• Tarım ve ormancılık sektörü, bu alanın gelişmesinde büyük çaba göstermiş olan Atatürk'ün özendirici yaklaşımına çok şey borçludur. Biri Ankara-Orman Çiftliği yakınlarında, öteki Mersin'in güneybatısına düşen Silifke'de ileniz kenarında, iki örnek tarım-orman işletmesi kurulmuştur. İşletmelerin amacı, geçmiş ve güncel uygulamalar arasındaki farkı Anadolu köylüsüne göstermek, toprağın İşlenmesi aşamasından en ileri tarım uygulamalarına değin tıim işlemlerde teknoloji ve bilimin önemini kanıtlamaktır. Böylece köylü alıştığı geleneksel yöntemleri geliştirmeyi öğrenecektir.
    August R. Von Kral
    Sayfa 91 - 1.Basım Eylül 2010 - Çev.: S.Eriş Ülger
  • Unutma, bir şeyin yapılamaz olduğunu düşünerek uyursan, başkasının o şeyi yaparken çıkardığı gürültüyle uyanırsın.” Konfüçyüs

    “Yüzüstü yere serilseniz bile, hala ileriye doğru hareket ediyorsunuzdur.” Victor Kiam

    “Hayatınızda kazanmadan önce, zihninizde kazanmak zorundasınız.” John Addison

    “Varlık elde etmek için yokluk gerek. Mimar ev yapmak için boş arsa arar. Marangoz ahşap işi yapmak için ham tahta arar. Saka su satmak için susuz ev arar. Yokluğa dikkat et, onda çok hikmetler vardır.” Mevlana

    “Önce FARKI yaratırsın, sonra da FARK yaratırsın.” Tayfun Topaloğlu

    “İlk önce kendine ne olacağını sor; sonra ne yapmak gerekiyorsa yap.” Epiktetos




    “Ne zaman ki güçlü olmak, tek çare olarak kalır; o zaman anlarsın ne kadar güçlü olduğunu.” Bob Marley

    “Zorlukları aşmanın tek yolu, yeni girişimlerde bulunmaktır.” Goethe

    “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.” Mustafa Kemal Atatürk

    “Savaşçı olmak mükemmellikle ilgili değildir ya da zaferle veya incitilemez olmakla… O, incinmeye açık olmakla ilgilidir. Gerçek cesaret budur.” Dan Millman
  • İmparatorluktan Cumhuriyet'e geçişin önderi Atatürk büyük bir devrime soyundu. Ancak "geçiş sürecinin zorunlulukları" ve dönemin uluslararası koşulları" nedeniyle ortaya bir demokrasi çıkmadı.
    "Ebedi Şef'in" 15 yıllık Cumhuriyet iktidarının ardından idareyi yine serbest ve genel seçimsiz devralan İsmet İnönü'nün "Milli Şef" dönemi başladı.
    Bu dönemde de Cumhuriyet'in demokrasi açısından imparatorluktan tek farkı adıydı. Hatta halk, monarşinin gerisine düşen uygulamalara şahit oldu.
    Ancak İnönü, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından "gelmekte olana" direnmeme basireti gösterdi. 1946'da, her ne kadar "Açık oy gizli sayım" ilkesi uygulansa da Cumhuriyet'i sandığa götürdü...
    Dört yıl sonra yapılan ve ilkine göre daha "serbest" olan seçimde de iktidarı halkın seçilmiş temsilcilerine devretti.
    Menderes 10 yıl ülkeyi yönetti. Ta ki askeri ve sivil bürokrasi, iktidar seçiminin halka bırakılması halinde bir daha asla ülkeyi yönetemeyeceklerini anlayana kadar...
    Yanlarına akademiyi, yargıyı, basını ve "solcu" öğrenci gruplarını alan cunta, 27 Mayıs 1960'ta ABD desteğiyle halkın iktidarına el koydu.

