salih, bir alıntı ekledi.
 17 May 06:11 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Gazi Mustafa Kemal Paşa sevgisi
Çankaya'da kâtip olarak görev yapan Haldun Derin'in, Atatürk'ün vasiyeti gereğince artık Cumhuriyet Halk Partisi'nin malı oldukları için kitapları kitaplıklarından indirilip sandıklara yerleştirirken içlerinden biri dikkatini çekecekti. Bu, kırmızı maroken ciltli ve Çanakkale Savaşı üzerine bir kitap. 1932 yılında Gazi'ye armağan edilmiş. Haldun Derin, kitabın kapağını açtığında İngilizce yazılmış bir ithafla karşılaşacak:
"Büyük bir kahraman, asil bir düşman ve alicenap bir dost onuruna,Türkiye
Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Hazretlerine Haşmetli İngiltere Kıralı'nın
Hükümetince sunulmuştur." (183)
Düşmanın "asil" olarak anılması, ancak onun gerçek bir "insan" olması ile olanaklı değil midir?
Can düşmanı, ona ihanet emiş ve birkaç kez suikast düzenlemeye kalkışmış Çerkez Ethem'in gönderdiği şu telgraf başlı başına bir anlam taşıyor:
"Her şeye rağmen üfulü azim zayidir." (184/185)
O, düşmanlarının bile övgüsünü kazanan bir "insan" dır.

Atatürk: Ben de Bir İnsanım, Çetin Yetkin (E-KİTAP)Atatürk: Ben de Bir İnsanım, Çetin Yetkin (E-KİTAP)
salih, bir alıntı ekledi.
 17 May 06:08 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Gazi Mustafa Kemal Paşa sevgisi
"Gökçen, ben bu toprakları seviyorum, yurdumun topraklarını, dağlarını, taşlarını...Göğünü, havasını seviyorum... İnsanlarını seviyorum memleketimin... Köylüsünü, çiftçisini, ırgatını, işçisini, balıkçısını, çobanını, sanatçısını, askerlerini, gencini, ihtiyarını tüm insanlarını seviyorum memleketimin... Kadınlarını, erkeklerini. Bazı şarkılar bana bu insanlardan bir gün kopacağımı hatırlatıyor. Onlardan uzak düşeceğimi... Bir gün onlarla olamayacağımı... İşte o zaman, şarkının sözleri ne olursa olsun içime bir ateş düşüyor... Ve sonradan gözyaşı olarak akıp gidiyor... Unutma Mustafa Kemal'ler de insandır ve onlar da zaman zaman şu ya da bu nedenlerle ağlamak isterler..."

Atatürk: Ben de Bir İnsanım, Çetin Yetkin (E-KİTAP)Atatürk: Ben de Bir İnsanım, Çetin Yetkin (E-KİTAP)
salih, bir alıntı ekledi.
17 May 04:39 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Gerçek insan, insan sevgisiyle dopdoludur. Ama insan, kendi türünden başka canlıları da sevmekle, koruyup esirgemekle gerçek insan olur. İşte, hayvan ve doğa sevgisi, Atatürk'ün o engin insan aşkına eşlik ediyordu. O, yalnız doğayı sevmekle kalmıyor, ağaçları, yeşili, çiçekleri de koruması altına almış bulunuyordu. Bir gün şöyle diyecekti Sabiha Gökçen'e:
"-Sabiha kızım, ben hayattayken çiçeklerimle kendim meşgul oluyorum. Onlara bakıyorum, baktırıyorum. Biz bakmasak dilleri mi var bizden su isteyecek, gübre isteyecek, ışıklı bir yer ya da gölgelik isteyecek?"

Atatürk: Ben de Bir İnsanım, Çetin YetkinAtatürk: Ben de Bir İnsanım, Çetin Yetkin
Recep Göçen, bir alıntı ekledi.
09 May 21:42 · Kitabı okuyor

Fenerbahçe'ye 500 Lira
" Gazi hazretleri Fenerbahçe'ye 500 Lira verdi " bu paranın Mustafa Kemal Atatürk'ün Fenerbahçe sevgisi nedeniyle verildiğini belirtiyor.

