Tayfun R. Aras, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okuyor

Avrupa'da zenginler, kibarca zengin değil gibi yaparlar... Uygarlık budur. Bence kültürlü ve uygar olmak da herkesin birbiriyle eşit ve özgür olması değil, herkesin diğerleriyle eşit ve özgürmüş gibi davranmasıdır. O zaman kimsenin suçluluk duymasına gerek kalmaz.

Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Sayfa 228 - Yapı Kredi Yayınları)Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Sayfa 228 - Yapı Kredi Yayınları)
AHMET BEKDEMİR, Sevdalinka'yı inceledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · 9/10 puan

Öncelikle kitaba başlama sebebim kitabın ismi idi.Çok güzel değil mi,SEVDALİNKA.Daha sonra merak edip baktım,anlamı nedir diye.Şimdi sizinle paylaşıyorum.;-)

(SEVDALİNKA:Bosna-Hersek'te gelenekçil bir müzik tarzıdır.Sevdah kelimesi ise genellikle (Türkçe: Sevda) Boşnak geleneği ve folkloru için kullanılır, çoğunlukla aşk duygularının veya derin, dindirilemeyen (bir kişiye, şehre ya da yöreye karşı duyulan) tutkunun yarattığı ağır ve melankolik duyguları anlatır.)
Eminim bir daha unutmayacaksınız.:-)
Kitabın sayfalarını çevirdikçe, sırpların milliyetçilikle ırkçılığı nasıl en vahşi bir şekilde karıştırdığına şahit oluyorsunuz akıcı üslupla.Kendi ırklarından ve kendilerine benzeyen insanları sırf -Müslüman- oldukları için nasıl hor gördüklerini, işkence ettiklerini, dört yaşında ki bir kız çocuğuna bile tecavüz etmekten çekinmediklerini okuyup duruyorsunuz, okudukça sinirleniyorsunuz, moraliniz bozuluyor, gözleriniz doluyor. Kimsenin kimseye baskı uygulamadığı, saldırmadığı bir dönem de sırpların ezilen halk duygusu sömürüsü ile üç neslin katili, tecavüzcüsü, Hitleri olduğuna, diğer Avrupa Ülkelerinin bu katliamlara sessiz kalmasına Ayşe Kulin ile bir daha şahit oluyorsunuz.Savaşla beslenen, savaşa sıcak gözle bakan insanların gözüne gözüne sokacaksın böyle kitapları."Savaştan kime hayır geldi ki sana gelsin?" diye soracaksın.Kitabın en beğendiğim yerlerinden biri de okuyucu birden kendini; 1993 yılında değil Ban Kulin(1180- 1204) zamanın da buluyor.Nimeta'nın Hırvat asıllı yasak aşkı Stejo'nun Müslümanlar için, sevdiği kadın için çırpınması kitabın diğer güzel ayrıntılarından sadece biri idi.Sırpların Boşnakları, "Türk piçi" olarak görmeleri Türklere kinlerinin ne boyutta olduğunu bir kez daha belli ediyor.Aslında 1992-1995'de yaşananlar bir Savaş değildi.Tamamen büyük sırbıstan cumhuriyeti kurulması için yapılan soykırımlardı.Ufacık bebeklerin boğazlarının kesilmesi, nehirlere ve duvarlara atılması, bir kadına dokuz kişiden fazla tecavüz etmesi, hatta bunu yapacak özel bir teşkilat kurulması, her yaştan erkeği ormanlara götürüp açtıkları çukurların başında kurşuna dizmek ne savaş ahlakına uyar ne de insanlığa.
Kitabı bitirdikten sonra,içimde inanılmaz bir öfke birikti.Düşündüm durdum öylece.Ne büyük acılar çekmiş GÜZEL BOSNA dedim.Ah BOSNA,canımız BOSNA...

