• Yüksek öğrenim, bir öğrencinin yüksek dereceler alabilmek için uzun yıllar süresince kazançlı işlerde çalışmaktan vazgeçmesini gerektirdiği, bunun ise sıradan bir köylü oğlunun gücünün yeteceği bir şey olmadığı, pahalı bir yol olarak kaldığı bilindiğinden, böyle bir statü değiştirme şansı başka pek az meslekte vardı. Ama askerliği meslek seçen bir kişi, orta halli de olsa, güvenli bir geçim olanağına dayanarak, ilkece yeteneklerinin kendini götürebileceği noktaya kadar yükselebilirdi. Birçoğu köylü ailelerinden gelmiş olmakta birlikte, yeni subay sınıfı içine, bilinçli bir biçimde samurai gelenekleri ve değerleri yerleşti. Sanayinin örgütlenişinde olduğu gibi, Japon ordu birlikleri de, Japonlara özgü ruhu bırakmadan tekniklerini çağdaşlaştırıp batılılaştıırabildiler.
    William H. McNeill
    Sayfa 643 - İmge Kitabevi
  • Bir firma ya da fabrika içinde de, insan ilişkileri alanında, samurai ile köylüler arasındaki eski ilişki biçimlerini örnek alma eğilimi görüldü. Şöyle ki, sanayi yöneticileri, işçilere buyruk verip onları eğittiler; işçiler, kendilerine verilen buyruklara boyun eğdiler, fakat bunun karşılığında ömürleri boyunca beslendiler ve bakıldılar. Ekonomik çöküntü dönemlerinde işlerinden atılmadılar, kendilerine yeni işler bulundu ya da bir iş birden çok kişi arasında bölüştürüldü. Bunların karşılığında ise, işçilerden mutlak bir bağlılık, buyruklara kesin bir boyun eğiş beklendi ve bu is-tekler hemen hemen şaşmaz bir biçimde elde edildi. Avrupa ülkelerini sık sık rahatsız eden grevler ve öteki huzursuzluklar Japonya'da hemen hemen hiç görülmedi.
    William H. McNeill
    Sayfa 641 - İmge Kitabevi
  • ... Düzenli iş bulanların ellerine geçen ücretler bile çok yetersizdi. Böyle geniş bir kentli yoksullar sınıfının tümü, düzenden hoşnutsuz, düş kırıklığına uğramış ve siyasal bakımdan patlamaya hazır bir kitle durumuna gelmeye başladı...
    William H. McNeill
    Sayfa 621 - İmge Kitabevi - 17. Baskı
  • KURTASÎ YA PİRTÛKÊ - KİTABİN ÖZETİ

    QEDRÎ CEMÎLPAŞA-DOZA KURDİSTAN

    BAŞLANGIÇ
    ✔Kurd milleti, milattan 2000 sene evvel Küçük Asya'nın doğu yamaçlarında devlet kurarak nüfuzlarının şarkta Hindistan hududuna, cenupta Basra Körfezi'ne ve Umman Denizi'ne kadar uzanmış olduğunu tarih bize bildirmektedir.
    ✔Îsa'dan takriben 10.000 sene evvel yapılan umumi göçte iskandinavya'dan Güneye İndu-avrupayi (Arî) ırkının bir cüzü olan Kurdler Ararat dağına gelmişlerdi. Kurdler milattan 4000 sene evvel bu geniş ülkeye yayılmış. O tarihte bu geniş ülkenin lisanı Kurdçe, resmi dini de Zerdeşt dini idi.
    ✔İlk Kurd padişahını adı Tosa diğer adıyla Diyakos idi. M.Ö 1808 de Afganîstanın Belh şehrinde padişahlık etmiştir.
    ✔M.Ö 9 yy.da Keykubad bütün Kurdleri birleştirerek Med İmparatorluğunu kurmuştu.
    ✔Keykubad'ın torunu Keyaksar Asur hükümetini yıkarak Ninivayı ele geçirdi.
    ✔Kutiler; Subari, Huri, Lolo, Kasi adıyla 4 kabileye ayrılır.
    ✔Huriler M.Ö 2000 de Amed'de yaşamışlardır.
    ✔Lolo ve Kasiler mö 2000de Akadları yenerek Babilde 700 sene hüküm süren Kurdîvan devletini kurmuşlardır. Mö 600de Küçük Asyaya(Anadolu) geldiler. Yani Kurdler Küçük Asyada ilk devlet kuran millettir.
    ✔İlk önce Dîyarbekir, Amed namı ile yad edilirdi. Amed: Kurdçe, Medlere ait anlamına gelir.
    ✔Huriler Subarilerle hemırktır.
    Hazreti Merduh-Tarihi Merduh kitabında gösterir ki Lolo, Kuti, Kasi, Huri namındaki milletler Zagros Dağı Kurdlerindendirler. Bunlar Sümer, Elam, Akad hükümetleri ile hemasır olup onlarla harpler yapmışlar.


    KURDISTAN COĞRAFYASI
    ✔Türk hükümetine göre Kurdler dağlı Türkler, İran'a göre ise Kurdler İranidirler.
    ✔1914-18 harbinde Türklerin yaptığı Ermeni katliamında Kurdlerin sakladığı Ermeni sayısı 60 bini gösteriyor.
    ✔Kurd edipler Kurdleri göçebe halinden kurtarmağa çalışıyor, kendilerini araziye bağlayarak medeni hayata alıştırmak istiyorlardı.
    ✔Ereb Şemo'nun Şanın Yolu kitabı İttihad-ı Sovyet memleketinde neşredilen ilk Kurdçe romandır.
    ✔Azerbaycan Meclis-i İlmi'sinde bir Kurd kısmı vardır. Leningırat İlmi Meclisi'nin Kurd Kısmı Qanadê Kurdo reisliğiyle sekiz Kurd ulemasından müteşekkildir. Bu ilmi meclis otuz seneden beri ulema ve mütehassıslar yetiştirmekte ve Kurdçe neşriyat yapmaktadır.
    ✔Birinci Dünya Harbinde Kurdler, Wilson Prensipleri ile aldatıldılar.
    ✔Her uyanık millet gibi Kurdlerin de birinci gayesi, her şeyden, hatta ekmek ve sudan evvel milli mevcudiyetlerini belirten lisanlarını saldırılardan korumaktir.





    KURD MİLLETİNİN GEÇEN 60 SENE ZARFINDAKİ SİYASİ CİDALINA AİT HATIRAM
    ✔Türkçe konuşanların imtiyazlı bir sınıf teşkil ettiğini gören bazı kimseler Türkçe konuşmakta bir fayda görmekte idiler.
    ✔İslamiyette kavmiyet olmaz, Elhamdülillah hepimiz karaların ve denizlerin Hakanının kulu olmak mutluluğu bize kafidir. Eşitlik ve adaletle hükmeden halifeye itaat farzdır. Lakin ahaliyi Türkçe konuşmaya zorlarsa aykırı bir bir yol tutmuş olur ki dinen böyle bir hükümete karşı durmak farzdır.
    ✔ Bahusus (özellikle) Nur talebeleri Üstadı meşhur Molla Said in (Bediüzzaman Said Nursi'nin) yakışıklı, babayiğit tavrı ile Kurdlere mahsus giydiği şal u şepik elbisesi ve kolhoz (başlığı), desmalı (mendili) ile başı yükseklerde dolaşmasını temaşadan pek çok zevklenirdim.
    ✔ Gedikpaşa Mahallesi'nde Kurd Terakki ve teavün Cemiyeti merkezini açmışlardır. Maalesef bu cemiyet çok devam edemedi. Çünkü kendisini Kürdistan'ın manevi babası ve tarikat şeyhlerinin başında gören Seyîd Abdulkadir Efendi merhum ile Bedirhanilerin anlaşamamazlığı ile de bu suretle nihayete ermiş oldu.
    ✔ Halil hayali Kurd milletinin her cihetten mahrumiyetini görerek Kurd lisanının Sarf ve Nahvini ve sözlüğünü meydana getirmişti. O tarihlerde Ziya Gökalp ile birlikte Kurdçe'nin sarf ve nahvini kaleme almışlar.
    ✔ "Genç Türk" hükümeti Türkçülük ve turancılığı devletin şuuru yapmış, İslam unsurlarının öğündükleri Osmanlılık, Türkçülük şekline çevrilmişti. İşte bu nedenle kendilerini mazlum vaziyette gören Araplar, Arnavutlar, Kurdler de milli teşekküller meydana getirdiler. Araplar müntediül Edebî, Arnavutlar Başkim, Kurdler de Hevî cemiyetini tesis etmişlerdi.
    ✔ Turancılıkta o kadar taassup gösteriyorlardı ki din lisanı Arapça ve Kuran'ın Arapça gelmiş olmasına rağmen ve kendilerinden adetce 5 10 kat fazla olan Arapları da türkleştirmek isteğimi istemek gafletini gösteriyorlardı.
    ✔ 1911 senesinde Halil hayali Bey'in bizleri teşvik etmesiyle bir Kurd Talebe Cemiyetinin tesisini kararlaştırdık. Tüzüğünü tanzim ettikten sonra resmen hükümetten lazım gelen ruhsatı alarak Hêvînîn teşekkülünü ilan ettik.
    ✔Mösyö Cak Ermeniler'in Kurdler aleyhine yaptıkları propagandaların tesiri ile Kurdleri o kadar vahşi bir dağ adamı olarak işitmiş olacak ki hayretini gidermek için beni görmeye geldi. Kendisi gibi tertemiz bir beyefendi ile karşılaşınca yanlış bir fikirle aldatıldığına itiraz etti ve özür diledi.


