Lale
Lâle çiçeği Avrupa'ya Türkiyeden gitmiştir. Bu bir beyaz lale idi ve adı da "Dülbent" lâle idi. Fransızca lâlenin ismi olan "tulipe" bu tülbent isminden bozmadır.
Çoğu insan uluslararası savaşın ortadan kalkmasının zengin Batı Avrupa demokrasilerine özgü olduğunu düşünüyor, ama aslında barış Avrupa'ya dünyanın öbür bölgelerinden daha sonra geldi.
Reklam
Avrupa'da mesleği bütün neşesini alıp tükettiği için,yaptığı işin sonucunda onu keyiflendirecek tek bir meyve, tek bir yaprak bile ortaya çıkmadığı için işinde keyif nedir bilmeyen, yüzü kül gibi solmuş Papalagi'lerin(beyaz insanlar)sayısı bizim adalarımızdaki palmiyelerden çok daha fazladır.
Popüler kültürün keşfi, daha çok Avrupa' nın periferisi olarak adlandırılabilecek ülkelerde,öte yandan tek tek ulusların periferisinde gerceklesmistir.
Benim takke niyetiyle kafama taktığım şapka, Avrupa ve Amerika'da zaten kullanılan bir aksesuarmış.
Batı'da olduğu gibi özerkliklerini kalıtsal haklarla pekiştirmemiş de olsalar, lonca benzeri bürolarda uzun yıllar uzmanlık eğitimi aldıklarından Osmanlı bürokratları, grup dayanışmasına nadiren bağışıklık gösterebildiler. Faaliyetlerinin gerekçesi ve meşrutiyeti, padişahın keyfine, kendi uzmanlıklarına ve son kertede de gelenekten ziyade "din ve devlet" in çıkarlarına dayanıyordu. Bürokratlar sonraki sultanların, Fatih Mehmed ve Birinci Süleyman'ın kurduğu yerleşik Osmanlı devlet geleneğine kendilerince aykırı gördükleri eylemlerini eleştirdiler..
Sayfa 85 - Kronik KitapKitabı okuyor
Reklam
Patrimonyal bürokrasinin temel özellikleri kendi kişisel patrimonyal vasfından doğar. Weber'e göre. patrimonyal devletin kapı hakkı özellikleri, 19. yüzyıla kadar "garip bir ölçüde... Türk sarayında" muhafaza edilmişti..
Sayfa 85 - Kronik KitapKitabı okuyor
Patrimonyal bir hükümdarın emrindeki ordu ve bürokratlar, patrimonyal kapı halkı örneğindeki gibi yalnızca, hükümdarın taleplerini karşılamak üzere seçilir ve örgütlenir. Hükümet daireleri tamamen kişisel bir faaliyet doğrultusunda örgütlenir ve muhafaza edilir. Hükümdara gösterilen sadakat, memurların seçilmesinde göz önünde tutulan bütün diğer mülahazaların üstünde yer alır. Bu nedenle memurlar hükümdarın kişisel hizmetkârları arasından seçilir ve mesleki eğitim ve uzmanlaşma her zaman gerekli ön koşul sayılmaz. Terfiler objektif kurallara değil, hükümdarın teveccühüne ve keyfi tercihine bağlıdır. Hükümdar kalıtsal hizmet güvencesi vermeden, memurların iktisadi bedelinin ödenmesini bütünüyle kendi buyruğunun konusu yapar..
Sayfa 84 - Kronik KitapKitabı okuyor
Kısaca, Osmanlı devleti İslam tarihinin en başarılı statü toplumlarından biri olarak bilinmekteyse de saf patrimonyalizme ulaşma konusunda yine de başarılı olamamış görünmektedir..
Sayfa 83 - Kronik KitapKitabı okuyor
Osmanlı İmparatorluğu'nda hukuk, teorik olarak, Weber'in terminolojisiyle "hükümdarın kişisel iradesi" ya da "son kertede bütünüyle hükümdarın ihsanlarından türeyen bireysel ayrıcalıklar ve sübjektif haklardan ibaret" idi. Bununla birlikte devletin kurucu sultanları olan Fatih Mehmed ve Kanuni Süleyman'ın bizzat bürokratlar tarafından formüle edilen kanunnamelerindeki hükümlerin, değiştirilemez temel kurallar veya Weber'in deyimiyle "kısıtlayıcı gelenekler" olması istendi..
Sayfa 79 - Kronik KitapKitabı okuyor
Reklam
Avrupa'da "Türkler'in yenilmez" olduğu anlayışını doğurdu. Din adamları Türkler'in, işlenilen günahlar sebebiyle Allah tarafından gönderilmiş bir ceza, Tanrı'nın gazabı veya lanetli olduğunu söylüyorlardı. Osmanlılar, Tanrı'nın kırbacıydı.
Merkeziyetçi iktidar zayıfladığı ve piyasaya güçleri üzerindeki denetimini kaybettiğinde, ekonomik ve toplumsal güçler mevcut düzenlemelere yan çizmek ve toplumsal sınıfları biçimlendirmek üzere tamamen serbest kalırdı. Aslında patrimonyal devletlerde çatışma daima mevcuttur, dolayısıyla bir hükümdarın gerçekten saf bir patromonyalizm ve mükemmel bir statü toplumu yaratmayı asla başaramayacağına hükmedilebilir..
Sayfa 78 - Kronik KitapKitabı okuyor
Osmanlı merkeziyetçi imparatorluğunun büyük kurucusu Fatih Mehmed, kanunnamesinin ve hükümetinin olduğu kadar, mimarisi ve edebiyatı dâhil "saray" kültürünün de yansıttığı üzere belirgin biçimde İran geleneğine bağlı kalmıştı. En sevdiği oğlu Cem'e eski İran'daki efsanevi kralın adını vermesi tesadüf değildi..
Sayfa 73 - Kronik KitapKitabı okuyor
Köklü değişiklik Fatih Mehmed'in hükümranlığında gerçekleşti. Fatih Mehmed Çandarlıları iktidardan uzaklaştırdı ve yetki devrettiği tek grup sarayındaki verasetten yoksun köleleri oldu. Bu değişim, kişiye ait nökerlerin yerini şahıslara bağlı olmayan hizmetkârlar topluluğunun aldığını ifade ediyordu. Bunlarda yetkili kılınmanın tek ölçütünün hükümdara sadakat oluşturuyordu ve toplumdaki mevkileri bir dizi kanunla belirlenmişti..
Sayfa 73 - Kronik KitapKitabı okuyor
"Osmanlı" Osman'ın soyundan gelenleri ve önderin yani "Osman"ın devletinin iktidarını ifade ediyordu..
Sayfa 72 - Kronik KitapKitabı okuyor
1.500 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.