• Ne karınca zayıf olduğu için aç kalır ne de aslan pençesinin gücü ile karnını doyurur
  • Keklik serer palazını tenha kayalıklara
    uçurur korkusunu
    kara diken savurur tohumunu
    kurtulur korkusundan
    orda bir dağ
    orda bir taş
    bir pınar
    dağ ardında
    taş ardında
    pınarlı bir kara mavzer
    bıyıkları kartallıda
    başı yağlıklı
    durur dimdik
    bakar dimdik
    bakar barışlı
    bir güvercin pır pır eder ucunda namlusunun
    'tutam yar elinden tutam
    çıkam dağlara dağlara! '
    koçero hep
    durur orda
    dağlarda

    ben türkçe anlatamam
    o Kürtçe anlatamaz
    Farsça çıkmaz doruklara
    koçero hep
    durur orda
    dağlarda

    ey elleri mis kokulu sabunlarla kurtulan beyler
    şimdi siz
    içebilir misiniz kendi sıcak kanınızı altun taslarda
    geçirebilir misiniz şu yağlı ipi
    kendi güzel ellerinizle
    o güzel boynunuza
    ve şakıyormuşçasına kafeste kanaryanız
    bakıp bakıp zindanlı akşamlara
    yudumlayabilir misiniz soğutulmuş içkinizi?

    dolaşıyor akşam yelinin büyücü parmakları
    Çankaya’nın genç irisi kavaklarının gümüşlü yapraklarında
    önce yaprak
    sonra dal
    sonra dallar ipil ipil
    küme küme kavakları Çankaya sırtlarının
    çalar gibi bir gizli piyanoda
    sonsuzluğun şarkısını
    ve saksıda soluk alan belki de bir camgüzeli
    bir fesleğen
    bir kaktüs
    tutuşurken ormanlar oylum oylum
    savrulurken kül ve kerpiç
    rüzgarda! 
    ey elleri mis kokulu sabunlarla kurtulan beyler
    almış kanlı gömleğini nere gider bu türkü
    sarınmış kıl şalvara
    nerden gelir bu ağıt?

    yığdım kitapları dağ dağ
    çağırdım nemrutu karanlığıma
    bir kucak yeşil yoncayla geldi nemrut
    öptü ıslak gözlerini aç öküzümün

    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin
    silah silah çatmayın o güzel kaşlarınızı
    imdatlara saldırmayın
    basmayın düğmelere
    yürekleri hoplatmayın
    güzel beyler
    hanımlar
    zor ve çetin bir ağıttır koçero
    bir gelin ağlar onu
    ben ağlayamam
    bıyıkları çengel çengel
    bir kardaş ağlar
    acılı bir bacı ağlar
    bağrı yanık bir ana
    ben ağlıyamam! 
    ince bir ay batar gider karadağın ardında
    dolanır kerpiç damı ince bir rüzgar
    irkiltir bir gece kuşu
    osmanlı karakollarının duvarlarını
    bir elinde kanlı mendil
    bir elinde kara mavzer
    kimse bilmez nerde nasıl
    taptaze bir
    sımsıcak bir
    gencecik bir ölüdür o
    bir selamdır sımsıcak
    varamamış dostuna
    varamamış koçero
    'leb-i derya' şu saltanat
    şu konaklar şu saraylar şu köşkler
    bu bereket bu bolluk
    bu çılgınca hovardalık
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin! 
    kırk bin köyden birer kişi
    göçüyor kırk bin kişi
    kırk bin köyden onar kişi
    göçüyor yarım milyon
    ya ellişer yüzer kişi? 
    göçüyor milyon milyon
    vatanda vatan
    güzel beyler
    hanımlar
    kusuyor bütün köyler insanlarını
    kusuyor kasabalar
    baştanbaşa bütün ülke
    kusuyor insanını! 
    bu eziklik
    bu hırçınlık
    güzel beyler
    hanımlar
    bu sınırsız tedirginlik
    acaba nerede biter? 
    nasıl başlar acaba
    şenlikli günleri bu toprakların?

    bulacak bir gün elbet
    yatağını bu nehir
    durulup dinginleşecek
    birgün elbet bu nehir
    ve çocuklar oynaşacak mutlu çocuklar
    anacan sularında bu mutlu nehrin!