Bana Fenerbahçe'yi Anlat, Ahmet Ercanlar (Sayfa 40 - Ahmet Ercanlar Karakarga Yayın yayınları)Bana Fenerbahçe'yi Anlat, Ahmet Ercanlar (Sayfa 40 - Ahmet Ercanlar Karakarga Yayın yayınları)
tülin cankurtaran, Ziyan'ı inceledi.
 07 May 00:06 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Tebrik ederim, Ekber'in askeri olmuşsun!"
Hakan Günday en sevdiğim yerli yazarlardan biridir. "Ziyan" ı da askerliği merak eden bir kadın olarak büyük bir hevesle okudum. Bir ara keşke kadınlar da askere gitse diye düşünürken süratle bu fikrimden vazgeçtim. :)
Kitapta ilk dikkatimi çeken şey el değmemiş konulara yaptığı eleştiriler oldu. Vatan sevgisi ve askerlik vazifesinin yerine getirilmesinin aynı kapıya çıkmadığını anlatmış. Türk ordusunun zorunlu askerlikle verimsiz hale getirildiğinden bahsetmiş. Genel olarak da bu fikri kitaba çok güzel yedirmiş. Bu konuda her ne kadar güzel yazmış olsa da yemin töreninde aslında okumayı hayal ettiği metin kısmı Hakan Günday'ın tarzına uymamış bence. Bahsettiği bu fikirleri de aslında yeteneği ile kitaba çok güzel yedirebilirdi. (Sayfa 105)
Doğudan bahsetmiş yazar. Biraz kısa geçse de bu bölümlerde coğrafyanın zorluğunu ironik bir dille anlatmış. Hatta güvenlik amaçlı PKK'ya yakalanmamak için iki dağın arasında yapılan bir yolculuğu ve verilen molayı şöyle anlatmış:
"Gizli olması gereken, askeri bir konvoy geçişini takip edecek istihbarata sahip seyyar satıcıların varlığı bölgenin zorluğuna olan inancımızı arttırıyordu. Bölge o kadar zordu ki seyyar satıcılardan bile kaçamıyorduk!"
Zorunlu askerlik ve bedelli askerliği kıyasladığı ve 18 bin liraya yaptığı gönderme de çok hoşuma gitti.
Askerlik hizmeti boyunca kırılan gururu ve onurundan uzun bahsetmiş Günday. Komutanlarından yediği azarlar, üst devrelerin yaptığı eziyetler ve insanı deli edecek soğuklukta saatlerce tutulan nöbetler. Bunları hepimiz askerlik hatırası olarak birçok kez dinlemişizdir fakat o güle oynaya anlatılan hikâyeler aslında kaybedilen onurun kurtarılma mücadelesi gibi geliyor artık bana.
PKK'dan b*ktan bir örgüt olarak bahsediyor ve olayı siyasileştirmeden normal yaşamak isteyen bir insanın iyi niyeti ile anlamsız bir örgüt olduğunu düşündüğü bu yapıya mantıklı ve sağlam eleştirilerde bulunuyor.
"Sarıyı, yeşili, kırmızıyı çoktan dağa kaldırmışlardı! En b*ktanı da bunları onlar seçmişti! Bize en ufak söz hakkı kalmamıştı."
Günday'ın babasını kimliğinden kaynaklandığını düşündüğüm sağlam eleştirisel politik görüşü var ve kitapta bu yönünü de ustaca kullanmış. Atatürk zamanından başlayıp aslında günümüzde de fazla değişmemiş olan Türk politikasına eleştiriler bulunmakta. Her ne kadar anlattığı hikayeden Atatük'ü eleştirdiğini düşündürse de aslında Türk milletinin hem hızlı değişebilen yapısını hem de kaskatı kesilip değişime ayak diretmesini, Atatürk'ün ileri görüşlülüğünden övgüyle bahsederek bu değişimlerin zamanını kollarken aslında büyük acılar çeken Atamıza da farklı bir açıdan yaklaşmamı sağladı. Hepimiz yüzeysel anlatılan Mustafa Kemal'e aşinayken O'nun bize bıraktığı sayılamayacak kadar çok olan değerleri, fikirleri inşa ederken, topluma bu fikirleri yedirmeye çalışırken ne kadar büyük tavizler verdiğini ve bu durumların O'nu ne kadar üzdüğünü derinden hissettim. Türk halkı zor olanı ilk başta başardı: SAVAŞ. Ama asıl zorluk devamında kurulmaya çalışılan özgür Türk Devleti idi. Bu konularda yaptığı tarih kitabı tadındaki anlatımları da çok beğendim. Keşke daha uzun bahsetseydi o dönemden.
Kitapta anlamadığım konular da oldu. Yaşanılan onca şey rüyaydı fakat niye kahramanımız gördü bu rüyayı? Zaman kayması mı vardı yoksa iç içe geçen ruhlar/hayatlar mı? En çok aklıma takılan ise bu kitap günah çıkarma, Ziya Hurşit'i aklama meselesi mi? O kısımlar hızlı ve kısa kesildiği için yorum yapamıyorum. Belki de yazar da bunu amaçladı; konuların tartışılmaya açık, muğlak olarak kalmasını.
Benim gibi kasvetli kitapları seven tüm psikopatlara şiddetle öneriyorum. :) Mutlaka okuyun...

