• Ülkemizde son zamanlarda laiklik ilkesi büsbütün unutulmuştur. Atatürk'ün laiklik ve devletçilik ilkeleri, neredeyse hiç anımsanmaz olmuştur. Atatürk'ü kalkan yaparak Atatürk'ü unutturmak isteyen yeni bir ideolojik akım, devlet çapında önemli köşeler tutmuştur. Atatürk'ün «çağdaşlaşma» anlamındaki Batılılaşma çabaları, Amerikan destekli «Araplaşma» daha doğrusu «Araplaşma» içinde «Suudileşme» eğilimleri ile yer değiştirmiştir.
    Suudi Arabistan sermayesine dayalı bir «Suudileşme/Araplaşma» süreci içinde yaşıyoruz. Atatürk'ün «milliyetçilik» ilkesi «İslam ümmetçiliği» ile yer değiştirmekte; egemen ideoloji «Milli devlet» kavramı yerine İslam enternasyonalizmini amaçlayan; «necip millet» kuruntularına dayalı bir çeşit Arap ırkçılığını yerleştirmeye çalışmaktadır.

    Uğur Mumcu // Devrimci ve Demokrat
  • Düşman tarifi, Atatürk ilkeleri ya da Kemalizm'e göre yapılıyor. Kemalizm öyle bir pragmatizme sahiptir ki, bir kişiyi bu ilkelere göre bir gün büyük dost, bir gün de düşman ilan edebilirsiniz.
    Deniz Adalı
    Sayfa 79 - Kaldıraç Yayınevi / Tarih / 3. Baskı
  • Herkesin eli kanlı... Fail-i meşhur bir aydın; Necip Hablemitoğlu'nu saygıyla anıyoruz... (1954-18 Aralık 2002)

    "Yeni binyılın şeyhlerinin, dervişlerinin, müritlerinin ve de meczuplarının amaçlarının da değiştiği gözlemleniyor. Artık amaç, bir şeriat devleti kurmak değil. Şeriat; iktidarı, parayı, her türlü gücü ele geçirmenin sadece simgesel, klişeleşmiş adı."

    "Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter ve laik yapısına göz diken tüm unsurlara karşı bunca zahmete ve mihnete değer mi, diyorsanız, Atatürk'ün manevi mirasçısı olarak 'evet, değer' diyorum. Çünkü Türküm ve başka Türkiye yok!"

    KİMDİR:

    Evinin önünde uğradığı suikast sonucu 18 Aralık 2002 tarihinde hayatını kaybetmiştir. Bu suikastın failleri halen bulunamamıştır. Ancak Ergenekon Davası tutuklu sanıklarından Osman Yıldırım ifadesinde Hablemitoğlu'nu Osman Gürbüz'ün öldürdüğünü ve Veli Küçük ile Muzaffer Tekin'in azmettirdiğini iddia etmiştir. Ayrıca MİT Kontrterör Dairesi eski başkanı Mehmet Eymür "Hablemitoğlu, askeri ihalelerle ilgili (yolsuzluk.com'a) bilgi sızdıranca Ergenekon'un hedefi haline gelmiş olabilir..." demiştir.

    Evli ve iki kız çocuğu babası olan Necip Hablemitoğlu Türkiye dışındaki Türk topluluklarının yakın tarihi ile ilgili olarak çalışmalar yapmıştır. Orta Avrupa ve Balkanlar'da Türk eserleri, Türk azınlıkları ve Türk şehitlikleri konularında alan çalışmaları yürütmüş, ve bu konularda çeşitli projelerde aktif rol almıştır. Çalışma alanına ilişkin çok sayıda kitap ve makalesi bulunan Hablemitoğlu, öldürüldüğü 18 Aralık 2002 tarihine kadar Ankara Üniversitesi'nde doktor öğretim görevlisi olarak yirmi yıl süresince Atatürk ilkeleri ve devrim tarihi derslerini verdi.
    Kendisi gibi öğretim üyesi olan Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu ile evli, Kanije (Kanije, Osmanlı devletinin en batıdaki kalesi) ve Uyvar (Uyvar, Osmanlı'nın en kuzeydeki kalesi) adında iki kız çocuk babası idi.