    HÊVÎ CEMIYETİ’NİN MİLLİ SAHADA HİZMETLERİ
    ✔Hêvî, Kurd milletinde milli duyguları, Kurd mefkuresini uyandırmak ve kültürüne çalışmak gayesini gütmekteydi.
    ✔Rus Kazakları, ellerindeki iki bin metre uzaklığındaki hedefe isabet ettirebilecek uzun menzilli tüfekle yanlarında asılı bulunan "bir vuruşta deveyi ikiye böler" tabirine misal olacak şekilde keskin meşhur Kazak palalarına mukabil, vallı Kurdlerin elinde en uzun menzili bin metreyi aşmayan ve her patlayışta soba borusu dumanı gibi bir duman çıkaran dokuz ateşli mavzer tüfeği ile sanki tenekeden yapılmış gibi ince hafif kılıçlar vardı. Bu gayr-ı müsavi [eşit olmayan] silahlara rağmen yine her çarpışmada Kurdler, Rus Kazaklarına muvaffakiyetle mukavemet etmekte, bazen de tefevvuk etmekte [üstün gelmekte] idiler. İaşeden mahrum, cephane noksanı pek nakıs [eksik] bir surette ikmal edilen Kurd Aşair Alayları, harbin müşküllerine [zorluklarına] nasıl dayandıklarına hâlâ akıl erdiremiyorum.
    ✔Türkiye hükümeti 'Ruslar sizi katliam eder' bahanesi ile Rusların işgal ettikleri yerler ahalisini Rus gelmeden evvel yerlerinden çıkararak tehcire tabi tutmakla, kışın dondurucu, şiddetli soğukluğunda bunları mahvetmek istiyordu. Vesait-i nakliyeden [ulaşım araçlarından] mahrum ahali, Türklerin icbarı [zorlaması] ile süm- mettedarik [hazırlıksızca] elde bulunan çok mahdut vesaitle hiçbir erzak taşımaya imkânları olmadan yola çıkarılıyor ve bu yolcu kafilelerini daha ziyade perişan ve mahvetmek için durdurmadan mütemadiyen garbe doğru harekete icbar ediyordu. Maksatları, tüfek kullanmadan bu kafileleri imha etmekti. Bundan dolayı Abdülmecit Bey'in harpte hizmeti, yararlığı görülmüş, askerî Hamidiye Alayi'nda miralay olduğuna ehemmiyet verilmiyerek, bir jandarma çavuşu kendisini tazyik ediyordu. Ben bu halden çok müteessir oldum. Zemini müsait bularak Türk hükümetinin zulmünden ve milletimizi mahvetmek istediğinden bahsi açtim. Mübahasamız [sohbetimiz] esnasında Abdülmecit Bey "Ahhh" dedi. "Allah belamı versin, harbin bidayetinde Ruslar bana adam gönderdiler. 'Ne istersen rütbe, mal vereceğiz bizimle ol' dediler. Ben, alçak Ittihat ve Terakki hükümetinin bir İslam hükümeti olduğunu düşünerek 'halifeye ihanet nasıl olur' diyerek kendilerine cevab-i red verdim. Sonradan bu alçak hükümetin hakkımızda ne hayın olduğunu anladım, amma iş işten geçti.
    ✔Ittihat ve Terakki hükümeti yaptığı Tehcir Kanunu ile ölümden kurtulan Kurdleri Anadolu'ya, garbe nakil ve orada vilayetlere tevzi ederek [dağıtarak] Kürdistan'ı her ne şekilde olursa olsun Kurdlerden boşaltmak, yerlerine Türk getirip yerleştirmek istiyordu ki, artik bir daha "Kurd davası vardır" denilemez hale gelsin.
    ✔Erzurum cephesi bozgunundan sonra alayımız Karadeniz havalisinde faaliyette bulunan Pontusçu Rum çetelerinin takibine gönderildi. Bir müddet bu çetelerle uğraştık. Rusların Çar hükü- metinden kuvvet alan çeteler, Karadeniz sahilindeki eski Pontus hükümetini yeniden kurmak istiyorlardı. Bu esnada bazı Türk zabitlerinin vahşetini gösteren bir vak'ayı okuyucularıma anlatmak isterim.
    Süvari bölüğümüz, çetelerin takibine memur hareket kumandanı Çarşamba Ahz-i Asker [Asker Alma] Şube Reisi Şükrü Bey'in emrine verilmişti. Bir müddet Çarşamba ve Samsun taraflarında dolaştıktan sonra Ayı Tepesi namı ile tanınan sarp bir mahalde yerleşmiş Pontusçu çetelerini, başka kuvvetlerin de iştirakiyle muhasara etmeğe gidiyordu. Hareket kumandanı Şükrü Bey, yolumuzda bulunan Rum köylerinde tarama yaptırıyor, 15-16 yaşlarında ve daha küçük yaşta bulunan çocukları toplatıyordu. Bu toplanan 20 kadar çocuğu askerî kuvveti ile beraber getirerek Ayı Tepesi'ne yakın deredeki kulübeye koydu. Bir müddet bana, bunları gidip sonra öldürmemi emretti. Muharebe esnasında askerî emre itaatsizliğin cezasının pek ağır olduğunu bildiğim halde fazileti her kaygidan üstün gören Kurd damarım tuttu, bu cinayeti yapmaktan beni menetti. "Ben bu iși yapamam" dedim, "çetelerle harbe hazırım, lakin bu çocukları öldüremem" diye cevap verdim. Hiddeti, gazabı fayda vermedi; ısrarı, şiddetli emri yürümeyince bu işe elverişli diğer birisini göndererek zavallı çocukları birer birer kulübeden çıkartarak öldürttü. İşte bu türk zabiti tarafından insaniyet ve Medeniyete aykırı yapılan şahidi olduğum yüz karartıcı bir hadise.
    ✔ Amed'de Hêvî Cemiyeti mensupları gençlerin teşebbüsü ile 1918 tarihinde Kurd Tealî Cemiyeti ismi ile bir cemiyet tesis edildi.
    ✔Mistefa Kemal Amed şubesine yazdığı bir yazıda, ecnebi istilasına uğrayan memleketi düşmandan temizledikten sonra, Kurd kardeşlerinin milli haklarına riayetkâr olacağını bildiriyordu.
    ✔ Muzafferyetten sonra da Kurd milletinin hukukuna riayet değil, mevcudiyeti bile inkar edilmek suretiyle ahde vefasızlık gösterildi.
    ✔Mondros Mütarekesi'yle harp nihayetlenince Istanbul'da bulunan Kurd vatanseverleri, Kürdistan'ın hukuk-u milliyesini [milli haklarını] elde etmek amacı ile Kürdistan Teâli Cemiyeti namıyla bir siyasi cemiyet tesis etmişlerdi. Bu cemiyetin müessisi bulunan Bediüzzaman Molla Said, Müküslü Hamza, Motkili Halil Hayalî Beyler faaliyete geçerek cemiyete aza kaydetmekte idiler.
    ✔Amerikan komiserinin Kürdistan'ın büyük bir kısmını içine alan bir Ermenistan teşkiline karar verildiğini söylemesi üzerine Bediüzzaman cevaben, "Kürdistan eğer deniz sahilinde olsa idi diritnavutlarınızla [deniz zırhlılarınızla] belki bu kararı tatbik ede- bilirdiniz. Fakat Kürdistan dağlarına diritnavutlarınız çıkamaz. Bu kararınız da tatbik edilemez" demişti.
    ✔Aide Toi, Dieu Taidra
    Sen kendine yardımcı ol, Allah da sana yardım eder.
    ✔ Sevr Anlaşması'nda Kürdistan faslının 62. 63. 64. maddelerinde Kürdistan hududu tayin edilmiş.

    ✔Madde 62:
    Işbu muahedenin mevkii meriyete vezi tarihinden [yürürlüğe girdiği tarihten] itibaren 6 ay zarfinda Ingiliz, Fransız, Italyan hükümetleri tarafindan tayin edilecek üç azadan mürekkep bir komisyon Istanbul'da toplanarak Kurd unsurunun sakin bulunduğu Fırat'ın şarkında bilahare tayin edilecek Ermenistan hududunun cenubunda [güneyinde] işbu muahedenin 27. maddesinin ikinci ve üçüncü fikralarında gösterilen Türkiye, Suriye beynel nehreyn hudutlarinın şimalindeki [kuzeyindeki] mıntıkada mahalli bir Kurd muhtariyet-i idare planını izhar edecekler. Işbu planin bazı noktalarında komisyon azaları arasında ihtilaf zuhur ederse bu ihtilafi tabi oldukları hükümetlere bildireceklerdir.
    Bu plan Kürdistan muhtariyeti arazisinde bulunan Asurî, Kildanî ve sair irkî ve dinî ekalliyetlerin [azınlıkların] muhafazası hakkında kâfi teminati ihtiva edecektir. Iran hududuna müteallik [yakın] noktadan ihtiyaç hâsıl olursa Ingiltere, Fransa, italya, Iran, Kurd memurlarından mürekkep bir heyet, mahallinde yapacağı tahkikata binaen lazım gelen tadilatı yapacaktır.


    ✔Madde 63: Osmanlı hukumeti 62. maddede zikredilen komisyon tarafindan ittihaz olunacak mukarreratı [alınacak kararları] kendisine tebliğ tarihinden itibaren üç ay zarfinda kabul ve tatbik etmeği şimdiden taahhüt eder.
    ✔Madde 64:
    Işbu muahedenin meriyete [yürürlüğe] konması tarihinden bir sene sonra 62. maddede zikredilen menatık ahalisi, Milletler Cemiyeti'ne müracaat eder ve halkın büyük bir ekseriyeti Türkiye'den müstakil olmak [ayrılmak] isterse, Milletler Cemiyeti de mezkûr [söz konusu] ahalinin istiklale ehil olduğunu kabul et- tiği takdirde, Milletler Cemiyeti'nin bu mıntıkaya ait her türlü hukuk ve mündeiyatından [yetkilerinden] Türkiye'nin feragat etmesi tavsiyesine, Türkiye hükümeti riayet edeceğini şimdiden taahhüt eder. Bu feragatin teferruati müttefik devletlerle Türkiye arasında tanzim olunacak bir mukavele ile tesbit edilir. Bu feragatin vukuu halinde şimdiye kadar Musul vilayeti dâhilinde yaşamakta olan Kurdler, arzuları ile müstahsil Kurd hükümetine iltihak etmek isterlerse müttefik devletler hiçbir vecih ile bunların arzularına muhalefette bulunmıyacaklardır.
    ✔Cemiyetin faal, genç azaları; Kürdistan'da cemiyetin maksatlarını teyid edecek bir fikir cereyanı uyandırmak ve ameli harekette bulunmak üzere 1921 senesinde Ekrem Cemilpaşa ile Müküslü Hamza Bey'i Kürdistan'a göndermişlerdi. Ekrem, Diyarbekir havalisinde gizli olarak çalıştığı esnada evinde misafir olduğu Hevêrkan aşiret reisi Abdülkerim Ali Remo kendisini tutarak Türklere teslim ettiğinden, Ankara İstiklal Muhakemesi'nde [Mahkemesi'ndel muhakemesi yapılmak üzere mevkufen [tutuklu olarak] Ankara'ya gönderildi. Hamza Bey de bu suretle ele geçerek Diyarbekir'de bir süre hapsedilmişti.
    ✔Teşkilat-ı Içtimaiye Cemiyeti, uzunlama olarak üç renkten müteşekkil; yukarıda kırmızı, ortada beyaz üzerinde güneș ve altta yeşil renkli Kurd bayrağının renk ve tesbit ederek milli bayrak olduğunu ilan etti.
    ✔ nutkunda söylediği gibi, Yunanlılarla harbin en şiddetli bir zamanında Samsun'a çıkan bir Ingiliz zabiti, hükümetinin kendisine iki vapur dolusu harp malzemesini hediye gönderdiğini haber vermişti. Îngilizlerin, dost ve müttefiki Yunanlıların Türklere mağlup olmalarını istediklerine bundan daha açık bir delil olamaz.
    ✔Ismet İnönü, bir defasında Diyarbekir Milletvekili Pirinççzade Feyzi Bey'i, diğer defasında Milletvekili Zülfizade Zülfi Bey'i birer Kurd sifatıyla beraberinde götürerek orada, "Biz Kurdler, Türklerle kardeşiz, ayrılmak istemeyiz, aramızda bir fark yoktur" diye söyletmek suretiyle kendilerine, milletlerine karşı tarihî lanete müstahak bir hıyanet yaptırdı.
    ✔Antep harbini yapanların ekserisi Kurdtüler. Antep'in kurtuluşunu ve Gaziantep diye adlanmasını Kurd kahramanlarının cesurane ve fedakarane savaşları temin etmişti. Bu harplerde "Vurun Kurd uşağı namus günüdür" diye medih yolunda çağrılan türküler harpten sonra "Vurun Türk uşağı namus günüdür" şekline çevrilerek, Kürdün hizmet fedakârlığına karşı her vakit olduğu gibi yine nankörlük gösterilmişti.
    ✔Bunlardan vatan şehidi maslup [idam edilen] Dava Vekili Muhammed efendi - Bavê Tujo ki, ona Hacı Ahti diye de isim verilmekte idi- muhakemesi esnasında hâkimin bütün israrlarına rağmen Türkçe ifade vermek istememiş, Kürdistan'da adaletin layıkı ile yerine getirilmesi için muhakemelerin Kurdçe olarak yapılması fikrinde ısrar ettiğinden, nihayet tercüman vasitasıyla ifadesi Kurdçe olarak alınmıştı. Cesur ve milletini çok seven Bavê Tujo, 1925 senesi istiklal Muhakemesinde de sorulan suallere arslanca cevap vermiş- ti. Zalim Türk süngüleri ile çevrili olduğu halde asılırken 'Yaşasın Kürdistan!' diye haykıran kahramanı, Türk askeri bir taraftan asarken diğer taraftan süngü ile yaralamışlardı.

