Mehmet Ferit, bir alıntı ekledi.
 24 May 17:52 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Cenab-ı Hakk'ın nasıl var olduğu hususuyla ilgili şu iki misal konuya açıklık getirecektir.

Birincisi: çokça vagonları olan bir tren düşününüz. Bu vagonlardan her birisini bir önceki vagonun çektiğini biliriz. Ancak "lokomotifi kim çekiyor?" diye bir soru sorulmaz. Çünkü bütün vagonları çekip kendisi de çekilmeyen bir lokomotif olmazsa düzenli hareket oluşamaz.

İkincisi: askerlik sisteminde bir onbaşı, emri çavuştan alır. Çavuş da bir üstünden. O üstü de, diğer bir üstten emir alır. Nihayet iş genel kurmay başkanına ve eski ifadeyle padişaha kadar dayanır. "Peki padişah emri kimden alıyor?" diye bir soru sorulamaz. Eğer padişah da bir yerden emir alsa, o zaten padişah olamaz. Padişah olmanın özelliği, emir veren ama emir almayandır.

Bu misallerden anlaşıldığı gibi kainatı ve bütün mahlukatı yaratan Cenab-ı Hakktır. "Onu kim yaratmıştır?" diye bir soru sorulamaz. Çünkü yaratan yaratılmaz. Onun var olma özelliği kendi zatına aittir. Ona, bizim akıl ölçülerimiz yetmez.

Düzceli Mehmet, Halit ErtuğrulDüzceli Mehmet, Halit Ertuğrul
Gökhan, bir alıntı ekledi.
24 May 00:26 · Kitabı okudu · 9/10 puan

(Bedelli kapıda)
Ama savaş düşleri paramparça etti. Askerlik çağrısının altında yatan 'her erkek askerdir' felsefesi, insan yapısının potansiyelinin, temelde yanlış anlaşılmasına dayanıyordu.

Savaş Sanatı Tarihi, John Keegan (Sayfa 277 - Sabah gazetesi kitapları)Savaş Sanatı Tarihi, John Keegan (Sayfa 277 - Sabah gazetesi kitapları)
Gökhan, bir alıntı ekledi.
24 May 00:10 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Askeri-meslek
Ligustinus'un simgelediği subay sınıfı, askerliği meslek edinmiş, politikaya atılmayı düşünmeyen, amacı mesleğinde ilerlemek olan kişilerden oluşuyordu ve tarihte ilk kez askerlik kendi kendine yeterli bir meslek olarak ortaya çıkmıştı. Bu nedenle Roma'nın sınırlarının Kafkaslar'dan Atlas Okyanusu'na kadar uzanmış olmasına şaşmamak gerekir.

Savaş Sanatı Tarihi, John Keegan (Sayfa 210 - Sabah gazetesi kitapları)Savaş Sanatı Tarihi, John Keegan (Sayfa 210 - Sabah gazetesi kitapları)
Fırat Mişe, bir alıntı ekledi.
23 May 19:07 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Koyun sürüsü gibi kitleler, iki hafta içinde gazeteler tarafından öylesine bir heyecan ve telâşa düşürülebilirler ki, bu insanlar başta bulunan bu işlerle ilgili bir kaç partinin değersiz amaçları uğruna ölmek ve öldürmek için üniformaları geçiriverirler sırtlarına. Zorunlu askerlik görevi bana bugün uygar insanın yoksun bulunduğu birey saygısının nasıl ortadan kalktığını gösteren en kötü belirtisi olarak görünüyor."

Dünyamıza Bakış/Seçme Denemeler, Albert EinsteinDünyamıza Bakış/Seçme Denemeler, Albert Einstein

Mumsema Han'ı bu sitede okuyan az sayıdaki kişiler arasında olmanın verdiği haklı gururu yaşıyorum arkadaşlar..

Hüzünlü Bir Ponçik gibi bir kitabın bile 85 kere okunduğu şu mecrada Mumsema Han nasıl bu kadar az kişi tarafından okunmuş ben hayretler içerisindeyim. Gerçi çok da şaşırmamak lazım, içeriğin önemini yitirdiği ismin sükse yaptığı bir dönemden geçiyor edebiyat.

