• 180 syf.
    ·Puan vermedi
    #OkudumBitti.
    ️Olası bir Türkiye-amerika Savaşı'ndan faydalanan israil'in Atatürk'ün naaşının klonlanma gibi uçuk bir plan neticesinde kaçırılmasını konu alan bir kitap. İçerisinde güzel bir kurgu var ve okurken hafif deniz esintisinde çay içmek kadar narin ve yumuşak bir okunmaya sahip sizi yormadan aslında gizli gizli bilgi vererek. aksiyon ve maceranın birinden alıp birine sürüklüyor. okunmasını tavsiye ederim. saygılar.

    Uzun zamandır okumadığım bu tür kitaplara zaten hasret kalmıştım. bunu okuyunca karar verdim ki benim yerim burası yeni bir kitap yorumunda buluşmak dileğiyle.
  • Sayın Cumhurbaşkanımız emeklilere seslenmiş;
    ''Lütfen gençlere eski Türkiye'yi anlatın'' diyor...
    Arnavut Selim de anlatıyor, buyrun okuyalım..

    "Toplaşın anlatıyorum.

    Yaşım 53.. SGK emeklisiyim ve 14 yaşımdan beri de çalışıyorum. Siyasal Bilgiler mezunu ikiz kızlarım var.

    * Kredi kartımız yoktu. O yüzden bakkala falan borç yazdırırdık. Bakkallar süpermarket olmadığı için haciz falan gelmezdi.

    * Sendika vardı. Tamam korkutmasa da adamı öyle kapının önüne beş parasız koymaya patron potkası sıkmazdı!...

    * Devlet memuruna it muamelesi yapmaya g*t isterdi. 657 sıkı kanundu.

    * Öğretmen saygı görürdü. Ana baba gelip höt zöt edemezdi. Onlar da öğrencilere tecavüz etmezlerdi.

    * Öğretmenlerden gizli sigara içmek cesaretti ama, okul önünde uyuşturucu satmak akla hayale bile gelmezdi!...

    * Komşunun çocuklarını istediğin gibi öper koklar oynardın.. Kimse "ulan çocuğu taciz mi edecek" diye seni kollamazdı.

    * İnanan, inanmayan herkes çocuklara melek gözüyle bakardı. Mahallenin imamından dayak yemek işin şanındandı ama taciz edilmek akla bile gelmezdi.

    * Babana gidip Cemil Hoca sırtımda sopa kırdı dedin mi "vay piç kurusu delirttin mi hacı abiyi" diye bi arabada ondan yerdin ama "sana başka bir şey yaptı mı" diye sormazdı.

    * Baban emekli olmaya yaklaştı mı ananla beraber iki göz oda aramaya başlardın, çünkü ikramiyen ona yeterdi.

    * Ne kadarın varsa ev bark alırken "Allah kerim" deyip eşten dosttan yardım isterdin. Kimse %70 enflasyon var ben sana dolar veriyim dolar alırım demezdi.

    * Sana kuyruğuna, tüp kuyruğuna girerdin ama o kuyruklarda tanışıp evlenenlerin haberini alırdın.

    * Semtlere göre okul farkı yine vardı ama kimsenin anası babası "benim çocuğum onunla, bununla aynı sınıfta olamaz" diyemezdi.. Ayıptı, günahtı, gerçekten Allah’tan da kuldan da utanırdı insanlar.

    * GIRGIR' da HEY 'de bir milyon satardı ve bu mizah dergileri ne kadar siyasetçi varsa, yerin dibine sokup çıkarırdı ama hiçbir siyasetçi onlara ilişmezdi.. Çünkü bilirlerdi ki bu sefer Fırt ve Çarşaf da fena giydirecek.. Oğuz Aral'a laf edecek siyasetçi zaten silinirdi!...

    * Ulan Atatürk'e ayyaş demek ne demek! Evi işgal edilir, kolpası İstanbul'u dağıtırdı be!...

    * Bir siyasetçi "ananı da al git, afedersin Ermeni, kadın mıdır kız mıdır, Alevi" laflarını ağzına alamazdı.

    * Siyasetçilerin hepsinin diploması vardı..Ama mesela Ecevit benim üniversite diplomam var demezdi..

    * Hırsızlık olmaz mıydı tabi ki olurdu ama o adam çıkardı sahadan.. İster Başbakan'ın yeğeni, isterse İSKİ müdürü olsun.!!!

