• Anladım ki... Çocukluk her şeyi anlamazlıktan gelerek, her şeyin üstesinden gelebilme çabası idi. Aslında acımasız değildim, çâresizdim. Benim de gözyaşlarım var, nasırlaşmadı henüz vicdanım. Daha ben çocuğum efendi! Yoksa çocukluğumu çâresizliğe mi satıyordum? Bu basit bir adilik olsa gerek, kötülüğün en saf hali? Kendimi çok hırpalıyordum, bütün bunlar çok anlamsızdı. Dükkâna gitmeden, bakkala mı bir uğrasaydım? Eyvah, rahmet de nasıl yağıyor. Potinlerim, çorak topraklar gibi suya hasret sanki öyle bir emiyor ki yağmuru mübarek, üşüyordu hep ayaklarım. Eve gidene kadar buruş buruş oluyordu.
    Bakkal hâlâ gelmemişti., tuhaf. İnsanlar neredeydi kaç saattir? Babamın çalıştığı dükkânın kapısı açıktı, rüzgâr ileri geri ittiriyordu kapıyı, garç gurç ses çıkarıyordu. Kimse var mı? Baba orada mısın? Nereye gitti ki acaba? Eve niye gitsin bu saatte? Endişelenmeye başladım. Korkuyordum, deli gibi yağıyordu yağmur. Gitmeliydim ama. İçimi kemiren bir sıkıntı emekliyordu boğazıma doğru. Deli gibi koşmaya başladım, potinlerimin içine sızan sular bana zorluk çıkarsalar da, hiç niyetim yoktu vazgeçmeye. Bir ara gözüm daldı, tökezleyip düştüm, gözlerim karardı; hep su mu sızacaktı potinlerime, kan gidiyordu benden, akşam mı oldu, nedir bu karanlık?
    ...
    Eve geldim, fakat herkes niye burada? Yoksa bir şey mi oldu anneme? Oh, çok şükür yatıyor yatağında, neden ağlıyordu peki? Soğuk giriyordu kırık eski ahşap beyaz pencereden, annem üşümesin diye kâğıt buruşturup sokmaya çalışıyordum. Yine beceremedim, olmadı. Anne, niçin ağlıyorsun? Niye bana boş boş bakıyordu annem? Anne, niçin ağlıyorsun? Niye bana boş boş bakıyordu annem? Anne cevap verir misin? Üstüm başım ıslak, değiştir demeyecek misin? Bak anne! N'oldu? Baba, annem neden böyle ağlıyor, sen niye buradasın, bu kalabalık neyin peşinde? Benim bilmediğim ne oldu? Kimse neden benimle konuşmuyor? Ne saklıyorsunuz benden efendi!
    Camın kenarındaki sandalyeye ilişti gözlerim, bir iki ıslak kıyafetti sanırım, hâlâ su damlıyordu tahta zemine. Her gece karanlıkta böcekler tahtaların arasından çıkmasınlar diye, sabahlara kadar gazete kâğıdı sıkıştırdığım tahta zemine. Ben oraya ne uykular gömdüm be. Yaklaştım yavaşça, ürküyordum. İnsanlar benim yatağımın üzerinde oturuyorlardı, boş boş birbirine bakıyordu herkes. Kıyafetlere dokunmak istedim, benimdi bunlar? Nasıl olur? Ya üzerimdekiler? Belki kâbustu bu? Hemen uyanmalıydım. Neden kendime çimdik atamıyordum? Biri bana burada ne olduğunu söylesin efendi!
    Nazmi Amca'nın sol tarafındaki o karanlık nedir? Işık düşmüyordu pencereden içeri ondan belki de, olsun, salona düşmeyen ışığı kiradan düşüyorduk biz de. Ev her daim loştu. Sokaktaki gün ışığı neyimize yetmiyor değil mi efendi! Annemin gözleri mi görmüyordu yoksa? Hastalık gözlerine mi vurdu? Babam kızgın mı bana, hiç bakmıyordu? Çok kinci bir adamdı babam, dedem hiç böyle değildi. Sabah, ekmeği iki dakika geç getirdim diye hâlâ bana tavırlıydı sanki? Deve kini vardı adamda.
    Evde, hayatta sigara içmezdi babam, oysa şimdi fosur fosur tüttürüyor, n'oluyor efendi! Niye kimse ben yokmuşum gibi davranıyor? İsmet Amca, sana ne yaptığımı öğrenebilir miyim? Melahat Teyze, dün maaşını çekmeye giderken çağırdın da gelmedim mi? Hayır, merak ettim, endişelendim, geldik suç oldu. Gidiyorum o zaman. O da ne be! Tabut mu o? Kim için? Ne için? Belki de öylesine... Biz çocuklar hep meraklıydık, hep...
    Millet ayaklanmaya başladı, yalnız neden herkes sarılıyordu babama? Dağ gibi adamdır benim babam, istediğin kadar sarıl, kavuşamazsın efendi! "Allah sabır versin" derken? Kaç senedir sabretmişiz yokluğa, n'olacak? Bir yerimiz eskimez. Onun bunun eskisini giysek de bir yerimiz eskimez efendi, yüreğimiz eskimesin yeter bize. Çok beylik laf, dedemden yadigâr.
    "Yusuf iyi çocuktu," diyor babama kadının biri, uydurma teyze, ilk kez görüyorum ben seni. Hayır, ben insanların ölümünden kendime umut devşiren kötü bir çocuğum aslında. İlk kez babam -acımasızca ceviz tahtaları birbirine mıhlayan adam- kendisinin omuzlarına gelen birine çocuk gibi sarılıp ağlıyordu. Niye ağlıyorsun babacığım? Benden habersiz nasıl ağlarsın? Beraber ağlasak olmaz mı? Gözyaşların benim omuzlarıma dökülse, heybetinden sual mi olunur be baba?
    Ben biliyordum niye ağlamadığını? Sanırım, ben öldüm. Nasıl öldüğümü bilmiyorum. Tahtaları çıkarken hıçkıra hıçkıra ağladığını gördüm baba, ilk kez seni ağlarken gördüm. Ne potin, ne kemer, ne yamalı bir kadife pantolon, ne bir çorap... Hiçbiri yok artık, hepsi çok anlamsız. İlk kez ölüm, bir şey kazandırmadı be baba. İlk kez ölüm hiçbir şey kazandırmadı.
  • Anladım ki... Çocukluk her şeyi anlamazlıktan gelerek, her şeyin üstesinden gelebilme çabası idi.

    Karo Ekiz
  • Zaman kendine direnenleri sevmez.
    Kolektif
    Sayfa 40 - Şehriyâr - Yunus Kızıl
  • Asıl marifet lisan öğrenmek değil, lisan-ı hâle vakıf olmak, halden anlamaktır.
    Kolektif
    Sayfa 13 - Lisân-ı Hal Beyâmındadır - Mehdi Genceli
  • Dünya, insanların şuursuzca sallandıkları bir boşluk gibi.
    Kolektif
    Sayfa 24 - Bir Ömürden Artakalan - Veysel Gökberk Manga