    Suikaste uğraması
    Dr. Necip Hablemitoğlu, 18 Aralık 2002 tarihinde evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucunda hayata gözlerini kapadı. Köstebek isimli kitabı ölümünden sonra basılmıştır. Cinayet sonrasında Hablemitoğlu'nun elektronik postasına ve telefonuna gelen tehdit telefonları emniyet mensuplarınca incelenmek üzere alınmıştır. Ailesinin İçişleri Bakanlığı aleyhine Ankara 5'inci İdare Mahkemesi'nde açtığı dava neticesinde, İçişleri Bakanlığı 40 bin lira manevi tazminat ödemeye mahkûm edildi. İçişleri Bakanlığı, savunmasında Hablemitoğlu'nun cinayetini "adi bir cinayet vak'ası" olarak değerlendirdiğini bildirmişti. Ayrıca cinayetin üzerinden 7 sene geçmesine rağmen İçişleri Bakanlığı hâlâ "hazırlık soruşturmasının" sürmekte olduğunu bildirmektedir.
    Ölümü üzerine birçok iddia ortaya atılmıştır. Bir teoriye göre Bergama ve Alman Vakıfları üzerine araştırmaları nedeniyle, Alman GSG 9 timleri tarafından öldürülmüştür. Bir diğer teoriye göre ise Hablemitoğlu laiklik konusundaki hassasiyeti nedeniyle öldürülmüştür.

    Bir diğer görüşe göre ise Hablemitoğlu Ergenekon örgütü tarafından öldürülmüştür. Suç islami kesime yıkılarak hem kendilerini kamufle etmişler hem de laik kesimi kışkırtmışlardır. Ergenekon davasında tanıklar tarafından mahkemede verilen ifadelerde de dile getirilen bu görüşe göre; Necip Hablemitoğlu, 18 Aralık 2002 tarihinde öldürüldü. Ölmeden önceki son araştırması, Alman vakıflarının Türkiye'deki faaliyetleri üzerineydi. Hablemitoğlu, üzerinde çalıştığı Alman vakıfları dosyasında ulaştığı yeni ve çok önemli bilgileri 8 gün sonra, 26 Aralık 2002’de Ankara 1. Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülmeye başlanacak 15 sanıklı 'Alman Vakıfları' davasında açıklayacaktı. Araştırmalarıyla, Alman vakıflarının Türkiye’de yasal olmayan çalışmalar yaptığı, etnik ve mezhepsel ayrılıkları körüklediği ve altın madeni karşıtlarını örgütlediği yönünde çok önemli bilgilere ulaştığı ileri sürülen Ankara Üniversitesi öğretim görevlisi Doç.Dr.Necmi Hablemitoğlu, bu iddialarının ele alınacağı davaya bir hafta kala evinin önünde uğradığı silahlı saldırıyla öldürüldü. Hablemitoğlu'nun ölümünde Ergenekon örgütünün parmağı olduğunu iddia edenler, Ergenekon davası firari sanığı Bedrettin Dalan'a Alman devleti tarafından sahte pasaport verildiğinin ortaya çıkmasını ve Ergenekon sanıklarına Alman vakıflarından para yardımı yapıldığının belgelenmesi gibi ayrıntıları da hatırlatıyor ve örgütün Almanya bağlantılarının çok güçlü olduğunu savunuyorlar.

    Ergenekon davası tutuklu sanıklarından Osman Yıldırım; Veli Küçük, Muzaffer Tekin ve Osman Gürbüz ile yaptıkları bir toplantıda kendisine 1 milyon dolar karşılığı Necip Hablemitoğlu’nu öldürmeyi teklif ettiklerini ve kendisi bunu kabul etmeyince Veli Küçük'ün Osman Gürbüz'e, 'Osman bu iş yine sana kaldı’ dediğini ve 6-7 ay sonra Osman Gürbüz’ü gördüğümde Hablemitoğlu’nun parasını kumar masalarında bitirdik dediğini Ergenekon davası iddianamesınde ıfade etmiştir.

    Ayrıca MİT Kontrterör Dairesi eski başkanı Mehmet Eymür'de, Necip Hablemitoğlu'nun askeri ihalelerdeki usulsüzlükleri yolsuzluk.com sitesine gönderdiği için suikaste uğramış olabileceğini iddia etmiştir.
    Benzer ifadeleri daha sonra Önder Aytaç da kullanmıştır). Ancak Necip Hablemitoğlu Köstebek isimli kitabının 162. sayfasında yolsuzluk.com sitesini olumsuzlamaktadır.
    Ankara Cumhuriyet Savcılığı, Hablemitoğlu'nun ölümünden 13 yıl sonra yeniden Necip Hablemitoğlu dosyasını açtı. Suikastla ilgili delillerden yola çıkarak yeniden inceleme yapılacağı açıklandı.

