Hayırlı Cuma’lar
_*Ne karınca zayıf olduğu için aç kalır, ne de aslan pençesinin gücüyle karnını doyurur.*_
Rızık yalnızca Allah'a aittir. Kimi insana az verir, kimine de çok.
Ama ikisini de imtihan eder. Az verdiğinden sabır, çok verdiğinden şükür ister.
İnsan niyet ile nasip arasında bir çizgi üzerinde yaşar. Rabbim niyetimizi salih, nasibimizi hayr eylesin.
_*Rabbim hayır olan Cuma'nın kıymetini bilenlerden eylesin. Cuma'mız mübarek olsun*_.

Merdümgiriz, bir alıntı ekledi.
05 Nis 23:10 · Kitabı okudu · Puan vermedi

‘Eğer anlaşabilseydik aynı soruya aslan da aynı cevabı verecekti, karınca da timsah da... Demek ki ömür dediğin şey sadece bir andır.’

Sadece Aptallar 8 Saat Uyur, Erdal Demirkıran (Sayfa 307)Sadece Aptallar 8 Saat Uyur, Erdal Demirkıran (Sayfa 307)

Sadi Şirazi
Ne karınca güçsüz olduğu için aç kalır, ne de aslan güçlü olduğu için tok kalır.

Hasan Hüseyin Korkmazgil
keklik serer palazını tenha kayalıklara
uçurur korkusunu
kara diken savurur tohumunu
kurtulur korkusundan
orda bir dağ
orda bir tas
bir pınar
dağ ardında
tas ardında
pınarlı bir kara mavzer
bıyıkları kartallıda
bası yağlıklı
durur dimdik
bakar dimdik
bakar barışlı
bir güvercin pir eder ucunda namlusunun
`tutam yar elinden tutam
cilam dağlara dağlara!`
kocero hep
durur orda
dağlarda

ben Türkçe anlatamam
o Kürtçe anlatamaz
Farsça çıkmaz doruklara
kocero hep
durur orda
dağlarda

ey elleri mis kokulu sabunlarla kurtulan beyler
simdi siz
içebilir misiniz kendi sıcak kanınızı altın taslarda
geçirebilir misiniz su yağlı ipi
kendi güzel ellerinizle
o güzel boynunuza
ve şakıyormusçasına kafeste kanaryanız
bakıp bakıp zindanlı aksamlara
yudumlayabilir misiniz soğutulmuş içkinizi?


dolaşıyor aksam yelinin buyucu parmakları
Çankaya’nın gencilisi kavaklarının gümüşlü yapraklarında
önce yaprak
sonra dal
sonra dallar ipil ipil
küme küme kavakları Çankaya sırtlarının
çalar gibi bir gizli piyanoda
sonsuzluğun şarkisini
ve saksıda soluk alan belcide bir camgüzeli
bir fesleğen
bir kaktüs
tutuşurken ormanlar oylum oylum
savrulurken kul ve kerpic
rüzgarda!
ey elleri mis kokulu sabunlarla kurtulan beyler
almış kanlı gömleğini nere gider bu türkü
sarinmiş kil şalvara
nemden gelir bu ağıt?

yığdım kitapları dağ dağ
çağırdım nemrutu karanlığıma
bir kucak yeşil yoncayla geldi nemrut
öptü ıslak gözlerini aç öküzümün


gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin
silah çatmayın o güzel kaslarınızı
imdatlara saldırmayın
basmayın düğmelere
yürekleri hoplatmayın
güzel beyler
hanımlar
zor ve çetin bir ağıttır kocero
bir gelin ağlar onu
ben ağlıyamam
bıyıkları cengel cengel
bir kardan ağlar
acili bir bacı ağlar
bağrı yanık bir ana
ben ağlayamam!
ince bir ay batar gider karacağın ardında
dolanır kerpiç damı ince bir rüzgar
irkiltir bir gece kuşu
Osmanlı karakollarının duvarlarını
bir elinde kanlı mendil
bir elinde kara mavzer
kimse bilmez nemde nasıl
taptaze bir
sımsıcak bir
gencecik bir oludur o
bir selamdır sımsıcak
varamamış dostuna
varamamış kocero
`leb-i derya` su saltanat
su konaklar su saraylar su köşkler
bu bereket bu bolluk
bu çılgınca hovardalık
gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin!
kirk bin köyden birer kişi
göçüyor kirk bin kişi
kirk bin köyden onar kişi
göçüyor yarim milyon
ya ellişer yüzer kişi?
göçüyor milyon milyon
vatanda vatan
güzel beyler
hanımlar
kusuyor butun köyler insanlarını
kusuyor kasabalar
baştanbaşa butun ülke
kusuyor insanini!
bu eziklik
bu hırçınlık
güzel beyler
hanımlar
bu sinirsiz tedirginlik
acaba nerede biter?
nasıl baslar acaba
senlikli günleri bu toprakların?