    ŞEYH MAHMUT BERZENCÎ'NÎN MELEKİYETİNİN İLANI
    ✔ 1917 senesinde İngilizler Irak'ı işgal etmişlerdi. Şeyh Mahmut Berzenci'nin hükümdarlık tesisine itiraz etmediler. Fakat sonra İngilizler şeyin nüfuz mıntıkasını kısarak Süleymaniye'ye hasretmek istediler. Şeyh Mahmut İngilizlere karşı isyan ederek 27 Mayıs 1919'da Süleymaniye'den İngilizleri çıkardı. 9 Haziran 1919'da İngiliz Kuvvetleri ile yapılan şiddetli çarpışmada Şeyh İngilizlerin eline düştü İngiliz Mahkemesi Şeyh Mahmut'a idam hükmü verdiyse de onu Hindistan'a Sürgün etti. 1922'de Lozan'da Milletler cemiyetinde Türkler Musul'un kendilerine istemesi istemesi üzerine, İngilizler Şeyh Mahmudu Hindistan'dan Süleymaniye'ye gönderdiler. Şeyh bir hükümet teşkil etti. İngilizlerle anlaşamayan Şeyh onlara karşı ikinci defa isyan etti. İngiliz ve Irak askeri 19 Haziran 1924 süleymaniye'yi tekrar işgal ettiler Şeyh Mahmud İngiliz ve Irak hükümetleri ile siyaset ile uğraşmamak şartıyla af edildi ve ittifak etti.
    İngilizler Irak ile 1930da anlaşması sonucu Irak bağımsız bir devlet olarak Milletler Cemiyeti'ne girmesi üzerine Kurdler bu durumu protesto ederek Süleymaniye'de gösteri yaptılar.
    Şeyh Mahmut Irak hükümeti aleyhine isyan etti. Xaneqîn'den Zaxo'ya kadar Kurd mıntıkasında İngilizlerin güvencesinde bir Kurd hükümet teşkili istiyordu. Askeri imkanı bulamayan Şeyh teslime mecbur oldu Reşit Ali Geylani'nin 1941 İnkılabına kadar Irak'ın cenubunda Sürgünde kalan Şeyh inkılabdan istifade ederek Kürdistan'a döndü.
    ✔Şeyh Mahmut 1923 Sovyet hükümetine dostluk talebi mektubunda şöyle diyordu:
    "Bütün dünya 1917 Oktober Inkılâbı'nın [Ekim Devrimi'nin] hürriyet avazını işitti. Milletinizin zalim ve müstebit [zorba] bir idareden kurtulduğuna bütün âlem sevindi. Kurdler haklı olan milli davalarında muvaffak olmak azmi ile giriştikleri mücadelede ellerini size doğru uzatıyor. Bütün kalpleri ile ve samimiyetle sizinle arkadaşça ve kardeşçe yaşamak arzusunu besliyorlar. Aramızda diplomasi, irtibat olmadığından ahvalimize tafsilatıyla vakıf olmayan Sovyet hükümetine bu yazı ile her şeyi bildirmeğe imkân yoktur. Mazlum, esarette bulunan milletlerin hamisi olan Sovyet hükümetinin Kurd milletini de himaye edeceğine emindir. Bütün Kurdler Sovyet hükümetine 'şarkın hamisi' nazarı ile bakmaktadırlar. Mukadderatlarını Sovyet hükümeti mukadderatına bağlamağa hazır olan Kurdler, mütekabilen sizinle irtibat tesis etmeği sabirsızlıkla bekliyor."
    ✔ Musul'un aidiyetini isteyen İngilizler ve Türklerin talebi üzerine 30 Eylül 1922'de Milletler Cemiyeti Musula heyet-i tahkikat gönderdi. Komisyon ne Türk ne de Arapların bir hakkı olmadığını ahalinin büyük bir ekseriyetinin(8/6) Kurd olması itibariyle Kürdistan Devleti'ne ait olması lazım geldiğini bildirdi. Rapordan memnun kalmayan İngiliz ve Türklerin talebi üzre Milletler Cemiyeti ikinci tahkikat heyetini gönderdi. Bu heyet raporunda Cenubi Kürdistan'ın Irak'a ilhakının lüzumunu bildirerek, Kurdler için de sâkin oldukları yerlerde Kurd lisanınin resmi lisan olarak mekteplerde okutulması, idari, adli hükümet dairelerinde Kurd lisanının istimali [kullanılması] zaruretini bildirmişti.
    ✔ Mahmut Durak Kaziyye-i Kürdiye (Kurd sorunu) ismili kitabının 242., 243. sayfasında Kurdlerin dağlı Türk olduğunu ve aralarında ihtilaf bulunmadığını işaret ediyordu. Bilakis Kürdistan'da bilhassa diyarbekir'de Kurdler her zaman Türkülerle ihtilaf ve mücadele halindedirler. Birçok Kurd aydınlarının hapis cezası çekmekte olması buna delildir.
    ✔ Milattan 4000 sene evvel bugün sahibi oldukları arazide yerleşen Kurdler, memleketlerine gelip geçen büyük fatihlerin kahhar ordularına milli mevcudiyetlerinden bir şey kayıp etmeden bugüne kadar mukavemet gösterdiklerini tarih söylemektedir.
    ✔ Kurd Fizuliye Devleti 932 senesinde Lor Bölgesinde 5 asır boyunca saltanat kurmuştur, hüküm sürmüştür.
    Delmiyan Devleti 942 senesinde Bağdat'ta teşekkül ederek 127 sene hüküm sürdü.

    ✔ 1930'da İngilizlerle anlaşmasından sonra Irak müstakil bir devlet olarak Milletler Cemiyeti'ne girmişti.
    1931de Şeyh Ahmed Barzani Kurdlerin milli haklarının tanınmasını dava ederek isyan etti.


    1944 Mele Mustafa isyan etti. Irak hükümeti Barzani ile yaptığı ittifakta Kurdlerin milli taleplerini kabul etti. Mele Mustafa'nın reyislik ettiği Kurd Demokrat Parti ile aşair kuvvetleri Irak hükümeti ile 1969 tarihine kadar harp ettiler. Irak hükümeti elindeki savaş araçlarıyla Kürdistan'ı viraneye çevirmesine rağmen Kurd Savaşını susturamadı.
    ✔ İngilizlerin Kürdistan'a ayak bastıkları günden itibaren bugüne kadar Kurdler milli haklarını istemekten vazgeçmemişler ve Irak hükümetlerinin zorla tatbik etmek istediği idareye rıza göstermişlerdir.
    ✔ Barzani 565 silahlı bir kuvvetle Sovyetler hükümetine iltica etmişti.
    ✔ "Ortadoğu'da Arap lisanı da dahil Kurdçe'den daha bir lisan yoktur" (Ziya Gökalp-Giresun Gazetesi-1926)
    ✔Büyük Îskender İran ülkesine hakim olduğu zaman İran'ın vasi bölgelerinde konuşulan umumi lisan Kurdi lisanı idi. (Tarihi Merduh s.401)


    KOÇGİRİ KIYAMI
    ✔Şadan aşiret reisi Paşo kendini Kurd milli Kuvvetleri kumandanı ilan etmişti.
    ✔Şiir : s. 92

    Koçgirî başladı harbe
    Sesi gitti şarka garbe
    Bir ordu asker geldi
    Dayanamadılar bu derde

    Dilo yeman, yaman, yaman
    Çîya girte berf û dûman
    Me ra bişîn Şehê Merdan
    Ew dermanê hemû derdan

    Ovacığın aşireti
    Zabeteyledi mahalleleri
    Geriden imdat gelmedi
    Hozat çekmedi gayreti

    Dilo yeman, yaman, yaman
    Çîya girte berf û dûman
    Me ra bişîn Şehê Merdan
    Ew dermanê hemû derdan

    Kurdistan'ın orduları
    Kahretti barbarları
    Vatan için öleceğiz
    İstemeyiz moğolları

    Dilo yeman, yaman, yaman
    Çîya girte berf û dûman
    Me ra bişîn Şehê Merdan
    Ew dermanê hemû derdan

    Yemîn edenler elmaya
    Zulfikar-ı Murteza'ya
    Geriden teller çektiler
    Biz uymayız eşkıyaya

    Dilo yeman, yaman, yaman
    Çîya girte berf û dûman
    Me ra bişîn Şehê Merdan
    Ew dermanê hemû derdan


    İSMAIL AĞA SIMKO'NUN KIYAM HAREKETİ
    ✔ Doğuda İran-Türkiye hududu üzerinde bulunan şikak aşireti reisi İsmail Ağa kıyam ederek İran Kürdistanı'nın mühim bir kısmını Urmiye Gölü havalisini 1920 senesinde hüküm altına almıştı.
    ✔ 1925 senesinde Rıza Han İran Şahin şahıs ve diktatörü olunca İsmail Ağanın öldürülmesinin çok müşkül olduğunu anladı Rıza Şah. Bu nedenle İsmail Ağa ya yakınlık gösterip dostluk kurmuştu İsmail Ağayı Şino'ya davet etti. İsmail Ağa davete icabet ederek şino ya gelerek hükümete misafir oldu ama Rıza Şah İsmail Ağaya hıyanet ederek onu öldürdü.