    Akademik geçmişi ve eserleri
    Hablemitoğlu, 1977 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. 1977-1978 yıllarında "Dilde, Fikirde, İşde Birlik" adlı aylık bir dergi yayımladı. Uzun yıllar çeşitli kuruluşlarda basın müşaviri olarak çalıştıktan sonra Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde yüksek lisans ve doktora yaptı.

    Türk azınlıkları
    Türkiye dışındaki Türk topluluklarının yakın tarihi ile ilgili olarak çalışmalar yapan Hablemitoğlu, Orta Avrupa ve Balkanlar'da Türk eserleri, Türk azınlıkları ve Türk şehitlikleri konularında alan çalışmaları yürüttü. Bu çalışmalar çeşitli gazetelerde yazı dizisi olarak yayınlandı. 1995-1996 yılları arasında Birleşmiş Milletler'in UNDP projesinde görev alarak Moldova'da Gagauz Türkleri'nin Latin alfabesine geçişi ile ilgili olarak danışmanlık hizmeti verdi. Buradaki görevi sırasında, Cumhuriyet döneminin başında bölgede Atatürk tarafından görevlendirilen öğretmenlerin bulunduğunu belirleyerek, bu öğretmenlerin bugün yaşayan öğrencilerinin anılarını derledi ve bir kısmını "Kemal'in Öğretmenleri" başlığı ile yayınladı.

    Çalışma alanına ilişkin çok sayıda kitap ve makalesi bulunan Hablemitoğlu, öldürüldüğü 18 Aralık 2002 tarihine kadar Ankara Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak yirmi yıl süresince Atatürk ilkeleri ve devrim tarihi derslerini verdi.

    Kırım Türkleri
    İlk kitabı, II. Dünya Savaşı sırasında Sovyet Rusya tarafından Kırım Türkleri'nin kendi topraklarından zorunlu göç ettirilişini anlatan ve 1974 yılında yayımlanan "Yüzbinlerin Sürgünü"'dür.
    Hablemitoğlu'nun özellikle Türkiye dışında yaşayan Türk toplulukları ve Kırım Türkleri konusunda yayınlanmış tarihi belgelere dayalı çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Ailesi Bulgaristan Büyük Oranköy'den (Golyamo Vranovo) Türkiye'ye göç etmiş Kırım Türkleri'nden olan Dr. Necip Hablemitoğlu, Kırım Türkleri'nin Türkçü lideri İsmail Gaspıralı'ya ait tarihi belgelerden oluşan bir arşive de sahipti.

    Alman vakıfları ve Bergama dosyası[değiştir | kaynağı değiştir]
    Ayrıca, Türkiye'de ve yurt dışında faaliyet gösteren bölücü terör örgütleri ve Alman vakıfları ile Avrupa Birliği uyum yasaları içinde yer alan vakıflar yasası konularında çeşitli araştırmaları bulunan Hablemitoğlu, çalışma alanına ilişkin Türkiye'de ve yabancı ülkelerde sempozyum, panel gibi toplantılarda sayısız konferanslar verdi, çeşitli televizyon ve radyo programlarına katıldı ve bu çalışmalarını Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası adlı kitabında topladı.

    Köstebek kitabı
    Öldürüldüğü için tamamlayamadığı Köstebek isimli araştırma kitabında Gülen hareketinin örgütlennmesini yazdı. Kitap, vefatından sonra bitirilememiş haliyle yayınlandı. Bu kitabında hareket mensuplarının yabancı devletler adına gönüllü casusluk yaptıklarını iddia etmiştir.