Fatih A., bir alıntı ekledi.
23 Nis 18:33 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Bugün dahi Boşnaklar, ataları olarak Fatih Sultan Mehmed'i kabul ediyorlar ve gidenler iyi bilirler, orada sıcak bir Türkiye sevgisi vardır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı (Sayfa 73 - Kronik Yayınevi)Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı (Sayfa 73 - Kronik Yayınevi)

Mustafa Kemal Atatürk'ten Çocuklara Özel İnciler
"Çocuklar geleceğimizin güvencesi, yaşama sevincimizdir. Bugünün çocuğunu, yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir."

"Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz."

 "Çocuklar her türlü ihmal ve istismardan korunmalı, Onlar her koşulda yetişkinlerden daha özel ele alınmalıdır."


"Çocuk sevgisi insan sevgisi için bir ihtiyaçtır."

"Gelecek için hazırlanan vatan evlatlarına, hiçbir güçlük karşısında yılmayarak tam bir sabır ve metanetle çalışmalarını ve öğrenim gören çocuklarımızın ana ve babalarına da yavrularının öğreniminin tamamlanması için hiçbir fedakarlıktan çekinmemelerini tavsiye ederim."

 "Çocuklarımızı artık düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız. Aynı zamanda onların temiz yüreklerinde; yurt, ulus, aile ve yurttaş sevgisiyle beraber doğruya, iyiye ve güzel şeylere karşı sevgi ve ilgi uyandırmaya çalışılmalıdır."


“Ey yükselen yeni nesil, gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve sürdürecek sizsiniz.”

"Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk’ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün batı teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk Çocuğu, o kabahat da senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin!.. Bu belli. Fakat zekanı unut!.. Daima çalışkan ol!”

Saniye SAFKAN, bir alıntı ekledi.
12 Nis 22:37 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Millet sevgisi kadar büyük sevgi yoktur.
"Atatürk, vatan topraklarının üzerinde yaşayan mille­tinin sevgisiyle iş başarma yolunu tutmuştur. O, bu sevgi­yi şu sözleriyle izah ediyor:“Millet sevgisi kadar büyük sevgi yoktur, istiklal har­binde benim de milletime ettiğim birtakım hizmetler olmuş­tur zannederim. Fakat, bunlardan, hiçbirini kendime mal et­medim. Yapılanın hepsi milletin eseridir dedim. Aranacak olursa doğrusu da budur. Mazide sayısız medeniyet kurmuş bir ırkın ve milletin çocukları olduğumuzu ispat etmek için, yapmamız lazım gelen şeylerin hepsini yaptığımızı ileri süremeyiz. Bugüne ve yarına bırakılmış daha birçok büyük işlerimiz vardır. İlmi araştırmalar da bunlar arasındadır. Benim arkadaşlarıma tavsiyem şudur: Şahsımız için değil, fakat mensup olduğumuz millet için elbirliği ile çalışalım. Çalışmaların en büyüğü budur."