    koçero bir dağ çekirgesinin gecede irkilmesidir
    bir belirsiz karanlıktan
    bir belirsiz karanlığa
    irkilip uçmasıdır
    bir dağ çekirgesinin
    bir kurdun kaçmasıdır kendi karaltısından
    yamaçtan bir taşın yuvarlanması
    bir pınarın durup durup akması
    bir çift gözün karanlığa bakması
    şimşeklerin uzak uzak çakmasıdır dağlarda
    bir mavzerin yanlışlıkla patlamasıdır
    bir geyiktir koçero
    sekerken taştan taşa kırılmış bilekleri
    tırnakları kekik nane ve menekşe kokulu
    tırnakları rüzgarlı
    suçsuz bir geyik
    avcılar yakalarsa mezedir eti
    köpekler kovalarsa diş kirasıdır
    bir okul piyesidir koçero
    açış konuşmalıdır ve halaylı türkülüdür
    müsamere derler adına oralarda
    kaymakamlı savcılı ve çavuşludur
    biletlidir ve yoksullar yararınadır
    festivaldir sosyetede
    modada son buluşlar
    en taze ilişkiler
    gürültülü boşanmalar
    gürültülü birleşmeler
    hele bir de balesi ve operası
    'ey vatan' aryası bir de
    saygıdeğer prensesin saygıdeğer oynaşının
    ardından telli sazlar
    ardından yaylı sazlar
    ardından vurmalılar
    çekmeliler ve üfürmeliler
    ardından 'kuğu gölü' ardından 'fındık kıran'
    hemencecik candarmalar
    ve ardından 'haydutlar'ı siller'in
    köroğlu'nun narası: 
    'yine de hey hey! '
    ve ardından
    çocukları gülmekten kırıp geçiren
    çağdaş banka reklamları! 
    candarmalar geçirince kelepçeyi zinciri
    bileklerine karıncanın
    poz verince bir fukara karınca
    en komprador basın aynalarına
    aşka gelir kompütürler
    aşka gelir telefonlar telsizler
    ve doyum noktasına
    sosyete ninni! 
    o zaman işte çelenk
    o zaman işte tören
    alkış
    bando
    ve rap rap
    donanır bayraklarla bankalar sigortalar
    ve uygunsuz işyerleri bilcümle
    ve kadehler
    kadehler ki ses verir yıldızlardan!

    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin! 
    koçero bir oyundur
    yazılır
    yazılır
    bitmez
    koçero bir oyundur
    oynanır
    oynanır
    bitmez
    vurur onu jandarma
    vurur onu candarma
    durmadan vurur
    ama o bitmez
    o hep durur öyle orda
    bıyıkları kartallıda
    göğsü çapraz fişeklikli
    gözleri beş yaşında
    kolları nuh nebi'den
    bir elinde kanlı mendil
    bir elinde kara mavzer
    pır pır eder bir güvercin
    ucunda namlusunun
    o hep öyle durur orda
    taş ardında
    rüzgarda!

    muhtara sorarsanız
    bizim serseri veli
    marabaya sorarsanız
    işini bilmemiş deli
    köylüye sorarsanız
    ekmeksiz garibin teki
    çocuklara sorarsanız
    yüce dağlar aslanı aslan koçero
    kimsesize sorarsanız
    hükümet bilir onu
    candarmaya sorarsanız
    devletin dağlarda silah çatması
    vurguncuya sorarsanız
    yol kesici yağmacı
    soyguncuya sorarsanız
    devletin acizliği
    sağcıya sorarsanız
    siktiret pezevengi
    solcuya sorarsanız
    'ferman padişahın dağlar bizimdir'
    İstanbullu inanır ki
    boğazda kaşalottur
    Ankaralı sanır ki
    temele dinamittir
    İzmirlinin düşlerinde
    şaşkın köpek balığı
    Antalyalı her gece
    gergedan görür düşünde
    Erzurum’da kol başıdır
    Erzincan’da deli daysak
    pir sultan yoldaşıdır Sivas’ta
    bir 'kılıcı kanlı' Van’da
    Mardin’de bir
    gözü kanlı kaçakçı
    ah koçero
    vah koçero
    koçero eyvah!

