Bilgehan Soner, bir alıntı ekledi.
17 May 13:08 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Öksüz kalan zavallı ülkemizin ateşli kumları üstüne askerlerimiz kendi kanlarıyla bulanmış bir örtü çekerek meyus ve mahçup avdet ediyorlardı.

Aydemir, Müfide Ferit Tek (Sayfa 59 - Kaknüs Yayınları)Aydemir, Müfide Ferit Tek (Sayfa 59 - Kaknüs Yayınları)
İsmail | Synergy, Bu Yurdu Bize Veren Kadın Kahramanlarımız'ı inceledi.
 10 May 21:27 · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir Ulusunda, Anadolu köylü kadınının üstünde emek vermiş bir başka kadın topluluğu gösterilemez. Dünyada hiçbir Ulusun kadını “Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, Ulusumu kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar gayret gösterdim” diyemez.
Mustafa Kemal Atatürk

https://www.youtube.com/watch?v=Jvb6Fo6t6hQ


Tarihimizde gerçekleşmiş zaferlerde kadınların rolü çok büyüktür şüphesiz. Nene Hatun'u kimler bilmez ki? 1877 Rus Harbi sırasında gösterdiği azmi dillere destandır. Ruslar Erzurum civarına kadar gelip, vatan topraklarına kirletmek isterken, Aziziye Tabyası'nın en büyük simgelerindendir Nene Hatun. O bizim anamızdır, atamızdır. Eh tabii şanlı tarihimiz olur da şanlı isimlerimiz de olmaz mı? Bunlardan bir diğeri de Kurtuluş Savaşında Aydın ve yöresinde nam salmış Yörük Ali Efe'dir. Yiğitliğinin yanı sıra vatan aşkı ile yanıp tutuşan Ali Efe, Yunanlıların korkulu kabusu olmuştur. Fakat gözbebeğimiz İzmir'e çok büyük coşkuyla giren Yunanlıları gören ve bunu kalbi ve yüreği kaldırmayan bir kahramanımız da vardı: Gazeteci Hasan Tahsin. Kirli düşman elinin, şanlı bayrağımıza ve milletimize dokunmasına izin vermeyerek, düşmana ilk kurşunu sıkmıştır. O dakikada şehit olmuştur. Aziz kahramanımızı saygıyla anıyorum. Fakat ülkenin durumunu gören, vatanın sıkıntıda olduğunu bilen bir insan daha vardı: Mustafa Kemal Atatürk. En büyük hızla vatanın her yerinde istiklal ve bağımsızlığımızın tekrardan kazanılması için gereken çağrıyı yapmıştır. Milletimiz ise top, tüfek, kürek, satır eline ne geçerse düşmana karşı yürümüşlerdir.

Evet ülkemiz böylesine zor durumdayken yine kadınlar ön plandaydı. Cepheden ziyade fikri ve düşünceleriyle düşmana karşı savaş vermiş olan Halide Edip, Atatürk'ün yanından ayrılmamıştır. Hastanelerde ise hastabakıcılık yaparak gazilerimize en büyük yardımı etmiştir. Ama kahraman kadınlarımızın sayısı bu kadar değildir. Kara Fatma, Çete Ayşe, Tayyar Rahime, Halime Çavuş, Şerife Bacı gibi kadın askerlerimiz sadece kayıtlı olanlardır. Niceleri vardır, hepsi şehit olmuştur. Cephelere su, mermi taşıyarak hatta taşıdığı mermi askere gideceği için kucağındaki bebeğinden ziyade, bozulmaması ve cepheye en hızlı bir şekilde gitmesi için mermiyi koruyan vatansever annelerimiz vardı tarihimizde. Hiçbiri unutulumaz. Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın yazdığı meşhur, Mustafa Kemal'in Kağnısı adlı şiir hele hiç unutulmaz. Çünkü o kağnı bizim Kurtuluş Savaşında olan sembollerimizden biriydi. Bir dörtlük;
#29517638 />
Antep Müdafaası'nda göstediği büyük azmi ile düşmanla savaşan Karayılan ile Savaş Bey'i unutmak mümkün mü? Antep ise ödülünü 'Gazi' ünvanı ile almıştır.

#29490081 />
https://www.youtube.com/watch?v=o7HkZoluonY
Tarihimizde çokça şanlı zaferlerimiz vardır. Türkü ve ağıtlar ise bunları biraz da olsa hatırlatır bize. Mesela Seyfettin Sucu'nun şu türküsü de güzel.
https://www.youtube.com/watch?v=tOFWt6ouAxc

Son olarak kitap kısa sayfalı, küçük basit gibi geliyor ama iki sayfa okudun mu, atalarımız ne güçlükle kazanmış bu vatanımızı diyor insan. Açlık, sefalet bir an olsun vatan sevgisinden geri koymamış. Çoğu nişanlılar eşleri cepheye giderken, en önemli uyarı veriyorlar birbirlerine. Ateşten Gömlek'te geçen İhsan İle Ayşe aşkında demiyor muydu Ayşe, '' İzmir'i kurtarmadan gelirsen seninle evlenmem İhsan'' diye?
Kurtuluş Savaşı'nda gösterdikleri kahramanlıkları ile başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, vefakar Türk subayları, kahraman mehmetçik ve gözlerimizin nuru aziz kadın ve annelerimizi saygıyla anıyorum. Ve sözü Nazım Hikmet'e bırakıyorum; Kuvayı Milliye Destanı'nda bir kesit...
...bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru.