    ŞEYH SAİD EFENDİ'NİN KIYAM HAREKETİ
    ✔ Halifeyi ecnebi devletlerin tahakkümünden kurtaracak ve İslamiyet'in muhafazasını sağlamlaştıracak inancı ile mustafa kemale içten bağlılık gösteren Kurdler Yunan harbinin kazanılmasında yardımcı olmuşlardır. Yunanlılar denize dökülüp harp kazanıldıktan sonra mustafa kemal yüzündeki perdeyi yırtarak din ve dünya işini birbirinden ayırıp halifeyi saltanattan uzaklaştırdı. Mustafa Kemal dinsizliğe doğru her adım attıkça Türk Kurd aydınları çok kıymetli bir şahsiyet olan Cibran aşiret reisi Miralay Halit Bey'in etrafında toplanarak 1922 senesinde İstiklal mânâsına gelen Azadi adı ile bir siyasi cemiyet teşkil ettiler.
    ✔Azadi hareketinin Amed'de de şubesi açıldı.
    ✔Azadi teşkilatına dahil subay arkadaşlardan fırka erkan-ı Harbi İhsan Nuri ve Zabit arkadaşları Rasim, Hurşit, Tevfik Cemil ile beraber mahiyetindeki askerlerle daha çekilerek isyan ettiler.
    ✔ Zaten Azadi Cemiyeti'nin gizli teşekkülünden haber almış olan hükümet bu teşekkülü yok etmeye bir bahane arıyordu. Bu nedenle Cibranlı Halit Bey, Yusuf Ziya Bey, Hacı Musa Bey ve 20 kadar arkadaşlarını tevkif ederek Bitlis askeri muhakemesine getirdiler. Bu mahkeme Şeyh Said Efendiden de ifade almak istedi ama Şeyh Efendi istenen ifadeyi vermedi.
    ✔Şeyh Efendi halkı barıştırıyor yapılacak olan kıyam hareketine zemin kurmak istiyordu.
    ✔ Şeyh Efendi piran'dan Hani nahiyesine geldiğinde Piran vukuatını haber alan Hani nahiyesi ahalisinin heyecan halinde olduğunu gördü. İsyanın çabucak Lice Çapakçur Darahini ve diğer mıntıkaları da sirayet ettiğini görünce "mukadderatı ilahi böyleymiş" diyerek İsyan hareketi başkanlığını ister istemez üzerine aldı.
    ✔ Kıyamcılar Şeyh Said Efendi'nin Emir-i Mücahidi-i Nakşibendî sıfatıyla ile isyan hareketi riyasetini üstlendiğini ilan ettiler.
    ✔ Türk hükümeti emniyet memurlarının icat ettiği ingilizdir diye bir Türk komiseri ile yapılan temaslar ve Amed'de Kürdistan Harbiye Bakanlığı adına gönderilmiş olduğu söylenen İngiliz silah fabrikalarının teklifleri gibi uydurma haberler, hep bunlar emniyet memurlarının kamuoyunu yanıltmak için tertip ettiği yalanlardır.
    ✔ Kürdistan'ın muhtelif mahallelerinde başlayan isyan hareketi az bir zaman zarfında çabucak birçok yerlere sirayet etti.
    ✔Amedî 60 kişilik bir kuvvetle zapt etmeye çalışan Mihê Helê askerlere karşı muvaffak olamadı.
    ✔ Şeyh kuvveti de Varto'ya yürürken Türk askerine yardım etmekte olan Hormek ve Lolan aşiretlerinin mücahitlere arkadan yaptıkları hücumlarla askerler esaretten kurtulmuştu.
    ✔ Hesebanlı Halit Bey ve arkadaşları ise Malazgirt ve Muş havalisini tamamen ele geçirdi ama Motki, Hormek ve Lolan aşiretlerinin bu böldede de askerlere yardım etmesiyle Halit Beyler İran arazisine ilticaya mecbur kaldılar. Türk hükümeti kendisini İran arazisinde tevkif ederek idam etti.
    ✔ Gökdereli Şeyh Şerif ve Yado Ağa Paluyu ele geçirdi. Lakin Şeyh Şerif tevkif edilerek İstiklal mahkemesine gönderildi.
    ✔ Şeyh Said Efendi'nin bacanağı Cibran aşiret reislerinden Kasım Bey, Şeyh Sait Efendi'nin Çarbuhur köprüsünden geçmek istediği haberini Türklere yetiştirdiğinden Şeyh ve beraberindekiler köprünün iki tarafından kurulan pusuya düşürülerek hafif bir müsademeden sonra yakalanarak varto'ya getirildiler. Ve mühim bir kuvvet muhafazasında Amed İstiklal mahkemesine sevkedildiler.
    ✔Yukarıda kısaca bahsettiğim isyan sahalarında Kurdlerin gösterdiği insan kuvveti üstü cesaret ve fedakarlıklar, tanzim edilip bir tertibe tabii olmamasından ve her neferin kendi başına hareket etmesi nedeniyle kıyam hareketi amacına ulaşamadı. Nizam ve intizama bağlanmayan başıbozuk yapılacak hareketlerden bir fayda olmayacağı bu tecrübelerle de sabit olması bize ibret dersi olmalıdır.
    ✔ İsyan hareketi Kurdlere çok pahalıya mal olmuşsa da Kurd milletinin bütün dünya milletleri gibi bir hayat hakkına sahip olduğunu da aleme anlatmıştır.
    ✔ İsyan hareketi bertaraf edildikten sonra vahşi girişimlerde bulunuldu:
    -150 kişinin iplerle sımsıkı yekdiğerine bağlanarak makinalı tüfeklerle feci şekilde katledilmesi isyanın umumi boyutunu anlatabilir.
    - 70 kişilik bir kafile hapis edildikleri samanlıkta diri diri yakışmıştı.
    - 1924 senesinde takip alay kumandanı Tahir Bey İsyan halinde bulunan Hoyitli Nuh Bey'e yiyecek vermek ile itham ettiği Motika'nın Torin köyü muhtarı Çaçan ile oğullarının kollarını bağlatarak büyük bir kazanda kaynatılan Kaynar suya birer birer batırarak haşladığını söylerken tüylerim ürpermektedir. Bazı zalim, vahşi kimselerin yaptığı bu alçaklıklara bakarak insanın insanlıktan nefret edeceği geliyor.
    ✔ İstiklal Mahkemesi kendisini Zaza olduğunu söylemesini idamına kafi derecede bir Cürüm addederek Doktor Fuat'a idam hükmünü vermişti.
    Dr. Fuat idam hükmünden sonra şu iki mısralık şiiri yazmıştır:

    Şevek tarî ya hebû ya tinebû nîv;
    Deşt di xew da çîya digrî ne hilate hîv.

    ✔ Asılırken darağacı altında Yaşasın Kürdistan diye kahramanca haykıran Bavê Tûjo'yu (Hacı Ahti) insanlık duygusundan mahrum türk askerleri süngü ile yaraladılar.
    ✔ Kemal Fevzi, 1925 isyanı ile hiçbir alakası olmadığı halde ruhunda ve kaleminde yaşayan büyük mukaddes milli ateşin tehlikesini anlamış olan Türk hükümeti kendisini zulmen astı. Kurd gençlerinin ibret ve hürmetle hatıralarında yaşatmaları lazım gelen bu fedakar büyük zat kendilerine numune olmalıdır.
    ✔ Bir defasında mahkeme reisi İslam arasında fitne çıkarmanın küfür olduğunu bildiren Kur'an'dan bir ayet okudu. Bunun ayet olup olmadığını sordu. Şeyh Efendi bu Kur'an'dan bir ayettir dedi. Öyle ise niçin İslam arasında fitne soktun diye soran mahkeme reisine cevaben küçümser bir şekilde "Ya... Siz müslümanmısınız?" demek suretiyle mahekme reisinin islam ile bir alakası olmadığını anlatmak istemiştir. Mahkeme reisi bu cevabı kızdı ise de şey sözünü söylemiş oldu.
    ✔ Kurdler ecnebilerden azıcık bir yardım almış olsa idi Kürdistan böyle elim ve yoksul halde olmazdı.
    ✔ Hüküm verildiği 27 Haziran 1925 gününün akşamı Dağ Kapı meydanında kurulan 51 adet darağacında asılarak rahmeti Rahman'a kavuşturulan bu kahramanlar ilelebet Kurd milletinin ölmez hatıralarında yaşayacaklardır.
    ✔Türk hükümeti İsyan esnasında kim kendisine yardım ettiği ise evvela bunları ilk kafile olarak sürgün etti.
    ✔ Kürdistan'dan uzaklaştırma icraatı gerçekte Kurdlere maddi ve cismani büyük zararlara mal oldu ise de milli mefkürenin zihinlerde yerleşmesine fırsat vermesin itibarıyla da çok faydalı oldu.


    XOYBÛN CEMİYETİNİN TESİSİ
    ✔1927 senesi Eylül ayında toplanan kongre Xoybun namıyla siyasi bir cemiyet tesisine karar verdi.
    ✔İhsan Nuri Irak'tan kaçarak Agirî'ye gelmişti. Çok iyi İdaresi sayesinde mevki kazanan İhsan Nuri'nin Ağrı'da bulunduğunu haber alan Xoybun Merkezi, kendisini Ağrı Askeri Murahhası ve Milli Hareketin Umumi Kumandanı olarak tayin etti. İhsan Nuri Ağrı'da medeni bir hükümet esasını kurdu.
    Her türlü medeniyetten yoksun olan Ağrı'da, Ağrı adında gazete neşr etti. Gazetede Kurd milli davasından bahis yazılar yazılmakta idi.
    İhsan Nuri Tahran'da bulunduğu dönemde Nejad-i Kurd isimli kıymetli bir tarih kitabı da neşretmiştir.

    Ağrı gazetesinin bir nüshasında aşağıdaki Helbê Agirî marşı neşredilmiştir:
    S. 122

    ✔ İhsan Nuri ve dolayısıyla Xoybun, Ağrı'da kurduğu milli ve Medeni teşkilat ile Kurdlerin de her medeni millet gibi hürriyet ve İstiklal mücadelesindeki kabiliyetini ispat etmiştir.
    ✔ Türk hükümeti, Savaşçıları aldatmak istiyor af edileceklerini söyleyerek kendilerini hükümete boyuna eğmeye davet ediyordu. başvekil İsmet Millet Meclisi'nde bir affın icrası zaruri olduğunu kabul ettirmiş. Böylece Sürgünde olan ve mallarına el konulan Kurdler yerlerine döndüler. Daha sonra bu kanunun iptal edilmesiyle tekrar Sürgüne gönderildiler. Her zaman Kurdleri Yalanlarla bir surette aldatan Türk hükümeti bu sefer İhsan Nuri ve Arkadaşları tarafından aldatılmış oldu. Böylece Ağrı Dağı'nda İsyan daha kuvvetli olarak devam etti.
    ✔ o günlerde İstanbul'dan Diyarbakır'a gelmiş olan Ekrem ile Xoybun Cemiyeti'ne iltihak ettik. Gizli olarak çalıştığımız Amed'de hükümete tedbir olarak Türkiye dışına çıkmayı tercih ettik.
    Hoybun Cemiyeti mümessilleri beni ve Ekrem'i Merkez azalığına seçtiler.
    ✔ Gün geçtikçe kahraman İhsan Nuri Paşa'nın Ağrı'daki milli faaliyetleri ehemmiyet kazanıyordu. İhsan Nuri Paşa ağrıyı müstakil Kürdistan'ın bir vilayeti halinde idare ederek idari ve askeri bir teşkilat vücuda getirmişti. Xoybun Cemiyeti paşalık rütbesi ile Celali Aşireti reisi İbrahim Heskî Paşa'yı Ağrı vilayeti Valiliğine tayin etti.
    ✔ Ağrı'da muntazam bir teşkilat ve askeri kuvvetin hazırlanmakta olduğunu gören Türk hükümeti bunun daha ziyade tehlikeli bir hal almaması için ortadan kaldırmaya teşebbüs ederek Salih Paşa'nın kumandasında tertip ettiği 40bin piyade 10 batariye top, 550 mitralyöz ve 50 harp tayyaresinden mürekkep bir askeri kuvvetle Ağrı Dağı'ndaki Kurd milli kuvvetlerine 11 Haziran 1930 tarihinde taarruza geçti. Ağrı'nın güneybatısında bulunan Kurd milli Kuvvetleri Türk ordusuna hücum ederek Ağrı'ya saldırısını durdurdu. 20 Haziran muharebesinde Türk ordusu muvaffak olamadı. Kurd milli Kuvvetleri bu muharebeden ganimet olarak 30 mitralyöz 60 deveyükü cephane 500 çadır ele geçirdi. Ağrı civarındaki Türk kışlaları yakılarak müdafileri kısmen öldürüldü kısmen esir alındı. 11-20 Haziran sürecinde yapılan çarpışmalarda 5 Türk teyyaresi de düşürülmüştü. 27 temmuza kadar yapılan harbin en şiddetlisi Zilan Deresi civarında yapıldı. Londra'da neşredilen Times gazetesi 24 Temmuz 1930 tarihli nüshasında Ağrı'ya taarruz eden Türk kuvvetlerinin 60000 kişi olduğunu gösteriyordu. Sonuç olarak Türkler bu girişimden muvaffakiyet elde edemedi 800 ölü 200 yaralı 700 esir verdiler. Birçok ganimet de Kurd Kuvvetleri'nin eline geçti.
    Türk askeri Ağrı civarında 130, Zîlan civarında 200 köyü tahrip ederek ve yakarak yaklaşık 10bin masum ahaliyi katlederek muvaffakiyetsizliklerinin hıncını almakta idiler. Buna mukabele olarak Ağrı Kurd Kuvvetleri Beyazid'e kadar uzanan hat üzerinde düşmana şiddetli bir taaruz yaparak zayiat verdi: 2 adet ağır top 24 adet dikers ve 30 adet hotchkiss mitralyözü 600 adet tüfek pek çok miktarda bomba cephane telefon makineleri ve benzeri levazımı Harbiye zapt etmişler 8 Türk Tayyare sini de mitralyoz ve tüfek kurşunları ile düşürmüşlerdi. 3 aydan beri büyük bir askeri kuvvet ile yapılan hücumlara rağmen türk ordusu Ağrı'nın hiçbir mıntıkası ele geçirememiş. Türk ordusu muvaffakiyet elde edemediğinden tashih-I Hudut (sınır düzeltme) ismi altında Van vilayetinin bir kısım arazisini iranilere terk etmek suretiyle Ağrı kahramanlarının her taraf ile ilişkisini kesebilmişti. Haftalarca acçlığa katlanan Mücahitler nihayetinde aile ve çocuklarını açlıktan kurtarmak için maalesef ağrıyı Terk etmeye mecbur kalmışlardır.
    ✔MK hükümeti 1928 senesinde yaptığı af kanunu ile Kurdleri yatıştıramayacağını anlayınca Ağrı harekatından sonra 1932 senesinde asimilasyon için kanun neşretti. 5 Mayıs 1932 tarih ve 2237 numaralı kanun: anadili Türkçe olmayanlardan oluşan köy, mahalle, sanat ve hizmet zümresi ve iş sınıf teşkili veya bu gibi kimselerin bir mahalleyi, bir sanat zümresini veya bir şubesini kendi mensuplarına mahsus ve münhasır vaziyete getirmesi yasak olacaktır.
    ✔ Hindistan hükümet reisi büyük mütefekkir ve büyük insan merhum Nehru "Alem Tarihinden Görüşler" adlı kitabında diyor ki ...Mustafa Kemal teşkil ettiği hususi İstiklal mahkemelerinde binlerce Kürdü merhametsizce mahvetti. Şeyh Said, Dr. Fuat ve diğer bazı liderleri idam etti...
    ✔ Büyük alim Dr Abdullah Cevdet Bey'in Roji Kurd Mecellesinin 9 Temmuz 1913 nüshasında yazdığı İttihat yolu başlıklı makalesi:

    Belirli ve seçkin bir şahsiyete sahip olmayan bir ferdin hiçbir toplumsal değeri olmadığı gibi, şahsiyetine sahip olmayan bir milletin de “esamisi okunmaz”, ve konuşan hayvan suretinden başka bir şey olmaz.

    Hafıza alışkanlığı fertlerde ne ise milletler için de tarih odur. İnsan hayatı ve hatta hayvan hayatı, hafıza hazinesinin sürekli çalışmasıyla belirlenir ve devam eder.

    Amnésie complette yani “nisbanê tam” denilen, hastalıklı olmuş adam. Bir bitkiden, bahçelerimizde, dağlarda, rüzgarın istediği yöne yeşil yapraklarını eken bir ağaçtan başka bir şey değildir. Bir milletin ki mazbut ve mükemmel olarak bir tarihi yoksa, o millet hiç yaşamamış gibidir.

    Kürdlerin tarihi var mı?

    Bir “Şerefname” ile bir millet tarihî şerefini veyahut tarih şerefini tasarruf ve muhafaza edemez. Yaşadığımız asır, şaka değil, yirminci asırdır. Geçmişinin tarihine, geleceğinin tarihine sahip olmayan millet kendisine sahip değildir. Kendi kendisine sahip olmayan milletler ve fertler memluk (köle) olur, başkalarının olur.

    Geleceğinin tarihine dedim. Okuyucuların belki pek çoğu bu garip tabire şaşmıştır. Evet milletler geçmişlerinin tarihlerinden pek çok daha ziyade mühim olarak bir de tarihi geçmişlerine sahip olmalıdırlar. Daha doğrusu milletler geçmişlerinin tarihine sahip ve geleceklerinin tarihine memluk(nesne) olmalıdırlar.

    Bir milletin geleceğinin tarihi o milletin “ideâl”idir. Yakın zamandan beri mefkure (amaç) kelimesiyle ayakta tuttuğumuz ve ifade ettiğimiz “ideâl”dir. Kürdlerin hakikaten asrımıza layık bir tarih kitabına sahip olmadıklarını, gelin hep birlikte itiraf edelim. Sonra Kürdler bir “ideâl”e sahip midirler? Sahip iseler, o „ideâl? nedir ona bakalım.

    Büyük hekimlerden biri diyordu ki bir milletin gelecekte ne olacağını öğrenmek kadar kolay bir şey yoktur:

    Ne olmak istediğini öğrenmeye çalışınız, bir millet ne olmak istiyor, o ne olacaktır? Bu halde demek ki milletlerin geleceğini keşfetmek için ne evliya olmak, ne de deli olmak lazım değil.

    Genç Kürdlere sormak ve anlamak isterim. Ne olmak istiyorlar?

    Veyahut ne olmamak istiyorlar. Osmanlı İmparatorluğunda bir unsur mu? Unsur fakat nasıl unsur, çürüyen ve çürüten bir unsur mu, yoksa yenilenen ve yenileten, yaşayan ve yaşatan bir unsur mu? Bir kere bu sorunun cevabı kesin bir şekilde verilmelidir. O zaman yol göstermek kolaydır. Öncelikle okur-yazarların oranı en az yüzde kırka (%40) çaresine ulaşmak. İkincisi en fazla bir ay içinde yedi-sekiz yaşında bir çocuğun okuma yazmayı ve okuduğunu doğru okumayı öğrenmesine müsait olan harfleri esas itibarıyla kabul ve şimdiye kadar kullanılan harfleri terk etmek. Diğer her mesele bence ikinci derecede kalır.

    30 Mayıs 1913
    Doktor Abdullah CEVDET
    Rojî Kurd-Hejmar: 1

    ✔Erivan'da kurulan Kürdoloji Kongresi'nin aldığı kararlar:
    A) Kürdü, Türk kültürünün tesirinden kurtarmak,
    B) Kürdün aslını eski hadiselere dayanarak bulmak ve bir Kurd tarihi yazmak,
    C) Kurdlerle Yezidilerin ve Ermenilerin ırki münasebetlerini bulmak,
    D) Bir kürdistan haritası yapmak,
    E) Kurdçedeki lehçeleri birleştirip tek bir dil vücuda getirmek ve bir gramer ile bir lügat yapmak ve yazıyı tesbit etmek.
    Görülüyor ki, verilen kararlar, Kurdlüğün ilerletilmesi ve benliğine sahip olarak yaşatılması gayesini hedef almaktadır.
    ✔Amerika savunma bakanı Mc. Namara 1965 senesi Şubat ayında Amerika Meclisi silahlanma bütçesinde söylediği sözler: Ortaşark'ta sükunet ve istikrarın temini 3 engelin çözümü ile mümkündür.
    1. Arap devletlerinin İsrail Devleti ile anlaşması.
    2. Arap devletlerinin birbiriyle iyi geçinmesi.
    3. Ortaşark devletlerinde mevcut kuvvetli Kurd ehliyetlerinin (azınlıkların) hukukunun temini ile mümkün olabilir
    ✔ Bir münasebetle İsmet İnönü 1935 senesinde Kürdistan'a yaptığı bir seyahatte Amed ovasına yerleştirilmiş zavallı perişan Türk göçmenleri görüp hal ve ahvallerini sormak suretiyle gönüllerini hoş etmek istemiş ve göçmenlerle demiş ki: " İnşallah etrafınızdakilere Türkçe konuşmayı öğretiniz. "
    Göçmenler cevaben "Paşa hazretleri biz Kurdçe öğrendik"
    Paşa: İyi oğlum iyi lisan öğrenmesi fena değildir, demiş.
    ✔ Kurd lisanı edebiyatı iktisadı hayatı Osmanlı Devleti tabiyetine girmeden evvel daha ileri seviyede idi. Kürdistan'da herkes bilimin ve sanatın kadrini bilir. Cezire, Soran, Siirt, Bitlis, Amed ve Kürdistan'ın her tarafında Mümtaz müderrisler vardı. Şehadet (diploma) almak için 12 ulûmdan imtihan vermek lazımdı. Osmanlı Devleti idaresine geçince mektepler azaldı.
    Evliya Çelebi Rojki Emareti'nin merkezi olan Bitlis'te gördüğü ilim, Marifet ve umran Osmanlı Devleti'nin diğer bölgeleri ile kıyas kabul etmez derecede yüksek olduğunu söylemektedir.

    KURDLER NE İSTİYOR NE VERİLMELİDİR
    ✔Ingilterenin son zamanlarda irlandada gösterilen mubalagali mutalibata karşi takindigi mutedil vaziyetten alinacak dersler vardir. Ingilterenin irlandayi cezalandırması mümkün idi. Fakat ingiltere bunu yapmadi. Çünkü bu muvakkat muvufakiyet idi. Aksi takdirde hüsrani intaç ederdi (hüsranla sonuçlanırdı). Suriyede fransanin gösterdiği itidal yumuşaklik bir çoklarinca zaaf ile tefsir edilmektedir. Halbuki bu tarzi hareket hakim ve tedbirli fransiz siyasetini gösterir.
    ✔«Roji Kürd» mecmuasini yazi masasinin üstünde gören bir muhterem ve muazzaz dostum, nedir bu mecmua dedi? Kürdolojiye organı yani Kürtlük hakkindaki sosyal ve ırksal incelemelerin yayın aracı dedim. Arkadaşim mecmuayi açti gözü Kürtçe yazilmiş bir makaleye tesadüf edince: madamki Kürtçedir tefrika gazatasidir diyerek «ROJI KURD» u masanin üzerine birakti bu bir hadisedirki bence kayd ve dikkat edilmeğe çok layiktir. Bu sureti hüküm avama mahsus ve umumidir.
    ✔ Kürt vatanperverleri ulvi gayeye doğru açilmiş olan şahrah üzerinde hiç bir sedayi iğfale (aldatıcı söze) kulak kabartmadan çok metin hatvalarla ileriye yürümektedirler. Hakkindan emin ve bunu İman-ı milliyenin yaktigi aşk kaynagindan aldigi kuvvetle tahakkuk ettireceğine mütmein olan Kürt gençleri hiç bir an öfkeye kapilmadan pür ümit gözlerini son devrin vücuda getireceği hadisata tevcih etmişlerdir. Zülüm saçan mahkemelerin kurduğu idam sehpalarinda yaşasin Kürdistan diye haykiran kahramanlrin hatiralari kalplerde yaşadikça ideali uğruna ölmesini ve öldürmesini bilen mefkureli bu bedbeht gençler hiç bir zaman en tabii hak olan milli davadan vazgeçemezler. Her milletin kavuştuğu, ve kavuşmakta olduğu mesut hayat nihayet Kürt milletinede mecvud ve mukadderdir. Bunu kalbimizin bütün kudretile böyle bilir ve iman ederiz. Okumasinlar diye kapatilan mekteplerden hariçte kalmiş kanli, canli gençlerden tutunuz da son nefesini saymakta olan ihtiyarlara varincaya kadar bütün millet bu refah ve saadet getirecek günü beklemektedir.