    * Son bir şey söyleyeyim..

    Aynı ceket aynı pantolonla yıllarca okula gittim de gelecekten korkmadım.. Hep gülecek sevinecek bir şeyler oldu ama 17 senedir çocuklarımız için korkuyorum"... (Alıntı)
  • ANKARA'DA SEMT İSİMLERİ...

    Mamak'a bağlı Saimekadın Mahallesi'nin isminin 1402'de Çubuk Ovası'nda yapılan Ankara Savaşı'nda Osmanlı ordusuna yardım eden bir kadından geldiği biliniyor.

    Kaynaklarda, Osmanlı askerine yardım eden Saime Kadın'ın isminin oturduğu bölgeyle anılmaya başladığı ifade ediliyor. Bir başka kaynakta ise Hacı Bayram Veli'nin soyundan gelen ve bölgede bahçeleri bulunan ''Saime Hatun''un semte adını verdiği belirtiliyor.

    Halk arasında anlatılan başka bir hikaye de şöyle:

    ''Saime kadınla alışverişte bulunan biri aldığının karşılığını getirip vermiş. Saime kadın eline tutuşturulan bir tomar parayı saymaya başlayınca parayı veren eksiksiz olarak ödemede bulunduğunu anlatmak üzere, 'sayma kadın, sayma kadın' diye uyarmış. Böylece kadının adı 'sayma'dan türeyerek Saime olmuş ve bölgenin ismi de böyle anılmaya başlanmış.''

    Hacı Bayram Veli'nin doğup büyüdüğü yer olarak bilinen Solfasol semtinin gerçek adının zülfazıl (faziletli, erdem sahibi kişi) olduğu çeşitli kaynaklarda yer alıyor.

    Ankara'nın gözde mekanlardan Balgat'ın isminin öyküsü ise şöyle:

    ''Kat/gat'' kelimesinin öz Türkçe'de şehir anlamına geldiği ve Balgat'ın ''balşehir'' olduğu kaynaklarda yer alıyor.

    Balgat ismiyle ilgili halk arasındaki yaygın inanış ise şöyle:

    ''Mustafa Kemal Atatürk'ün yolu bir zamanlar şehrin dışında kalan Balgat köyüne düşer. Köyde soluklandığı evde çay içmek isteyen isteyen Atatürk'e gelen çayda şeker yoktur. Atatürk, 'Şeker yok mu?' diye sorunca oradakiler de Ankara şivesiyle ''Şeker yok amma bal var, bal gat Atam, bal gat'' der. Atatürk de bunun üzerine bölgenin ismini 'Balgat' koyar.''

    Cebeci kelimesinin sözlük anlamı, Osmanlı'nın yeniçeri ordusunda silah yapan ve bakımıyla görevlendirilen, savaşta silah ve cephaneyi orduya ulaştıran yaya kapıkulu ocaklarından bir sınıf askerdir. Osmanlı dönemindeki Cebeci kışlalarının bugünkü Cebeci semtinde kurulmasından dolayı bölgenin ismi de buradan geliyor.

    Dikmen sözlüklerde koni biçimindeki tepe, dikilerek oluşturulan ağaçlık, dik arazide orman olarak belirtilir. Ankara'nın yüksek tepelerinden biri olan Dikmen'in artık koni biçimli olup olmadığı anlaşılmamaktadır ancak semtin tepe sırtlarında kara çam ormanı bulunmasından dolayı bölgeye bu isim verilmiştir.

    Eskiden yoğun olarak görülen Rumlara Ayrancı denilmesinden dolayı bu bölgenin isminin Ayrancı olduğu söylenir.

    Ankara'nın su ihtiyacının karşılanması amacıyla Hatip Çayı üzerine bent kurulması, bu bölgenin Bentderesi olarak anılmasına neden olmuştur.

    Giysi ve çamaşır dikilen iş yeri, terzi bulunan bölgeye Dikimevi denilmiştir.

    Başlangıçta 40 hane bulunan semt, Kırkkonaklar adıyla anılmıştır.

    Dışkapı semti, Ankara'nın giriş ve çıkış kapısı olarak nitelendirildiği için bu ismi almıştır.

