onların dünyasında iniş çıkışlar bu denli büyük değil.onların
dünyasında coşku delilik derecesine varmıyor. onların dünyasında bunalım ölüm korkusuna,belki de ölüm isteğine dönüşmüyor.onlar yemek yemeyi her zaman seviyor.düzenli yemek yiyorlar.duygusal çoşkular yemek gibi beslemiyor onları.onlar işlerine inanmış.onlar"başkaldırmayı" savunurken,belli bir düzenin akışındaki yerlerini korumaya çalışıyorlar.
Eskiden kocakarılar dilek kuyularındaki simsiyah suya bakar bakar da en sonunda fazla bakmaktan şekiller, kıpırtılar görmeye başlar, bunları da görmek istedikleri şeylere yorarlarmış. Kendine uzun uzun bakmak da bence biraz böyledir. Üstelik nasıl her resminde insan farklı çıkıyorsa kendi içine her bakışında da başka bir şey görüp şaşabilir. Uzun uğraşlardan sonra bir an durup bakmalı o kadar.
hiç olmazsa beni denize çıkaracak bir yol arıyorum,bir yol buluyorum.bulduğumu sanıyorum en azından.hayatım hep bir yol aramakla,sonra bir yol bulduğumu sanmakla geçiyor.yolların bir kurtuluşa çıkmadığını uzun zamandır biliyorum.bu yüzden işte,hiç olmazsa denize çıksın
narin,başkalarının açtığı yaraları,neden kendi başımıza iyileştirmek zorundayız ki?kim geçirecek bunca sızıyı?kim emecek zehri,kim akıtacak irini?kim yaralarımızın üzerine kapanıp orada kabuk bağlayacak narin?kim örecek yaralarımızın üzerine kendi tenini?