    TÜRK AFF-İ UMUMİSİ KARŞİSİNDA KÜRDLER
    ✔Türklerin şimdiye kadar Kürtler için ilan ettikleri aflar ancak bir tuzak olmuştur. Devletin sözü olan af kanununa, hükümetin sözüne güvenerek Türk hakimiyetinin havzasına giren Kürtlerden kaçi bu gün berhayattir?
    ✔Türkler bu gün yeni bir tecrübe daha yapmak istiyorlar. Büyük Kürd davasini Kürt azmi ve imanini yenerek değil fakat hile ile Kürt civanmertlegini, Kürt ruhunun safvetini tuzage düşürerek halletmeğe çalişiyorlar.
    ✔Kürt kıyam-ı millisnin hedef ve mahiyeti bu gün dünyaca malum olmuştur, hiç bir irtica ve eşkiyalik olamaz ki, bir hükümet on sene bütün vesaiti itfaiyesile ugraşsinda onü iskat ve tiskin edemesin. Eğer bu öyle bir hareket ise ve türk hükumeti buna ordusu ile, Jandarmasile, istiklal muhakemelerile, tehcir ve tebidlerile nihayet affi umumilerile hal ve teskin edemiyorsa demek Türk hükümeti bir imanla, bir imana dayanan mukaddes bir gaye ile, bir hakla çarpişiyor.
    ✔Yüreğinde hak ve insaf hissini taşiyan her izan sahibi insan, hemen teslim ederki bütün bu hadisat bir milletin milyonlarca nüfusu ile bir milletin umumi ve kendiliğinden kiyamidir. insanca yaşamak için şerefle ölüme atilişidir. Kürt davasi bir milletin hakki hayat davasidir.
    ✔Xoybun mesaisine iştirak eden Bedirhaniler Botan emaretinin verdiği bir hissi gururla kendilerini daima arkadaşlardan üstün tutmagi farzetmek istiyerek daima diktatorane bir tavir takinmalari, milli sahada yapilmakta olan hizmetin sirf kendi mesailerile husule geldiği fikrini harice telkin etmek istemeleri milli faaliyete iştirak etmiş olan arkadaşlarin kendilerine karşi kirginliklarina sebep olmakta idi, bu kabilden olarak ecnebi müellefatinda Kürt milli mesailine dair bedirhaniler tarafindan yapilmiş gibi gösterilen bazi malumatlarin yanlişliklarini teshih ederek bu hususa çalişmiş olan vatanseverlerin tarihi mesai ve emeklerini belirterek mesailerini şükranla yadetmegi vicdani bir borç addatmekte yim. Mesela Amerikali DANA ADEM IşMITIN «JONNEY ONOY BRAN MIN» adli kitabinin 157 inci sahifesin¬ de bildirilen «modern ilk kurt mecmuasi Bedirhaniler tarafindan Botan lehçesile neşredilmiş olduğu» haberi doğru değildir.
    ✔Bedirhan biradeler tarafindan ilk defa olarak latin hurufile neşredildigi alfabe haberide sihattan aridir. Latin harflerinin kabulünü ilk evvela 1913 tarihinde istanbulda posta memuru Hevi cemiyeti mensuplarindan Faiz bey Hevi cemiyetine teklif etmişti. Doktor Abdullah Cevdet beyde arap harflarinin Kürt lisanini temamile ifade etmediğini söyliyerek bu harflerin latin harfleri ile tebdili lüzümunu Roji Kürd mecmuasindaki yazilarinda soyluyordu. 1931 senesinde Şamda Ali Aga Zilfonun evinde toplanan Celadet bey Bedirhan, Mikisli Hamza bey, şam kürtlerinden Musa bey ve Ekrem cemilpaşadan mürekkep bir komisyon latin harflerinin bu gün kullanilan şeklinin kabulünü ve Kürd lisanina tatbikini muvafık gördü.

    DERSİM KIYAMI VE TÜRK ASKERİ HAREKETİ
    ✔Seyit Rıza'nın kardeş oğlu olan rehber Seyit Rıza'ya karşı Türklerle beraber olmuştu. Daha sonra Türk hükümetinin fena yüzünü gördüğünü söyleyerek Seyit Rıza'dan af dilemişti ve kendisine katılmıştı. Seyit Rıza'nın sağ kolu mahiyetinde olan Ali Şirin evine misafir olmuştu. Ali Şir misafirine yemek tedariki yaparken rehber ansızın tabancası ile ateş ederek öldürdü. Ali Şirin karısı kocasının öldürüldüğünü görünce o da tabancası ile Rehbere ateş ettiği ise de çıkan Kurşun rehbere arkadaşlık eden efendinin başına isabet ederek öldürmüştü rehber ikinci bir kurşunla Ali Şir'in karısı zarife'yi de öldürerek başlarını kesip türklere götürdü. .....

    MAHABAD CUMHURİYETİNİN TESİSİ
    ✔Kanaatimce merhum Pêşewa kardeşi Sadri Qazi'nin safdilliğinin kurbanı oldu. Ben Mahabad'da iken bizzat Qazi Muhammed'in ağzından işittim: Kardeşim Sadri ki Tahran'da milletvekiliydi ne yapıyorsan ikna edemiyorsun. O, Kavami Saltana'nın Demokrat bir devlet adamı olduğuna Kürtlerin haklarının tanınmasına taraftar olduğunu fikrindeydi. Halbuki Saltana İngilizlerin adamı ve Kürtlere düşmanlık yapmış bir kimsedir. Qazi Muhammed'den işittiğim bu sözlere bakılırsa Kavami Saltananın aldatıcı yalan vaatlerine inanan kardeşi Sadri'nin tesiri ile merhum Qazî Muhammed'in teslim olduğu muhtemeldir.

    BAĞDAT PAKTI
    ✔Bağdat Paktı Bolşeviklik tehlikesini önlemek için Pakta dahil olan devletlerin kuvvetlerini birleştirerek müttefik bir cephe teşkil etmek gayesiyle yapılmıştır.
    ✔Malumdur ki Ingilizler, Irak'a ilk girişlerinde cenupta Irak hükümeti, şimalde bir Kürt hükümeti yapmak niyetinde görünüyorlardı. Sonra Irak hükümetini kuvvetlendirerek bekasını temin için Kürdistan'ın Irak hükümetine bağ- lanmasını kendi menfaatleri icabindan gördü. *Irak'in istilası günlerinde Kürtlere hususi bir teveccüh gösterir gibi olan Ingilizler, hemen birden bire Kürtlerin aleyhine döndüler. Irak hükümetinden memnun olmayıp kıyam eden Kürtler aleyhine Irak hükümeti ile beraber orduları ile, tayyareleri ile şiddetli tenkil harbi yaptılar. Bu pakt, alakadarlarının hepsi tarafindan zahiren bir müdafaa pakti' diye tarif edildi ise de hakikatte her şeyden evvel Iran, Türkiye, Irak hükümetleri için yalınız Kürt tehlikesine karşı müşterek hareket amacı ile yapılmıştır.
    ✔Türkiye Başvekili Adnan Menderes, iktidar mevkiinde iken Israil Devleti Başvekili'ne yazdığı ve Arap gazetelerinin de elde ederek neşrettikleri mektubunda Menderes, 'Kürdistan' ismi ile tanılan coğrafi kitanın, devleti tarafindan itiraf edilmemesi şartıyla Israil'in Arap memleketleri üzerindeki bütün metalıbatinin [taleplerinin] Türkiye tarafindan teyid edileceğini vaad etmekte idi.
    KÜRDÜN AYDIN VE GENÇ EVLATLARINA
    ✔Muvaffakiyetsizliğimizin en büyük sebebinin cehalet dir. Kürde hayr [iyilik] istemeyen hilafet hükümetlerinin ihmal edici elleri arasına, kendimizi dini bir tevekkülle teslim ederek uzun asırlar boyunca milletimizin benliğini tebarüz ettirecek [ortaya çıkaracak] milli duygulara ilgi göstermeden, uyuşturucu telkinlerle gittikçe cehaletin baskısı altında ezilip kalmışızdır. *Balkan milletleri aydınlarının çalışma tarzı bize örnek olmalıdır. Osmanlı Devleti'nin kara zulmü altında inliyen bu milletlerin aydınları, bütün varlıklarıyla milletin çocuklarını fikren yetiştirmeğe koyuldular. Tahsilini ikmal etmiş olan gençler kendilerine mevut olan [vaadedilen] her türlü refahı bir tarafa atarak basit ve her şeyden mahrum köylere yerleşerek çocukları okuttular, fikirlerinin açılmasına çalıştılar; bu suretle hakiki, muhlis vatanse- verliğe numune olmağa hak kazandılar. Şehirlerde oturup konforî, mükemmel yerlerde bağdaş kurarak yükseklerden atıp tutmadılar. Neticede Osmanlı Devleti'nin ezici boyunduruğundan kurtuldukları gibi, dünya milletleri arasında da şerefli bir mevki elde ettiler.
    ✔(Ey xortên şêr û şepal bidêrin gotinên vî sal dîti).
    Altmış senelik mücadele safahatının hakiki aynası olan bu müzekkerenin [yazıların] Kürtçe lisanı ile yazılması lazımdı; fakat şoven devletlerinin, insanın en tabii haklarından olan öz lisanı ile tahsil etmek zevkinden Kürdü men etmesi sebebiyle Kürtçe lisaniyla layıkı ile ifade edemeyeceğim vakayı Türkçe yazmağa mecbur kaldığıma teessüf etmekteyim.
    NEWROZ
    ✔4.000 sene evveline [anlaşılıyor] ki Kürtler Ahura'ya taparlardı; yani ateşe, nura, aydınlığa taparlardı. Karanlıktan ikrah eder [iğrenir], korkarlardı. Kürtler, hakikatin ateşten, nurdan doğduğuna inanırlardı. Bu- nun için eski Kürtler ateşi mukaddes bilirler ve taparlardı. Birinci, ikinci, üçüncü Zerdeşt vardır. *Birinci Zerdeşt'in Zend ismiyle yazdığı kitabın büyük bir kısmı maalesef zayi olmuştur. Kitaptan bakiye kalan birkaç sahife bugün Hindistan Zerdeştlerinin yanındadır. Üçüncü Zerdeşt'in yazdığı kitap Avesta'dır. Kürtçe lisanı ile yazılmıştir. Bu kitap da Hindistan Zerdeştlerinin yanındadır. Zerdeşt dininde ateş mukaddestir; fakat mabut [ilah] değildir *Zerdeşt dininin üç mühim esasatı vardır: lyi düşünmek, iyi konuş-mak, iyi yapmak; Farisî tabiri ile pêndari nig, güftari nig, kirdarî nig.

    RIYA AZADAN
    Pir giran e lo bira!
    Bavê te mir tu nel'imal,
    Bavê ku tu xwedi kir, bi nazdarî, bi şekir
    Çav li rê bû li derî belkî nişkav tu weri
    Tu, li ber serî rûnenişt, xwêdan ji ru nemalişt,
    Dil û xatir jê ne xwest; te maç nekir herdu dest,
    Pê ra neçu ser gorê maxa paşin bi dorê.
    Min jî wek te winda kir, dê, bav, bira û agir
    Ji ber turanperestan, bûme xwinî, j'Kurdistan.
    Me hev nedît carek din, gorrê ew giş revandin.
    Ev bist sal e ser gerdan dixwum kulan û derdan
    Min pir tengî û tali kişandin ji her ali
    Lê bê hêvî nebûm hêç min berneda şop û rêç
    Ma çi bikim tiştê çû lê nagerim nadim dû
    Eve rêza azadan ne rev heye ne bazdan
    Sistî nabe li ser vê ev bext ji me wa dibê
    Tim namîne dem wisan wê bê roja wan kesan
    Ev toleyên bê yek ol ji dolar ra bûne kol
    Neçar ewê bimirin ji bîr nabe, çi kirin
    Bê mezel û gor û kêl bibin tune ku hat pêl
    Hew bi tenê ev welat deşt û çiya teht û lat
    U ev gelê ku em jê cewher bêzar û kejê
    Naçe namre tu cara ne, b'kuştinê ne b'dara
    Gerek jê ra bi yek can em pêwan bin bê razan
    Biparêzin ji dijmin; bi te, bi wî û bi min.
    Reşîdê KURD
  • 225 syf.
    Kollektif bir eser; Reha Bilge - Ali Akar - Selçuk Mülayim - Ahmet Taşağıl - Tufan Gündüz - Vahdettin Engin ve Ahmet Vurgun'un çeşitli makalelerinden oluşuyor.
    Eserin yazılış amaçlarından biri olarak oryantalizm veya Avrupa Merkezci tarih anlayışlarının yansıtmalarından daha farklı bir evrimle geliştiğinin temel hatlarını ortaya koymak olarak gösterilmiştir.
    Türkler: Dil, Siyaset ve Coğrafya / Reha Bilge
    Kuzey Bozkırlarından Ön Asya'ya Beş Bin Yıllık Serüven Türk Dilinin Tarih İçindeki Yolculuğu / Ali Akar
    Türk Sanatı / Selçuk Mülayim
    Türk Tarihinin İslam Öncesi Dönemindeki Temel Özellikleri / Ahmet Taşağıl
    Oğuz - Türkmen - Türk Üçlemesi / Tufan Gündüz
    19. YY dan 20. YY a Osmanlıcılık - Türkçülük Algısı 19. YY Başlarında Modernleşme Çabası / Vahdettin Engin - Ahmet Vurgun
    İlk eleştirim olarak makalelerin oldukça özet mahiyetinde olması. Sanki bir kitap özeti okuyorsunuz izlenimi veriyor. Bazı makalelerin oldukça kısa olması da üzücü. Mesela Türk Sanatı makalesi oldukça uzun tutulmuş.
    Kitabın en iyi ve keyifle okunan yerleri Ahmet Taşağıl'ın ve son bölümde yer alan Türkçülük üzerine makale sizi tatmin edecektir.
    Kaynakçalar sanırım akademisyenler tarafından genel olarak verilmiş ve dipnotlara yer verlimemiş.
    Ne kattı diye düşünecek olursam elbette katkısı oldu ancak genel anlamda çok tatmin ettiğini söylemem oldukça zor. Daha önce benzer makaleler veya kitaplar okumuşsanız bunu rahatlıkla görebilirsiniz.
    kaanat not: 6/10
  • Azerbaycan Türk Edebiyatı