    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin! 
    patron gazetelerinde yüksek tirajdır koçero
    hükümet programlarında bir 'nakl-i yekun'
    kapitalist dış basında nobel'lik bir roman
    politik sürtüşmelerde bir yılan hikayesi
    diplomata sorarsanız
    turistik bir serüven
    kaymakama sorarsanız
    'ahval-i adiye'den
    sosyeteye sorarsanız
    eğlenceli bir briç
    sorarsanız bezirgan filimciye
    gişelik bir senaryo
    sorarsanız bürokrata
    Atatürk’ün gardrobuna
    tükürmüş biri
    hümaniste sorarsanız
    Fransızca bilmeyen
    montenyi'den anlamayan
    mitologya tragedya
    hümanizma helenizma
    hiçbirinden çakmayan
    bir yörüktür koçero! 
    ne anlar rönesanstan
    ne anlar restorasyondan? 
    bir bazlama
    bir uçkur
    üç telli bir zımbırtıdır koçero! 
    sanki sırası mıydı dağlara tırmanmanın
    demokratik tragedyayı uçuklatmanın
    sanki sırası mıydı!

    müfrezeler yürümüş dağ dağ
    ve dere dere
    kesmiş geçitleri korkunun silahları
    bir tükenmez sermayedir koçero
    haksız yönetimlere! 
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin
    silah silah çatmayın o güzel kaşlarınızı
    koşturmayın şifreleri
    telefonları
    basar gibi tuz yarama
    basmayın düğmelere
    yürekleri hoplatmayın
    güzel beyler
    hanımlar
    paralar girsin diyedir kalantor kasalara
    toprak sömürülsün diyedir orta çağlarda
    ışıksız kalsın diyedir bir koca ülke
    karanlıkta boğazlaşsın diyedir güzel yüzlü insanlar
    fabrikalar işçi yesin para kussun diyedir
    kıyılar yağmalansın ormanlar çiftlikleşsin
    bankalar yağ bağlasın tekeller et bağlasın
    holdingler palazlansın ortaklıklar göbeklensin
    bu rüzgar böyle essin
    bu değirmen böyle dönsün
    bu çuvallar böyle dolsun diyedir
    koçero'nun dağlarda medetsiz yalnızlığı! 
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin
    yeni değil bu hikaye
    bu oyun eski oyun! 
    ah koçero
    vah koçero
    koçero eyvah!

    bir akşam birdenbire bir can çıkar dağlara
    bin kardaş bin acı bin ana
    bin kerpiç bin harman bin açlık
    bin yenge bin emmi bin dayı
    bin zulüm bin acı ve bin karanlık
    bir akşam birdenbire çıkar dağlara
    bıyıkları terlememiş bin çocuk
    bin aşık bin deli bin meczup
    bin ekmeksiz bin işsiz bin suçsuz
    kıl şalvar kurtlu çarık
    naldöken mazı kıran derviş çatlatan
    itburnu koyak gülü ahlat çalısı
    bir akşam birdenbire çıkar dağlara
    çökelekler yoğurtlar arpa bazlamaları
    yalnayaklar gömleksizler dayanaksızlar
    munzur'lar çilo'lar palandöken'ler
    dersim'ler tunceli'ler bingöl'ler
    tunceli'de mercan'lar ağrı bereketleri
    tahtalı'lar toroslar ve binboğa'lar
    bir akşam birdenbire çıkar dağlara