Atatürk’ün bu sözlerinde hepimiz için bütün bir prog­ram mevcuttur. Millet sevgisi kaynağından ilhamını alan her fert, o büyük varlık için, birçok hizmetler yapmak kudreti­ni kendinde bulur. Şahsi menfaatlann üstünde elbirliği ile çalışarak vücuda getirilen işler, milletin bütünü için fayda­lı neticeler verir. Atatürk’ün bu sözlerindeki kuvveti benimseyerek kendimize rehber yaparsak milletimiz için değer sayılacak işlerin yapıcıları oluruz."

M. Kemal Atatürk'ten Yazdıklarım, Afet İnan (Sayfa 112 - Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık)M. Kemal Atatürk'ten Yazdıklarım, Afet İnan (Sayfa 112 - Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık)
Murat Ç, Yüzyılın Kitabı-Yüzyılın Lideri'yi inceledi.
 06 Nis 23:43 · Kitabı okudu · 24 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu Hayatta bir Anam var, bir diğeri Zübeyde Hanımdır!
Bu Hayatta bir Babam var, bir diğeri Ali Rıza Efendi’dir!
Bu Hayatta bir tek ATATÜRK’üm var!
O da; Başkomutan!
Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu,
Anafartalar Kumandanı! Gazi! Mareşal! Başbuğ!
Mustafa Kemal ATATÜRK’tür….!!!

1908’de ki Mustafa Kemal düşmanları kim ise; 1915’te ki de onlardır. 1919’da ki düşman kim ise, 1921'de ki de onlardır... 1923'te ki Mustafa Kemal Atatürk düşmanları kim ve kimler ise, 2018'de ki Atatürk düşmanları da onlardır.

“Bu topraklarda Atatürk’e düşmanlık önce akla ve bilime düşmanlıktır. Sonra bağımsızlığa, milli egemenliğe, çağdaşlığa ve barışa düşmanlıktır. Yani bu topraklarda Atatürk’e düşmanlık, aslında bu toprağın insanına düşmanlıktır” sy.381

Bugünü anlamadan, dünü anlamanın bir mantığı yoktur. Sevr’i bilmeden, Lozan’ı anlamak mümkün değildir. İstanbul’un Vahdettin döneminde ki işgalini anlamadan, Atatürk’ün İstanbul’u düşman işgalinden kurtarmasını anlamak mümkün değildir. Damat Ferit’i tanımadan, Kara Kemal’i bilmeden, İsmet İnönü’yü, Fevzi Çakmak’ı anlamak imkansızdır.

Tarihi anlayarak okumadıktan sonra, çeşitlendirmedikten, kaynak yaratmadıktan sonra, sadece insanları kandırmak için yazılan kitapları-yazıları okuduktan sonra, okumanın hiçbir akıl ve mantığı yoktur.
Sinan Meydan, günümüzün Falih Rıfkı Atay’ıdır. Mustafa Kemal’in kalemidir. Keskindir, bilmeden konuşmaz, laf olsun diye yazmaz, araştırmadan, görmeden o öyle, bu böyle demez. Sinan Meydan okuduğunuzda bilirsiniz ki, araştırmış, belgeleri görmüş ve karşınıza çıkmıştır.

Kitap içeriğinde, Düne, Bugüne ve Yarına ait her şey bulunmaktadır! Dünü anlamadıktan sonra, Bugünü. Bugünü anlamadıktan sonra da Yarını anlayamayacak ve bu mirası yitireceğiz! O yüzden, ihanetleri unutma! Ne dün olanı, ne bugün olanı ne de yarın olacak olanı unutma, izin verme!! Gelecek bizimdir! Cumhuriyetindir!

Yapamazsın, dediler yaptı! Neler mi yaptı?

Ülkeyi; İngiliz’e, Yunan’a, İtalyan’a, Fransız’a bırakan Damat Ferit Hükümetini ve Vahdettin’i defalarca uyardı. Bakanlıklar ve komutanlarla iletişime geçip, birlik olmak için çaba sarf etti. Her yerden geri çevrildi.! Vatan elden gidiyor dedi, sen sus biliyoruz dendi! Sen sus diyenler, İngilizlerle para pazarlığına girdiğinde, yavaş yavaş Anadolu’da başlayan isyana BAŞ olmaya gitti. Verebileceği bir canı vardı, onu vermeye gitti. Vatan’ın namusunu kurtarmak için, gecesinden, gündüzünden fedakarlıklar yaptı. Annesi 1923’de vefat ettiğinde, vatan uğruna cenazesine bile gidemedi!