    19. Yüzyıl Azerbaycan Edebiyatı

    20. Yüzyıl Azerbaycan Edebiyatı

    Yakın Dönem Edebiyatı

    Güney Azerbaycan Edebiyatı

    Edebi Meclisler

    Edebiyol

    Dil Edebiyat

    Sayfa yazarları

    edebi yol

    Temmuz 2, 2010

    19. Yüzyıl Azerbaycan Edebiyatı

    XVIII. yy. sonu, Azerbaycan tarihinin en karışık ve en bunalımlı dönemi olmuştur. Ülkenin siyasî, ekonomik ve kültürel hayatında ardı arkası gelmeyen buhranlar yaşanmıştır. Türk asıllı Safeviler sülâlesinin, çöküşünden ve 1747 yılında, Avşarlar soyundan gelen Nâdir Şah'ın ölümünden sonra İran'ı saran iç savaş Azerbaycan'ı da etkilemişti. Bu asrın sonlarına doğru Azerbaycan, birçok hanlığa, belli sınırları olmayan, planlanmış ve istikrarlı politikalar yürütemeyen, zaman zaman birbirleriyle kanlı çatışmalara giren küçük, feodal devletlere bölünmüştü. Ülkenin topraklarında; Guba, Karadağ, Tebriz, Derbent, Şamahı, Baku, Karabağ, Gence, Talış, Nahçivan, Seki hanlıkları, Marağa ve Urmiya Malikâneleri, Şemseddin Gazalı ve İlisu Sultanlıkları, Car-Balakend Icmâsi gibi küçük, mahallî devletler kurulmuştu. Bu siyasî parçalanma, iktisadî ve kültürel hayatta da bir gerilemeye yol açmaktaydı.


    Azerbaycan'ın tarihî bağlarla, dil ve din birliğiyle sıkı sıkıya bağlı bulunduğu Osmanlı İmparatorluğu ve İran'ın zayıflamaya başladığı bu dönemde, kuzeydeki komşu Rus İmparatorluğu gittikçe güçleniyordu. Deli Petro'nun gerçekleştirdiği ıslahatlar sonucunda, batıya daha fazla yakınlaşmış olan Rusya, yalnız askeri açıdan değil, ekonomik ve kültürel yönden de kısa zamanda büyük başarılar elde etmişti. Bu durum Rusya'yı, Azerbaycan'la ilgili emellerinde, Osmanlı İmparatorluğu ve İran karşısında son derece avantajlı bir konuma getirmişti.

     

    180ı'den itibaren Rusya, Azarbaycan Hanlıkları'm işgal etmek için silahlı müdahaleye başladı. Bu hanlıkları şeklen kendi devletinin uzantıları sayan İran'la, 1805-1812 ve 1826-1828 yıllarında girişilen savaşlar Rusların zaferiyle sonuçlandı. 1813'te yapılan Gülistan Anlaşması ve 1828'de imzalanan Türkmençay barış sözleşmesiyle Kuzey Azerbaycan, kesin olarak Rus İmparatorluğu'na katılmış oldu. Araş nehri, Rusya ile İran arasında sınır olarak kabul edildi.

     

    Böylece, XIX. yy. başlarına gelindiğinde, Azerbaycan bu iki devlet arasında paylaşılmış oldu. Ülkenin tarihî ve siyasî hayatındaki bu köklü değişiklikler, elbette ki onun manevî hayatına ve kültürüne de yansıyacaktı. Nitekim Azerbaycan, bir Rus sömürgesi olmanın bütün ağırlığını yaşadığı bu dönemde Rus ve Avrupa medeniyeti ile ilişkiye girmiş ve uygar dünya ile temas kurmuştur. Firidrih Engels'in, Kari Marks'a gönderdiği bir mektupta yazıldığı gibi; XIX yüzyılın ilk yarısında Rusya, bütün rezilliğine ve Slavyen çirkefine rağmen, Volgaboyu ve Kafkas halklarıyla ilişkilerinde, belli ölçüde medenîleştirici bir rol oynamıştır. Farsların esareti altında kalan ve her türlü millî his ve fikirlerden mahrum bırakılan Güney Azerbaycan'dan farklı olarak, Kuzey Azerbaycan'da bir yandan yabancı işgaline ve kendi üzerindeki sömürgeci siyasete duyulan tepkinin sonucu olarak "milliyetçilik" şuuru, öte yandan, batı medeniyetiyle büyük ölçüde bütünleşmiş Rusya'nın medenîleştirici fonksiyonundan yararlanma eğilimi kısa zamanda kendisini göstermeye başladı. 1830'dan başlayarak, Kuzey Azerbaycan'ın muhtelif şehirlerinde, Rusça eğitim yapan ve modern bilimleri öğreten, çağdaş okullar açıldı. 1828'de Azerbaycan Türkçesi ile ilk gazetenin yayınlanmasına teşebbüs edildi. Öte yandan, aynı yıllarda neşrolunan ve Türkçeyi iyi bilen Ermeni ve Rus memurlarca yayma hazırlanan, "Tatar Exbârı" ve 1845'te Tiflis'te yayma başlayan "Kafkasya'nın Bu Tarafının Exbârı" gibi, devlet politikalarına hizmet eden gazeteler halk arasında itibar görmedi. Azerî matbuatının ilk gerçek numunesi, ilk sayısı 22 Temmuz 1875'te Bakü'de, Hasan Bey Zerdabî'nin başyazarlığı ile çıkan "Ekinci" oldu. "Ekinci"nin ardından, Kafkasya'nın o devirdeki asıl kültür merkezi sayılan Tiflis'te, "Ziya", "Ziya-yi Kafkaziyye", "Keşkül" gibi gazeteler ortaya çıktı ve zaman içerisinde, bir yandan gazeteye ciddî bir talep ve ilginin, öbür yandan küçümsenemeyecek seviyede bir gazetecilik geleneğinin doğmasına hizmet ettiler. "Ekinci" ise, yalnız Azerbaycan'ın değil, bütün Rusya Türklerinin ilk gazetesi olarak, onların arasında millî ve dinî birlik fikirlerinin doğmasında ve yaşatılmasında önemli rol oynadı.

     

    XIX. yüzyılda Kuzey Azerbaycan'da yepyeni bir aydın nesil yetişmiş, kültür hayatının bütün sahalarında bir ilerleme ve gelişme yaşanmıştır. 1873'te Azerbaycan Millî Tiyatrosu'nun temeli atıldı. Müzik, resim gibi sanat dallarında önemli gelişmeler kaydedildi. Dilcilik, tarih, coğrafya, İslam hukuku vb. alanlarda dünya çapında tanınmış âlimler yetiştiler. "Rus Şarkiyatçılığının Babası" kabul edilen Mirze Mehemmedeli Kâzımbey (1802-1870) Kazan ve Petersburg üniversitelerinde, Mirze Cafer Topçubaşı (1784-1869) Petersburg üniversitesinde Türk-İslâm dünyasının tarihi, dili, edebiyatı hakkında değerli araştırmalara girişiyor, Türk Edebiyatının klasik örneklerini çağdaş-ilmî metotlarla hazırlayarak yayınlıyorlardı. Abbaskulu Ağa Bakıhanov (1794-1846), Mirze Adıgözel Bey (1769-1854), Mirze Cemal Karabaği (1784-1860), Şeyh İbrahim Gencevi (1815-1865) vb. tarihçilerin eserlerinde, Azerbaycan ve Kafkasya tarihinin ayrı ayrı dönemleri, çeşitli tarihî kaynaklardan hareketle araştırılıyordu. Millî okullar ve millî edebiyatla beraber, tarihî eserler de, Azerbaycan Türkleri arasında, millî şuurun yayılmasında önemli rol oynamışlardır. Asrın 80. yıllarına doğru, millî matbuat sahifelerinde yayınlanan makalelerde, Azerbaycan'da yaşayan yerli halkın, Rusların ifade ettiği şekliyle "Tatar", yahut halkın söylediği gibi yalnız "Müslüman" değil, Türk olduğu, dinlerinin İslâm olduğu, Tatarların da Türklerin bir kolu, bir boyu olduğu fikri vurgulanıyordu. Bir taraftan Batı kültürüne aşinalık, diğer yandan Ruslaştırma politikalarına bir tepki olarak doğan milliyetçilik düşüncesi, Kuzey Azerbaycan'da çok kısa bir zamanda kendine yer edinmişti. Müslüman İran devletinin terkibinde olan Güney Azerbaycan'daysa, tek din, tek dil ve tek İran sloganları altında, bu hisler her vesileyle bastırılmıştır.

     

    XIX. yüzyılın birinci yarısında, Azerbaycan Edebiyatı, ister türler, ister konular, ister üslûp ve isterse kullanılan sanatlar açısından, eski geleneklerden pek de uzaklaşmamıştı. Evvelki dönemlerde olduğu gibi, gazel tarzı hâlâ edebiyatın sürükleyici türüydü. XVIII. asırda Vâgif ekolünün ve âşık edebiyatının tesiriyle halk şiiri üslûbu ortaya çıkmış ve bu üslûp, edebiyatın genellikle dil açısından halkla bütünleşmesine,halka yakınlaşmasına imkan yaratmıştı. Edebiyat, epiklikten, sosyal ve manevî hayatta ortaya çıkan ciddi değişiklikleri süratle takip ederek değerlendirmekten henüz uzaktı. Divan edebiyatı tarzında yazan şairlerin lirik gazelleri, yahut âşık koşmaları, Azerbaycan Türklerinin hayatlarını bütün yönleriyle ve belirli bir yeterlilikte işleyebilme kabiliyetinden uzaktı.

     

    Yenileşen hayatla birlikte belli bir değişime uğrayan insanlar, edebiyatı da yeni şekil ve yeni tarzlara zorluyordu. Edebiyattaki bu yenilenme ihtiyacını, eski dönemin son, yeni dönemin ilk büyük sanat adamlarından biri sayılan Abbaskulu Ağa Bakıhanov Gudsi anladı ve 1838'de yazdığı "Kitab-ı Esgeriyye" adlı eseriyle, Azerbaycan Edebiyatına yeni, çağdaş nesir türünü getirmeye çalıştı. Bu eserde, gazel-kaside türünün geleneksel kahramanlarından, ıstırap çeken âşıklardan, gözyaşı döken sevgililerden farklı olarak, halkın arasından çıkmış sade insanlar, kendi problemleriyle edebiyatın konusu haline getirildi. "Kitab-ı Esgeriyye"de hâlâ eski dönemin etkisinde kalındığı, Arapça-Farsça söz ve terkiplere sıkça yer verildiği, secîli nesir prensibine bağlı kalındığı söylenebilirse de, eserin farklılığı, edebiyatın geleneksel türlere ve konulara bağlı kalınarak gelişemeyeceğini anlamış olmasındaydı Bakıhanov da, bu yeni anlayışın, söz konusu eseriyle Azerbaycan Edebiyatına girdiğini belirtmekteydi.

