• Kahvehane köşelerinde, uzun yıllardır tekrarlanagelen bazı yaveler (saçmalıklar) yakın zamanda ilk defa bu kadar açıklıkla söylenir hale geldi. (...) Kazım Karabekir Paşayla Türkiye'nin Mareşali Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü karşı karşıya getirmeye çalışıyorlar. Bu gayenin hedefinin kimler olduğu doğrusu beni ilgilendirmiyor, ama ardında yatan başka özlemler var ve bu özlem sahipleri seslerini bu gibi oyunlarla yükseltmeye çabalıyorlar.
  • 20. Yüzyılda Osmanlı'nın elinde sadece Anadolu kaldığı zamanlarda 1. Dünya Savaşı başlamıştı. Dünya, Osmanlı'ya "Hasta Adam" diyordu. Ekonomi, eğitim, askeriye bitikti. Borç yatağında debeleniyordu Osmanlı. Sonra, Anadolu birden istilaya uğradı. Dört bir yanımızı işgal etmişlerdi. Yunanistan, İtalya, Fransa, Rusya, İngiltere! Ve daha niceleri Anadolu'daki bu işgale destek veriyordu.
    Osmanlı, çıkmaz bir yola sokulmuştu. Elde, avuçta para yoktu ki düşmanlara meydan okusun. Doğru düzgün ordumuz yoktu ki bu zulme DUR desin. Herkes UMUTSUZdu. Halkı geçtim devletin başındaki paşalar dahi yenilgiyi kabullenmişti.
    Düşmanlar, işgal ettikleri yerlerde askeri kurumları denetliyor, silahları topluyordu. Masum Türk halkının evlerini yağmalıyor, hakaret ediyor, kadınlara tecavüz ediliyordu. Bu zulme katlanamayan, onuruna yediremeyen Türkler, Hasan Tahsin gibi Yunanlara ilk kurşunu atan yiğitler, onurlu, vatanseverler vardı ama düşman, onları her defasında acımadan öldürdü.
    Devletin başındakiler, "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" düşüncesiyle kendi çıkarlarını düşünerek düşmanla işbirliği yapmaya başladılar.
    Türkün onuru yerlerde sürünüyordu...
    Sonra, bir yiğit daha çıktı. 19 Mayıs 1919'da Samsun'da Milli Mücadeleyi başlatmak adına... "Hayal kurma" dediler, "Yapma" dediler, "Boşuna çırpınma" dediler, "İmkansız" dediler... Ama o kafasına koymuştu.
    "Para yok" dediler, "Bulunur" dedi.
    "Düşman çok" dediler, "Yenilir" dedi.
    İşte, Atatürk'teki bu inanç olmasaydı işgal edilen topraklar: Ege Bölgesi, Trakya Bölgesi ve İstanbul, Güney Anadolu(Akdeniz), Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu elimizden kayıp gidecekti. Elimizde kalan bir avuç toprak olan İç Anadolu bölgesi(Ankara ve çevresi) kalacaktı.
    İstanbul Hükümetinin imzaladığı Sevr Antlaşması da buydu zaten. Daha sonra elbette, elimizde kalan İç Anadolu da düşmanlara verilecekti.
    Ama Türkiye için güneş henüz batmamıştı.
    Atatürk, Erzurum ve Sivas kongresi düzenleyerek, dönemin aydın yazar ve şairleri de sokaklarda Türk halkını direnmeye çağırarak Milli Mücadeleyi başlattılar.
    Sonra, Atatürk ve Silah arkadaşları, kurdukları orduda komutanlık ederek düşmanları teker teker püskürttüler.
    Yenilmez denilen zengin güçler Mustafa Kemal Atatürk'ün sarsılmaz inancı karşısında, Türk milletinin, Türk askerinin karşısında sırayla bozguna uğradılar.
    Bu zafer, tüm Ortadoğu ülkelerinde, Müslüman ülkelerde dalga dalga yayıldı. Türklerin, bu zaferi kazanabileceklerini kimse aklının ucundan geçirmezken zengin güçlerinin esiri altında olan Müslüman ülkeler için Türkiye, bir umut ışığı olmuştu.