Mustafa Kemal Atatürk ne yaptı?

Balkan savaşları ile başlayan dağılma, I. Dünya Harbi ile devam etti.. Abdülhamit Döneminde kaybedilen 2 milyon metre kare toprak, Vahdettin başa geçtiğin de daha da azalıyordu. Birinci Dünya Harbi Avrupalı Emperyalist devletlerin, Osmanlıyı bitirme savaşıydı. Bu Savaşa Türk Komutanlar yerine Alman komutanlarla giren Osmanlı, daha en başından kaybetmeye başlamıştı. Mustafa Kemal 7 . Ordu’nun başındayken, bu duruma isyan etmiş, rapor hazırlamış fakat çok bilenler tarafından dikkate alınmamış, cevap dahi verilmemiştir. Beceriksiz bir Alman komutan’ın emrinde olmayı hakaret saymış ve istifa etmiştir. İstifası daha sonra, farklı bir atamaya, sonra da izne çevrilmişitir. Bu evreden sonra artık durmayacaktır Mustafa Kemal!

21 Temmuz’da Kolordu Kurmay Başkanı olduğu Bolayır Ordusu ile, I. Balkan Savaşlarında kaybedilen Edirne’yi geri aldı. Daha sonra Askeri Ateşe Olarak Sofya’ya atandı. 1915 Yılında Artık Osmanlı iyice çöküyor, Çanakkale geçiliyordu.. Az bir zaman vardı. Mustafa Kemal ateşelik görevini bırakarak, Çanakkale’ye gitmek için gerekli izinleri aldı. 19. Tümen Komutanlığına atanarak, Çanakkale’yi savunmaya geldi. Geldiğinde ise durum içler acısıydı…

"Bir tümen komutanının (Mustafa Kemal) üç ayrı yerde tek başına giriştiği hareketlerle bir savaşın, hatta bir ulusun kaderini değiştirecek yücelikte bir zafer kazandığı tarihte pek nadirdir." diyecekti İngiliz Aspinall Oglander

Atatürk, Conkbayırı yakınında komutanlara, “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum! Biz Ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve komutanlar geçebilir” diyerek 57. Alay’ı düşman üzerine sürdü. Düşman çıkarması sonuçsuz kaldı ve düşman püskürtüldü.

Mustafa Kemal Liman Paşa’dan Komutayı devralmış ve Bir Ülke’nin yazgısını değiştirme yolundaki en büyük adımlarından birini atmıştır. Bu savaşta her 3 dakika da bir şehit verilmekteydi. Bu zafer, kanlı bir zaferdir. Mustafa Kemal’e düşmanlık Çanakkale’de ölen her bir şehide düşmanlıktır, her bir gaziye düşmanlıktır.!!

Çanakkale kaybedilmedi ama Osmanlı Birinci Dünya Harbi’ni kaybetmişti. Kaybetmesinde ki en büyük nedenlerden biri Orduyu Alman komutanların himayesine vermek ve Orduyu kullanamamaktı. Devlet eriyordu. Sorumsuz kişiler, idareyi ellerinde tutuyor ve tutumlarından vazgeçmiyorlardı.