Hakan Karakaşoğlu'nun ilk romanı Mumsema Han ve nasıl sağlam bir kaleme sahip olduğunu öylesine güzel göstermiş ki diğer romanı olan Taşikardi'yi okuma arzusu uyandırdı içimde. Kitabı elinize alıyorsunuz bir bakmışsınız bitmiş, öyle akıcı ve merak uyandıran bir roman kendisi.

Konusuna gelince, tat ve koku alma duyusunu ve ailesini küçük yaşta bir trafik kazasında kaybetmiş Adem'in Mumsema Han'daki iş yaşantısını, hayattan ne istediğini bulmaya çalışmasını, benlik arayışını anlatıyor. O kadar gerçekçi bir şekilde ele alınmış ki anlatım okurken Adem'in askerlik arkadaşı Erhan'la dertleştiği bölümlerde siz de dertleşiyorsunuz, Adem'le yürüyerek Karaköy'e varıyor Tünelden tramvaya binip İstiklal Caddesi'ne çıkıyorsunuz ya da ne bileyim Kabataş'tan vapura binip Kadıköy'de bir yokuş tırmanıyorsunuz. Romanı okurken kendinizi olayın içinde hissetmemeniz imkansız, romanın sonunu tahmin etmeniz de.

Bunca tarihi yapıyı Adem'in gözüyle görmek İstanbul'un ticaret merkezlerinde mekik dokumak bir yana Struma olayı gibi hassas bir konuya da yer vermesi benim gönlümü fethetti ne yalan söyleyeyim.

uzun lafın kısası;
Okuyup, okutturalım; kitabın hakkını verelim efendim.

Simurg (ϜϓſϞ), bir alıntı ekledi.
23 May 10:06 · Kitabı okudu

Şehit olduğumu bana nüfus dairesinden haber verdiler de öğrendim. İkinci kez şehit düştüğümü ise eksik olmasın askerlik şubesinden söylediler.

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Aziz NesinYaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Aziz Nesin
mahmut yiğiter, Kürt Tarihi Dergisi Sayı 30'ı inceledi.
 23 May 00:20 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Kürt Tarihi Dergisi'ni okumaya kaldığım yerden devam ediyorum. Askerlik dolayısıyla ara vermiştim. Derginin 30. Sayısında Mevlana Xalid "i daha ayrıntılı bir biçimde anlatmış. Nakşibendiligin Kürdistan’da yayılışını ele almış. Mevlana Xalid 'in eserleri hakkında güzel bilgiler vermiş. Dergideki diğer güzel olan kısım da Sosyolog ve Kürdolog Martin Van Bruinessen ile yapılan söyleşiler. Kendisinin tüm kitaplarını ve makalelerini okuyan biri olarak gerek bilgisiyle gerek Kürdistan’da yapmış olduğu araştırmalarından dolayı okunmaya değer biri olarak görüyorum. Sayıyı gerçekten çok beğendim. Benim favori bölümüm ise Şey Xalid Şehrizorî 'nin Kürtçe Eseri; Kitabê Eqîde Nameyê Kurdî kısmıdır. İçerik ve üslup hakkında güzel bir yazı yazılmış.
Size de tavsiye ederim faydalı olur. .iyi okumalar şimdiden. ..

Onur Özkan, bir alıntı ekledi.
22 May 14:23 · Kitabı okumayı düşünüyor

'Emek İşçisi' Aziz Nesin
"Çok değişik türde, değişik biçimde yazıyor,
değişik konular işliyorsam, bunun nedeni, sanırım,
toplumumuzun değişik katlarından, değişik çevrelerinden
karışık insanlarla düşüp kalkmış olmamdır,
işte şimdiyedek yaptığım işlerden birkaçı;
Ayaksatıcılığı, çobanlık, askerlik, muhasebecilik, ressamlık,
gazete satıcılığı, kitapçı dükkânı işletmek, özel öğretmenlik,
fotoğrafçılık, yazarlık, gazetecilik, bakkallık,
mapushanecilik -Bu da bir meslektir, hem de zor mesleklerdendir-,
işsizlik -Bu, mesleklerin en zorudur-,
kundura boyacılığı, berber dükkânı işletmek, daha da başka işler..."