    ***
    Malum, süngüyle iktidarı almak mümkündü ancak süngünün üstünde oturulmuyordu.
    O halde el mecbur yapılacak seçimlerde, halkın yerli elitlerin ve dost emperyalistlerin istemediklerini seçmesi ihtimaline karşı yapısal tedbirler alınmalıydı.
    Mesela, halkın "inadına" seçtiği sivil siyasi temsilcilerin icraatlarına "yerindelik denetimi" gibi kılıflarla engel olacak bir yargı kurumu...
    "Devletin ideolojik aygıtı" olarak örgütlenmiş akademi, sendikalar, dernekler ve hatta devrimci bir sokak muhalefeti...
    Başardılar...
    İmparatorluktan Cumhuriyet'e geçişin 37. yılında "ikinci Cumhuriyet" diye kutladıkları bu ara dönem yıllarca sürdü...
    Türkiye on yıllar sürecek istikrarsızlık, ekonomik kriz, terör, darbe ve az gelişmişlik girdabının içinde debelendi durdu.
    ***
    Nihayet, Türkiye'nin Cumhuriyet'e geçiş çırpınışı bitti bitiyor...
    16 yıllık iktidarında Türkiye'yi bu fasit daireden çıkartmak için mücadele eden Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yüzdü yüzdü kuyruğuna geldi.
    Bugün de yemin ederek, seçildiği birinci Türkiye Cumhurbaşkanı görevine başlayacak.
    İktidarını rahat rahat aldığı halde değiştirme cesareti gösterdiği eski sistemi bütünüyle tarihin tozlu raflarına kaldıracak.
    Halkın sandıkta seçtiği siyasi temsilcileriyle kendini yönetme hakkını, yani "Cumhuriyet erdemini" kurumsallaştıracak.
    Umudumuzu artıransa, Türkiye Cumhurbaşkanı'nın bu dönüşüm sürecine halkın yaşayan, kolektif aklını dahil etmesi. Zira Türkiye siyaseti bu haftadan itibaren, bürokrasi mekanizmalarının dışındaki yüzlerce sivil, yeni yepyeni isimle tanışacak!
    Yalnızca Türkiye'de değil Türkiye'yi yaşayan, geleceği burada, değişimde, bağımsızlıkta gören hiçbir yurttaşın bu başarıya ortak olması için engel yok... Tabii ki son yargımız olmuş önyargılarımız dışında.
  • Atatürk’ün “millet” tanımından da habersizdik. Olur olmaz her şeyi ezberlemek zorunda bırakıldığımız bir ortamda, kimse bize Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” tanımını ezberletmemişti. 1921, 1924 Anayasalarının iki üç maddesini ezbere bilirdik de, 1924 Anayasası’nın 88. maddesini, oradaki “din” ve “ırk” farkı gözetilmeksizin bütün Türkiye halkına Türk denildiğini hiç duymamıştık. Yıllar sonra birileri Atatürk’e “ırkçı”, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine “faşizan” dediğinde bu iddialara yanıt veremeyelim diye bu gerçekleri saklamışlardı sanki bizden! Dersim Olayı’nın D’sini de bilmiyorduk. Sanki birileri bilinçli olarak Dersim konusunu sansürlemişti! Sanki Cumhuriyet orada kötü bir şeyler yapmış da, o birileri o “kötülükleri” gizlemiş gibiydi. Aslında bu da bir tuzaktı. Atatürk’ü, İnönü’yü ve Cumhuriyeti Dersim üzerinden suçlamanın, hatta mahkûm ettirmenin hesapları yıllar önce yapılmıştı belli ki! Yıllar sonra Atatürk ve cumhuriyet düşmanları, “İşte resmi tarihin gerçek yüzü! Cumhuriyet Dersim’de katliam yapmış/” diye gerçekleri çarpıtırken, eğitim hayatımızda ısrarla bizden gizlenen bu konuda şimdi söylenen bu iddialara en okumuşumuz bile sorgulamadan inanır hale gelmişti.Dersim’in nedenlerini sorgulamadık.
    Dersim duygu sömürüsüyle sersemletildik, propaganda amaçlı söylemlere kandık.
  • Vatansever, yetenekli ve mücadele taraftarı tek kumandan elbette ki Mustafa Kemal Paşa değildi. Ona bu mücadelede yardımcı olan kumandanlar vardı. Ancak onu diğerlerinden ayıran en önemli farklılığı elbette ki dehasıdır.
  • “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir. Yazan, yapana sadık kalmazsa, değişmeyen gerçek, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.
    Siz buna razı mısınız?”

    ~M.Kemal Atatürk
  • "Atatürk Türkiye'sinin herhangi bir gelişmiş Batılı ülkeden tek farkı insanlarının dini inançlarıdır. Ancak unutmamak gerekir ki, Fransız devriminin Hristiyanlık için anlamı neyse, Türk devriminin İslam dünyasındaki yeri de eş anlamlıdır."