Dengbej, bir alıntı ekledi.
 6 saat önce

Fanon'u keşfedip Avrupalılara ilk tanıtan Jean Paul Sartre'dır. Fakat onu tam anlamıyla ilk olarak Dr. Şeriati 1962 yılında, Avrupa'daki İran'lı öğrencilerin yayınladıkları bir dergide incelemiştir. Cezayir Devrimi'ne getirdiği derin sosyolojik ve psikolojik çözümlemeler nedeniyle, Fanon'un Yeryüzünün Lanetlileri isimli eserini, İran'ın değişmesi için mücadele edenlere sunulmuş değerli bir armağan olarak nitelendirir. Şeriati, Fanon'un daha önce hemen hemen hiç bilinmeyen belirli teorilerini geliştirip, kitaplarında ulaştığı bazı sonuçları Farsça'ya çevirerek; Fanon'un düşünce ve yaklaşım tarzının -kendisinin de bir parçası olduğu- İran halk hareketine yansımasını sağlamıştır. Zamanla, Fanon'un etkisiyle, konuşmalarında ve yazılarında şu tür ifadeler görülmeye başlamıştır:

Gelin dostlar Avrupa'yı terkedelim; onu maymunca taklid etmekten vazgeçelim. Durup dinlenmeden insanlıktan söz eden, ama nerede insanlara rastlarsa onların kökünü kurutmaya kalkışan bu Avrupa'yı kendi kaderiyle başbaşa bırakalım.

İslam Sosyolojisi Üzerine, Ali Şeriatiİslam Sosyolojisi Üzerine, Ali Şeriati
Dervişmisali, bir alıntı ekledi.
 16 saat önce

Adam patlasın mı cehaletten? :)
Bir haftaya kadar Avrupa'ya gidiyorum.
Niçin canım?
Niçin olacak? Burada kalıp cehaletten patlayayım mi? Tahsile gidiyorum?

Efruz Bey, Ömer SeyfettinEfruz Bey, Ömer Seyfettin

İsmi ve kapak grafikleri parlak olmasına rağmen, içindekilerin pek sönük olduğu bir kitaptır. Verdiği bilgiler, yarattığı beklentinin çok altında. Üstelik kaynakların kopyası denebilecek kadar da yüzeysel bir iş. Ülkelerin hepsinin tek tek bilgileri verilmiş, fakat bu kadar sığ olan bilgileri Vikipedi'de bile bulmak mümkün. Paranıza yazık olmasın.

Ramazan Turan, bir alıntı ekledi.
18 saat önce

Malûmdur ki, insan sevmediği ve istiskal(hoşlanmama) ettiği adamların nazarından sıkılır, müteessir(etkilenmek) olur. Elbette açık saçıklık kıyafetine giren güzel bir kadın, bakmasına hoşlandığı nâmahrem erkeklerden onda iki üçü varsa, yedi sekizinden istiskal(hoşlanmama, yüz vermeme) eder. Hem tefahhuş(fuhuşa girme) ve tefessüh(bozulmak -ahlak yönünden) etmeyen bir güzel kadın, nazik ve serîütteessür(çabuk üzülen) olduğundan, maddeten tesiri tecrübe edilen, belki semlendiren(zehirleyen) pis nazarlardan elbette sıkılır. Hattâ işitiyoruz, açık saçıklık yeri olan Avrupa'da çok kadınlar, bu dikkat-i nazardan sıkılarak, "Bu alçaklar bizi göz hapsine alıp sıkıyorlar" diye polislere şekvâ(şikayet) ediyorlar. Demek, medeniyetin ref-i tesettürü(tesettürün kaldırılması) hilâf-ı fıtrattır(yaratılışa ters). Kur'ân'ın tesettür emri fıtrî olmakla beraber, o maden-i şefkat(şefkat kaynağı) ve kıymettar(kıymetli) birer refika-i ebediye(sonsuz hayatta hayat arkadaşı olacak kadın) olabilen kadınları, tesettür ile sukuttan, zilletten ve mânevî esaretten ve sefaletten kurtarıyor.

