardım. Annesi koşarak ellerimi öpmeye başladı. Az ileride diğer iki kızı cansız yatıyordu”

    “ Birden kendimi yaşlı adamın karşısında buldum. Yapabileceğim bütün iyilik, onu bir an önce ve birden öldürmekti. Bazıları çok acı çekiyordu, boğazlanan danalar gibi debeleniyorken... Köy ateşe verildi”
  • 1919

    Ben dünyaya bir idare lambası altında geldim
    Yeryüzü Birinci Dünya Harbi'ni yaşıyordu
    Başımın üstünde mendil boyunda bulutlar vardı

    Yunan Harbi'nde yanan şehirlerimizi bir dağdan seyrettim
    O çadır çadır insanları askerleri esirleri
    Arkalarında bir gömlekle kaçan halkımızı
    İlk topu ilk tayyareyi gördüm
    Anam kardeşim ve ben ayaktaydık
    Kapanık dükkânlarıyla çarşılarımıza yağmur yağıyordu

    Her sınıf insanıyla şehrim dağlara taşınmıştı

    O yangından nehirlerimiz dağlarımız ve çeşmelerimiz kurtuldular

    Yanmış ve yakılmış şehrimize bir akşamüzeri askerlerimiz girdi
    Kursaklarında bir parça ekmekle insanlar ayaktaydı
    O gün dünyayı ve insanları tanıdım
    O gün ayağımın dibindeki şehirden ağlamayı öğrendim.
  • Ve ben patlak gözlü mübaşirlerin
    Mutsuzluğunu sanırdım evlerinde
    Ve bazılarının sırf bu yüzden öldüğünü
    Ve kendi askerlerimiz
    Sınırlarda ve oralardayken
    Kaputları ve kartpostalları kendiliğinden
    Sekiz düğmeli ve sırım bağlı sanırdım
    Ve çocuklar hiç umulmazken
    Hiç hiç umulmazken.
    Turgut Uyar
    Sayfa 46 - Yapı Kredi Yayınları
  • “Anadolu, Mustafa Kemal’in askerleri demektir. Bizim askerlerimiz...”
    Kolektif
    Sayfa 5 - Orhan Hançerlioğlu
  • Ben askerliğimi Diyarbakır 7. Kolordu merkezinde yaptım Nizamiye kapılarından birinde gece nöbetçisi olarak. Ben orada şehit edilseydim. Haberler belli olacaktı.
    Hain saldırı, hainlerin pususu.. Falan filan. Bu olayda güvenlik zaafı var mı? Önlemler yeterli mi? Askerler yeteri dinlene biliyor mu? Bunlar hiç tartışılmayacaktı. Teröre lanet sloganları ile bir kaç güne unutulacaktı.
    Lütfen medyada terör nasıl biter sorunlarına çözüm aramayın sadece. Bunları tartışın
    Bugün askerlerimiz niçin şehit oldu eksik olan neydi, üniforma şartlara uygun mu değil mi bunları tartışın. Bunlar olmayınca Teröre lanet okumak samimi olmuyor.
  • Yazar kitabın adını “Cumhuriyetin Tarihi” yerine “Cumhuriyet Eleştirisi” olarak koysaymış keşke. Objektiflikten son derece uzak olabildiğince yanlı bir kitap. 500 küsür sayfasının 350’si tek parti dönemine ait ve bütün olaylar yanlı anlatılmış. Bütün olaylar derken işine gelenleri tabii ki de. 1920 den itibaren alıyorsan Cumhuriyetin tarihini o savaşları yazmak zorundasın lakin savaşlar hakkında hiçbir şey yok. Varsa yoksa devrimlerin gereksizliği, yönetici sınıfının kendini halktan üstün görmesi, demokrasiye uygun davranmamaları gibi. Bunları da bu kadar kötü yorumlayabilirdi. Bu arkadaş herhalde direkt demokrasiye geçileceğini umuyordu. Unutmayalım ki iyi eğitilmemiş toplumlarda demokrasi, otokrasiye dönüşebilir. Bunu atlıyor. Saçma iddialarından biri de şapka devriminde gelen Panama tipi şapkaların namaz kılarken insanı engelleyeceği gibi izana uymayan şeyler. Ayrıca Türk Tarih Tezini ve Dil Teorisini de başarısızlık gibi almış. Hâlbuki Atatürk’ün bilimsel yönünü anlatması açısından harikulade olaylardır. Kemal Paşa öne attığı savların mantıksızlığı anlayınca geri çekmişti. Bu başarısızlık değil aksine ülke içinde bilimsel yöntemlerin uygulandığına dair bir kanıttır.
    Ayrıca bu arkadaş iyi olan hiçbir şeyi kabul etmemiş. Her olaydan kötülük çıkarmaya çalışan eleştiri kültüründen uzak biridir. Kitabın hiçbir yerinde “Atatürk dönemi dış politikalarımız çok iyiydi. Hatta Milletler Cemiyetine davet edilerek girmiş tek ülke biziz. Orada da Güvenlik Konseyinin başkanlığını yaptık .” tarzında bir yazı göremedim. Yazarın yaptığı bir diğer çakallık ise çok fazla kaynak verip insanı şu psikolojiye sokması: “Aa çok kaynak vermiş. Kesinlikle doğrudur.” Tam aksine bunu çok güzel kullanmış. Bazı kaynaksız kendi yorumlarını da böylelikle okuyucu gözünde meşrulaştırmış oluyor ki zaten en önemli eleştirileri bir kaynağa dayandırmadan kendi yaptığı yorumlar. Yazarın kafasındaki diğer bir saçmalık ise hep kötü insanlar tarafından yönetildik hep sömürüldük hep dini çökertmeye çalıştılar. Hep dış güçlerin oyununa geldik. Askerlerimiz bizi sevmiyor. Hatta ve hatta askerlerin dış güdümlü olduklarını iddia ediyor. Darbe olayları karışık ben de biliyorum. Şunu da söylemek gerekir Türkiye’de darbe artık bir anane olmuştur fakat her darbeye de dış güdümlü demek hatta darbenin meşrulaşması için gereken ortamı askerlerin sağladığını iddia etmek kusura bakmayın ama kafasızlıktır.
    Sonuç olarak zırva kitaptır. Bu puanı da her şeye ve bu olayı da kullanmasına rağmen kaynakların çokluğuna veriyorum.
  • Bunca imkanlar içinde donarak şehit olan askerlerimiz var.

    Doğru olmayan bir şeyler var.

    Vatan sağ olsun.