Daha yeni başlıyordu… Tekrardan 7.Ordu başına geçecek, İngilizlere dur diyecekti. Katma Zaferi kazanılacaktı. Misak-ı Milli sınırını çizecekti Mustafa Kemal… Dünya Harbi kaybedildi ve Mondros imzalanmıştı… Artık İtilaf Devletleri Osmanlı’ya son darbeyi Sevr ile vurmaya hazırlanıyordu…

İstanbul İşgal ediliyordu.. Fransız Komutan Beyoğlu’nda askerler tarafından bir kral gibi karşılanıyordu.. Fatih’in girdiği yerden, Şimdi İtilaf devletleri geliyordu. İstanbul işgal altındaydı…

Bu sırada Deniz üzerinden İstanbul’a ulaşmaya çalışan Mustafa Kemal gördüğü manzara karşısında korkmamış, “GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER” demişti…. Padişah öyle düşünmüyordu ama, elinde ordu olmayan Mustafa Kemal Vatanını nasıl savunacağını biliyordu. Artık İstanbul Hükümeti İngilizlerin elindeydi. Vahdetttin kukla olmuş, ne denirse yapıyordu. İzmir’e çıkan İngiliz ve Yunan askerlerine müdahele edilmemesi bile istenmişti…

1919 da Samsun'a çıkarken ona;
"Ordu" yok dediler "Kurulur" dedi
"Para" yok dediler "Bulunur" dedi
"Düşman" çok dediler "Yenilir" dedi
Ve gün geldi, bütün bu dedikleri oldu.

Mustafa Kemal Samsuna çıktıktan sonra; Milli Mücadele artık Vücut bulmuştu. Zübeyde Hanım’ın Sarı Paşa’sı gelmişti! Millet artık zulme dur diyecek liderine kavuşmuştu.

Sırasıyla, Amasya Genelgesi yayınladı, Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı, Millet Meclisi Açıldı, Artık Ülkeyi Temsil eden bir Meclis vardı, Oda Mustafa Kemal’in Başkanlığında kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi idi. Artık her karar, milletin vekilleri tarafından verilecekti.

Bu esnada, Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Fevçi Çakmak, alçak Damat Ferit hükümeti tarafından vatan haini ilan edilerek, idama mahkum edildi. Aynı hızla Mustafa Kemal İstiklal Mahkemeleri ile Damat Ferit’i idama mahkum etti.

Vahdettin ve Damat Ferit Başkanlığında İngiliz Muhipleri Cemiyeti kuruldu. Milli Mücadele aleyhinde propaganda başlatıldı. Yurdun her yerinde isyanlar çıkartıldı. İngiliz Uçaklarından bildiriler yayınlandı. Mustafa Kemal ve onunla birlikte olanlar Vatan Haini ilan edildi. 1920’de Sevr Antlaşması imzalandı. Artık Emperyalist güçler bahane arıyordu. Ülkenin her bir yanı düşman işgali altındaydı. Vahdettin ve kabinesi, İngilizler ile birlik olmuş, Kuvay-ı Milliye’ye savaş açmıştı.

Mustafa Kemal, Hem yurt içi isyanlarla boğuşuyor hem de emperyalist güçlerle savaşıyordu. Bu tabloya insanın yüreği dayanmıyor? Dışarıda ki düşman tamamda, içeride ki düşman tüm gücüyle saldırıyordu. Gazetelerde boy boy ilanlar veriliyor, Damat Ferit her yerde İsyanları teşvik ediyor, Din’i bu işe alet ederek, masum halkı kandırıyorlardı. Ancak istediklerine kavuşamadan, tüm gücü ve milleti ile Mustafa Kemal bu soysuzlarla baş etti. Aynı zamanda Meclisin içinde de vardı bunlardan.. Zamanı değildi, şimdilik idare ediyordu.

Sırasıyla,6-10 Ocak 1921’de I. İnönü Muharebesi Kazanıldı, 20 Ocakta İlk Anayasa, Teşkilat-ı Esasiye TBMM’de kabul edildi, 12 Nisan’da Mustafa Kemal Anadolu’daki Yunan zulmünü eleştiren “İnsanlık Alemine” adında bir beyanname yayınladı,

Mustafa Kemal; “Hürriyet ve İstiklâl benim karakterimdir” diyecekti. 23 Mart 1921’de I. İnönü zaferini kaybeden Yunanlılar saldırıya geçti… Aşırı üstünlüğü bulunan Yunanlılar hezimete uğratıldı. Mustafa Kemal İsmet İnönü’yü tebrik etti.

“Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs (161) talihini de yendiniz. İstilâ altındaki talihsiz topraklarımızla birlikte bütün vatan, bugün en ücra köşelerine kadar zaferinizi kutluyor. Düşmanın istilâ hırsı, azminizin ve vatanseverliğinizin yalçın kayalarına başını çarparak paramparça oldu.Adınızı tarihin şeref âbidelerine yazan ve bütün millete size karşı sonsuz bir minnet ve şükran duygusu uyandıran büyük gazâ ve zaferinizi tebrik ederken, üstünde durduğunuz tepenin size binlerce düşman ölüleriyle dolu bir şeref meydanı seyrettirdiği kadar, milletimiz ve kendiniz için yükseliş parıltılarıyla dolu bir geleceğin ufkuna da baktığını ve hâkim olduğunu söylemek isterim.”
Büyük Millet Meclisi Başkanı, Mustafa Kemal

Türk Ordusu’nun morali yükselmiş, inanç artık daha da artmıştı. 23 Nisan 1921’de, 23 Nisan tartışmalarla Bayram ilan edildi. 13 Haziran 1921’de Mustafa Kemal’e Başkomutanlık görevi verildi. Bu süre her üç ay’da uzatıldı. Daha sonra süresiz olarak verildi. Öyle kolay verilmedi tabi ki. Mecliste ki tartışmalar çok çirkin bir hal almıştı… Mustafa Kemal ise ne yaptığını bildiği için, bütün muhalifleri susturmayı bildi.

22 Gün 22 Gece süren Sakarya Meydan Muharebesi 13 Eylül 1921’de kazanıldı. Bu muharebe Dünya’da ilktir…
Başkomutan Mustafa Kemal, “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O sathı bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça bırakılamaz. Onun için küçük, büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir; fakat, küçük büyük her birlik durabildiği noktadan yeniden düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda kaldığını gören birlikler, ona uymaz; bulunduğu mevzide sonuna kadar durmaya ve direnmeye mecburdur.” Diyecek ve bir cephe savaşı değil, bir direnişe timsal olmuştur. Her yer vatan toprağıdır ve her yer savunulacaktır..! Öyle de olmuştur! Yunanlılar bir kez daha yenilgiye uğratılmıştır.

Merhum Emekli Orgeneral Kâzım Özalp; “Düşmanın kaybı bizden çok fazla idi. Sayısız insan ve hayvan ölüleri birbiri üzerine yığılmış ve bu cesetlerden akan kan, geçtiğimiz yol üzerinde derin ve kırmızı lekeler meydana getirmişti. “Sakarya Muharebesi’nde milletimizin katlandığı fedakârlık ve gösterdiği gayret beşer gücünün üzerindedir. Ancak vatan ve bağımsızlık sevgisi, bu zorluklara karşı koymak kudretini ve cesaretini bize bahşetti…” demiştir.
20 Ekim 1921’de TBMM Hükümeti ile Fransa arasında Ankara Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ilk resmi antlaşmaydı.

Ve Büyük Taarruz!

“26 Ağustos 1922, Cumartesi… Başkomutan Atatürk sabah saat 04:00 civarlarında uyandı. Emir erini uyandırıp kahve istedi. Yaver Muzaffer uyanıp giyinmeye başladığı sırada Atatürk’ün çadırının önünde “Allah’ım! Sen Türk Milletini ve ordusunu muzaffer eyle! dediğini duydu. Kahvesini içti. Gün doğmasına bir saat kala, atıyla Kocatepe’nin zirvesine doğru ilerledi. Birkaç er fenerle yolu aydınlatıyordu. Atatürk konuşmuyor, sadece ufka bakıyordu. Fevzi Paşa İsmet Paşa ve Nurettin Paşa da Kocatepe’deydi.”

Ve başkomutan tüm komutanlara emri verdi! Türk topçusu, saat 04:30’da ateşe başladı.. Saat 06:30’da Tınaztepe, 07:00’de Toklutepe ve Kaleciksivri alındı. Saat 09:00’da Belentepe zapt edildi. 27 Ağustos Pazar sabahı 04:00 Kurtkayatepesi, 08:00 Erkentepe düştü. Çiğli tepeyi almakla görevli komutan Albay Reşit tepeyi zamanında alamadığı ve Mustafa Kemal’in verdiği emri yerine getiremediği için, utancından intihar etmişti. 17:30’da Çiğlitepe, 20:30’da afyon ele geçirilmişti.

