• 2020 yılı,366 gündür ve 8784 saattir. Ortalama 9,5 saat uyuyan bir birey 5307 saat ayakta kalır. 8,5 saat çalışan bir birey 3,5 saati dinlenme ve yemek vaktinde değerlendiriyor. Bunun cumartesi ve pazarı evde olduklarını varsaydığımızda çalışma saati artı uykumuz yılda 262*12=3144 saat yapar. Geriye 2163 saatlik bir dilimimiz kalıyor. Yıllık ortalamaya vurduğumuz vakit 5.90 saatlik günlük vaktimiz kalıyor. 5.90 saatlik kısmı kitap okumaya ayırdığımızda dinlenme sürecini 2.40 saat olarak belirlediğimizde,günlük 3.5 saatlik bir okuma süreci geriye kalıyor. Saatlik ortalama adapteli olarak 50 sayfa okuduğumuz zaman 3.5 saat *50 sayfa = 175 sayfa okunabilir. 175*366= 64.050 sayfa eder. Ortalama okuduğumuz kitapları sayfa sayısını;175 sayfa minimum, 425 sayfa maksimum aldığımız vakit 150 - 366 kitap arasında değişebiliyor.

    Zamanımızın önemini anlamak için ;

    Bir Sene’nin önemini sınıfta kalan bir Öğrenciye sorun.

    Bir Ay’ın değerini anlamak için,prematüre bir bebek dünyaya getiren bir Anneye sorun.

    Bir Hafta’nın değerini anlamak için haftalık bir derginin editörüne sorun.

    Bir Dakika’nın önemini anlamak için,araba üreten bir insana sorun.

    Bir Saniye’nin önemini anlamak için,bir kazayı kılpayı atlatan bir adama sorun.

    Bir Milisaniye’nin değerini anlamak için,olimpiyatlarda gümüş madalya alan sporculara sorun.

    (Dipnot : Etkili zaman yönetimi için tavsiye,değerler ortalama minimum seviyede,maksimum odaklanma süresi baz alınarak hesaplanmıştır.)

    2020 yılında sevgi,saygı,kadınların şiddet görmediği,çocuklarımızın istismar edilmediği,Lazın Kürdün Çerkezin Sünninin Alevinin kutuplaştırılmadığı,hayvanların öldürülmediği,trafik canavarlarının olmadığı,silahların konuşmadığı hepimizin sadece gözlerimizin farklı olup ama gözyaşlarımızın aynı olduğunu unutmadan ve her zaman hatırlayacağımız bir yıl olması ve devamının gelmesi dileğiylen.

    Şimdiden herkese çok içten,önce sağlığın baş çektiği,mutluluğun,huzurun ve her kim ne istiyorsa istediklerinin şu dakikadan itibaren gerçekleşmesi dileği ve niyetiyle.

    (Spor severleri unutmadan,umarım Euro 2020 ülkemize gelir ve ülke olarak daha çok takımımız,Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi arenasında boy gösterir.)
  • UEFA Süper Kupa, iki İngiliz kulübü Liverpool ile Chelsea arasında yarın Beşiktaş Park'ta oynanacak karşılaşma ile sahibini bulacak.

    İstanbul böylece 2005 UEFA Şampiyonlar Ligi ve 2009 UEFA Kupası'nın ardından UEFA'nın kulüpler düzeyindeki üçüncü kupasına da ev sahipliği yapmış olacak. 2020 UEFA Şampiyonlar Ligi Final müsabakası da 30 Mayıs 2020 tarihinde Atatürk Olimpiyat Stadı'nda oynanacak.

    2018-2019 UEFA Şampiyonlar Ligi şampiyonu Liverpool ile 2018-2019 UEFA Avrupa Ligi şampiyonu Chelsea'nin karşı karşıya geleceği müsabaka 22.00'de başlayacak.