Aziz Nesin'in Anıları: Böyle Gelmiş Böyle Gitmez, Aziz NesinAziz Nesin'in Anıları: Böyle Gelmiş Böyle Gitmez, Aziz Nesin

ÖLÜM VE ÖZGÜRLÜK
ÖLÜM VE ÖZGÜRLÜK
Belki de yaşadıkları kasvetli derin duygular olmasaydı, böylesine kuvvetli kalemleri, şiddetli söylemleri, sarsıcı duyarlılıkları olmazdı.Dünyaya, acılarını, öfkelerini ,isteklerini, hayal kırıklıklarını şiirsel bir dille haykırarak özgürleştiler, ölümü seçtiler. Kurguladıkları romanlar gibi kendi yaşamlarının sonunu da kendileri belirlediler.
1. Ernest Hemingway
ABD’li ünlü yazar Hemingway ambulans şoförü olarak savaşa katıldı. 1918’de çok yakınına düşen bir top sebebiyle ağır yaralandı. Yardım etmeye çalıştığı İtalyan askerlerinden birisi ölürken diğeri bacaklarını kaybetti. Başka bir İtalyan askerini taşırken de bacaklarından yaralandı. Tedavi gördüğü hastanede hemşire Agnes von Kurawsky’e aşık oldu. Evlenmeyi düşündüğü hemşire onu terk etti. 1931 yılında yazarın babası intihar etti.
1944 yılında 2. Dünya Savaşı sırasında Amerikan güçleriyle birlikte savaşta aktif görev aldı. Bu nedenle daha sonra askeri mahkemede yargılandı. Son yıllarında yazarın ruhsal sağlığı kötüye gitti. Eşi Hemingway’i elinde silahla evin mutfağında bulunca hastaneye kaldırdı. Sanatçı kaldırıldığı hastanede elektro şok tedavisi gördü. Hastaneden çıktıktan iki gün sonra 1961’de kendini av silahıyla vurarak hayatına sonlandırdı.
2. Franz Kafka
Yahudi bir ailenin çocuğu olarak 1883 yılında Prag’da dünyaya gelen Kafka, ailesinin altı çocuğundan ilkidir. İki erkek kardeşi daha bebekken ölen yazarın 3 kız kardeşi de Nazi’lerin toplama kampında öldüğü düşünülmektedir. Kötü bir çocukluk dönemi geçiren Kafka babasıyla hiç anlaşamadı ve ona karşı hep nefret duydu. Dönüşüm kitabındaysa böcek olarak tasvir ettiği kişi kendisidir çünkü kendisini babasının gözünde hep böcek kadar değeri olduğunu düşündü.
Yahudi olduğu için Almanlar tarafından, Almanca konuştuğu için de Çekler tarafından sevilmedi. 1917 yılının Ağustos ayında Kafka’nın ağzından kan geldi ve akciğer kanseri teşhisi konuldu. 1918 yılının sonbaharındaysa İspanyol gribine yakalandı ve haftalarca acı çekti. 1924 yılında gırtlağına kadar ilerleyen kanser sebebiyle konuşma yetisini kaybetti. Yemek yerken ve su içerken bile dayanılmaz acılar çekti. Yazar 3 Haziran 1924 yılında kalp yetmezliğinden hayatını kaybettiğinde 40 yaşındaydı.
3-Edgar Allan Poe
ABD’li şair ve yazar Edgar Allan Poe gotik edebiyatın öncülerindendir. 1809 yılında dünyaya geldikten 1 yıl sonra Poe’nun babası evi terk etti. Bir yıl sonra da annesi veremden öldü. Daha sonra Virginia’da bulunan zengin bir tüccar olan John Allen’ın yanına verildi. Virginia Üniversitesi’nde okuduğu zamanlarda yaptığı kumar borcu sebebiyle manevi babasıyla arası açıldı.
1831 yılında Baltimore’da yaşayan halası, kuzeni ve abisinin yanına taşındı. Baltimore’a yerleştikten kısa bir süre sonra, alkolik olan ve ağır hastalıklar geçiren abisi hayatını kaybetti. 1835’te kuzeni Virginia Clemm ile evlendi. 1842 yılında karısı Virginia’nın tüberküloz olduğunu öğrenince kendisini tamamen alkole verdi. 1847 Virginia’nın ölümü yazarı iyice yıktı.