İman ve Küfür Muvazeneleri, Bediüzzaman Said Nursîİman ve Küfür Muvazeneleri, Bediüzzaman Said Nursî

ÖLÜM VE ÖZGÜRLÜK
ÖLÜM VE ÖZGÜRLÜK
Belki de yaşadıkları kasvetli derin duygular olmasaydı, böylesine kuvvetli kalemleri, şiddetli söylemleri, sarsıcı duyarlılıkları olmazdı.Dünyaya, acılarını, öfkelerini ,isteklerini, hayal kırıklıklarını şiirsel bir dille haykırarak özgürleştiler, ölümü seçtiler. Kurguladıkları romanlar gibi kendi yaşamlarının sonunu da kendileri belirlediler.
1. Ernest Hemingway
ABD’li ünlü yazar Hemingway ambulans şoförü olarak savaşa katıldı. 1918’de çok yakınına düşen bir top sebebiyle ağır yaralandı. Yardım etmeye çalıştığı İtalyan askerlerinden birisi ölürken diğeri bacaklarını kaybetti. Başka bir İtalyan askerini taşırken de bacaklarından yaralandı. Tedavi gördüğü hastanede hemşire Agnes von Kurawsky’e aşık oldu. Evlenmeyi düşündüğü hemşire onu terk etti. 1931 yılında yazarın babası intihar etti.
1944 yılında 2. Dünya Savaşı sırasında Amerikan güçleriyle birlikte savaşta aktif görev aldı. Bu nedenle daha sonra askeri mahkemede yargılandı. Son yıllarında yazarın ruhsal sağlığı kötüye gitti. Eşi Hemingway’i elinde silahla evin mutfağında bulunca hastaneye kaldırdı. Sanatçı kaldırıldığı hastanede elektro şok tedavisi gördü. Hastaneden çıktıktan iki gün sonra 1961’de kendini av silahıyla vurarak hayatına sonlandırdı.
2. Franz Kafka
Yahudi bir ailenin çocuğu olarak 1883 yılında Prag’da dünyaya gelen Kafka, ailesinin altı çocuğundan ilkidir. İki erkek kardeşi daha bebekken ölen yazarın 3 kız kardeşi de Nazi’lerin toplama kampında öldüğü düşünülmektedir. Kötü bir çocukluk dönemi geçiren Kafka babasıyla hiç anlaşamadı ve ona karşı hep nefret duydu. Dönüşüm kitabındaysa böcek olarak tasvir ettiği kişi kendisidir çünkü kendisini babasının gözünde hep böcek kadar değeri olduğunu düşündü.
Yahudi olduğu için Almanlar tarafından, Almanca konuştuğu için de Çekler tarafından sevilmedi. 1917 yılının Ağustos ayında Kafka’nın ağzından kan geldi ve akciğer kanseri teşhisi konuldu. 1918 yılının sonbaharındaysa İspanyol gribine yakalandı ve haftalarca acı çekti. 1924 yılında gırtlağına kadar ilerleyen kanser sebebiyle konuşma yetisini kaybetti. Yemek yerken ve su içerken bile dayanılmaz acılar çekti. Yazar 3 Haziran 1924 yılında kalp yetmezliğinden hayatını kaybettiğinde 40 yaşındaydı.
3-Edgar Allan Poe
ABD’li şair ve yazar Edgar Allan Poe gotik edebiyatın öncülerindendir. 1809 yılında dünyaya geldikten 1 yıl sonra Poe’nun babası evi terk etti. Bir yıl sonra da annesi veremden öldü. Daha sonra Virginia’da bulunan zengin bir tüccar olan John Allen’ın yanına verildi. Virginia Üniversitesi’nde okuduğu zamanlarda yaptığı kumar borcu sebebiyle manevi babasıyla arası açıldı.
1831 yılında Baltimore’da yaşayan halası, kuzeni ve abisinin yanına taşındı. Baltimore’a yerleştikten kısa bir süre sonra, alkolik olan ve ağır hastalıklar geçiren abisi hayatını kaybetti. 1835’te kuzeni Virginia Clemm ile evlendi. 1842 yılında karısı Virginia’nın tüberküloz olduğunu öğrenince kendisini tamamen alkole verdi. 1847 Virginia’nın ölümü yazarı iyice yıktı.
Poe, 3 Ekim 1849 yılında ismi Ryan’s Inn olan bir meyhanede kendinden geçmiş bir şekilde bulundu. Hastaneye kaldırıldıktan 4 gün sonra hayata gözlerini yumdu. Öldüğünde 40 yaşında olan Poe’nun cenazesine sadece 4 kişi katıldı.
3. Nikolay Vasilyeviç Gogol (1809-1852)
Ukrayna asıllı Rus yazar 1828 yılında Petersburg’a gider. orada geçinemeyince Almanya’ya gitme kararı aldı. Almanya’da da ancak parası bitene kadar kalabilen yazar tekrar Petersburg’a dönerek düşük maaşlı bir işe başladı.