    ●215 ÜLKEDE YAYINLANACAK●

    İstanbul'daki mücadele Avrupa'nın yanı sıra Afrika, Asya, Latin Amerika, Kuzey Amerika, Ortadoğu ve Okyanusya'nın tamamında yer alan 215 ülkede naklen ekranlara gelecek

    UEFA Süper Kupa karşılaşmasını Fransız hakem Stephanie Frappart yönetecek. İlk kez UEFA'nın erkekler kategorisindeki üst düzey bir karşılaşmasında kadın hakem düdük çalacak. Frappart'ın yardımcılıklarını vatandaşı Manuela Nicolosi ve İrlanda Cumhuriyeti'nden Michelle O'Neal yapacak. Müsabakanın dördüncü hakemi ise FIFA kokartlı hakemimiz Cüneyt Çakır olacak.

    Fransa'dan Clement Turpin'in VAR Hakemi olarak görev alacağı müsabakada, Video Yardımcı Hakem Asistanları (AVAR) ise yine aynı ülkeden François Letexier, Almanya'dan Mark Borsch ve İtalya'dan Massimiliano Irrati olacak.

    ●İLK KEZ KADIN HAKEM●

    UEFA Şampiyonlar Ligi şampiyonu Liverpool ile UEFA Avrupa Ligi şampiyonu Chelsea'nin yarın İstanbul'da karşı karşıya geleceği müsabakayı Fransız hakem Stephanie Frappart yönetecek.

    İlk kez UEFA'nın erkekler kategorisindeki üst düzey bir karşılaşmasında kadın hakem düdük çalacak. Frappart'ın yardımcılıklarını vatandaşı Manuela Nicolosi ve İrlanda Cumhuriyeti'nden Michelle O'Neal yapacak. Müsabakanın dördüncü hakemi ise FIFA kokartlı hakemimiz Cüneyt Çakır olacak.

    Bu görevi ilk kez bir kadının üstlenmesi UEFA tarafından tarihi bir gelişme olarak nitelendiriliyor.

    1983 yılında Fransa'ın Val-d'Oise bölgesinde dünyaya gelen Stephanie Frappart, 2011 yılından bu yana FIFA Uluslararası Hakemler Listesi'nde yer alıyor ve 2014 yılında Ligue 2'de ve 2015 FIFA Kadınlar Dünya Kupası'nda hakem olarak görev aldı.

    35 yaşındaki Frappart, 2019 yılında Fransa Birinci Futbol Ligi (Ligue 1) 2019-20 sezonu listesine dahil edilirken, Ligue 1 sezonu için belirlenen hakem listesine alınan ilk kadın olarak kayıtlara geçti.

    Amiens ile Strasbourg arasında 28 Nisan'da oynanan maçta düdük çalan Frappart, bir Ligue 1 maçını yöneten ilk kadın hakem unvanının sahibi olmuştu.