bulacak bir gün elbet
yatağını bu nehir
durulup dinginleşecek
burgun elbet bu nehir
ve çocuklar oynaşacak mutlu çocuklar
anacak sularında bu mutlu nehrin!
kocero bir dağ çekirgesinin gecede irkilmesidir
bir belirsiz karanlıktan
bir belirsiz karanlığa
irkilip uçmasıdır
bir dağ çekirgesinin
bir kurdun kaçmasıdır kendi karaltısından
yamaçtan bir tasın yuvarlanması
bir pınarın durup durup akması
bir çift gözün karanlığa bakması
şimşeklerin uzak uzak çakmasıdır dağlarda
bir mavzerin yanlışlıkla patlamasıdır
bir geyiktir kocero
sekerken tastan tasa kirilmiş bilekleri
tırnakları kekik nane ve menekşe kokulu
tırnakları rüzgarlı
suçsuz bir geyik
avcılar yakalarsa mezedir eti
köpekler kovalarsa diş kirasıdır
bir okul piyesidir kocero
açış konuşmalıdır ve halaylı türkülüdür
müsamere derler adına oralarda
kaymakamlı savcılı ve çavuşludur
biletlidir ve yoksullar yararınadır
festivaldir sosyetede
modada son buluşlar
en taze ilişkiler
gurultulu boşanmalar
gurultulu birleşmeler
hele birde balesi ve operası
`ey vatan` aryası bir de
saygıdeğer prensesin saygıdeğer oynaşının
ardından telli sazlar
ardından yaylı sazlar
ardından vurmalılar
çekmeliler ve üfürmeliler
ardından `kuğu golü` ardından `fındık kıran`
hemencecik candarmalar
ve ardından `haydutlar`i siller`in
koroglu`nun narası:
`yine de hey hey!`
ve ardından
çocukları gülmekten kırıp geçiren
çağdaş banka reklamları!
candarmalar geçirince kelepçeyi zinciri
bileklerine karıncanın
poz verince bir fukara karınca
en komprador basın aynalarına
aşka gelir komputurler
aşka gelir telefonlar telsizler
ve doyum noktasına
sosyete ninni!
o zaman iste çelenk
o zaman iste tören
alkış
bando
ve rap rap
donanır bayraklarla bankalar sigortalar
ve uygunsuz işyerleri bilcümle
ve kadehler
kadehlerdi ses verir yıldızlardan!

gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin!
kocero bir oyundur
yazılır
yazılır
bitmez
kocero bir oyundur
oynanır
oynanır
bitmez
vurur onu jandarma
vurur onu candarma
durmadan vurur
ama o bitmez
o hep durur öyle orda
bıyıkları kartallıda
göğsü çapraz fişeklikli
gözleri beş yasında
kolları Nuh nebi`den
bir elinde kanlı mendil
bir elinde kara mavzer
pir pir eder bir güvercin
ucunda namlusunun
o hep öyle durur orda
tas ardında
rüzgarda!
muhtara sorarsanız
bizim serseri veli
marabaya sorarsanız
isini bilmemiş deli
köylüye sorarsanız
ekmeksiz garibin teki
çocuklara sorarsanız
yüce dağlar aslanı aslan kocero
kimsesize sorarsanız
hükümet bilir onu
candarmaya sorarsanız
devletin dağlarda silah çatması
vurguncuya sorarsanız
yol kesici yağmacı
soyguncuya sorarsanız
devletin acizliği
sağcıya sorarsanız
siktiret pezevengi
solcuya sorarsanız
`ferman padişahın dağlar bizimdir`
İstanbullu inanır ki
boğazda kaşalottur
Ankaralı sanır ki
temele dinamittir
İzmirlinin düşlerinde
şaşkın köpek baliği
Antalyalı her gece
gergedan görürü düşünde
Erzurum’da kol basıdır
Erzincan’da deli daysak
pir sultan yoldaşıdır Sivas’ta
bir `kılıcı kanlı` Van’da
Mardin’de bir
gözü kanlı kaçakçı
ah kocero
vah kocero
kocero eyvah!

gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin!
patron gazetelerinde yüksek tirajdır kocero
hükümet programlarında bir `nakl-i yekun`
kapitalist dış basında nobel`lik bir roman
politik sürtüşmelerde bir yılan hikayesi
diplomata sorarsanız
turistik bir serüven
kaymakama sorarsanız
`ahval-i adiye`den
sosyeteye sorarsanız
eğlenceli bir briç
sorarsanız bezirgan filimsiye
gişelik bir senaryo
sorarsanız bürokrata
Atatürk’ün gardırobuna
tukurmuş biri
hümaniste sorarsanız
Fransızca bilmeyen
montenyi`den anlamayan
mitologya tragedya
humanizma Helenizm
hiçbirinden çakmayan
bir yoluktur kocero!
ne anlar ronesanstan
ne anlar restorasyondan?
bir bazlama
bir uçkur
üç telli bir zımbırtıdır kocero!
sanki sırası mıydı dağlara tırmanmanın
demokratik tragedyayı uçuklatmanın
sanki sırası miydi!

müfrezeler yürümüş dağ dağ
ve dere dere
kesmiş geçitleri korkunun silahları
bir tükenmez sermayedir kocero
haksiz yönetimlere!
gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin
silah silah çatmayın o güzel kaşlarınızı
koşturmayın şifreleri
telefonları
basar gibi tuz yarama
basmayın düğmelere
yürekleri hoplatmayın
güzel beyler
hanımlar
paralar girsin diyedir kalantor kasalara
toprak sömürülsün diyedir orta cağlarda
ışıksız kalsın diyedir bir koca ülke
karanlıkta boğazlaşsın diyedir güzel yüzlü insanlar
fabrikalar işçi yesin para kussun diyedir
kıyılar yağmalansın ormanlar çiftlikleşsin
bankalar yağ bağlasın tekeller et bağlasın
holdingler palazlansın ortaklıklar göbeklensin
bu rüzgar böyle essin
bu değirmen böyle donsun
bu çuvallar böyle dolsun diyedir
kocero`nun dağlarda medetsiz yalnızlığı!
gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin
yeni değil bu hikaye
bu oyun eski oyun!
ah kocero
vah kocero
kocero eyvah!

bir aksam birdenbire bir can çıkar dağlara
bin kardaş bin acı bin ana
bin kerpiç bin harman bin açlık
bin yenge bin emmi bin dayı
bin zulüm bin acı ve bin karanlık
bir aksam birdenbire çıkar dağlara
bıyıkları terlememiş bin çocuk
bin aşık bin deli bin meczup
bin ekmeksiz bin issiz bin suçsuz
kil şalvar kurtlu çarık
naldöken mazi kiran derviş çatlatan
itburnu koyak gulu ahlat calisi
bir aksam birdenbire çıkar dağlara
çökelekler yoğurtlar arpa bazlamaları
yalınayaklar gömleksizler dayanaksızlar
munzur`lar cilo`lar Palandöken’ler
dersimler Tunceli’ler Bingöl’ler
Tunceli’de mercanlar ağrı bereketleri
tahtali`lar toroslar ve binboga`lar
bir aksam birdenbire çıkar dağlara