Yazdığı Müfettiş isimli, bürokrasiyle dalga geçtiği eseriyle büyük tepki topladı ve Rusya’dan ayrılmak zorunda kaldı. En çok saygı duyduğu ve onun eleştirileri olmadan yazamam dediği Puşkin’in tavsiyesiyle Ölü Canlar romanını yazmaya başladı. Roma’da Ölü Canlar’ı yazarken Puşkin’in ölüm haberini aldı. O güne kadar Puşkin’in yorumunu almadan bir şey yazmayan Gogol için bu haber büyük bir yıkım oldu. Gogol Ölü Canlar romanını ve Palto hikayesini yayınlandıktan sonra soylu kesimin tepkisini topladı. Rus insanını aşağılamakla ve halkına ihanetle suçlandı. Bu suçlamalar yazarın ruhsal sağlığını iyice bozdu.
Gogol Ölü Canların ikinci bölümünü de yazdı. Fakat 1852 yılında el yazmalarını ateşe atarak yok etti. Bu olaydan 10 gün sonra da yaşamını yitirdi.
4. Fyodor Dostoyevski
Hasta bir anne ve sarhoş bir babanın çocuğu olan Dostoyevski 11 Kasım 1821 yılında dünyaya geldi. Annesini ölümünden sonra Petersburg’a yerleşen sanatçı daha sonra babasını ölüm haberini aldı. 1846 yılında çıkan ilk kitabı İnsancıklar ve ardından yazdığı kitaplarla beklediği başarıya ulaşamayan yazarın umudu kırıldı ve politikayla ilgilenmeye başladı. 1849 yılında devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiası ile tutuklanarak hapse atıldı. 10 yıl hapiste yattıktan sonra tam kurşuna dizilmek üzereydi ki, son anda affedildi. Cezası dört yıl kürek, dört yıl da adî hapse dönüştürüldü. Cezasını çekmek üzere Sibirya’ya gönderildi.
Cezalarını çektikten bir süre sonra Avrupa seyahatine çıktı. Sara nöbetleri ve kumar bağımlılığı yüzünden maddi açıdan darlığa düştü. Bu dönemde Yeraltından Notlar (1864) ve Suç ve Ceza (1866) gibi eserlerini yazdı. Sibirya’da evlendiği eşinin ölümünden sonra sekreteriyle evlendi. Yeniden borçlandı ve kumarhanelerde gezmeye başladı. Kızının ölümünün ardından büyük bir sarsıntı geçirdi. Karamazov Kardeşler adlı yapıtını üç yılda bitiren Dostoyevski, ciğer kanaması sebebiyle yatağa düştü ve 28 Ocak 1881 tarihinde öldü.
5-Yazamamanın Getirdiği Ölüm Hali: Virginia Woolf (1882-1941)
Mrs. Dalloway, Deniz Feneri, Orlando, Jacob’un Odası, Dalgalar romanlarının da olduğu çok sayıda çalışmaya imza atan Woolf, II. Dünya Savaşı’nın yarattığı kasvet, üretkenlik yoksunluğu gibi nedenlerle ruhsal bunalıma girdi ve 28 Mart 1941’de Ouse Nehri’ne ceplerine taş doldurarak atlayarak ve intihar etti.
6-Ölüm Korkusuna Yenilmek: Cesare Pavese (1908-1950)
Kadınlarla olan sorunlu ilişkisi ve ölüm saplantısı ile tanınan Pavese, yazarlık serüveni boyunca şiir ve romanın yanı sıra Amerikan Edebiyatı’ndan İtalyancaya yaptığı çevirilerle adından söz ettirdi. Mussolini iktidarına karşı yazıları nedeniyle hapis yatan Pavese, 1950 yılında günlüğüne “Artık sabahı da kaplıyor acı” diye not düşerek Torino’daki bir otel odasında çok sayıda uyku hapı içerek yaşamına son verdi.
7-Dostuna Elveda Ederek Ölüm: Sergei Yesenin (1895-1925
Mayakovski’nin izinden giderek 1917 Ekim Devrimi’nin ateşli savunucuları arasında yer alan Yesenin, Ekim Devrimi ardından rejime yönelik eleştirileri nedeniyle sansüre uğradı. İçkiye olan bağımlılığı ve kadınlarla olan sorunlu ilişkisi nedeniyle psikiyatri tedavisi görmek için bir aylığına akıl hastanesinde kaldı. Noel için hastaneden çıkarılan Yesenin, 27 Aralık 1925’te Moskova’daki İngiltere Oteli’nde odasında kendini asarak intihar etti. Cesedinin yanında, intiharından bir gün önce bileklerini kesip kendi kanıyla Mayakovski’ye yazdığı veda şiiri bulundu:
8-Devrim Yorgunu Bir Şair: Vladimir Vladimiroviç Mayakovski (1893-1930)