Merhaba! Öncelikle bu yazıyı artık bazı şeylerden bıktığım, düşüncelerimi birkaç kişi dışında paylaşamamış olmanın verdiği bunaltı, bazı şahsiyetlerin bana kattığı öfkeyi ve aklıma gelmeyen birçok sebepten dolayı yazıyorum. Yazımı okuduğunuzda yazdıklarım birçok kişiye saçma gelebilir, bir an içinizden ne diyor bu kız diyebilirsiniz. Sorun değil, ben buradaki birçok insanın birilerine hakaret etmeden görüşlerini bildirecek anlayışlı insanlar olduğuna inanıyorum. Bu yüzden buraya içimdekileri anlatacağım bir yazı yazmak istedim.
Öncelikle insan olmanın ne demek olduğunu bir düşünelim. Sizce insan nedir? Sadece nefes alıp veren bir varlık mı, yoksa vicdan sahibi bir varlık mı? Bana göre her şeyden önce insan vicdan denen en büyük nimete sahip olan bir varlık. Peki ya vicdan her insanda var mıdır? Varsa neden bazı insanlarda bunu göremiyoruz? Inanin bunun sebebini bende bilmiyorum. Tek diyebileceğim bir şey var o da ailenin insana kattığı. Bir insan elbet çevreden etkilenir ama her şeyin ilkini ailesinden görür. Aile nasılsa yetiştirdiği çocuk da öyle olur.
Ünlü dj Avicii'nin öldüğünü haberlerden duymuşsunuzdur. Şimdi diyeceksiniz ki konu ne ara buraya geldi? Beni birkaç dakika öncesine kadar sinirlendiren bir olay yaşamasam inanın buraya yazı yazma gereği duymayacaktim. YouTube'da izlediğim ölüm haberine insanlık dışı yapılan bir yoruma küfürsüz bir şekilde yaptığım yoruma, haddi aşan hakaret içerikli bir yorumla karşı karşıya kaldım. Inanin o yoruma yapılan küfürlü yorumlara karşı sadece bana böyle bir yorumda bulunulmasi beni fazlayisla sinirlendirdi. O yorumda "bir gavur için aglayacaginiza askerlerimiz ağlayın" yazılmıştı. Sizce böyle bir yorumu vicdan sahibi bir insan yazabilir mi? Ölen kişi sizlerden ne kadar farklı olursa olsun, o da sizle aynı dünyada yaşamış, nefes almış, sizler gibi sevmiş, üzülmüş, kızmış, gerisinde birçok anısını bırakmış bir insan. Hiç değilse ona saygı duyulması gerekmez mi? Elbet askerlerimiz için üzülüyoruz ama ölümün nasıl kiyaslamasini yapıyoruz? Ölen kişi bir insan değil miydi? Insanlar neden farkliliklara karşı bu kadar kin ve nefret dolu? Elbet bana diyeceksiniz böyle insanlarla tartışmaya gerek yok. Peki böyle olaylara ben tepki gostermesem siz tepki göstermeseniz kim tepki gösterecek? Keşke öyle bir zaman gelse de insanlar gerçekten insan olabilse.

Zeynep Aydın, bir alıntı ekledi.
26 Nis 12:53 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Çanakkale Savaşı ...
Bir karşı taaruz sırasında göğsüne bir şey isabet etti. Ruşen Eşref Ünaydın 1918'de bu olayı sorduğu zaman Mustafa Kemal şöyle cevap vermişti : " Evet, ceketimin sağ tarafında bir mermi deliği gördüm. Yanımdaki subay ( Nuri Conker ) 'Efendim vuruldunuz, ' dedi. Askerlerimiz bunu duyduğu takdirde morallerinin bozulabileceğini düşündüm. O yüzden elimi ağzıma götürüp, 'Sus' dedim."

Atatürk, Austin Bay (Sayfa 143)Atatürk, Austin Bay (Sayfa 143)

Arkadaşlar ben bi süreliğine yokum askere gidecem hakkınızı helâl edin askerlerimiz ve polislerimiz icin duva edelim duvanizi beklerim

Büşra, bir alıntı ekledi.
 14 Nis 16:12 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Özgürlüğümüz dışında hiçbir şeyimiz yok. Size kendi özgürlüğünüzden başka verecek bir şeyimiz yok. Bireyler arasında karşılıklı yardımlaşma dışında hiçbir yasamız yok. Devletlerimiz, uluslarımız, başkanlarımız, patronlarımız, mülk sahiplerimiz, polislerimiz, askerlerimiz, savaşlarımız yok.