    Kaynak:http://m.haber7.com/...buldan-yayin-yapacak
  • Her ne kadar adı Türk Edebiyatı olsa da Dünya Edebiyatı hakkında verdiği bilgilerle benim için ilkyardım misali kaynak eğitim sitesinde Amerikan Edebiyatı üzerine yeni bir şeyler daha öğrenirken sizlerle de paylaşmak istedim
    *********************************
    SÖZLÜK
    Aydınlanma (Enlightenment): Akıllılık, yardımseverlik ülkülerine ve özgürlük, adalet ve eşitligin insanın dogal hakları oldugu inancına odaklanmış 18inci yüzyıl akımı.
    Ayrılıkçılar (Separatists): 16’ıncı ve 17’inci yüzyıllar arasında reform hareketine katılmaktansa Ingiliz Kilisesi'nden ayrılmayı tercih
    eden bir Püriten mezhebi. Amerika’da ilk yerleşenlerin çogu ayrılıkçıydı.
    Beatnik: 1950’ler ve 1960’ların ilk yıllarında kurulu düzene karşı Jack Kerouac, Allen Ginsberg ve digerleri ile baglantılı sanatsal ve edebi başkaldırı. “Beat” kutsallıgı (beatification" – ölmüş bir kimsenin Papa tarafından azizlik derecesine çıkartılması) ve acı çekmeyi ("beaten down" - perişan) çagrıştırır.
    Boston’lu Brahminler (Boston Brahmins):19’uncu yüzyılda New England yaşayan, sözü geçen ve saygı gören ve zenginler sınıfı degerlerinden olan soyluluk geleneklerini koruyan yazarlar.
    Bölgesel yazı (Regional writing): Birleşik Devletler'in bir bölgesine ait adetleri ve peyzajı inceleyen yazı. Çok kültürlü (Multicultural): Birden fazla etnik ve ırksal alt-kültür arasındaki yaratıcı degiş tokuş.
    Çökmüşler (Decadents): Sonlar, çürüme ve yapaylık gibi “yeni yüzyıl” fikirleriyle ugraşan 19’uncu yüzyıl sonu ve 20’nci yüzyıl başındaki başlıca Ingiliz ve Fransız “estetik” sanatçıları ve yazarları.
    Deizm (Deism): Mucizeler yerine aklı vurgulayan ve biraz Kalvinizm ve dinsel hurafelere tepki olarak ortaya çıkan 18’inci yüzyıl Aydınlatma dini.
    Destansı taşlama (Mock-epic): Destansı biçimde yazılmış parodi.
    Devrimci Savaş (Revolutionary War): Amerikan sömürgelerinin 1775-1783 arasında Britanya’ya karşı yürüttügü Bagımsızlık Savaşı.
    Dışavurumculuk (Expressionism): Iç duygusal durumu anlatabilmek için dış görünüşleri çarpıtan Alman kökenli Birinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan bir sanat akımı.
    Dogacılık (Naturalism): 19’uncu yüzyıl sonunda ve 20’nci yüzyıl başında Fransa’da ortaya çıkmış, sosyal sorunları canlı biri biçimde tanımlayan ve insanları kendilerinden daha büyük sosyal ve ekonomik güçlerin kurbanı olarak gören edebi yaklaşım.
    Dönüşlü (Reflexive): Kendine yönelik. Edebi bir eser kendine gönderme yaptıgında dönüşlü olur.
    Ellipsis: Bir metinden yapısının dilbilgisi açısından dogru olması için konması gereken ama anlamı bozulmadıgı için bir veya birden fazla kelimenin çıkartılması.
    Eski Iskandinavya Dili (Old Norse): Eski Iskandinav masallarının dili olan ve hemen hemen çagdaş Izlanda diliyle aynı olan eski zamandan kalma Norveç dili.
    Fantezi Kavram (Conceit): Genişletilmiş metafor. Ingiltere’de Rönesans dönemindeki metafizik şiirleri ve Amerika’da sömürgeler dönemine ait Anne Bradstreet gibi şairlerin yazdıgı şiirleri anlatmak için kullanılan terim.
    Faust: Tanrısal olabilmek için ruhunu şeytana satan edebi karakter; Ingiliz Rönesans oyun yazarı Christopher Marlowe (1564-1593) ve Alman Romantik yazar Johann Wolfgang von Goethe (1749-1832) tarafından yazılmış oyunların baş kahramanı.