1917 Ekim Devrimi’nin şairi olarak tanınan Mayakovski, Rus Devrimi’nin sanat alanındaki yansıması olan “Futurizm Akımı”nın öncüllerindendir. Nazım Hikmet’in şiirine de önemli izler bırakan Mayokovski, insanların devrim idealleri karşısındaki inançsızlığı ve umutsuz aşkları nedeniyle 14 Nisan 1930’da Moskova’da intihar etmiştir.
9-Fars Topraklarında Kafka Haleti Ruhiyesi: Sâdık Hidâyet (1903-1951)
İran Edebiyatı’nın “Kafka”sı olarak tanınan Sadık Hidayet, başta Kör Baykuş olmak üzere düz yazı ve kısa hikâyeleriyle tanınır. Yazarlık serüveni boyunca gerek şah yönetimi gerekse Şii ulema tarafından pek sevilmeyen Hidayet’in eserlerinde melankoli, umutsuzluk ve mistisizm hakimdir. Yazar, 23 yıl önce ilk intihar denemesini gerçekleştirdiği Paris’te, 9 Nisan 1951’de yaşadığı dairede havagazını açarak yaşamına son vermiştir.
10-Savaşın Getirdiği Karamsarlık ve Ölüm: Stefan Zweig (1881-1942)
Unutulmaz biyografilerin yazarı olan tanınan Stefan Zweig, hümanist, savaş karşıtı düşünceleriyle II. Dünya Savaşı öncesinde Avrupa’da adından söz ettirmişti. Zweig, gerek Yahudi kimliği gerekse düşünceleri nedeniyle 1930’lu yılların ikinci yarısından itibaren Nazi rejiminin hedeflerinden biri oldu. II. Dünya Savaşı sırasında konferans vermek için gittiği Brezilya’ya yerleşen Zweig; Virginia Woolf, Walter Benjamin gibi II. Dünya Savaşı’nın yarattığı umutsuzluk ortamından etkilenerek 22 Şubat 1942’de Rio de Janeiro’da, karısı Lotte ile birlikte intihar ederek hayatına son verdi.
11-Auschwitz’ten Yaralı Bir Yürek: Primo Levi (1919-1987)
Yahudi asıllı İtalyan yazar Primo Levi’nın eserleri, II. Dünya Savaşı sırasında anti-faşist mücadeleye katılması ardından esir düşmesinin ve Auschwitz Toplama Kampı’nda yaşadığı tutsaklık günlerinin izlerini taşır. Yazarın en önemli kitabı olan “Bunlar da mı insan?”da Levi, Auschwitz’te yaşadıklarını ve “eve dönüş” hikâyesini anlatır. Savaşta yaşadıklarının ardından Tanrı inancını kaybettiğini belirten Levi, 11 Nisan 1987’de 68 yaşında evinin merdiven boşluğuna kendini bırakarak intihar eder.
15-Sıkıştırılmışlığın Getirdiği Ölüm: Walter Benjamin (1892-1940)
20. yüzyılın en önemli düşünce akımlarından Frankfurt Okulu’nun temsilcileri arasında yer alan Walter Benjamin, Marksist kültür anlayışının yanı sıra Yahudi kökenleri nedeniyle Nazi Rejimi’nin hedefi olmuştur. Naziler tarafından Paris’e sürgün edilen Benjamin, Almanların Fransa’yı işgal etmesi ardından Gestopu’nun Paris’teki evini basması üzerine 1940’da İspanya’nın Fransa sınırındaki Portbou kentine kaçmış, burada polis tarafından Gestapo’ya teslim edileceğini öğrenince aşırı derecede morfin alarak yaşamını sona erdirmiştir.
16-Annesinin Kaderinden Kaçan Yazar: Beşir Fuat (1852-1887)
Askerlik kariyerini yarıda bırakarak düşünce dünyasına atılan Beşir Fuat, geç Osmanlı düşünce dünyasının önemli simalarından biridir. Namık Kemal gibi döneminin önemli aydınlarıyla sert polemiklere giren Fuat, Osmanlı’da pozivitizm ve materyalizmin tanıtılmasına önemli katkılarda bulundu. Sinir hastalıklarından mustarip annesinin kaderini paylaşmak istemeyen Fuat, bileklerini keserek intihar etmekle kalmamış, ölümü sırasında hissetiklerini yazıya dökerek tasvir etmiştir.
17. Sylvia Plath (1932-1963)
ABD'li şâir ve yazar Sylvia Plath, kısa ömrü boyunca mental rahatsızlıklarla boğuştu. Davranışları çevresi tarafından irrasyonel ve umursamaz olarak görüldü. Hayatı boyunca antidepresanlar kullanması gerekti.
Plath, hayatı boyunca ileri derecede bipolar bozuklukla yaşadı. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bunun neticesinde akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den iyi bir derece ile mezun oldu.
1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olacak şekilde bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.

