• ...; duyduğum dehşet, alınyazılarının çeşitliliği karşısında kapıldığım şaşkınlığın içinde eridi, her pencerenin arkasında kaderin beklediğini, her kapının bir serüvene açıldığını, bu dünyanın her yerinin çeşitlilikle dolu olduğunu, en kirli köşenin bile, çalışkan böceklerin kokuşması gibi, önceden biçimlenmiş olaylarla dolup taştığını yeniden hissettim.
  • 74 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Zweig'ten yine bir durum hikaye psikolojik çözümlemesi. Bu sefer kısa kısa 5 hikaye var. Tek ortak noktaları belki de sonları. Bilinmez ve çoğu zaman görmediğimiz, insanların kendi hallerinde neler yaşadıklarını anlatan çıkmazlar. Göz atacak olursak.


    1- Ay Işığı Sokağı : Karısının geneleve düşmesini engelleyemeyen, fakat bunda payının olduğuna inandığı için ezilmeye mahkum edilmiş bir adamı, bir yabancı gözünden izliyoruz. Zweig'e göre vasat bir hikayeydi.

    2- Leporella : Bu hikayeyi çok beğendim. Bir çok münferit hikayesinden çok daha iyiydi. Resmen ot gibi yaşayıp insanlıktan çıkan bir kadının, zengin bir baronun evine hizmetçi olmasıyla birlikte işler değişir, kendi benliğini bulduğuna inanan kadın, baronun suç ortağı olacaktır.

    3- Nişan : İşgal sırasında düşman topraklarında kalan bir subayın açlıkla imtihanı. Güzel ve sürprizli bir sonla bitiyor. Beğendim.

    4- Leman Gölü Kıyısında Olay : Savaştan kaçan bir firarinin, evine dönme hikayesi. Mesajlar çok sağlamdı.

    5- Avare : Liseyi bir türlü bitiremeyen bir gencin 3-4 sayfalık kısacık öyküsü.
  • 80 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Yine muhteşem bir Zweig eseri olan 'Ay ışığı sokağı'nda derin pişmanlıklar ve bu pişmanlıklıkların insan üzerindeki ruhsal etkileri işlenmiştir.Bu eseri de diğer birçok eseri gibi kendini kaybediş,buluş ve yeniden kaybediş hikâyesidir. Zweig'ın insan psikolojisine ağırlık veren eserlerini okumak oldukça keyiflidir.
    Zweig eserleriyle henüz tanışmamış olanlara naçizane tavsiyem önce hayatını incelemeleri, ardından eserlerini okumaları..
    Özellikle 'psikoloji'ye merakı olanlar için derin ve keyifli bir umman diyebilirim. Eminim ki Zweig'ın o sessiz sedasız iç dünyamıza sızarak yaptığı yüzleşmeyi açıkça sezeceksiniz.
    Özetle; Ay ışığı sokağının üç karakterinin tuhaf bir şekilde bir araya gelişi ve gelişen olayların kişiler üzerindeki etkisi-tepkisinin anlatıldığı hikâyesinden bahsetmek istiyorum. Gemiyi kaçıran adam, bir gece konaklamak maksadıyla yatacak yer ararken kendini bir anda tutkunun pazarlandığı kötü bir sokakta buluverir. Ve o sokakta hiç hesaplanmamış bir dramla karşı karşıya kalır.
    (Sex işçisi olan bir kadın ve onu o hale getiren eşinin dramını okurken, son pişmanlığın fayda etmeyeceğini bir kez daha anlıyor insan...)
    Olayları, sanki bizler oradaymışcasına algılatarak okuyucuya aktardığı için, hikâyenin sonunu tamamlama işini bizlere bıraktığı ve hayâl dünyamızı, tasvir yeteneğimizi geliştirdiği için okumaya değer diye düşünüyorum. (⁉ Dipçe; Hatta iç sesimi olduğu gibi yazıyorum :) Ben hâlâ hikâyedeki karakterlerden biri olan adamın o hançerle ne yaptığını çok merak ediyorum ve ihtimaller arasında gelgitler yaşıyorum.)
    #biryerlibiryabanci #minervaokuyor #meltekitabizm#dipçem
  • 80 syf.
    ·Beğendi·7/10
    Zweig eşiyle birlikte intihar etmeden bir gün önce yayıncısına gönderdiği The World of Yesterday kitabında “Artık hiçbir yere ait değilim, her yerde bir yabancı ya da en fazla bir misafirim.” der.

    Ay Işığı Sokağı hiçbir yere ait olmayanların hikayesinden teşekkül beş hikayeden oluşuyor. Bunların üçü yazık ki intiharla sonuçlanıyor. Zweig’in Satranç’ta geçen şu cümlesi bu düşüncenin temeliydi belki: “Yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz.”
  • 74 syf.
    Stefan Zweig'in beş tane hikayesinden oluşan güzel ve tavsiye edilebilir bir kitap. Zweig'in öykülerini,yazılarını okudukça farkettim ki genelde pek hoş bitmiyor. Yazar öykülerinin çoğunda intihardan sıkça bahsetmekte ve malesef intihar sonucu kendi hayatını da noktalamıştır.Yazdıklarını okudukça aslında ruh halinin aynasını görüyor gibi olmak insanı biraz ürpertiyor ama öykülerin de sürükleyiciliğine sebep oluyor
  • 190 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    Zweig'in kaleminden olan hikayelerle bezeli güzel bir kitaptı. İçerisinde, " Bir Çöküşün Öyküsü, Madalya, Bezginlik, Amok Koşucusu, Ay Işığı Sokağı, Leporella, Leman Gölü Kıyısındaki Olay" isimli hikayeler bulunmaktadır. Birçoğunun sonu Zweig'ın eseri olduğunu belli edercesine mutsuz (Tabii bu kişinin olayları algılama biçimine göre değişir) bir biçimde noktalanmıştı. Öykülerinde ahım şahım olaylardan ziyade karakteri ve iç dünyasını kağıda aksettiren yazarlardan olduğu için sıkılmadan okuyuveriyorsunuz. Bazen oluşturduğu karakterlerin bir hareketinde veyahut cümlesinde kendinizi ya da tanıdığınız birilerini görebiliyorsunuz.