    Feminizm (Feminism):19’uncu yüzyılda ortaya konan, kadınların erkeklerle doguştan eşit oldugunu ve eşit haklar ve fırsatları hakkettiklerini savunan görüş. Daha yakın zamanda, 1960’ların sonlarında Amerika Birleşik Devletleri'nde başlayarak bütün dünyaya yayılan sosyal ve siyasal akım.
    Gerçeküstücülük (Surrealism): Bilinçdışı izlenimini vermek için mantıksız, rüyamsı şekiller ve olaylar kullanan Avrupa kökenli edebi ve sanatsal akım.
    Güney (South): A.B.D.'de Maryland, Virginia, Kuzey Carolina, Güney Carolina, Georgia, Kentucky, Tennessee, Louisiana, Mississippi, Alabama, Missouri, Arkansas, Florida, West Virginia, ve Dogu Teksas’ı içine alan bölge.
    “Hafif” edebiyat (“Light” literature): Eglence için yazılmış popüler edebiyat.
    Haksızlıkların Peşine Düşmek (Muckrakers ): Iş dünyası ve hükümetteki yozlaşmayı vurgulayarak sosyal reforma yol açan Amerikalı gazeteci ve yazarlar (1900-1912).
    Hartford Wits: Connecticut’taki Yale Üniversitesi'nde 18’inci yüzyıl sonlarında ortaya çıkan yurtsever ama tutucu edebiyat grubu (Connecticut Wits olarak da tanınırlar).
    Hece vezni (Syllabic versification): Bir mısradaki hecelerin sayısına dayanan şiir ölçüsü.
    Hudibras: Ingiliz yazar Samuel Butler (1612-1680) tarafından yazılmış destansı taşlama. Hudibras erken Devrim dönemi hicivcileri tarafından taklit edilmiştir.
    Iç Savaş (Civil War): Birlige baglı kalan kuzey eyaletleri ve birlikten ayrılarak Konfederasyon kuran güney eyaletleri arasındaki savaş (1861-1865). Kuzeyin zaferi kölelige son vererek birligi korudu.
    Ilahi Takdir (Providence): Yeryüzünde gerçekleşen olaylarla ifade edilen Tanrı buyrugu. Kader vahiy olarak algılanır. Imge (Image): Bir cismin veya görünen şeyin somut anlatımı.
    Imgeciler (Imagists): 1912 ve 1914 yılları arasında içlerinde Ezra Pound ve Amy Lowell’in de bulundugu, çogu Amerikalı şairlerden
    oluşan, keskin görsel biçimler ve konuşma dili kullanan bir grup.
    Ironi (Irony): Bir kelime veya cümlenin bilinen anlamı ardında saklı (genellikle aykırı) anlam.
    Kalvinizm (Calvinism): Püriten toplumun temeli olan Fransız Protestan kilisesi reformisti John Calvin’in (1509-1564) katı Tanrıbilim ögretisi. Calvin bütün insanların günahkar olarak dogdugunu ve kişiyi sadece Tanrının (kilisenin degil) merhametinin cehennemden kurtarabilecegini savundu.
    Karakter Yazıları (Character Writing): 17’nci ve 18’inci yüzyıllarda popüler olan ve bir grup veya bir tipi temsil eden edebi karakter skeçleri.
    Kendi Kendine Yetme Kitabı (Self-help book): Okuyucularına yaşamlarını kendi çabalarıyla nasıl iyileştirebileceklerini anlatan kitap. 19’uncu yüzyıl ortasından günümüze kadar popüler olmuş bir Amerikan tarzı.
    Knickerbocker Okulu (Knickerbocker School): 1800’lerin başlarında Ingiliz ve Avrupa’nın edebi üslubunu taklit eden New York şehri kökenli yazarlar.
    Köle hikayeleri (Slave narrative): Amerika Birleşik Devletler'deki ilk siyah edebi düzyazıları; Afrikalı-Amerikalıların kölelik altındaki yaşamlarının anlatımı.
    Köleligin Kaldırılması Hareketi (Abolitionism): 1860larda Sivil Savaş'tan önce Kuzey Amerika’da köleligin kaldırılması için sürdürülen hareket.
    Madrabaz (Trickster): Kabilelerin (özellikle Afrikalı-Amerikalıların ve Amerikan Yerlilerinin) halk hikayelerinde kültürel davranış kurallarını çigneyen kurnaz karakter; genellikle kültürel kahraman sayılırlar.
