Ne olursa olsun, yalnızca bir meta olarak "tüketilmek" istenmeyen her türlü sanatın amacı, hiç şüphesiz kendine ve çevresine, hayatın ve insanın varlığının anlamını açıklamak, yani insanoğluna gezegenimizdeki varoluş sebebini ve amacını göstermek olmalıdır. Hatta belki de hiç açıklamaya bile kalkmadan onları bu soruyla karşı karşıya getirmelidir.
İyi güzel hoş da çok gerekli miydi bilemiyorum. Stefan Zweig’ın okuduğum son kitabı olan Ay Işığı Sokağı hakkındaki düşüncelerimin aynılarını besliyorum şu anda. Kısa öykülerden hoşlanmadığımı fark ettim. Sonuçta bu adamlar harika yazarlar olabilirler fakat ekmek parası için de yazdıklarını göz ardı etmemek gerekir. Bu da saygı duyulası ayrı bir unsurdur. Zaten Değirmen kitabının başında da Sabahattin Ali belirtmiş, “İyiyi kötüden ayırma külfetini okuyucuya bıraktığım için özür dilerim.” şeklinde. Adam haklı yahut bizler de kimseleri gözümüzde fazla büyütüp markalaştırmamalıyız diye düşünüyorum. Fakat markalaşma dediğimiz şey de çağımızda hayatta kalmak için dahi gerekli hale gelmiş durumda. Sonuç olarak fanatizmden bir adım daha uzaklaşarak kitabı bir kenara bırakıyorum.