18-Nilgün Marmara (1958-1987)
"Hayatın neresinden dönülse kârdır..."
Nilgün Marmara, Türk şiirinin genç ve yetenekli kadın şâirlerindendi. Eğitimini, Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde tamamladı.
Listede de yer alan Sylvia Plath üzerine tez yazmıştı ve 13 Ekim 1987'de 29 yaşındayken o da intihar etti.
19-Yaşamın Ucuna Yolculuk Eden Yazar: Tezer Özlü (1943-1986)
Kafka ve Pavese’in izlerini taşıyan eserlerinde genellikle varoluş ve yabancılaşma temalarını işleyen Özlü, Türkiye ve yurt dışındaki yaşamında çeşitli defalar intiharı denemiş ve psikiyatrik tedavi görmüştür. Göğüs kanseri nedeniyle yaşama veda eden Özlü, intiharın kıyısında dolaşan ruh hali ile bilinir. Özlü, bu özeliğini kitaplarına da taşıdığı için bu listede yer almaktadır.
“Yaşamın Ucuna Yolculuk” adlı romanında şöyle der: “Bir yüksekliğin, bir başıma olduğum bir yüksekliğin en ucundayım. İnemiyorum. Yaşayamıyorum. Ölemiyorum.

Mehmet ÇEVİK, bir alıntı ekledi.
19 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Ama ne var ki, XIX. yy başlarında Osmanlı İmparatorluğu halkının içinden fakir birinin güç, şeref ve zenginliğe sahip olma olasılığı, devrim sonrası Fransa dahil olmak üzere herhangi bir Hıristiyan Avrupa devletindekinden çok daha yüksekti.

Ortadoğu, Bernard Lewis (Sayfa 268)Ortadoğu, Bernard Lewis (Sayfa 268)
Yağmur., bir alıntı ekledi.
19 saat önce · Kitabı okudu

Uçakların icadı Zweig'ın neslini çok heyecanlandırmış, dünyada savaşların sonunun geldiğine inandırmıştı. Uçaklar havadan uçtuğuna göre sınır falan tanımazdı ki. Dolayısıyla sınırlar yok olacak, barış gelecekti.
Ama o nesil birkaç yıl sonra gökten bomba yağdırarak Avrupa'yı yıktığını görmenin şokunu yaşamıştı. Entelektüel iyimserliğe karşı, politik gerçek.