Poe, 3 Ekim 1849 yılında ismi Ryan’s Inn olan bir meyhanede kendinden geçmiş bir şekilde bulundu. Hastaneye kaldırıldıktan 4 gün sonra hayata gözlerini yumdu. Öldüğünde 40 yaşında olan Poe’nun cenazesine sadece 4 kişi katıldı.
3. Nikolay Vasilyeviç Gogol (1809-1852)
Ukrayna asıllı Rus yazar 1828 yılında Petersburg’a gider. orada geçinemeyince Almanya’ya gitme kararı aldı. Almanya’da da ancak parası bitene kadar kalabilen yazar tekrar Petersburg’a dönerek düşük maaşlı bir işe başladı.
Yazdığı Müfettiş isimli, bürokrasiyle dalga geçtiği eseriyle büyük tepki topladı ve Rusya’dan ayrılmak zorunda kaldı. En çok saygı duyduğu ve onun eleştirileri olmadan yazamam dediği Puşkin’in tavsiyesiyle Ölü Canlar romanını yazmaya başladı. Roma’da Ölü Canlar’ı yazarken Puşkin’in ölüm haberini aldı. O güne kadar Puşkin’in yorumunu almadan bir şey yazmayan Gogol için bu haber büyük bir yıkım oldu. Gogol Ölü Canlar romanını ve Palto hikayesini yayınlandıktan sonra soylu kesimin tepkisini topladı. Rus insanını aşağılamakla ve halkına ihanetle suçlandı. Bu suçlamalar yazarın ruhsal sağlığını iyice bozdu.
Gogol Ölü Canların ikinci bölümünü de yazdı. Fakat 1852 yılında el yazmalarını ateşe atarak yok etti. Bu olaydan 10 gün sonra da yaşamını yitirdi.
4. Fyodor Dostoyevski
Hasta bir anne ve sarhoş bir babanın çocuğu olan Dostoyevski 11 Kasım 1821 yılında dünyaya geldi. Annesini ölümünden sonra Petersburg’a yerleşen sanatçı daha sonra babasını ölüm haberini aldı. 1846 yılında çıkan ilk kitabı İnsancıklar ve ardından yazdığı kitaplarla beklediği başarıya ulaşamayan yazarın umudu kırıldı ve politikayla ilgilenmeye başladı. 1849 yılında devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiası ile tutuklanarak hapse atıldı. 10 yıl hapiste yattıktan sonra tam kurşuna dizilmek üzereydi ki, son anda affedildi. Cezası dört yıl kürek, dört yıl da adî hapse dönüştürüldü. Cezasını çekmek üzere Sibirya’ya gönderildi.
Cezalarını çektikten bir süre sonra Avrupa seyahatine çıktı. Sara nöbetleri ve kumar bağımlılığı yüzünden maddi açıdan darlığa düştü. Bu dönemde Yeraltından Notlar (1864) ve Suç ve Ceza (1866) gibi eserlerini yazdı. Sibirya’da evlendiği eşinin ölümünden sonra sekreteriyle evlendi. Yeniden borçlandı ve kumarhanelerde gezmeye başladı. Kızının ölümünün ardından büyük bir sarsıntı geçirdi. Karamazov Kardeşler adlı yapıtını üç yılda bitiren Dostoyevski, ciğer kanaması sebebiyle yatağa düştü ve 28 Ocak 1881 tarihinde öldü.
5-Yazamamanın Getirdiği Ölüm Hali: Virginia Woolf (1882-1941)
Mrs. Dalloway, Deniz Feneri, Orlando, Jacob’un Odası, Dalgalar romanlarının da olduğu çok sayıda çalışmaya imza atan Woolf, II. Dünya Savaşı’nın yarattığı kasvet, üretkenlik yoksunluğu gibi nedenlerle ruhsal bunalıma girdi ve 28 Mart 1941’de Ouse Nehri’ne ceplerine taş doldurarak atlayarak ve intihar etti.