    Bugün büyük bir alışveriş merkezi ve metro istasyonunun bulunduğu Akköprü semti, adını Çubuk Çayı, İncesu Deresi ve Hatip Çayı'nın birleştiği noktada 1222'de Selçuklu Komutanı Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmış, 3'ü büyük toplam 7 kemerli köprüden almıştır.

    Yapılaşmaya 1980'li yıllarda başlanan Yüzüncü Yıl Mahallesi'ne, 1981'de Atatürk'ün doğumunun 100. yılı kutlamalarında Yüzüncü Yıl adı verilmiştir.

    -Günümüze kadar değişen semt isimleri-

    Esenboğa kelimesi aslında bir şahıs ismidir. Ankara Savaşı'nda başarı gösteren Timur'un generallerinden İsen Buga'nın (mutlu, kutlu, güzel, iyi ve sağlıklı öküz) ismi zaman içerisinde Esenboğa olarak günümüze gelmiştir.

    Evliyalar semti olarak nitelendirilen Bağlum, 1530'da Anadolu vilayetinin Ankara kazasına bağlı bir köy olup Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünün yayınladığı 438 numaralı Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu Defteri (937-1530) isimli eserin 354. sayfasında katip hatası olarak ''Yavlum'' diye kaydedilmiştir. Ancak daha sonraki yıllarda ''Bavlum'' olarak değiştirmiştir.

    Haymana sözcüğünün anlamı, başıboş hayvanların salındığı çayırlık, halk ağzında ise tembel demektir. Bir de ''Haymana beygiri gibi dolaşmak'' yani ''işsiz, güçsüz dolaşmak'' deyimi vardır. Çayıra salınan hayvanlar, ovanın bu adla anılmasına yol açmıştır.

    Halk arasında anlatılan öykü ise şöyle: ''Mana'' ismindeki kızının burada intihar etmesine üzülen Timur Sultanı'nın acı acı ''Hey Mana, Hey Mana!'' diye bağırması üzerine bölgedekiler artık bu semte ''Heymana'' derler.

    Telsizler bölgesindeki Türk Telekom Kültür Merkezi olarak kullanılan yapılar, 1928'de telsiz istasyonu olarak yapılmış ve 1951'e kadar Ankara Telsiz İrsal İstasyonu olarak hizmet vermiştir. Çok sayıda telsiz direği olmasından dolayı semte Telsizler adını vermiştir.

    Gökçegöl olarak da anılan Mogan Gölü'nün adı söylentiye göre, tarikat önderi anlamına gelen ''Mugan''dan gelmiş ve zamanla Mogan'a dönüşmüştür.
  • 240 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    Bir kitap bu kadar mi olaganustu olur ve bir o kadar da gercegi yansitabilir? Ataturk'un bu kitabi okullarin mufredatina koymak istemesine sasmamali. Dogrusunu soylemek gerekirse daha once okudugum hicbir kitap bende boyle bir cosku, boyle bir heyecan yaratmamistir. Okurken gozumun onunde hep ulkemi ve insanlarini canlandirdim. 1800'lu yillarda yasamis bu insanlar kendi ulkelerinin gelecegini insa etmeye, bu yolda fikirlerini halkla paylasmaya baslarken, bu mucadelenin yuzyillardir hala suregelecegini nerden bilebilirlerdi ki?
    Cahillikle ve karanlikla mucadele asirlardir surerken, bu kitabin icimde yaktigi isigi sizinle nacizane paylasmak isterim.
    Bu incelemeye uygun olur mu bilmiyorum ama hayatimdan bir kesitle baslamak istiyorum. Dogup buyudugum ve belirli bir yasa kadar yasadigim koyden ve koyumun insanlarindan...
    Su an baska bir sehirde yasiyor olsam da arasira memlekete gittigimde nelerin degistigini gorebiliyorum. Binalar, yollar, arabalar, insanlar (dis gorunus olarak), yasam sekli vs... Peki ya zihinler? Su an orda yasayan cocuklari ve gencleri gozlemledigimde, hele ki bu kitabi okuduktan sonra, bugune kadar hicbir sey yapmadigim, onlara yol gostermedigim, orayi ziyaret ettigim kisitli zamanlarda onlarla oturup konusmadigim icin kendimden utaniyorum. Okul disinda kendilerini gelistirebilecekleri tek bir alan yok. Sanatla, bilimle ugrasabilecekleri tek bir dal yok. Yaptiklari tek sey ne biliyor musunuz? (birkac kisi tenzih edilebilir) Aylak aylak gezmek, icmek, sabaha kadar nargile cafelerde iskambil oynamak... Bir senede universiteye giden kisi sayisi bir elin parmaklarini gecmiyor. Kitap okuyanlar parmakla gosterilecek kadar az. Peki neden? Cunku onlara yol gosterecek, kafalarini kumdan kaldiracak kimse yok. Oraya gittigimde ilerledigini gordugum tek sey cafeler. Her kosede nargile icilen cafeler yapilirsa bu cocuklar ve gencler uretmeyi degil tabi ki sadece tuketmeyi ogrenirler. Ve bu tabloda benim az da olsa payim oldugunu bilmek icimi derin bir huzunle kapliyor. Siz degerli 1k ailesinden ve okurlardan cok ozur diliyorum, belki kiminiz 'bize ne!' diyeceksiniz belki sonuna kadar okumak istemeyeceksiniz hakli olarak ama affiniza siginarak icimde kopan firtinayi baska turlu aciklayamazdim. Bu kitap bana oyle bir yol gosterdi ki memleketimi ilk ziyaretimde aileleri karsima alip demek istiyorum ki:
    "Genc nesli degil, kendinizi suclayin. Siz nasil yetistirdiyseniz, gencler de oyle olacaklar." (kitapta syf.123)
    Ve aynen kitapta anlatildigi gibi:
    "Cocuklarla konusmuyor, hayatlarinin nasil gectigini sormuyorlar. Zaman bulunca biraz oksayarak, ellerine bir oyuncak veriyor ve 'cocuklar, simdi gidin ve kendiniz oynayin' diyorlar. Bu aslinda 'Gozumden kaybolun, ne yaparsaniz yapin, yeter ki bizi rahat birakin' demektir." (syf.123-124)