    turistik bir gösteridir dağlara çıkmak
    örneğin ağrı'lara
    alpler'e sübhan'lara ant'lara
    himalaya dağlarına derin asya'nın
    klimancaro'nun tropik karlarına
    turistik bir gösteridir dağlara çıkmak! 
    gel gör ki böyle yazmıyor bizim burda kitaplar
    turistik diye göstermiyor dağları
    turist diye vermiyor dağlara çıkanları
    bir sürekli çıplaklıktır koçero
    bir sürekli açlıktır
    bir sürekli haksızlıktır koçero
    bir sürekli itilmişlik
    koçero bir vazgeçiştir
    koçero bir ilgisizlik
    bin yıllık yoldan gelir
    üstü başı kan içinde
    yorgun bir dilekçedir
    bir arzuhal koçero
    bir tanrı selamıdır
    alınıp verilmemiş
    görülmemiş bir hacettir koçero
    çiğnenilip geçilmiş
    ve sorulmamış
    upuzun bir eyvahtır
    upuzun bir pişmanlık
    bir ünlemdir koçero
    sığmaz okul kitaplarına
    erzurum yaylasından
    erzincan çukuruna
    ve tecer dağlarından
    harran cenderesine
    bir uzun masaldır ki koçero
    dağların dağlara yaslandığı yerde anlatılır
    geçitlerin geçitlere küstüğü oyaklarda
    benek benek anlatılır
    nakış nakış anlatılır
    bıçak bıçak
    kurşun kurşun
    ve türkü türkü! 
    göğsü çapraz fişeklikli
    bıyıkları kan içinde bir kara mavzerdir koçero
    yatar türkülerde upuzun
    ağıtlarda fidan fidan
    koçero
    bildirir hal-u ahvalini dört mevsim tanrısına
    bildirir divanına
    şaşırtılmaz adaletin: 
    'arkam sensin
    kalam sensin
    dağlar hey! '
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin! 
    koçero bir vatandır
    yaşanılır boydan boya
    koçero bir vatansızlık
    bir dağlaşmış yalnızlıktır koçero
    mavzerleşmiş bir haksızlık
    yanıtsız bir dilekçe! 
    ben Türkçe anlatamam
    o Kürtçe anlatamaz
    Farsça çıkmaz doruklara! 
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    kan bulaşır ellerime
    ben anlatamam!

    Hasan Hüseyin Korkmazgil
  • _*Ne karınca zayıf olduğu için aç kalır, ne de aslan pençesinin gücüyle karnını doyurur.*_
    Rızık yalnızca Allah'a aittir. Kimi insana az verir, kimine de çok.
    Ama ikisini de imtihan eder. Az verdiğinden sabır, çok verdiğinden şükür ister.
    İnsan niyet ile nasip arasında bir çizgi üzerinde yaşar. Rabbim niyetimizi salih, nasibimizi hayr eylesin.
    _*Rabbim hayır olan Cuma'nın kıymetini bilenlerden eylesin. Cuma'mız mübarek olsun*_.
  • ‘Eğer anlaşabilseydik aynı soruya aslan da aynı cevabı verecekti, karınca da timsah da... Demek ki ömür dediğin şey sadece bir andır.’
  • Ne karınca güçsüz olduğu için aç kalır, ne de aslan güçlü olduğu için tok kalır.
  • keklik serer palazını tenha kayalıklara
    uçurur korkusunu
    kara diken savurur tohumunu
    kurtulur korkusundan
    orda bir dağ
    orda bir tas
    bir pınar
    dağ ardında
    tas ardında
    pınarlı bir kara mavzer
    bıyıkları kartallıda
    bası yağlıklı
    durur dimdik
    bakar dimdik
    bakar barışlı
    bir güvercin pir eder ucunda namlusunun
    `tutam yar elinden tutam
    cilam dağlara dağlara!`
    kocero hep
    durur orda
    dağlarda

    ben Türkçe anlatamam
    o Kürtçe anlatamaz
    Farsça çıkmaz doruklara
    kocero hep
    durur orda
    dağlarda

    ey elleri mis kokulu sabunlarla kurtulan beyler
    simdi siz
    içebilir misiniz kendi sıcak kanınızı altın taslarda
    geçirebilir misiniz su yağlı ipi
    kendi güzel ellerinizle
    o güzel boynunuza
    ve şakıyormusçasına kafeste kanaryanız
    bakıp bakıp zindanlı aksamlara
    yudumlayabilir misiniz soğutulmuş içkinizi?