Mülksüzler, Ursula K. Le Guin (Sayfa 256)Mülksüzler, Ursula K. Le Guin (Sayfa 256)
Tuğçe, bir alıntı ekledi.
 10 Nis 14:01 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Biz hepimiz Rus bendeleri ve Rus esirleriyiz, Rus bayramında kurban kesilecek koyunlarız... Bütün halkımız, bütün münevverlerimiz, bütün askerlerimiz Rus bayramının kurbanları...

Üyge Taba - Eve Doğru, M. Ayas İshaki (Sayfa 31)Üyge Taba - Eve Doğru, M. Ayas İshaki (Sayfa 31)
erdin süpür, bir alıntı ekledi.
05 Nis 21:25

ONLARCA YIL HER CEPHEDE SAVAŞVİŞ OSMANLI ASKERİ KÖYÜNE GERİ DÖNÜYÖR 1
:::::::::::::
Bugün köyde inanılmayacak derecede harikulade bir olay
oldu.
Öğle üstü üç dört kişi, kahvenin çardağı altında oturuyorduk. Ta uzaktan,
yolun dönemecinde, bir asker müfrezesinin ucu göründü. Hepimiz, heyecanla,
ayağa kalktık ve yola doğru yürüdük. Çok geçmedi. Bu gelenlerin bizim
askerlerimiz olduğu anlaşıldı. Lakin bunun böyle olduğunu anlamak köylüleri
teskine yaramadı, ya da elalemi angaryaya sokarlar diye herbiri bir yana
sıvıştı. Bekir Çavuş da dönmek üzereydi. Fakat, ben bırakmadım.
-Dur, bakalım. Belki, şunlardan bir havadis alırız, dedim.
Eski ordu hayatından, ondan biraz askerlik gururu kalmış olacak.
Müfreze, dolambaçlı ve tozlu yol üzerinde, dağınık bir yürüyüşle, döne
dolaşa yaklaştı. Bekir Çavuş, baktı, baktı:
-Bu ne demek? Ne başı var ne kıçı... diye söylendi.
Gerçekten, gelenler, ne düzgün bir tabur, ne de bir jandarma müfrezesine
benziyordu. Hatta, daha ziyade yaklaştıkları vakit giydikleri elbiselerin,
taşıdıkları silahların da birbirini tutmadığını gördüm.
-Merhaba arkadaşlar. Nereden böyle?
O kadar yorgundular ki, cevap verecekleri yerde, bize
tozdan bembeyaz olmuş kirpiklerinin arasından ölü gözlerle
bakıp geçiyorlardı.
Bir iki tanesi yanımıza yaklaşıp:
-Köyün suyu nerede? diye sordu.
Bekir Çavuş, kendini bir derleyip toparladı. Parmağının
ucuyla çeşmenin bulunduğu meydancığı gösterdi. Teker teker, ikişer üçer
yürüyorlar; bir tanesi arkadan geliyor. Bekir Çavuş, kendini tutamadı:
-Yahu, sizin subayınız filan yok mu? diye bağırdı.
Çeşmeye doğru gidenlerden bir tanesi döndü. O arkadan
geleni gösterdi.
Bekir Çavuş, kendini gene bir derleyip toparladı. Elinin
tersiyle bıyıklarının dik kıllarını sıvazladı. Uzaktan, o gelen
adamı süzdü, süzdü: Hele, şuna bak dedi.
adam, arada bir yolun ortasında, şaşırmış gibi duruyor
ve etrafına bakınıyor, sonra gene birkaç adım yürümeye başlıyordu.
Başçavuşun gerçekten acayip bir hali var. Yol üstünde
öyle zikzaklar yapıyor ki, adeta sarhoş olduğuna hükmedilebilir. İşte, gene
durdu. Gene sağına soluna bakıyor. Durduğu noktada, bir Mevlevi dervişi
gibi dönüyor.
Bekir Çavuş'un sabrı taştı. İleri doğru yürüdü.
-Hey hemşerim, ne bakınıp duruyorsun?
Herifin, bu sesten irkilip ürkmüş gibi silkindiğini gördüm. Sonra acele
acele Bekir Çavuş'a yaklaştı. Bir süre karşı
karşıya hareketsiz kaldılar. Derken, iki ağızdan bir anda bir
feryatla her iki adam sarmaş dolaş oldu. Bir süre, bir uzun süre öylece
kaldılar.
Ben merakla adım adım onlara yaklaştım. Bekir Çavuş,
iki eli karşısındaki adamın omuzlarında, bana döndü:
-Hey, şu Allahın işine bak. Bili min bu kim? dedi.
Dikkatle bakıyorum. Derisi bir Hintli derisi gibi kararmış, uzun ve kırçıl
sakallı bir adam... Kaç yaşında? Belki otuzunda, belki ellisinde vardır.
Anadolu köylüsünün, -hele uzun süre askerde kaldıktan sonra- yaşını tayin
etmek pek güçtür.
Bekir Çavuş'a:
-Senin eski silah arkadaşlarından biri olacak, dedim.
Kocaman bir kedi esneyişine benzeyen bir tebessümle sırıttı:
-Bu, hani şehit sandigimiz şerif be eminenin banası şerif

Yaban, Yakup Kadri KaraosmanoğluYaban, Yakup Kadri Karaosmanoğlu