    Gencleri ve cocuklari karsima alip sunlari demek istiyorum:
    "Ise once kendinizden baslayin, binayi sonra insa edersiniz."
    (syf.15)
    Ve: "Isik bir kere sonerse, ikinci kere yakin, ucuncu, besinci, yedinci, yuzuncu, bininci kez yakmaya devam edin." (syf.231) demek istiyorum.
    Biliyorum gerek okurken gerek simdi ki incelememde cok alinti paylastim. Ama keske tum kitabi buraya yazabilsem. Yazabilsem ki okumayan kalmasin. Henuz okumayan arkadaslara saygisizlik olduysa affedin. Fakat Ataturk'un izinden gitmek isteyen ya da istemeyen herkesin okumasi gerektigini dusunuyorum. Umarim bende yaktigi isigi okuyan herkesin kalbinde yakmistir bu kitap. Her isik yanindakini de aydinlatirsa, ufukta beliren pembe cizgiyi hepimiz goruruz.
    Kitapta bahsetmeden gecemeyecegim iki bolumu de sizlere aktarip incelememe son vermek istiyorum. Kitaptaki 'Tomas Golbe' karakterinin yumurta ticareti yaparken uyguladigi sistemi cok zekice buldum. Ve benim icin en guzel diyalog (elbette hepsi cok iyiydi ama) Iyi Ruh ve Kotu ruh arasinda gecen diyalogdu.
    Bana tahammul edip okuduysaniz simdiden tesekkur ederim. Aydinlik sabahlara uyanmak dilegiyle. Iyi okumalar.
  • 44 syf.
    ·2 günde
    Edebiyat dergileri güneş batışında kahve içmek gibi ayrı bir keyif içinde ayrı ayrı farklı edebiyat kırıntıları bulduğun bir yer gibi...

    Keyifle okuduğum Kafa dergisinin bu sayısını elime alır alma arabamla baraj kenarına gidip, baraj ve termosta çay, baraj ve dergi baş başa geçen zamanda bir solukta okudum.. Tabi bir solukta okudum deyip bir kenara atmıyorum bu dergiyi her zaman yanımda olup beğendiğim yerleri tekrar tekrar okuduğumu söylemeliyim.

    Bu sayıda çok beğendiğim yerler,İlber Ortaylı'nın Atatürk'ün sanatsal bakışını anlattığı yazı çok harikaydı, Derginin kapağından ta ki son sayfasına kadar her sayfasında Mustafa Kemal Atatürk işlenmiş olması ayrı bir güzeldi.

    Okumanızı tavsiye eder. İyi okumalar dilerim..