    dolaşıyor aksam yelinin buyucu parmakları
    Çankaya’nın gencilisi kavaklarının gümüşlü yapraklarında
    önce yaprak
    sonra dal
    sonra dallar ipil ipil
    küme küme kavakları Çankaya sırtlarının
    çalar gibi bir gizli piyanoda
    sonsuzluğun şarkisini
    ve saksıda soluk alan belcide bir camgüzeli
    bir fesleğen
    bir kaktüs
    tutuşurken ormanlar oylum oylum
    savrulurken kul ve kerpic
    rüzgarda!
    ey elleri mis kokulu sabunlarla kurtulan beyler
    almış kanlı gömleğini nere gider bu türkü
    sarinmiş kil şalvara
    nemden gelir bu ağıt?

    yığdım kitapları dağ dağ
    çağırdım nemrutu karanlığıma
    bir kucak yeşil yoncayla geldi nemrut
    öptü ıslak gözlerini aç öküzümün


    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin
    silah çatmayın o güzel kaslarınızı
    imdatlara saldırmayın
    basmayın düğmelere
    yürekleri hoplatmayın
    güzel beyler
    hanımlar
    zor ve çetin bir ağıttır kocero
    bir gelin ağlar onu
    ben ağlıyamam
    bıyıkları cengel cengel
    bir kardan ağlar
    acili bir bacı ağlar
    bağrı yanık bir ana
    ben ağlayamam!
    ince bir ay batar gider karacağın ardında
    dolanır kerpiç damı ince bir rüzgar
    irkiltir bir gece kuşu
    Osmanlı karakollarının duvarlarını
    bir elinde kanlı mendil
    bir elinde kara mavzer
    kimse bilmez nemde nasıl
    taptaze bir
    sımsıcak bir
    gencecik bir oludur o
    bir selamdır sımsıcak
    varamamış dostuna
    varamamış kocero
    `leb-i derya` su saltanat
    su konaklar su saraylar su köşkler
    bu bereket bu bolluk
    bu çılgınca hovardalık
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin!
    kirk bin köyden birer kişi
    göçüyor kirk bin kişi
    kirk bin köyden onar kişi
    göçüyor yarim milyon
    ya ellişer yüzer kişi?
    göçüyor milyon milyon
    vatanda vatan
    güzel beyler
    hanımlar
    kusuyor butun köyler insanlarını
    kusuyor kasabalar
    baştanbaşa butun ülke
    kusuyor insanini!
    bu eziklik
    bu hırçınlık
    güzel beyler
    hanımlar
    bu sinirsiz tedirginlik
    acaba nerede biter?
    nasıl baslar acaba
    senlikli günleri bu toprakların?


    bulacak bir gün elbet
    yatağını bu nehir
    durulup dinginleşecek
    burgun elbet bu nehir
    ve çocuklar oynaşacak mutlu çocuklar
    anacak sularında bu mutlu nehrin!
    kocero bir dağ çekirgesinin gecede irkilmesidir
    bir belirsiz karanlıktan
    bir belirsiz karanlığa
    irkilip uçmasıdır
    bir dağ çekirgesinin
    bir kurdun kaçmasıdır kendi karaltısından
    yamaçtan bir tasın yuvarlanması
    bir pınarın durup durup akması
    bir çift gözün karanlığa bakması
    şimşeklerin uzak uzak çakmasıdır dağlarda
    bir mavzerin yanlışlıkla patlamasıdır
    bir geyiktir kocero
    sekerken tastan tasa kirilmiş bilekleri
    tırnakları kekik nane ve menekşe kokulu
    tırnakları rüzgarlı
    suçsuz bir geyik
    avcılar yakalarsa mezedir eti
    köpekler kovalarsa diş kirasıdır
    bir okul piyesidir kocero
    açış konuşmalıdır ve halaylı türkülüdür
    müsamere derler adına oralarda
    kaymakamlı savcılı ve çavuşludur
    biletlidir ve yoksullar yararınadır
    festivaldir sosyetede
    modada son buluşlar
    en taze ilişkiler
    gurultulu boşanmalar
    gurultulu birleşmeler
    hele birde balesi ve operası
    `ey vatan` aryası bir de
    saygıdeğer prensesin saygıdeğer oynaşının
    ardından telli sazlar
    ardından yaylı sazlar
    ardından vurmalılar
    çekmeliler ve üfürmeliler
    ardından `kuğu golü` ardından `fındık kıran`
    hemencecik candarmalar
    ve ardından `haydutlar`i siller`in
    koroglu`nun narası:
    `yine de hey hey!`
    ve ardından
    çocukları gülmekten kırıp geçiren
    çağdaş banka reklamları!
    candarmalar geçirince kelepçeyi zinciri
    bileklerine karıncanın
    poz verince bir fukara karınca
    en komprador basın aynalarına
    aşka gelir komputurler
    aşka gelir telefonlar telsizler
    ve doyum noktasına
    sosyete ninni!
    o zaman iste çelenk
    o zaman iste tören
    alkış
    bando
    ve rap rap
    donanır bayraklarla bankalar sigortalar
    ve uygunsuz işyerleri bilcümle
    ve kadehler
    kadehlerdi ses verir yıldızlardan!