Serenad, Zülfü Livaneli (Sayfa 430 - Doğan Kitap)Serenad, Zülfü Livaneli (Sayfa 430 - Doğan Kitap)
Yusuf Çorakcı, Babalar ve Oğullar'ı inceledi.
20 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Rus edebiyatında Dostoyevski ve Tolstoy kadar öne çıkmasa da önemli bir yere sahip olan Ivan Sergeyeviç Turgenyev'in başlıca eserlerinden Babalar ve Oğullar, merakla okuduğum ve farklı bakış açıları bulduğum bir kitap oldu benim için. Kendisi üst sınıf diyeceğimiz bir toplum kesiminde yer alan yazar, gerçekten yer aldığı kesimi oldukça güzel anlatmış. Rus edebiyatı dendiğinde ilk akla gelen isimlerden biri olmasa da, bu kitap oldukça önemli bir yere sahip olmalı bana göre. Oldukça sevdiğim bir edebiyat türünden olan bu eseri geç kalmadan okumak istedim, Rus yazıyorsa iyi iş çıkıyor genelde. Dilinin kısmen sade ve sürükleyici olduğunu söyleyebilirim, detaylar çok olmasa da yerinde verilmiş. Okurken yazıldığı dönemi ve ortamı hissettiren yer yer coşkulu bir anlatım var. İstense daha fazla uzayabilirmiş kitap ancak yazar fazla sıkmak istememiş olabilir okuru, bazı mevzular mozzarella peyniri gibi uzayacak derken bıçak gibi kesiliyor. Klasik Rus edebiyatı işte dedirten bir yapı olduğunu söylemek mümkün görünüyor. Hikayede Arkadiy adında ılımlı bir genç ile Bazarov isminde çıkıntı bir arkadaşının babalarıyla ve çevrelerinde olup bitenleri okuyoruz. Bazarov kitabın ana karakteri ve kendini nihilist olarak tanımlayan idealist bir genç. Arkadiy kendisine oldukça bağlı ve büyük saygı duymaktadır, çünkü düşünce yapısı ters olmasına rağmen onu etkilemektedir. Bazarov, Arkadiy'in amcası olan Pavel Petroviç ile hiç anlaşamaz her tartışma bir kavgaya dönüşür, çünkü aralarında hem büyük görüş ayrılıkları hem de kuşak çatışması vardır. Aslında yazar bizlere kuşak çatışması, kadınlarla olan vasat ilişkiler, nihilizm, Alman, İngiliz ve Fransız hayranlığı ve Panslavizm hakkında birçok eleştiri sunuyor. Aristokrasinin düştüğü durumu anlatırken nihilizmden bir yol olmayacağını ve Avrupa özentiliğinin insanları ne hale geldiğini görebiliriyoruz. Bazarov'u sevenleriniz çıkacaktır muhakkak ancak Turgenyev karakterleri yazarken iyi ve kötü yönlerini dengeli bir şekilde analiz ediyor. Yazıldığı tarih 1861, yani Çarlık Rusya'sı ve köleliğin geçerli olduğu zamanı göz önüne aldığımızda, köylülerin özgür olma arzusu içten içe hissediliyor. Zaten toprak sahiplerinin köylülere söz geçirememesi sıkça vurgulanıyor. Okurken ben biraz Osmanlı toplumuna benzettim, çünkü benzer sorunlar o yıllarda bizim topraklarda da mevcuttu. Eserin sonu öyle çok güzel bitiyor diyemem, bazılarında muradına erme durumu görünse de pek de öyle değil izlenimi aldım. Aşırı eleştirel yapısı ve Bazarov'un tepki alması kitaba yasak getirmiş midir merak ediyorum. Ayrıca, Pavel Petroviç'in aslında Tolstoy olduğuyla ilgili bir rivayet almıştım. Dostoyevski, Ecinniler'de bu kitaba özellikle Bazarov'a göndermeler yapıyordu, nihayetinde Turgenyev de buna başvurmuş olabilir. İlginç olan bir başka nokta; yeni tanışılan kişinin evinde günlerce hiç para vermeden kalabiliyorlar, gerçekten büyük bir güven örneği şimdi evi bırakın millet kafede içtiği çayın parasını itelemek derdinde. Genel olarak beğendiğim güzel bir kitap, tavsiye ediyorum. 19. yüzyıl Rus toplumunu incelemek adına önemli bir yapıt Babalar ve Oğullar. Bir de misafirliğe gittiğin evde hep güzel yemekler çıkıyor şaraplar, votkalar, şampanyalar gırla gidiyor. Biz gittiğimiz evde Türk kahvesi ikram edilince çok güzel ağırladılar diye kendimizi kandırmaya devam edelim, Rus misafirperverliği gerçekten çok iyi.