Sonuçta, nesneleri bize göründükleri şekliyle betimleme tutkusundan bir kez kurtulduktan sonra sanatçıların önüne ne kadar büyük olanaklar açıldığını anlamamız gerekir.
Mısırlılar çoğunlukla bildikleri, Yunanlılar ise gördükleri şeyleri çiziyorlardı; Orta Çağ sanatçısı ise, aynı zamanda hissettiklerini de resimde göstermeyi öğrenmişti.
Bizim bir sanatçıdan “özgün” olmasını bekleyen çağdaş anlayışımızın, geçmişte çoğu kişi tarafından paylaşılmadığı daha önce görmüştük. Bir Mısırlı, bir Çinli ya da bir Bizanslı usta “özgün olma” gibi bir taleple karşılaşsa çok şaşırırdı.
İslam egemenliği dışındaki dünya motiflerle Doğu halıları aracılığı ile tanıştı. Bu halılardaki incelikli tasarımları ve zengin renk çeşitlemelerini, sanatçıları gerçek dünyanın objelerinden uzaklaştırıp çizgi ve renklerin rüya alemine yönlendiren Muhammed’e borçlu olduğumuzu söyleyebiliriz.
Doğu dinleri, hiçbir şeyin, doğru yapılan bir meditasyondan daha önemli olmadığını öğretmişlerdir. Meditasyon yapmak aynı kutsal gerçek üzerinde saatlerce düşünmeyi, bir fikre sabitlenip onu hiç zihinden çıkarmadan her yönüyle irdelemeyi kapsıyordu.
•
Kendilerini dine adamış sanatçıların hayranlık duygusu içinde yaptıkları su ve dağ resimlerinin amacı, ne belirli bir dersi öğretme ne de sadece süslemeydi; onlar, derin düşünme için malzeme sağlamak istiyorlardı.