• 264 syf.
    ·8 günde
    Kaynak: https://paylasilankitaplar.wordpress.com/...s-doktor-hastalandi/

    Sevgili okur,
    Yüksek ihtimalle yazdıklarımı okumadığın, zamanını yine manasızca doldurduğun bir andayız. Senden çok da farklı değilim. Ben de zamanımı pek de manalı olmayan yaz-MA uğraşıyla doldurma derdindeyim. Audioslave sever misin? Açar mı seni bu havalar? Show me how to live i aç bi dinle bakalım. Belki seversin sen de.
    İnternette çok dolaşan bir karikatür var. Adamın biri diğer adamın sırtında. Bildiğin taşıtıyor kendini. Diğer adamın da koşması ya da o an ki performansına göre yürümesini teşvik etmek için bir oltanın ucundaki parayı gösteriyor. Nasıl oldu anlamadım ama tam olarak hislerime tercuman olmuştu. Tamam işte bu demiştim.
    Sen de biliyorsun birileri sürekli önümüze hedefler koyuyor, seni, beni, tüm dünyayı inandırıyor bu hedeflere ve biz de kendimizi koşarken buluyoruz. Dur bakalım yapacak daha iyi birşeyler yok mu diye soruyorsun kendine, sonra o oltanın ucunda sonsuz mutluluk, güzel kadınlar/adamlar, lüks yemekler, son model metalik gri arabalar falan koyuyorlar (Zaten daha azına kabul dediysen senin için üzülürüm. Yapma böyle) sen de Malkoçoğlu’sun zaten, koskoca kaleye tek başına giriyorsun. Sahi senin motivasyonun ne??
    Birileri seni sürekli şişiriyor. Aslansın sen, kaplansın sen, yaparsın be hocam, yürü be koçum???? Sen de farkında olmadan yürüyorsun hakikaten. Birşeyler oldum ben diyorsun. Kendini dinlemeye bile zamanın olmamış bu kadar zaman. “Bu adam ne sever?” “Ya böyle bir olay var BEN ne yaparım?” diye sormamışsın sorduysan bile yalnızca çevrenden sana pompalanarak oluşturulan çerçeve içerisinde cevaplar bulmuşsun. Gerçekle yüzleşmek için çok geç kaldığının farkındasın, umarım yüzleşmem diye de ufaktan korkmalardasın.
    Sana yalnızca işlerine yaradığın için payeler verdiler. Biliyorsun. Tam olarak bugün sosyal medyayı işgal eden takdir ve teşekkürlerden önce onu yaparsan şunu alırım diyen ailen vardı. Bunun sen kazık kadar olduktan sonra başkaları tarafından yapılıyor olması da mantık dışı değildir sanırım.
    İnanılmaz payelere, rozatelere, şiltlere, plaketlere, ünvana sahip olduğunu düşünelim. Ve sen hayatını buna göre devam ettiriyorsun. Marketten meyve alırken, sevgilinle konuşup, çocuklarınla oynarken, yemek yerken bile bu maskeyi çıkarmıyor, “OLMASI GEREKEN” dediğin çerçeveden dışarı çıkmıyorsun. Hakikaten keyifler de yerinde. Ne de olsa biz önemli olmak isteriz. Bizim duygularımız, düşüncelerimiz, acılarımız, yoğun iş tempomuz, hareketlerimiz, saç tarzımız bile 7 milyar insandan bayaa bayaa farklıdır.
    Ama bir anda pat diye bu payelerin, ünvanların, saygınlığın yok olduğunu düşün. Düşün ki o çok sevdiğin, sahip olmak için ömür tükettiğin kimliğinin yerinde yeller esiyor. Nasıl davranırdın? Bocalar mıydın?. Nereye koşar nereye vururdun kafanı? Herhangi bir olay karşısında nasıl hareket ederdin, duruşun ne olurdu? Rica ederim biraz düşün bunu olur mu??
    Anthony Burgess bunu yazmış.
    Sen belki Otomatik Portakal ı okumuşsundur (okumadıysan mağarandan çık biraz hava al, dışarıda yaşayan insanlara gözucuyla bir bak, sonra git kitabı al ve oku) Orada da enteresan bir sosyal yapıdan bahsediyordu evet haklısın. Beğendiysen buna da bir göz gezdir. Zaten o seni sarar sarmalar kasar bir günde de bitirirsin.
    Unutmadan. Arada kimliğini bir kenara bırak sevgili okur. Starbucks ta “qanqalarla qahve qeyfi” yaparken baristaya farklı bir isim söylemekle başlayabilirsin. Bu ayıp değil. Biraz uzaklaş öyle bak olaya. Üzerinde yıldızlar payeler olmadan nasıl bir şeyle karşılaşacağını gör. Cuma akşamının da tadını çıkar.