    McCarthy Dönemi (McCarthy Era): Soguk Savaş sırasında (1940’ların sonu 1950’lerin başı) A.B.D. Senatörü Joseph McCarthy ve taraftarlarının Komünist Parti üyesi, eski üyesi veya sempatizanı oldugundan kuşkulandıkları kişilerin peşine düştükleri dönem. Çeşitli iş kollarında “kara listeler” oluşturarak – bu işlerde listelerde yar alanların çalışmasını önlemek onun çabaları arasındaydı. Sonunda McCarthy Senato'daki çalışma arkadaşları tarafından dışlandı.
    Metafizik şiirl (Metaphysical poetry): 17’nci yüzyılda nükte ve şaşırtıcı şekiller kullanan karmaşık bir Ingiliz şiir biçimi.
    Milenyializm (Millennialism): Yeni Ahit’te önceden haber verildigi gibi Hazreti Isa’nın Dünyaya dönerek 1000 yıllık barış ve esenligi başlatacagına ilişkin 17’nci yüzyıl Püriten inancı.
    Mit / Söylence (Myth): Genellikle tanrılara veya kahramanlara ait efsanevi hikayeler veya bir kültürün ideolojisini anlatan tema.
    Modernizm (Modernism): Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra gelenekler konusunda hayal kırıklıgı dile getiren ve yeni teknolojiler ve vizyonlara açık uluslararası kültür akımı.
    Motif: Tekrarlanan görüntü, tema veya olay gibi öge.
    Neoklasizm (Neoclassicism): Aydınlanma ile ilişkili, klasik modellerden ilham alan ve akıl, uyumluluk ve sınırlamayı vurgulayan 18inci yüzyıl sanat akımı.
    New England: Günümüzde Maine, Vermont, New Hampshire, Massachusetts, Rhode Island, ve Connecticut’ı içine alan ve erken sanayileşmesi ve entelektüel yaşantısı ile tanınan A.B.D. bölgesi. Geleneksel olarak, açıkgöz, bagımsız, eli sıkı “Kuzeyli” tüccarın evi.
    Objectivist: Biçimleri ve günlük konuşma tarzını vurgulayan William Carlos Williams ile ilişkilendirilen 20’nci yüzyıl ortalarına ait şiir akımı.
    Orta Sömürgeler (Middle Colonies): Günümüzdeki Atlantik kıyısındaki veya dogudaki A.B.D. eyaletleri – merkezi New York şehri ve Philadelphia olan ticari etkinliklerle tanınan sömürgeler dönemindeki New York, New Jersey, Pennsylvania ve bazen Delaware.
    Ortabatı (Midwest): Birleşik Devletler'in Ohio Nehri'nden Kayalık Dagları'na kadar uzanan ve Prairie (ova) ve Great Plains bölgelerini içine alan orta kısmı.
    Plains Bölgesi (Plains Region): Birleşik Devletler'in Kayalık Dagları'ndan Prairie’ye kadar uzanan doguya dogru egimli orta bölgesi.
    Post-modernizm (Post-modernism): 20’nci yüzyılın sonuca baglanmamış olmak ve kolajla tanımlanan ve medyadan etkilenmiş estetik anlayışı. Post-modernizm kültürel ve sanatsal formların temelini kendine yönelik ironi ve popüler kültür ve elektronik teknoloji ögelerini yan yana getirerek sorgular.
    Prairie: Birleşik Devletler'in ortabatısındaki düz, çorak çiftlik bölgesi.
    Primitivism: Tabiatın kültüre kıyasla daha gerçek ve saglıklı modeller ürettigine ilişkin inanış. “Soylu vahşi” miti buna bir örnektir.
    Püritenler (Puritans): 17’nci yüzyılda dinsel özgürlükleri için anavatanlarından kaçarak New England bölgesinde yerleşen ve sömürge kuran Ingiliz dinsel ve siyasal reformcular.
    Reformasyon (Reformation): 15’inci ve 17’nci yüzyıllar arasında kuzey Avrupa’da ortaya çıkarak Katolik'ligi düzeltmek isteyen ve sonunda Protestanlıgın doguşuna yol açan siyasal ve dinsel akım.
    Romans (Romance): Romantik dönemle ilişkilendirilen duygusal açıdan zengin, sembolik Amerikan romanları.
    Romantisizm (Romanticism): Neoklasizm'e karşı tepki. 19’uncu yüzyılın başlarında ortaya çıkan bu akım bireyi, tutkuları ve içsel dünyayı yüceltti. Güçlü duygular, hayal gücü, sanatsal biçimlerde alışılmış dogruculuktan kurtulma, sosyal geleneklere karşı çıkma.
    Saga: Eskiden kalma tarihsel veya efsanevi Iskandinav hikayesi.