     

    Edebiyatın yenileştirilmesi sahasında ilk adımları XIX. yüzyılın birinci yarısında, Abbaskulu Ağa Bakıhanov, İsmayılbey Kutkaşınlı, Mirze Şefî Vezeh almışlarsa da, onlar tüm çabalarına rağmen, kültür ve edebiyatta yeni bir devrin başlatıcısı olamamışlardır. XIX. yy. Azerbaycan Edebiyatında gerçek mânâda modernleşme, Mirze Fetheli Ahundzâde'nin adı ve edebî faaliyetleriyle yakından ilgili bir gelişmedir. Mirze Fetheli, Azerbaycan Edebiyatını, eski divan şiirinin bin yıllık cazibesinden kopardı, onu, yeni mazmun ve yeni biçimlerle zenginleştirdi. Azerbaycan Edebiyatına ilk defa dram türünü o getirdi. Edebî tenkidin prensiplerini ortaya koydu ve ilk tarihî romanın müellifi olarak tanındı. Şiire gazellerle başlayan Ahundzâde, kısa zamanda bu tür eserlerin devrinin geçtiğini, gazel Edebiyatının, artık halkın manevî beklentilerine cevap veremediğini ileri sürmeye ve bu fikirleriyle bütün Orta Doğu halklarının edebiyat çevrelerinde büyük bir ıslahatçı olarak tanınmaya başladı. O'nun, 1850-1855 yılları arasında yazdığı altı komedi, Azerbaycan Edebiyatının daha sonraki gelişimi üzerinde belirleyici olmuş, Ahundzâde edebî mektebinin başlangıcını teşkil etmiştir. Ahundzâde'den sonra, Necefbey Vezirov, Ebdürrehimbey Hakverdiyev, Neriman Nerimanov, Reşidbey Efendiyev, Sultan Mecid Ganizâde gibi yazarlar da, edebî çalışmalarında dram türüne sık sık yer vererek, çağdaş konu ve problemleri ele alan eserlerinde halk hayatından çeşitli levhaları gözler önüne serdiler. Eksiklik ve yanlışları gösterdiler. Daha güzel, daha anlamlı bir hayatın yollarım açıklamaya çalıştılar. İlk örneklerini Ahundzâde'nin verdiği dram eserleri, millî-realist edebiyatın da dikkate değer ilk örnekleri oldu.

     

    İster Mirze Fetheli Ahundzâde'nin, isterse de onun takipçilerinin kaleme aldıkları dram eserleri, Azerbaycan Edebiyatının mücerretçilikten uzaklaşmasına, yaşayan, reel insanların hayatlarıyla ilgilenmesine imkan yarattı. Eski gazel edebiyatının, toplum içinde küçük bir gruba dönük tesirine karşılık, millî tiyatronun kısa bir zaman zarfında oluşumu ile çok daha geniş kitlelerin dikkatine sunulan dram eserleri, sözün gerçek manasında, bütün halkın hayatına dâhil oluyor, ahlâkî değerlerin yüceltilmesine ve güzelleşmesine, halkın dost ve düşmanlarını tanımasına, insanın kendini idrakine hizmet ediyordu. Azerbaycanlı yazarların, XIX. yy. boyunca, dram eserler içinde komediye daha fazla ağırlık vermeleri, her şeyden önce, onların edebiyatı, halkı içten içe kemiren manevî hastalıkların tedavisi için bir ilaç gibi kullanmalarından ileri geliyordu. Asrın sonlarına doğru, komedilerin yanında ilk piyesler, trajedi ve vodviller de ortaya çıkmaya başladı. Mirze Fetheli Ahundzâde'nin büyük istidadı sayesinde, XIX. yüzyıl, Azerbaycan Edebiyatı tarihine neredeyse bir dram çağı gibi damgasını vurmuş oldu.

     

    Millî Azerbaycan dramaturjisi, yalnız Azerbaycan Türkleri arasında değil, İdilboyu ve Orta Asya Türkleri arasında da popüler oldu ve onların da edebiyatlarında dram türünün ortaya çıkmasına zemin hazırladı.

     

    XIX. yy. aynı zamanda Azerbaycan nesrinin ilk numunelerinin ortaya çıkışıyla da dikkati çekmektedir. Abbaskulu Ağa Bakihanov'un "Kitab-ı Esgeriyye" eserinden sonra, Mirze Fetheli Ahundzâde'nin "Aldanmış Kevâkib" (1857) romanı yazıldı. Tarihî konulu bu eserinde yazar, tarihî olaylar ve şahsiyetlerin ardına gizlenerek, daha çok yaşanılan devri ve bütün zamanların en önemli problemi olan "hükümdar-halk" çekişmesini ön plana çıkarmıştı. XIX.yy. sonlarına doğru, dram sahasında olduğu gibi nesirde de Mirze Fetheli Ahundzâde'nin takipçileri yetişmiş ve ilk eserlerini vermişlerdir. Neriman Nerimanov'un, Sultan Mecid Ganizâde'nin, Zeynelabidin Merağayî'nin ve bunlar gibi daha birçok yazarın romanları, artık çağdaş Azerbaycan hayatı, Azerbaycan varlığı, halkın yüz yüze geldiği problemlerle ilgili konuları ihtiva etmekteydi.

     

    XIX. yy. Azerbaycan Edebiyatında, edebî tenkidin ilk numuneleri de yine Mirze Fetheli Ahundzâde tarafından kaleme alınmıştır. Her ne kadar, söz konusu dönemden önce, Azerbaycan'da edebiyat tarihçiliği ve edebî tenkit sahalarında bazı çalışmaların yapıldığı doğruysa da, bu çalışmalar daha ziyade eski "Tezkirecilik" geleneğine da-yanıyordu. Yalnız Şark değil, Rus ve Batı edebiyatına da hakim olan Ahundzâde ise, tenkidde tasvircilik ve eserin mazmunlarının nakledilmesiyle yetinmiyordu. O'nu bir sanat eserinin her şeyden evvel estetik açıdan, sanat açısından araştırılması, edebiyata ne getirdiğinin açıklanması ilgilendiriyordu. Hayatla ilgisi olmayan edebiyat ve sanat, onun düşüncesine göre sahte ve kalptı. Öyle ki, güncel hayattan, onun toplum gündemine getirdiği çeşitli problemlerden uzaklaşan her türlü hayalperver şiirin, mersiye ve medhiyenin, bir kısım mevhumların ardınca giden mistisizmin karşısında, gittikçe realizm prensiplerine dayanan hikaye, roman ve dramları, halk ve edebiyat için en lüzumlu eserler olarak kabul ediyordu.

     

    Edebiyatta yeni türlerin ortaya çıkması, şiirin de kendi içinde yenileşmesinde etkili olmuştu. Her şeyden önce şiir yeni mazmunlar edinmişti. 1840 yıllarından itibaren, Azerbaycan'da mizahî şiir büyük önem kazanmıştı. Bu tür şiirlerin hemen hemen tamamı, ülkenin genel durumu, Rus memurların ve onları destekleyen yerli asilzadelerin keyfîlikleri, ülkeyi saran kanunsuzluklar, rüşvet ve istikrarsızlık üzerineydi. Mirze Bahış Nadim, Baba Bey Şâkir, Kasım Bey Zâkir gibi Azerbaycan şairlerinin mizahî şiirlerinde, yalnız yerli memurlar değil, gemilikle Çarlık Dönemi idari sistemi, Rus sömürgeciliği, imparatorluğun Ruslaştırma politikası gibi konular cesaretle işlenmekteydi.

     

    Dilinin berraklığı ve güzelliği, mazmunların herkesçe anlaşılabilir olmasıyla farklanan âşık şiiri ile dîvan edebiyatının sentezi şeklinde ortaya çıkan ve "halk şiiri" adını alan yeni tarz şiir de, XIX. yy. boyunca büyük bir gelişme dönemi geçirmişti. Azerbaycan âşık şiirinin usta temsilcileri Aşık Elesker, Âşık Alı, Âşık Hüseyn Şemkirli, Âşık Musa gibi sanatçıların kurduğu ekol, çeşitli türlerde yazdıkları eserler, besteledikleri yeni saz havaları, yetiştirdikleri talebeler, bunların Rus İmparatorluğunun Türk ve Müslüman bölgelerine, Iran ve Osmanlı İmparatorluğu'na seyahatleri ve tesirlerini oralara kadar yaymaları ile uluslararası bir şöhrete ulaştıklarını, başarılarını her yerde aynı ustalıkla devam ettirdiklerini görmekteyiz. Onların temsil ettiği halk şiiri, bir yandan lirik-samimi konuların, şahsi duygu ve düşüncelerin ele alınması, diğer yandan halkın hayatı, günlük mücadelesi, geleceğe dönük ümitleri ve beklentilerini dile getiren konuları yüksek bir sanatkarlıkla işleyebilmiş olmasıyla dikkat çekiyordu.

     

    Tek bir Dünya Edebiyatının konuşulduğu, medeniyetler ve edebiyatlar arası karşılıklı ilişkilerin güçlendiği ve hızlandığı bir dönem olan XIX. Yy. Azerbaycan Edebiyatının da mahalliliğin kalıplarını kırdığı, bir ölçüde de olsa Dünya Edebiyatıyla entegre olma sürecine girdiği bir devredir. 1830 yıllarından itibaren, Azerbaycan Edebiyatının muhtelif örnekleri yabancı dillere çevrilir. Bu dönemin ilk nesir örneklerinden olan "Reşidbey ve Seadet Hanım" kısa hikayesi (müellifi Ismayılbey Kutkaşmlı) Fransızcaya çevrilerek Varşova'da yayınlanmıştı. 1850-1880 yıllarında, şair Mirze Şefî'nin şarkıları, dünyanın onlarca diline çevrilerek, büyük tirajlarla basılmıştı. Çağdaş Batı matbuatının, "Müslümanların Molier"i olarak tanıttığı Mirze Fetheli Ahundzâde'nin komedileri İngilizce, Fransızca, Almanca gibi yabancı dillere çevrilmiş, Türk lehçeleri dersi okutan üniversitelerin büyük bir kısmında en önemli konuşma ve dil örneklerinden biri sayılmıştı. XIX. yy. Azerbaycan yazarlarından Abbaskulu Ağa Bakıhanov'un, Ismayılbey Kutkaşanlı'nm, Mirze Şefî Vazeh ve benzerlerinin ad-ları, Rusya'da geniş şöhret bulmuştu.

     

    Azerbaycan Edebiyatının örnekleri dünya dillerine çevrildiği gibi, dünya dillerinden muhtelif numunelerin de Azerbaycan Türkçesine tercümesine teşebbüs edilmişti. Rus Edebiyatı klasiklerinden Krılov'un, Puşkin'in, Lermontov'un, Nekrasov'un ve daha birçok şairin şiirleri, Lev Tolstoy'un hikaye ve dramaları, Şekspir'in "Otello"su, Ghöte'nin "Faust" adlı eserinin bazı bölümleri, İran ve Hind Edebiyatından örnekler bu dönemde tercüme edilmişlerdir. Söz konusu tercümeler, Azerbaycan Edebiyatının gelişmesinde belirli ölçüde etkili olmuş, Batı Edebiyatı ve batılı yazarlar hakkındaki düşüncelerin netleşmesine ve pekişmesine hizmet etmiştir.