6-Ölüm Korkusuna Yenilmek: Cesare Pavese (1908-1950)
Kadınlarla olan sorunlu ilişkisi ve ölüm saplantısı ile tanınan Pavese, yazarlık serüveni boyunca şiir ve romanın yanı sıra Amerikan Edebiyatı’ndan İtalyancaya yaptığı çevirilerle adından söz ettirdi. Mussolini iktidarına karşı yazıları nedeniyle hapis yatan Pavese, 1950 yılında günlüğüne “Artık sabahı da kaplıyor acı” diye not düşerek Torino’daki bir otel odasında çok sayıda uyku hapı içerek yaşamına son verdi.
7-Dostuna Elveda Ederek Ölüm: Sergei Yesenin (1895-1925
Mayakovski’nin izinden giderek 1917 Ekim Devrimi’nin ateşli savunucuları arasında yer alan Yesenin, Ekim Devrimi ardından rejime yönelik eleştirileri nedeniyle sansüre uğradı. İçkiye olan bağımlılığı ve kadınlarla olan sorunlu ilişkisi nedeniyle psikiyatri tedavisi görmek için bir aylığına akıl hastanesinde kaldı. Noel için hastaneden çıkarılan Yesenin, 27 Aralık 1925’te Moskova’daki İngiltere Oteli’nde odasında kendini asarak intihar etti. Cesedinin yanında, intiharından bir gün önce bileklerini kesip kendi kanıyla Mayakovski’ye yazdığı veda şiiri bulundu:
8-Devrim Yorgunu Bir Şair: Vladimir Vladimiroviç Mayakovski (1893-1930)
1917 Ekim Devrimi’nin şairi olarak tanınan Mayakovski, Rus Devrimi’nin sanat alanındaki yansıması olan “Futurizm Akımı”nın öncüllerindendir. Nazım Hikmet’in şiirine de önemli izler bırakan Mayokovski, insanların devrim idealleri karşısındaki inançsızlığı ve umutsuz aşkları nedeniyle 14 Nisan 1930’da Moskova’da intihar etmiştir.
9-Fars Topraklarında Kafka Haleti Ruhiyesi: Sâdık Hidâyet (1903-1951)
İran Edebiyatı’nın “Kafka”sı olarak tanınan Sadık Hidayet, başta Kör Baykuş olmak üzere düz yazı ve kısa hikâyeleriyle tanınır. Yazarlık serüveni boyunca gerek şah yönetimi gerekse Şii ulema tarafından pek sevilmeyen Hidayet’in eserlerinde melankoli, umutsuzluk ve mistisizm hakimdir. Yazar, 23 yıl önce ilk intihar denemesini gerçekleştirdiği Paris’te, 9 Nisan 1951’de yaşadığı dairede havagazını açarak yaşamına son vermiştir.
10-Savaşın Getirdiği Karamsarlık ve Ölüm: Stefan Zweig (1881-1942)
Unutulmaz biyografilerin yazarı olan tanınan Stefan Zweig, hümanist, savaş karşıtı düşünceleriyle II. Dünya Savaşı öncesinde Avrupa’da adından söz ettirmişti. Zweig, gerek Yahudi kimliği gerekse düşünceleri nedeniyle 1930’lu yılların ikinci yarısından itibaren Nazi rejiminin hedeflerinden biri oldu. II. Dünya Savaşı sırasında konferans vermek için gittiği Brezilya’ya yerleşen Zweig; Virginia Woolf, Walter Benjamin gibi II. Dünya Savaşı’nın yarattığı umutsuzluk ortamından etkilenerek 22 Şubat 1942’de Rio de Janeiro’da, karısı Lotte ile birlikte intihar ederek hayatına son verdi.
11-Auschwitz’ten Yaralı Bir Yürek: Primo Levi (1919-1987)