    https://www.turkedebiyati.org/amerikan_edebiyati.html
  • Avrupa'nın o zamanlar en güçlü adamı olan Napolyon Bonaparte, mizahın gücü karşısında en az Fransa Kralı Louis-Philippe kadar yara almıştı.1799'da ba­şa geçen büyük imparator Paris'teki bütün mizah dergileri­nin kapatılmasını emretmiş, polis şefi Joseph Fouche'ye, ken­di görüntüsünü değiştiren karikatüristlerin gözünün yaşına bakılmaması gerektiğini söylemişti.Bonaparte, görüntüsü­nün telifini Jacques-Louis David adlı güvenilir bir ressamın fırçasına teslim etti.Ressamdan, kendisini, Alpler boyunca at üzerinde kahramanca ordularına komuta ederken resmetme­sini istedi.Ortaya çıkan tablo Saint-Bernard'ı Aşan Napolyon oldu; imparator çıkan sonuçtan gayet memnun kaldı.Derhal ressama ikinci bir tablo siparişi verdi: bu kez ressam, Napol­yon'un yaşamındaki en mühim anlardan biri olan, taç giyme törenini resmetmeliydi.1804'ün Aralık ayında Notre Da­me'da gerçekleştirilen tören çok şatafatlı olmuştu.Fransa'nın bütün ileri gelen soyluları katedrali doldurmuş, Papa VII.Pi­us da törende hazır bulunmuş, Avrupa ülkelerinden temsilci­ler sıra sıra dizilmiş, müzikler de yalnızca bu törene özel ol­mak üzere Jean-François Lesueur tarafından bestelenmişti.Papa, Napolyon'u kutsadıktan sonra sessizliğe bürünmüş olan katedralde yüksek sesle "Vivat imperator in aeternam" di­leğinde bulundu. David bu sahnenin canlandırıldığı Le Sacre de Josephine adlı tabloyu Kasım 1807' de bitirdi, resmi "muzaffer efendime" diyerek imparatora sundu.Napolyon zevkten dört köşe olmuştu, hemen David'i "sanata sunduğu hizmet­ten" dolayı Fransız Liyakat Nişanı'yla ödüllendirdi, madal­yasını göğsüne iğnelerken de ona, "Fransa'ya iyi zevki geri getirdiniz" dedi.Ancak bütün ressamlar Napolyon'a David'in baktığı gibi bakmıyorlardı.Le Sacre de fosephine tamamlanmadan birkaç yıl önce, James Gillray adlı İngiliz karikatürist, tam da aynı sahneyi resmetmiş, resmin adını da Fransa'nın İlk İmparatoru Napolyon'un Taç Giyme Töreni (1805) koymuştu.Kimse Cill­ray'e, iyi zevki Fransa'ya geri getirdiği için teşekkür etmedi, hiç kimse onu Liyakat Nişanı'yla da ödüllendirmedi.Resimde şişman ve tıknaz bir Napolyon, kasım kasım ka­sılarak yürüyor; bir mahkumlar, dalkavuklar ve yardakçılar ordusuna önderlik ediyordu.Papa VII.Pius da resimde yer almaktaydı ancak bu kez, pelerininin altında kilise korosun­dan bir oğlanı gizliyor, oğlan hafifçe araladığı maskesinden şeytan yüzünü gösteriyordu.Josephine ise David'in fırçasın­dan çıkmış temiz yüzlü el değmemiş kadının aksine, sivilceli suratlı, balon gibi bir kadın olarak gösterilmişti. Napolyon'un eteklerini tutanlar, imparatorun fethettiği ülkeleri (Prusya, İs­panya ve Hollanda'yı) temsil ediyorlardı.Kendi rızalarıyla orada bulunuyormuş gibi görünmüyorlardı. Arkalarında, tutsak edilmiş dizi dizi askerler sıralanmıştı; hiç kimse bu im­paratora kendi isteğiyle teslim olmamıştı. Tutsakları hizada tutansa, polis şefi Joseph Fouche'ydi; Gillray'in resim altı açıklamasında belirttiği üzere "adaletin kılıcını taşıyordu." Şefin kılıcı kana bulanmıştı. Napolyon öfkesinden deliye döndü.Fouche'ye emretti: resmin kopyasını şu veya bu şekilde Fransa sınırlarına sokan herkes sorgusuz sualsiz mahkum edilmeliydi.Londra' daki elçisi aracılığıyla Gillray' e karşı bir dolu şikayette bulundu; ve eğer bir gün İngiltere'yi fethedecek olursa, ilk yapacağı işlerden birinin bu resmi yapan ressamı bulmak olduğunu bildirdi. Napolyon'un tepkisi, tipik bir tepkiydi.1802 yılında İngiltere'yle Fransa arasındaki Amiens Anlaşması üzerine yapı­lan müzakereler sırasında, kendisiyle dalga geçen bütün ka­rikatüristlerin, sahte resim yapanlar veya katillerle aynı şart­larda yargılanması ve Fransa' da yargılanmak üzere ülkeye ia­de edilmesi gerektiğini ifade eden bir madde eklemeye bile kalkıştı.İngilizler şaşkınlıkla bu öneriyi reddetti.
