Giriş Yap
Düşünüyor Güler... Üniversiteyi bitirsem... Hatta Avrupa'ya gitsem, okusam, sonunda evlenecek değil miyim? Sonunda bir erkeğin karısı olmayacak mıyım? Benim daha çok okumam, belki daha yüksek mevkilerde bir adamla evlenmemi sağlar. Ama sevmediği biriyle evlenemez ya. Güler de sevdiği adamı bulduğuna göre, onu kaybetmemek için yapamayacağı, feda edemeyeceği bir şeyi yoktu. Tabii çamaşır yıkar, ütü yapar, yemek pişirirdi. Her kadın yapıyordu bunu. Tabii yapmayanlar da vardı. Ama onlar, birtakım imkânları olduğu için sanki daha mı mesuttular? Saadetin başı sağlık değil miydi? İşte Fuat gittiği için, birtakım kuruntulardan dolayı gittiği için Güler bedbahttı. Şimdi ona dünyanın hazinesini verseler mesut olamazdı.
Reklam
Batılılaşma bir tercih meselesi değil, bir ölüm kalım meselesiydi. 1912’de Ahmet Muhtar “ Ya Batılaşırız, ya mahvoluruz” diye yazıyordu. Bu görüşün en sarsılmaz savunucusu görüşlerini şu üç cümlede özetleyen Abdullah Cevdet idi: “ Bir ikinci medeniyet yoktur; medeniyet Avrupa medeniyetidir, bunu gülü ve dikeni ile almak zorundayız. Ödünç almak anlamsız, taklit etmek ise yüzeysel tehlikeliydi. Tek çıkış Avrupa uygarlığını topyekün kabul etmekti, yani Türkiye’nin uygar Avrupa’nın bir parçası olarak onunla bütünleşmeseydi.
Modern Türkiye'nin Doğuşu, Bernard LewisSayfa 319 - Arkadaş yayınları
Hem bunu biliniz ki yirmi otuz sene evvel bir gazetede gördüm ki İngilizlerin bir müstemlekat nâzırı demiş: "Bu Kur'an, Müslümanların elinde varken biz onlara hakiki hâkim olamayız. Bunun kaldırılmasına ve çürütülmesine çalışmalıyız." İşte bu kâfir muannidin bu sözü, otuz senedir nazarımı Avrupa feylesoflarına çevirmiş olduğundan nefsimden sonra onlar ile uğraşıyorum.
Muhatabım Ziya Paşa değil, Avrupa meftunlarıdır. Mütekellim nefsim değil, tilmiz-i Kur'an namına kalbimdir. Geçen sözler hakikattir, sakın şaşma, hududundan hazer aşma, Ecanib fikrine sapma, dalalettir kulak asma, eder elbet seni nâdim. Görürsün en ziyadarın, zekâvette alemdarın, O hayretten der daim: "Eyvah, kimden kime şekva edeyim, ben dahi şaştım!" Kur'an dedirtir ben de derim, hiç de çekinmem. Ondan ona şekva ederim, sen gibi şaşmam. Hak'tan Hakk'a feryat ederim, sen gibi aşmam. Yerden göğe dava ederim, sen gibi kaçmam. Ki Kur'an'da hep dava nurdan nuradır, sen gibi caymam. Kur'an'dadır hak hikmet, ispat ederim, muhalif felsefeyi beş para saymam. Furkan'dadır elmas hakikat, dercan ederim, sen gibi satmam. Halktan Hakk'a seyran ederim, sen gibi sapmam. Dikenli yolda tayran ederim, sen gibi basmam. Ferşten arşa şükran ederim, sen gibi asmam. Mevte, ecele dost bakarım, sen gibi korkmam. Kabre gülerekten girerim, sen gibi ürkmem. Ejder ağzı, vahşet yatağı, hiçlik boğazı; sen gibi görmem. Ahbaba kavuşturur beni, kabirden darılmam, sen gibi kızmam. Rahmet kapısı, nur kapısı, hak kapısı, ondan sıkılmam, geri çekilmem. Bismillah diyerek çalıyorum arkama bakmam, dehşet de almam. Elhamdülillah diyerek rahat bulup yatacağım, zahmeti çekmem, vahşette kalmam. Allahu ekber diyerek ezan-ı haşri işitip kalkacağım (Hâşiye-2) mahşer-i ekberden çekinmem, mescid-i a'zamdan çekilmem. Lütf-u Yezdan, nur-u Kur'an, feyz-i iman sayesinde hiç üzülmem. Durmayıp koşacağım, arş-ı Rahman zılline uçacağım, sen gibi şaşmam inşâallah. Sözler
Reklam
Risale-i Nur'un her bir cüzü, bir âyet-i Kur'aniyenin hakikatini tefsir eder ve hususan erkân-ı imaniyeye dair âyetleri öyle vuzuhla tefsir eder ki Avrupa feylesoflarının bin seneden beri Kur'an aleyhinde hazırladıkları hücum planlarını ve esaslarını bozuyor.
Reklam
2
1000
10bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42