Yahudi asıllı İtalyan yazar Primo Levi’nın eserleri, II. Dünya Savaşı sırasında anti-faşist mücadeleye katılması ardından esir düşmesinin ve Auschwitz Toplama Kampı’nda yaşadığı tutsaklık günlerinin izlerini taşır. Yazarın en önemli kitabı olan “Bunlar da mı insan?”da Levi, Auschwitz’te yaşadıklarını ve “eve dönüş” hikâyesini anlatır. Savaşta yaşadıklarının ardından Tanrı inancını kaybettiğini belirten Levi, 11 Nisan 1987’de 68 yaşında evinin merdiven boşluğuna kendini bırakarak intihar eder.
15-Sıkıştırılmışlığın Getirdiği Ölüm: Walter Benjamin (1892-1940)
20. yüzyılın en önemli düşünce akımlarından Frankfurt Okulu’nun temsilcileri arasında yer alan Walter Benjamin, Marksist kültür anlayışının yanı sıra Yahudi kökenleri nedeniyle Nazi Rejimi’nin hedefi olmuştur. Naziler tarafından Paris’e sürgün edilen Benjamin, Almanların Fransa’yı işgal etmesi ardından Gestopu’nun Paris’teki evini basması üzerine 1940’da İspanya’nın Fransa sınırındaki Portbou kentine kaçmış, burada polis tarafından Gestapo’ya teslim edileceğini öğrenince aşırı derecede morfin alarak yaşamını sona erdirmiştir.
16-Annesinin Kaderinden Kaçan Yazar: Beşir Fuat (1852-1887)
Askerlik kariyerini yarıda bırakarak düşünce dünyasına atılan Beşir Fuat, geç Osmanlı düşünce dünyasının önemli simalarından biridir. Namık Kemal gibi döneminin önemli aydınlarıyla sert polemiklere giren Fuat, Osmanlı’da pozivitizm ve materyalizmin tanıtılmasına önemli katkılarda bulundu. Sinir hastalıklarından mustarip annesinin kaderini paylaşmak istemeyen Fuat, bileklerini keserek intihar etmekle kalmamış, ölümü sırasında hissetiklerini yazıya dökerek tasvir etmiştir.
17. Sylvia Plath (1932-1963)
ABD'li şâir ve yazar Sylvia Plath, kısa ömrü boyunca mental rahatsızlıklarla boğuştu. Davranışları çevresi tarafından irrasyonel ve umursamaz olarak görüldü. Hayatı boyunca antidepresanlar kullanması gerekti.
Plath, hayatı boyunca ileri derecede bipolar bozuklukla yaşadı. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bunun neticesinde akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den iyi bir derece ile mezun oldu.
1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olacak şekilde bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.

18-Nilgün Marmara (1958-1987)
"Hayatın neresinden dönülse kârdır..."
Nilgün Marmara, Türk şiirinin genç ve yetenekli kadın şâirlerindendi. Eğitimini, Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde tamamladı.
Listede de yer alan Sylvia Plath üzerine tez yazmıştı ve 13 Ekim 1987'de 29 yaşındayken o da intihar etti.
19-Yaşamın Ucuna Yolculuk Eden Yazar: Tezer Özlü (1943-1986)
Kafka ve Pavese’in izlerini taşıyan eserlerinde genellikle varoluş ve yabancılaşma temalarını işleyen Özlü, Türkiye ve yurt dışındaki yaşamında çeşitli defalar intiharı denemiş ve psikiyatrik tedavi görmüştür. Göğüs kanseri nedeniyle yaşama veda eden Özlü, intiharın kıyısında dolaşan ruh hali ile bilinir. Özlü, bu özeliğini kitaplarına da taşıdığı için bu listede yer almaktadır.
“Yaşamın Ucuna Yolculuk” adlı romanında şöyle der: “Bir yüksekliğin, bir başıma olduğum bir yüksekliğin en ucundayım. İnemiyorum. Yaşayamıyorum. Ölemiyorum.