    Mizah yalnızca bir oyundan ibaret olsaydı, Louis-Philippe ve Napolyon'un tepkileri böylesine sert olmazdı.Bu hükümdar!ar her şeyden önce şunu fark etmişlerdir: mizah, en güçlü eleştiri yollarından biridir; ukalalığa, zalimliğe, burnu bü­yüklüğe karşı bir silahtır; erdemden ve iyi duygulardan uzak kalındığında şikayet etmenin bir yoludur.Bir şeyi ya da bir kimseyi tiye almak, şikayet etmek için
    gayet etkili bir yoldur, çünkü bizi yalnızca eğlendirirmiş gibi görünürken aslında alttan alta bir ders verir.Karikatürlerin, güç dengeleri veya güçsüzün sömürülmesi üzerine nutuk at­maya ihtiyaçları yoktur.Mizahın otoriteye yönlendirdiği eleş­tiriler, bir çırpıda kanımıza giriverir.Ayrıca mizahın gözle görülür masumiyeti (Philipon bu uğurda hapislerde sürünmüş bile olsa), mizahçılara normal şartlarda kesinlikle dile getiremeyecekleri, doğrudan ifade edildiğinde tehlikeli olabilecek fikirleri seslendirme fırsatı ve­rir.Tarih boyunca, krallara söylenemeyecek kadar ciddi fikir­leri söyleyenler, soytarılar olmuştur hep (Yozluğuyla ün sal­mış bir rahiple uğraşmak zorunda olan İngiltere Kralı 1.James, atlarından biri sürekli zayıflayınca soytarısına ne yap­ması gerektiğini sormuş.Sarayın soytarısı Archibald Armst­rong, krala, atının bir an önce kilo alabilmesini sağlamak için atı bir çırpıda bir rahibe dönüştürmesini önermiş)."Espriler ve Bilinçdışıyla İlişkileri" (1905) adlı eserinde Freud, "Yapılan bir espri, düşmanımızın gülünç bir yönünü bulup ortaya çı­karmamızı sağlar, espri yapmadığımız koşullarda önümüze çıkan engeller yüzünden bilinçle ve açık yüreklilikle ifade edemeyeceğimiz yönlerdir bunlar" demiştir.Freud' a göre yaptığımız espriler sayesinde son derece önemli mesajlar, espri yapılanın gözünde kabul edilirlik kazanıyordu, oysa ciddi bir ifade formunda bu kabul edilirliğin gerçekleşmesi olanaksızdı.İşte tam da bu yüzden espriler, yüksek statüdeki insanların konumlarını eleştirebilmek için özellikle başvuru­lan ifade biçimleriydi.Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, yüksek statüdeki her insan komik muameleye maruz kalmayı hak eder diye bir şart yoktur.Önemli bir ameliyat gerçekleştirmekte olan bir cerrah, bize komik gelmez; ancak ameliyattan çıkıp evine döndüğünde karısı ve çocuklarıyla tıp terimleriyle konuşan, havalı Latince terimlerle onların kafalarını şişiren bir doktora gülebiliriz. Gereksiz, asap bozucu ve orantısız şeyler güldü­rür bizi.Üzerindeki şatafatlı elbiseler bir kralın gerçek değe­rini kat be kat aşıyorsa, iktidarı, kişiliğine birkaç numara bü­yük geliyorsa, o kral komiktir bizim için. İnsanlığını unutan, ayrıcalıklarının suyunu çıkaran yüksek statü insanları komiktir. Kahkahalarımız yoluyla fırlattığımız eleştiri okları, her türlü adaletsizliği ve aşır ı lığı hedef alır.
  • 592 syf.
    ·10/10
    1998 tarihinde yazılan tam 595 sayfa olan bir kitap.
    Konusu Amerika'daki Üniversite basketbol ligleri.
    Öncelikle kitabın tercümesinin çok çok güzel olduğunu söylemeliyim.
    Çeviri harika, orijinal kitaptaki maddi hataları düzeltmelerinin yanı sıra, dip notlar ile kitabın okunmasını çok kolaylaştırmışlar.
    Çevirmen Sarp Solakoğlu'nu ve editör Efe Özenç'i tebrik ederim.Müthiş bir iş çıkarmışlar.

