But the picture? What was he to say of it? It held the secret of his life and told his story. It had thought him to love his own beauty.
Would it teach him to hate his own soul? Would he ever look at it again? ...
Yaşadığımızı da ancak bu tür sorular sorduğumuz zaman fark etmiyor muyuz aslında? İnsanlar 'küçük' sorunların yanıtlarını hep 'büyük' sorunlarla meşgulken bulmuyor mu? Bilim, araştırma ve teknik bir zamanlar felsefi düşünümden çıkıp gelişti. İnsanı sonunda aya kadar götüren şey, onun varoluşu merak etmesi değil miyidi?
Çok emin olabileceği bir şey vardı bu da şüphe etmekte olduğuydu. Ama eğer şüphe ediyorsa, düşünüyor olmalıydı aynı zamanda ve eğer düşünüyorsa, düşünen bir varlık olduğu kesindi. Yani kendi deyişiyle
'cogito, ergo sum'
"Düşünüyorum, demek ki varım"