    Artık geriye tek bir şey kalmıştı: Geleceğe onurlu ve bağımsız bir devlet bırakmaktı.
    Bu sefer askeri değil, siyasi ve diplomasi bir zafer kazanmak zorundaydık.
    Lozan Antlaşması, aylarca görüşüldü. Misak-ı Milli'yi kabul ettirmek, kapitülasyonları kaldırmak, boğazların egemenliğini almak hiç kolay olmadı. İngilizler her zamanki gibi İsmet paşayı masa başında oyunlarıyla kandırmaya çalışıyordu. Ama "HAYIR" dedi. "Ya isteklerimizi kabul edersiniz, ya da savaşmayı göze alırsınız" diyerek göz dağı vermişti. Yıllarca süren askeri savaşta Türkiye'nin yanı sıra, İngiltere'nin ekonomisi de bitmişti. Hiçbir taraf savaşmayı göze alamazdı. Sonunda Türkiye'nin isteklerini hiç istemeseler de kabul ettiler.
    Anadolu'ya ulaşan bu siyasi zafer hem Anadolu'da hem dünyada büyük yankı uyandırdı.
    TÜRKLER KAZANMIŞTI!!!!

    Daha sonra Cumhuriyet kuruldu. Daha sonraki yıllarda birçok inkılaplar yapıldı:
    - Eğitim alanında Tevhid-i Tedrisat kanunuyla eğitim öğretim birleştirilmiş, Ümmet toplumundan ULUS toplumuna geçişte önemli bir adımdı bu. Müslüman-gayrimüslim, kız-erkek demeksizin herkesin aynı eğitimi alınması sağlanmıştır.
    Çağın gerisinde kalan ve istenilen eğitimi karşılamakta uzak olan medreseler kapatıldı. Kapatılan medreseler yerine İmam Hatip liseleri ve ilahiyat fakülteleri açılır.
    Arap alfabesi, Türkçe'nin yapısına değil de, Arapça'nın yapısına uygun olduğu için Arap alfabesi kaldırıldı. Yerine, Türkçeye en uygun olan Latin alfabesine geçildi.
    - Toplumsal alanda kılık-kıyafette değişiklik yapıldı; soyadı kanunu kabul edildi. Çağdaş düzeye tam olarak erişebilmek için uluslararası kullanılan ortak takvim, saat ve ölçüler kabul edildi.
    Çıkarları uğruna halkı kandıran ve din ile ilgisi kalmamış olan tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı. Sadece cami ve mescitlerin ibadethane olarak kullanılması kararlaştırıldı.
    - Ekonomi alanında tarım ve sanayiye önem verildi. Yabancıların elindeki işletmeler millileştirildi. Tarımda Aşar Vergisi kaldırılarak eşitlik sağlandı. Bankalar kuruldu, ziraat enstitüler kuruldu, toprak reformu yapıldı. Türk kabotaj kanunu kabul edildi.
    - Hukuk alanında medeni kanun(Kadın-Erkek eşitliği), ceza kanunu, borçlar kanunu, ticaret kanunu çıkartıldı. VS.
    Osmanlı'nın küllerinden yeni bir devlet: TÜRKİYE CUMHURİYETİ kuruldu.
    Şimdi, bugün, dünyadaki bütün sokaklarda başımız dik bir şekilde yürüyebiliyorsak senin sayende Atam...
    Bize, biz Türklere bu büyük onuru miras olarak bıraktığın için, orduda başkomutanlık edip düşmanları yendiğin için, yaptığın inkılaplarla, devrimlerle herkese umut olduğun için sana minnettarım. Allah nur içinde yatırsın. Yaptıklarının karşılığı ancak izinden giderek ödenir diye düşünüyorum. Atatürk ve silah arkadaşlarını ve bugüne kadar bu vatan için şehit olmuş tüm askerlerimizi, vatandaşlarımızı saygıyla, minnetle anıyorum.

    Cumhuriyetimizin 93. Yıl Dönümü Kutlu Olsun!