turistik bir gösteridir dağlara çıkmak
örneğin Ağrı’lara
alpler`e subhan`lara antlara
himalaya dağlarına derin Asya’nın
klimancaro`nun tropik karlarına
turistik bir gösteridir dağlara çıkmak!
Gel gör ki böyle yazmıyor bizim burda kitaplar
turistik diye göstermiyor dağları
turist diye vermiyor dağlara çıkanları
bir sürekli çıplaklıktır kocero
bir sürekli açlıktır
bir sürekli haksizliktir kocero
bir sürekli itilmişlik
kocero bir vazgeçiştir
kocero bir ilgisizlik
bin yıllık yoldan gelir
üstü başı kan içinde
yorgun bir dilekçedir
bir arzuhal kocero
bir tanrı selamıdır
alınıp verilmemiş
görülmemiş bir hacettir kocero
çiğnenilip geçilmiş
ve sorulmamış
upuzun bir eyvahtır
upuzun bir pişmanlık
bir ünlemdir kocero
sığmaz okul kitaplarına
Erzurum yaylasından
Erzincan çukuruna
ve tecer dağlarından
Harran cenderesine
bir uzun masaldır ki kocero
dağların dağlara yaslandığı yerde anlatılır
geçitlerin geçitlere küstüğü oyaklarda
benek benek anlatılır
nakış nakış anlatılır
bıçak bıçak
kurşun kurşun
ve türkü türkü!
göğsü çapraz fişeklikli
bıyıkları kan içinde bir kara mavzerdir kocero
yatar türkülerde upuzun
ağıtlarda fidan fidan
kocero
bildirir hal-u ahvalini dört mevsim tanrısına
bildirir divanına
şaşırtılmaz adaletin:
`arkam sensin
kafam sensin
dağlar hey!`
gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin!
kocero bir vatandır
yaşanılır boydan boya
kocero bir vatansızlık
bir dağlaşmış yalnızlıktır kocero
mavzerleşmiş bir haksizlik
yanıtsız bir dilekçe!
ben Türkçe anlatamam
o Kürtçe anlatamaz
Farsça çıkmaz doruklara!
gocunmayın güzel beyler
hanımlar
kan bulaşır ellerime
ben anlatamam!

Hasan Hüseyin Korkmazgil

fulden ufacık, La Fontaine'in Masalları'ı inceledi.
14 Şub 13:59 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

La Fontaine, on yedinci yüzyılda yaşamış ünlü fransız masal şairidir. O bir kısmı eskiden de bilinen hayvan öykülerini masallaştırarak kendi eserlerini yaratmıştır. Bununla ilgili kendisi, “Taklit ettim ama esir olmadan” demiştir. Gene kendisinin dediği gibi masallarında “insan eğitimi için hayvanları kullanmış“‘tır.

Doğada bulunan her canlıya insanlarda bulunan özellikleri vererek onları kişileştirir. Burada hayvanları sembol olarak kullanır. Örneğin; tilki kurnazdır, karınca çalışkan, ağustos böceği ise tembeldir.

Öğüdün olay içinde sindirilerek okuyucuya sunulmasından yanadır.Bir öğüt bir anda söylenmemelidir. O zaman öğüdün sihri kaçar.

Masallarının çoğunda doğa manzaraları ile olayı anlatmayı seçmiştir. Doğa manzarası ile insan ilişkisini inceleyerek masallarına yön vermiştir. Bu yön verişte kullandığı hayvanlar ve doğanın değişen dış görünüşü onun kendini anlatış biçimidir.

Masallarındaki kişilerini genellikle hayvanlar arasından seçse de bazen insanları, hele de köylüleri masallarının içine serpiştirir.Sık sık bahsettiği hayvanlar aslan, kurt, tilki, eşek, horozdur.

La Fontaine'in yapmak istediği ise "Kötüyü yererek iyinin ne olduğunu göstermektir.

Orhan Veli'nin çevirisi ile okudum La Fontaine'in Masallarını. Kitabın içinde 51 masal yer alıyor ve Dağıstan Çetinkaya'nın resimleri ile masalların dünyasına yolculuk yapıyorsunuz.

"Ayrıca her masal, çok derin manalı, düşündürücü bir ahlak, ibret ve hayat dersi de taşımaktadır. Bunların her biri üzerinde çocukları konuştura tartıştıra gizledikleri "Kıssadan hisse"yi kendilerine buldurarak, bütün hayatları boyunca unutamayacakları, daima kulaklarında küpe kalacak bir takım hayat düstürları edinmeleri sağlanabilir. Kısacası, La Fontaine'in masalları, her bakımdan birer tükenmez hazinedir. Onlardan öğretmenlerimizin, çocuklarımızın yararına gereği gibi faydalanacaklarına inanıyoruz." Vedat Nedim Tor

"Eserlerinde, hayvanlar yardımıyla, insanların kusurlarını, zayıf taraflarını göstermiş. masalların çoğu Aesopus adlı eski bir Yunan hikayecisinin masallarından alınmış. Yalnız bunlara ne masal demek doğru, ne de hikaye. Fransızlar fable diyorlar." Orhan Veli Kanık

Bu eseri her yaştan insanın okuması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü içinde bulunan öğütler sayesinde bu kitaptan herkes kendine ders çıkarabilir.