    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin!
    kocero bir oyundur
    yazılır
    yazılır
    bitmez
    kocero bir oyundur
    oynanır
    oynanır
    bitmez
    vurur onu jandarma
    vurur onu candarma
    durmadan vurur
    ama o bitmez
    o hep durur öyle orda
    bıyıkları kartallıda
    göğsü çapraz fişeklikli
    gözleri beş yasında
    kolları Nuh nebi`den
    bir elinde kanlı mendil
    bir elinde kara mavzer
    pir pir eder bir güvercin
    ucunda namlusunun
    o hep öyle durur orda
    tas ardında
    rüzgarda!
    muhtara sorarsanız
    bizim serseri veli
    marabaya sorarsanız
    isini bilmemiş deli
    köylüye sorarsanız
    ekmeksiz garibin teki
    çocuklara sorarsanız
    yüce dağlar aslanı aslan kocero
    kimsesize sorarsanız
    hükümet bilir onu
    candarmaya sorarsanız
    devletin dağlarda silah çatması
    vurguncuya sorarsanız
    yol kesici yağmacı
    soyguncuya sorarsanız
    devletin acizliği
    sağcıya sorarsanız
    siktiret pezevengi
    solcuya sorarsanız
    `ferman padişahın dağlar bizimdir`
    İstanbullu inanır ki
    boğazda kaşalottur
    Ankaralı sanır ki
    temele dinamittir
    İzmirlinin düşlerinde
    şaşkın köpek baliği
    Antalyalı her gece
    gergedan görürü düşünde
    Erzurum’da kol basıdır
    Erzincan’da deli daysak
    pir sultan yoldaşıdır Sivas’ta
    bir `kılıcı kanlı` Van’da
    Mardin’de bir
    gözü kanlı kaçakçı
    ah kocero
    vah kocero
    kocero eyvah!

    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin!
    patron gazetelerinde yüksek tirajdır kocero
    hükümet programlarında bir `nakl-i yekun`
    kapitalist dış basında nobel`lik bir roman
    politik sürtüşmelerde bir yılan hikayesi
    diplomata sorarsanız
    turistik bir serüven
    kaymakama sorarsanız
    `ahval-i adiye`den
    sosyeteye sorarsanız
    eğlenceli bir briç
    sorarsanız bezirgan filimsiye
    gişelik bir senaryo
    sorarsanız bürokrata
    Atatürk’ün gardırobuna
    tukurmuş biri
    hümaniste sorarsanız
    Fransızca bilmeyen
    montenyi`den anlamayan
    mitologya tragedya
    humanizma Helenizm
    hiçbirinden çakmayan
    bir yoluktur kocero!
    ne anlar ronesanstan
    ne anlar restorasyondan?
    bir bazlama
    bir uçkur
    üç telli bir zımbırtıdır kocero!
    sanki sırası mıydı dağlara tırmanmanın
    demokratik tragedyayı uçuklatmanın
    sanki sırası miydi!