    Amerika'da üniversiteler arası maçlar çeşitli bölgelerde yapılıyor, bu bölgelerdeki ligler arasında ACC ligi en güçlülerden biri .
    1970 lerden başlayarak, internet yaygınlaşana kadar ,elimden geldiğince ( Street and Smith dergisi sayesinde )bu ligleri takip ettim.

    Ancak bu kitapta ,koçların aile hayatlarından, aldıkları inanılmaz ücretlerden, soyunma odası konuşmalarından ,birbirleri hakkında söylediklerinden , oyuncuların akademik durumlarından, kavgalarından, hakemlerden, yanlış kararlardan, final maçalarından "İSİM "vererek bahsediliyor.

    Ayrıca bu kitabın benim için en ilginç tarafı , tüm bu isimlerle ilgili bilgi sahibi olamamın yanı sıra, Genç Milli Takım antrenörlüğü yaptığım dönemdeki bazı Avrupalı oyuncuların isimleri ile karşılaşmam, örneğin iki gece önce Fenerbahçeyi yenen Zalgiris'in koçu Saras Jasekevicius (Maryland adlı okulda okurken ) bu kitapta karşımıza çıkıyor.

    1990'larda yüne milli takım koçuyken Türkiye'de yapılan Yıldızlar Avrupa şampiyonasında ,Yunanistanla final oynamamıza son saniyede kaptığı topla mani olan İspanyol İturbe'de bu kitap da ...

    Gerçi ben çoğu ismi ve o dönemi biliyorum ama kendi adıma söyleyebilirim ki, bazı tanımadığım isimlerin (internetten) resimlerini ve ilgili havadislerini bulmak benim için kitabı daha da ilginç hale getirdi.
    Ancak kişileri tanımıyorsanız ,basketbola merakınız yoksa bu kitabın ilginizi çekeceğini hiç sanmıyorum.
  • Avrupa bir kıta mıdır? Coğrafi
    anlamda kıtanın tanımını baz alırsak, elimizde onu kıta olarak nitelememizi gerektiren hiçbir şey bulunmamakta. İşin aslı Avrupa dediğimiz yer, Asya kıtasının doğudan batıya doğru uzandığı, şekilsiz ve sınırları belirsiz bir uzantıdan ibarettir. Kültürel bağlamdan bakarsak,
    dil, din ve ırk gibi parametreler etrafında Avrupa'nın son derece uyumsuz bir halklar kümesi olduğunu görü­rüz. Türkiye ve Suriye Avrupa sayılmıyorken, İsrail neden
    Avrupalıdır? Fas, ana karaya İrlanda ve İzlanda'dan çok çok daha yakınken neden birincisi, diğerlerinin aksine Avrupa-dışı addedilir? Avrupa kıtasının uzağında, Atlantik Okyanusundaki İskoçya'nın Celtic futbol takımı Orta Asya'daki Kazakistan'ın Shaktar Karagandi takımıyla Avrupa Şampiyonlar Ligi eleme maçları oynuyorsa (2013-14), hangi Avrupa'dan bahsediyoruz gerçekten?