• Avrupa Birliğine girilebiliyorsa girilmelidir ama mümini olmamak lazım.Zaten AB'nin geleceği de pek parlak görünmüyor.
  • "... Yakın ve uzak çağlar düşünülürse Türk'e yurtluk etmemiş bir anakara (kıta) yoktur. Bütün yeryüzünde Asya, Avrupa, Afrika, Türk atalarına yurt olmuştur. Bu gerçekleri yeni tarih belgeleri göstermektedir..."
  • İnsanlara köleliklerini sevdirmenin en kolay yolu bu işi devlet sponsorluğunda yapmaktır. Şimdinin demokratik devlet yapısında bu biraz çılgınca görünebilir. Ama sizi şaşırtacak kadar çok uzun bir süredir sistem böyle işliyor. Günümüz toplumları arasında ise zamanının ütopyaları bugün çok daha gerçekleşebilir görünüyor. Çünkü devletin balkonundan göründüğü gibi değildir halkın yaşadığı sokaklar. Ve dikkatimi çeken bir nokta var. Ütopyaların ya da distopyaların hemen hemen hepsinde totaliter otoritenin inanılmaz bir kitap korkusu var. Kitapları yok edilmesi gereken ve insanların mutluluğunun önündeki en büyük engellerden biri olarak görüyorlar. Kitaptan uzak durmanın güvenlikleri açısından doğru adım olacağına şartlandırıyorlar insanları. Peki ama hem edebiyat dünyasında -ki burada kastım ütopya/distopya üzerinedir- hem de yaşadığımız gerçek dünyada otoriteler neden kitaplardan bu kadar çok korkuyorlar? Bence tarih boyunca kendisinden en çok korkulan şey kitap olmuştur. Sizi bilmiyorum ama bir kitabı elime aldığım zaman, sayfalarını koklamayı çok seviyorum ben. Muhtemelen aynı durum sizde de mevcuttur. Acaba kitapları bir tehdit olarak görenlerin kendilerince ortaya koydukları sebep bu olabilir mi? Yani, bizi kitap sayfaları koklarken görüp bunu bir uyuşturucu zannetmeleri? Sanmıyorum!.. O zaman ne? Her şeyden önce kitaplar size hayatı sevdirir. Stresi azaltır ve sizi “bir bilen” yapar. Size hayal gücü kazandırır, rasyonel düşünerek gerçekleri görmenizi sağlar. Saymaya devam edeceğim ama bir dakika… Rasyonel düşünerek gerçekleri görmenizi mi sağlar? Sorun şimdi anlaşıldı. Totaliter otoriteler gerçekleri görmenizi istemezler. Çünkü gerçek onların size sunduğu gibi bir şey değildir. Bakın, Hitler de ilk seçiminde çoğunluğun iradesini alamamıştı. Ancak bir sonraki seçimde ne değişti de Hitler’e oy vermeyen bu kitle bir anda Nazi oldu? Çünkü Nazilerin, Alman halkına sunduğu haberler gerçekleri yansıtmıyordu. Ve her başarısıyla birlikte kendilerine muhalif olanları da kazanmaya başlamışlardı. Bakın baskılanan her dürtü, içinde bulunduğu kalıpları aşarak kendisine karşı duran her kuvvete karşı aktif direnişe geçer. Kendi yaşamlarınızı düşünün. Herhangi biriniz aşılması imkansız gibi görünen bir engelle karşılaştınız mı? Ve bu engeli aşabilmek için oldukça uzun bir süre gerekir değil mi. Korkunç bir duygudur, bilirim. Alman halkında da böyle olmuştu. Adına ister emperyalizm deyin ister kapitalizm. Ortada bir gerçek var ki iki sistemde de sizin oturup kitap okumanızı istemezler. Neden? Emperyalizm istemez çünkü özgür düşünmenizi istemez. Kapitalizm istemez çünkü oturup kitap okursanız daha fazla harcamazsınız. Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’yı yazdığı zaman dünya bir cihan harbi atlatmış ve ikincisine doğru hızla ilerliyordu. Ayrıca Avrupa, totaliter rejimlerin baskısı altında ezilip duruyordu. Böyle bir dünyada Huxley, Cesur Yeni Dünya’yı yazmasın da ne yapsın. Cesur Yeni Dünya, bize Orwell’ın 1984’ünden daha yumuşak ve farklı bir totaliterizm sunuyor. 1984 kitabının 1949 yılında yazıldığını düşünürsek bu çok da şaşırılması gereken bir durum olmasa gerek. Cesur Yeni Dünya’nın farkı aslında bize özgürlüğün olmadığı bir dünyayı, baskı ve zorbalıkla değil de insanları şartlandırmayla sunuyor olması. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Günümüz demokrasisine. Yani baskı ve zorbalığı, baskı ve zorbalıkla değil kanunla uyguluyor olmaları. Bu sayede siz neye karşı direneceksiniz ki. -Bunu burada keselim zira bu konuyu bir sonraki kitapda işlemek istiyorum. Çünkü o kitapla beraber 3 kitaplık bir seri kitap yorumu gelicek.- Asıl konuya dönelim. Totaliter olmak isteyen tüm rejimlerin itirazla karşılaşmadan yaptıkları bir yöntemi görüyoruz CYDünya’da. O da genç ve uysal beyinlerin yıkanmasıdır. Eğitimin yapısı değiştirilir ve içerisine sürekli olarak aşırı dozda getirilmek istenen ideoloji zerk edilir. CYDünya’da da 1984’de de olan bu aslında. Adım adım yavaş yavaş sizi şartlandırıyorlar. Huxley burada aslında Amerika’yı yazıyor. Amerika’ya yolculuğu esnasında Henry Ford’un “Yaşamım ve Yapıtım” adlı kitabını geminin kütüphanesinde keşfeder. 1926’da ülkeyi ilk kez ziyaret ettiğinde de karşılaştığı durum Fordgil ilkelerle kusursuz bir uyum içerisindedir. Zaten Huxley de 1918’de kardeşine yazdığı mektupda, I.Cihan Harbi’nin en kötü sonuçlarından birinin “Amerika’nın dünya egemenliğinin kaçınılmaz hızlanışı” olduğunu yazmıştır. Zaten kitabı az çok biliyorsunuz. Bu kitap endişe çağının başyapıtıdır. Unutmayın gerçek, özgürlüğü getirir. Özgürlük, günahı getirir… Aslında hepimiz doğar doğmaz şartlandırılmış insanlarız. Neyle mi? Doğduğumuz coğrafyayla…
  • Diplomatlar, benzer gruplardan gelen halkları birbirinden ayıran ve çok farklı olanları bir araya getiren, ülkelerdeki gerçekleri tamamen göz ardı eden sömürgeler yaratmak üzere bir harita üzerine çizgiler çekiyordu. Afrika'da haritalar az şey ifade ediyordu...
    Clive Ponting
    Sayfa 697 - Alfa Tarih
  • Bir ulusu göz göre göre kaybederken gerçekleri hiçbirimiz göremedik. Şimdi de Hıristiyan Avrupa Ülkeleri Müslüman Boşnakların 20. yüzyılda Avrupa'nın göbeğinde yaşadığı trajediyi bilerek görmezden geliyor.
  • Erdemsizliğin, yoksunluğun, yoksulluğun,yolsuzluğun, her türlü vicdan yaralayan adaletsizliğin kepazeliğin olduğu toplumlarda HAMASET en güçlü silahtır. Bakın dünyanın en güçlü 17 . Ekonomisi olup , dünya milyarderleri arasında İstanbul' un 13 . sırada olması ve OECD ülkeleri arasında Avrupa gelir dağılımı adaletsizliğinde birinci oluşumuzu ..söylediğimizde ..."Solcular" ülkemizi kötülüyor diyenler varya onlar bu ülkenin öz ve öz VATAN HAİNLERİ dir. Çünkü hamaset yaparak halktan gerçekleri kaçırıyorlar. Geleceğimizi bizden çalıyor kendileri ise milyarder listelerinde caka atıyorlar.