    Bibliyografya
    Gaspıralı İsmail, 2006, Birharf Yayınları, ISBN 975-9198-70-3
    Milli Mücadele'de Yesil Ordu Cemiyeti, 2006, Birharf Yayınları, ISBN 975-9198-24-X
    Çarlık Rusyası'nda Türk Kongreleri (1905-1917) 2005, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, ISBN 975-6448-83-0
    Sovyet Rusya'da Devlet Terörü, 2004, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, ISBN 975-6448-81-4
    Terör'ün ve Batının Kıskacındaki Ülke: Türkiye, 2003, ISBN 9756441245
    Köstebek, 2003, Birharf Yayınları, ISBN 975-6774-94-0
    Kırım'da Türk Soykırımı, 2002, Iq Kültür Sanat Yayıncılık, ISBN 975-6618-44-2
    Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası, 2001, Pozitif Yayıncılık, ISBN 975-9198-45-2
    Şefika Gaspıralı ve Rusya'da Türk Kadın Hareketi (1893-1920), Toplumsal Dönüşüm Yayınları, ISBN 975-6448-80-6
    Yüzbinlerin Sürgünü, 1997, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, ISBN 975-6448-78-4

    Ödüller
    Ölümünden sonra 2002 Sertel Demokrasi Ödülü'ne layık görülmüştür fakat eşi ödülü almayı kabul etmemiştir. Necip Hablemitoğlu
  • Karamanlı Ortodoks Türkler adlı çalışma, 2002 yılında Hacettepe
    Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde
    Türkiye'de Ortodoks Türkler (16.yy-20.yy.) başlığı ile doktora çalışması
    olarak hazırlandıktan sonra ilk baskısı Eylül 2003 yılında
    Phoenix Yayınevi tarafından gerçekleştirilmişti. Tez çalışması
    sonrası Anadolu' da Türkçe konuşan ve Türkçe ibadet eden öz
    Türkçe isimli Karamanlı Ortodoks Türkler dışında bir zamanlar
    Kırım'da yaşamış olup 1778 yılında Rus İmparatoriçesi II.
    Katerina tarafından Kırım'dan sürgün edilerek bugünkü Ukrayna'nın
    özellikle Donetsk bölgesine yerleştirilen yazılı literatürde
    Greko-Tatar ismiyle anılan Urumlar'la ilgili araştırma
    yapmak üzere 2002 yılında Kırım ve Ukrayna'ya gittiğimde
    geniş Türk coğrafyasının bugüne kadar fark edilemeyen bir
    parçasını bulmuştum.
  • Yonca Anzerlioğlu, 1971 yılında Ankara'da doğdu. Orta ve Lise öğrenimini Ankara'da tamamlayan Anzerlioğlu, 1994 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Tarih Bölümü'nden mezun oldu. 1995 yılında Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve inkılap Tarihi Enstitüsü'nde Araştırma Görevlisi olarak göreve başladıktan sonra aynı enstitüde, Nasturiler ve 1924 Yılı Ayaklanması başlıklı Yüksek Lisans Tezi ile 1996 yılında Bilim Uzmanlığı unvanını, 2002 yılında da Türkiye'de Ortodoks Türkler (XVl.yy-XX.yy) başlıklı Doktora tezi ile Doktor unvanını aldı. Aynı yıl anılan enstitüde Öğretim Görevlisi kadrosuna atanan Anzerlioğlu, 2005 yılında Yardımcı Doçent, 2007 yılında Doçent unvanını aldı. Halen Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve inkılap Tarihi
    Enstitüsü'nde Öğretim üyesi kadrosunda görev yapmaktadır.
  • 368 syf.
    ·Beğendi·10/10
    ATATÜRK'LE YENİDEN BAŞLAMAK
    SİNAN CEYLAN
    SAYFA SAYISI: 362
    KİTAP YORUMUM: Yıl, eski tarihe göre 2426; Atatürkiye takvimine göre ise 5...
    3. Dünya savaşının verdiği tahribat ile insanlık adına yaşanmaması gereken her şey yaşanmıştı. Yeniden yapılanma yaşanırken sıfırdan başlamanın ağırlığı insanlığı çok üzerindeydi. Yiyecek, giyecek hatta su bile bulamadıkları dönem oluyordu. Kalan bir çok insan ise minik topluluk ile ayakta kalma mücadelesi veriyor, bir ayakkabı, bir lokma ekmek adına türlü cinayetler işleniyordu. Sapkınlık, tecavüz ve bir çok insanlığa yakışmayan her eylem meşru kılınmış gibi devam ediliyordu. Artık ne elektrik vardı ne de teknoloji adına bilgi alabilecekleri bir merci. Minik yapılanmaların bir çoğu bu süreçte insanlıklarından vazgeçtikleri için yok oldular.