30 Ağustos’ta ise son darbe vuruldu.

Atatürk; “ Karşıdaki sırtların gerilerindeki bütün vadiler, bütün dereler, bırakılmış toplarla, otomobillerle, sayısız donanım ve gereçlerle, bu kalıntıların arasında yığınlar teşkil eden ölülerle, toplatılıp karargahımıza sevk edilen sürü sürü esir kafileleriyle hakikaten bir kıyamet gününü hatırlatıyordu.” diye anlatacaktı..

1 Eylül 1922’de Atatürk Türk Ordularına şu emri verdi:

Ordular! İlk Hedefiniz Akdeniz’dir! İleri….!

Daha sonra ne mi oldu? Vahdettin ve Damat Ferit Hükümeti’nin yapamadığını yaptı Atatürk! Milli Mücadeleyi başlattı, milletin unutulmuş milli vasfını ortaya çıkardı, yok olmuş bir toplumdan direniş yarattı, düzenli ordu ile düşmanı denize döktü…

Sevr Baskıları devam ederken, uzun süreler ve görüşmelerle Lozan imzalandı… Lozan ne bir zafer ne bir hezimettir. Birinci Dünya Savaşı’nı kaybetmiş Osmanlı’nın imza ettiği Sevr’in alt edildiği bir uzlaşmadır!

Mustafa Kemal Barışçıl yollarla kurduğu bu Cumhuriyeti bizlere armağan etmiştir. Bizlere bırakmıştır. Tek bir düşman bile bırakmadan bu devleti kurmuştur. Birçok barış antlaşması imzalamış, Dünya’ya örnek olmuştur.

Yaptığı inkılaplar ile Türkiye Cumhuriyeti’nin refahını sağlamış, modern bir toplum yaratmıştır.

Sanatın her dalını desteklemiş, örnek projeler ile kalkınma planları yapmıştır. Eğitim'e büyük destek vermiştir. Çalışan ve üreten köylüsünü baş tacı etmiş, "Çalışan ve Üreten Köylü Milletin Efendisidir" demiştir. Tarım ile ilgili kanunlar çıkarttırmış, tüm bölgelere yardım sağlanarak, tarım geliştirilmiş, köylü üretmeye başlamıştır. Fabrikalar kurulmuş, atılımlar hız kazanmış, madenler millileştirilmiş, demiryolları millleştirilmiş ve ülke'nin dört bir yanı DEMİR AĞLARLA örülmüştür.

Devletin her bir köşesinde gelişmiş bir ülke için insanlar çalışmaya başlamıştır. Atatürk her zaman Halkı’nın yanında olmuş. Halkıda onu asla yalnız bırakmamıştır.

Uzun bir inceleme oldu farkındayım. Yalnız bunun gibi bir inceleme yazsam bile kitabın hakkını vereceğimi sanmıyorum.

Bu kitapta bulacağınız bilgilerin sınırsız bir hükmü var. Sizi araştırmaya, yetinmemeye sevk ediyor. Vefatından sonra neler oldu, şuan neler oluyor hepsini rahat rahat anlayabileceğiniz bilgilerle dolu bir eser.

Ey Türk Evladı…. Damarlarında ki kan asildir…! Emperyalizme yenilmemiş, onu dize getirmiş bir Başkomutana sahipsin! Unutma, Geçmişi iyi öğren! Tarihin yalanlarına kanma! Araştır, yılma! Her yerde savun! Vazgeçme!

Mustafa Kemal biziz, bunu unutma!

Kitabı şiddetle öneriyor ve acilen okumanızı tavsiye ediyorum…!

Dün ihanet edenler, Bugün de edeceklerdir! Biz var olduğumuz sürece Mustafa Kemal'ler Yaşayacaktır!!!!

Yaşa Mustafa Kemal Paşa!! Yaşa!

Yüzyılın Lideri Kitabı'nı okuduğunuz da,
Karşınıza Yüzyılın Lideri;
Mustafa Kemal Atatürk çıkacaktır.!!

İyi okumalar dilerim..!