    müfrezeler yürümüş dağ dağ
    ve dere dere
    kesmiş geçitleri korkunun silahları
    bir tükenmez sermayedir kocero
    haksiz yönetimlere!
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin
    silah silah çatmayın o güzel kaşlarınızı
    koşturmayın şifreleri
    telefonları
    basar gibi tuz yarama
    basmayın düğmelere
    yürekleri hoplatmayın
    güzel beyler
    hanımlar
    paralar girsin diyedir kalantor kasalara
    toprak sömürülsün diyedir orta cağlarda
    ışıksız kalsın diyedir bir koca ülke
    karanlıkta boğazlaşsın diyedir güzel yüzlü insanlar
    fabrikalar işçi yesin para kussun diyedir
    kıyılar yağmalansın ormanlar çiftlikleşsin
    bankalar yağ bağlasın tekeller et bağlasın
    holdingler palazlansın ortaklıklar göbeklensin
    bu rüzgar böyle essin
    bu değirmen böyle donsun
    bu çuvallar böyle dolsun diyedir
    kocero`nun dağlarda medetsiz yalnızlığı!
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin
    yeni değil bu hikaye
    bu oyun eski oyun!
    ah kocero
    vah kocero
    kocero eyvah!

    bir aksam birdenbire bir can çıkar dağlara
    bin kardaş bin acı bin ana
    bin kerpiç bin harman bin açlık
    bin yenge bin emmi bin dayı
    bin zulüm bin acı ve bin karanlık
    bir aksam birdenbire çıkar dağlara
    bıyıkları terlememiş bin çocuk
    bin aşık bin deli bin meczup
    bin ekmeksiz bin issiz bin suçsuz
    kil şalvar kurtlu çarık
    naldöken mazi kiran derviş çatlatan
    itburnu koyak gulu ahlat calisi
    bir aksam birdenbire çıkar dağlara
    çökelekler yoğurtlar arpa bazlamaları
    yalınayaklar gömleksizler dayanaksızlar
    munzur`lar cilo`lar Palandöken’ler
    dersimler Tunceli’ler Bingöl’ler
    Tunceli’de mercanlar ağrı bereketleri
    tahtali`lar toroslar ve binboga`lar
    bir aksam birdenbire çıkar dağlara

    turistik bir gösteridir dağlara çıkmak
    örneğin Ağrı’lara
    alpler`e subhan`lara antlara
    himalaya dağlarına derin Asya’nın
    klimancaro`nun tropik karlarına
    turistik bir gösteridir dağlara çıkmak!
    Gel gör ki böyle yazmıyor bizim burda kitaplar
    turistik diye göstermiyor dağları
    turist diye vermiyor dağlara çıkanları
    bir sürekli çıplaklıktır kocero
    bir sürekli açlıktır
    bir sürekli haksizliktir kocero
    bir sürekli itilmişlik
    kocero bir vazgeçiştir
    kocero bir ilgisizlik
    bin yıllık yoldan gelir
    üstü başı kan içinde
    yorgun bir dilekçedir
    bir arzuhal kocero
    bir tanrı selamıdır
    alınıp verilmemiş
    görülmemiş bir hacettir kocero
    çiğnenilip geçilmiş
    ve sorulmamış
    upuzun bir eyvahtır
    upuzun bir pişmanlık
    bir ünlemdir kocero
    sığmaz okul kitaplarına
    Erzurum yaylasından
    Erzincan çukuruna
    ve tecer dağlarından
    Harran cenderesine
    bir uzun masaldır ki kocero
    dağların dağlara yaslandığı yerde anlatılır
    geçitlerin geçitlere küstüğü oyaklarda
    benek benek anlatılır
    nakış nakış anlatılır
    bıçak bıçak
    kurşun kurşun
    ve türkü türkü!
    göğsü çapraz fişeklikli
    bıyıkları kan içinde bir kara mavzerdir kocero
    yatar türkülerde upuzun
    ağıtlarda fidan fidan
    kocero
    bildirir hal-u ahvalini dört mevsim tanrısına
    bildirir divanına
    şaşırtılmaz adaletin:
    `arkam sensin
    kafam sensin
    dağlar hey!`
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin!
    kocero bir vatandır
    yaşanılır boydan boya
    kocero bir vatansızlık
    bir dağlaşmış yalnızlıktır kocero
    mavzerleşmiş bir haksizlik
    yanıtsız bir dilekçe!
    ben Türkçe anlatamam
    o Kürtçe anlatamaz
    Farsça çıkmaz doruklara!
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    kan bulaşır ellerime
    ben anlatamam!

    Hasan Hüseyin Korkmazgil