    Oysa İzanaği'nin topluluğu gitgide güçlenmek ile birlikte sevgi, hoşgörü,adalet ile ayakta kalıyor ve bir çok topluluğu da kendine katarak sürekli kendilerini geliştiriyorlardı. Yönetimde olmanın ağırlığı İzanağı sürekli öğrenmeye ve kendini öğretmeye mecbur bırakıyordu. Bu yeniden yapılanmanın ismi ise MUSTAFA KEMAL ATATÜRK yönetim anlayışı ve devrimleriydi.
    Kitabı okurken nasıl gurur duydum bilemezsiniz. Ancak Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün bizlere öğretileri, bıraktığı miras bu kadar güzel anlatılabilirdi. Bize bıraktığı o büyük mirası kendilerine rehber seçtiler ve yollarına her sorun çıktığında o mirası okuyarak büyüdüler. Yeniden başlamak için en büyük güç vicdani sorumluluktu.
    Onlar vicdani sorumluluk ile hareket ederken hiç bir dini alet etmediler yönetimlerine. Tek önlerini gösteren rehber Mustafa Kemal Atatürk'ün yaptıkları, bize bıraktığı mirastı,
    Nasıl gurur duydum kitabı okurken. iyi ki Mustafa Kemal Atatürk çocukları olarak dünyaya geldik. İyi ki değerli yazarım böyle güzel bir eser hazırlayıp bizlere sunmuş.
    Kitapta kadına verilen öneme de değinilmiş. Onlara saygının en üst seviyeye gelmesi, üst mercilerde de görevler verilmesi, "sadece kadın yemek yapan çocuk bakan değildir" fikir anlayışı çağdaş ışık kentinin temellerini oluşturdu. Onlar milletini korkutarak, zor kullanarak değil adalet anlayışını benimseyerek büyüdüler ve insanlık kazandı.
    Aile kurmanın önemi de çok güzel anlatılıyor kitapta. Kadın üremek için kullanılmaz. Kadın aile kurmak ve sevgi anlayışının, çocuklar ile bütünleşmesi ile de daha güçlü sevgi dolu bir ortam oluşturulur. Evlilik ise çok kutsaldır. Orada aldatmanın harfi bile geçmez. Öyle bir yapılanma ki kitapta anlatılan kadın her yerde ve yetenekleri ölçüsünde vatanına, ülkesine yararlı bir birey olarak yetiştiriliyor.
    Okumanın, okutmanın, yazmanın önemine de değinilmiş kitapta. Eğer okuma ve yazma bilmeselerdi Atatürk'ün gönderdiği mirastan yararlanamayacaklardı.
    Eğer kitap okumazsanız, öğrenmeye çalışmazsanız korku tohumları dökülür üzerinize. Beden olarak kim güçlü ise, onlar kazanır.
    Yeniden yapılanma yapılırken üzerlerine giyecek kıyafetleri bile yoktu. Şu an bizlerin kıymetini bilmediğimiz bir çok şeye muhtaçlardı.
    İnsanlığı dünyanın kıymetini bilmeyerek 3. dünya savaşından sonra şu an bırakamadığımız teknoloji adına bir şey kalmamıştı.
    Aslında yazarımızın ben öngörüsünün yüksek olduğunu düşünüyorum. Eğer dünya bu yapılanma ile şu an ki halinde devam ederse gelecekte yaşayacaklarımızı ele almış yazarımız. Emin olun öyle bir yapılanma da hiç kimse yaşamak istemezdi.
    Ama yeniden Mustafa Kemal ATATÜRK ilkeleri ile yeniden yapılanma ile oluşan ATATÜRKİYE 'de bir çok insanın yaşamak isteyeceğini düşünüyorum. Çünkü onun adı adaletti, insanlıktı, şefkatti. sevgiydi, onurdu. İnsana dair ne varsa orada fazlasıyla vardı. Onların tek derdi huzur içinde yaşayacakları bir yapılanmaydı. orada koltuk sevdası, para gücü yoktu. Orada her şeyin üzerinde olan güç koşulsuz sevgi vardı.
    Saatlerce yazabilirim bu kitap için. Kaleminize sağlık değerli yazarım. Siz hep yazın.

    DUYGU SONGÜL KAHRAMAN