    Gel gelelim hikayelerin içeriğine; en beğendiğim olanı Amok Koşucu'su ile başlamak istiyorum. Hindistan'a sürülen bir doktorun muayenehanesine gelen bir İngiliz kadınla başlayan hikayesinden bahsetmekte. Tabii doktorumuz kendince kadına tutulmuştur. Amok ( Malezyalılarda görülen bir tür sarhoşluk) koşusuna başlıyor. Amok koşucusu doktorumuzun odaklandığı tek hedef vardır: Küstah ve kibirli olan İngiliz kadın. Bir solukta okuyacağınız türden bir hikaye, içine doğru çeken bir yapısı var. Daha fazla bahsetmek isteyip fakat devam ettiğim takdirde tüm hikayeyi anlatacağımdan kısa kesmem en iyisi. Diğer hikayelerdeki karakterlerde iyi işlenmişti. Bayan de Prie (Bir Çöküşün Hikayesi), zengin ve sözü geçen bir kadınken yaptığı hatalarla gözden düşen bir karakterdi, sürekli ilgiye ve şatafata düşkünlüğüyle güzel bir karakterdi. İnsanlarda bulunan sosyal anlamda olarak kabul görmenin doruklarında yaşayan bu karakterimize benzeyen onlarca tanıdığım kişi olduğu için ona karşı hiç yabancılık çekmedim açıkcası. Bir diğer karakterimiz bir albaydı ( Madalya). Bu karakterimizin yaşadığı korkunç olaydan sonraki safhalarda neler yaptığı ve hayata tutunmak için çırpınışı vardı. Aslında karakterimizin istediği şey, kendi milletinden olanlara kavuşabilmek. Bezginlik adlı hikayemizdeki karakter Liebmann adlı bir öğrencinin, öğrencilik hayatında yaşadığı bir başarısızlığın sürekli olarak tekrarının onun üzerinde olan etkisinden bahsetmişti. Ay Işığı Sokağı'nda ise bir karı-kocanın hayatlarının sürüklendiği son noktadan başlarak bahsedilmiş. Erkeğin cimriliği sebebi ile çıkan problemlerin çifti sürüklediği noktadan bahsedilmektedir. Leporella'da sadık hizmetkar Crescentia nam-ı diğer Leporella'nın çalıştığı beye karşı beslediği kuvvetli duygularla hareket etmesini okuyacaksınız. Son olarak Boris (Leman Gölü Kıyısındaki Olay) karakteriyle devam edeceğim. Bu hikayede kendimi oldukça kötü hissettiğim bir gerçek. Savaşın rezaletiyle mahvolan hayatlar beni her zaman üzer. Akan kan, yanan canlar ve tarihe kara leke olarak geçen olaylardır savaşlar. Boris ise savaştan bir şekilde kurtulan ve yurdu olan Rusya'ya dönmeye çalışan sıradan bir askerdir. Ailesine, yurduna dönmeyi başarabilecek mi? Yanıt satırlarda.
  • 80 syf.
    ·8/10
    Zweig'ten yine bir durum hikaye psikolojik çözümlemesi. Bu sefer kısa kısa 5 hikaye var. Tek ortak noktaları belki de sonları. Bilinmez ve çoğu zaman görmediğimiz, insanların kendi hallerinde neler yaşadıklarını anlatan çıkmazlar. Göz atacak olursak.


    1- Ay Işığı Sokağı : Karısının geneleve düşmesini engelleyemeyen, fakat bunda payının olduğuna inandığı için ezilmeye mahkum edilmiş bir adamı, bir denizci gözünden izliyoruz. Zweig'e göre vasat bir hikayeydi.

    2- Leporella : Bu hikayeyi çok beğendim. Bir çok münferit hikayesinden çok daha iyiydi. Resmen ot gibi yaşayıp insanlıktan çıkan bir kadının, zengin bir baronun evine hizmetçi olmasıyla birlikte işler değişir, kendi benliğini bulduğuna inanan kadın, baronun suç ortağı olacaktır.

    3- Nişan : İşgal sırasında düşman topraklarında kalan bir subayın açlıkla imtihanı. Güzel ve sürprizli bir sonla bitiyor. Beğendim.

    4- Leman Gölü Kıyısında Olay : Savaştan kaçan bir firarinin, evine dönme hikayesi. Mesajlar çok sağlamdı.

    5- Avare : Liseyi bir türlü bitiremeyen bir gencin 3-4 sayfalık kısacık öyküsü.