Karınca görüşü
Karıncalar hayvanlar alemini iki sınıfa ayırır.
-Aslan,kaplan ve çıngıraklı yılan gibi şefkatli ve iyi huylu hayvanlar ve
- Piliç, ördek ve kazlar gibi yırtıcı hayvanlar.

Osman Karadağ, bir alıntı ekledi.
14 Oca 00:25 · Kitabı okudu · 8/10 puan

" Ne karınca güçsüz olduğu için aç kalır, ne de aslan güçlü olduğu için tok kalır. Hepsi rahmeti ilahiyenin bir eseri olarak ortaya çıkar.

Bostan, Şeyh Sadi Şirazi (Sayfa 222)Bostan, Şeyh Sadi Şirazi (Sayfa 222)
Selman Ç., bir alıntı ekledi.
 05 Oca 10:43 · Kitabı okudu · İnceledi

“Bilim beyefendi, kediler için bulamaçtır. Bakteri yetiştirmek biliniyor da çocuk yetiştirmek artık bilinmiyor. Atomlarla oynanıyor ama incelik artık bilinmiyor. Uzaya gidiliyor ancak denizler pis kokuyor, balıklar ölüyor. Açlıktan ölenlerin gıdasına harcanandan daha fazlası füze yakıtları için harcanıyor. Gerçek şu ki, çok şey bildikçe daha az yaşanıyor. Bilim, toplulukları aptallaştırmaktan ve gezegenimizi her tür rahatlığı bulunan karınca yuvasına çevirmekten başka bir işe yaramıyorsa, ben ne yapayım öyle bilimi? Aslan avlamaya, Papou’lar* gibi her akşam yiyip içip eğlenmeye bakarım daha iyi. Teknik insanları daha iyi yapmaz, olsa olsa kötülüğün gücünü on kat artırır. On bin yıl önce çok öfkelenince kuşlara taş atan aynı hıyar, günümüzde insanla dolu bir uçağa füze savurabiliyor. İlerleme insanların yaptığı budalalığı azaltmaz, onu sadece daha tehlikeli yapar.”

*Yeni Gine ve çevresindeki adalarında yaşayan yerliler

Uyku İmparatorluğu, Henri Frederic Blanc (Can Yayınları)Uyku İmparatorluğu, Henri Frederic Blanc (Can Yayınları)
Rabia Sarı, bir alıntı ekledi.
05 Ara 2017

Kendi duygularını çiğneyen varlıklar.
Vay canına! Bak, aslan karınca yarı ölmüş bir sineği sürüklüyor. Sürükle kardeşim, sürükle! İnat etmesine bakma. Hayvan olarak durumundan faydalan. Sen acıma duygusunu duymayabilirsin, buna hakkın vardır. Bizim gibi kendi duygularını çiğneyen varlıklardan değilsin!

Babalar ve Oğullar, Ivan Sergeyeviç Turgenyev (Sayfa 152)Babalar ve Oğullar, Ivan Sergeyeviç Turgenyev (Sayfa 152)
Atarlı Bayan, bir alıntı ekledi.
20 Eyl 2017 · Kitabı okudu · 8/10 puan

"Bak aslan karınca yarı ölmüş bir sineği sürüklüyor. Sürükle kardeşim, sürükle! İnat etmesine bakma. Hayvan olarak durumundan faydalan. Sen acıma duygusunu duymayabilirsin, buna hakkın vardır. Bizim gibi duygularını ayaklar altına almıyorsun."

Babalar ve Oğullar, Ivan Sergeyeviç Turgenyev (Sayfa 194 - Kumsaati Yayınları)Babalar ve Oğullar, Ivan Sergeyeviç Turgenyev (Sayfa 194 - Kumsaati Yayınları)