Gün oluyor, ayak uydurmakta zorlanıyorum;
dünyaya, insanlara, hayatın akışına...
Garip bir his kaplıyor içimi, “Ne arıyorum burada?” diye soruyorum.
Kalbimdeki kırgınlıklarla, günahlarımın verdiği vicdan azabıyla, hayatın içinde elle tutulur bir şeyler başaramamış olmanın üzüntüsüyle; tüm bu hislerle öylece kalakalıyorum. Bu hisler, seccadeyi serip içten bir secde yapana kadar sürüyor. Secdeyi yaptıktan sonra, tüm bu soruları keskin bir kılıç gibi kesen bir cevap geliyor:
Ben kulum.
Evet, ayak uyduramadığım zamanlarda, günahlarımla ve tüm başarısızlığımla hayatın içinde “Ben Allah’ın kuluyum.”
Ben, insanlara ayak uydurmakta zorlandığımı düşünürken —ki onlar sadece dışımıza bakarlar— Allah orada benim kalbime bakıyor. Günahlarımdan dolayı vicdan azabı çektiğimde, beş vakit her namaza durduğumda onları bağışlıyor.
Mesela öyle bir zamandayız ki; sadece belli yeteneklere sahip ya da üstün zekâlıysan, veyahut en iyi üniversitede okumuşsan, ya da boynuna bir madalya asılmışsa, ağzında iyi laf yapıyorsa sen başarılı ve ilgiye değer oluyorsun. Artık sessiz, sakin, kendi halinde insanların hiçbir değeri yok diğer insanların gözünde. Onlar, hayatın görünmez yolcuları gibiler.
Ama Allah, o görünmez yolcuların da kalbine değer verip onları önemsiyor.
İnsanların gözünde yücelttiği fani şeylerin, Allah’ın nezdinde yok hükmünde olduğunu idrak edince; sizin de onlara verdiğiniz değer kayboluyor ve sadece Allah’a kul olmakla, O’nunla sıkı bir bağ kurmakla mutmain olacağınızı anlıyorsunuz.
Evet, hayatın içindeyim; canlıyım, hayatın akışına ayak uydurmaya çalışıyorum.
Başarısızlıklarım var, yanlışlarım, hatalarım, hüzünlerim var. Bazen “Yapamıyorum.” diyorum. Ama Allah ile bir bağım var ya, ben O’nun kuluyum ya; bütün değersizliklerim yok oluyor ve ümitleniyorum.
Biliyorum ki çok