• ,,Aydınlar bile aptalca konuşuyor insanlar alkış tutuyor,,
    /yusufGüneş/
  • Cemil Bey, Tanrının kendisine verdiği deha gözüyle sazı zorladı. Ve uçarı bir şekilde çalmaya başladı. Yani o güne kadar çalınmış klasik tavır diye size tabir etmeye çalıştığım şekille, hâlle, tavırla değil, daha hareketli, gerek sağ elde, gerek sol elde, gerek sap üzerinde daha uçarı, dinamik, Batının ajulite dediğini, Osmanlı'nın çâlâk dediğini kullanarak çalmaya başladı. On yedi yaşındayken; meşhur bestekârımız, Sûzidil makamının ve repertuvarının yaratıcısı, klasik üslupta çalan Tanburî Ali Efendi şu sözleri söyledi... "Aksaray'da bir çocuk dinledim. On yedi yaşında... Tanburu dizime vurup kırasım geldi."
    Kolektif
    Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, 1. Baskı, 2003
  • 362 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    — Ben düğün falan istemem.
    — Hayatta olmaz, herkesin düğününe gittik, o kadar takı taktık.
    — Gitmeseydiniz, bana mı sordunuz?
    — Uzatma, o halay çekilecek!

    Ve iki rakip takımdan oluşan komite toplanır. Kimseden altta kalmamak için, gidilmiş bütün düğünler masaya yatırılır. Nerde yapıldığından tutun da, takı hasılatına, as kadronun neler giydiğine, gelinliği - damatlığına, kınası - bindallısı - çerezi - meşrubatına, gelin çiçeği - kuaförü - araba süsüne, bahşişi, düğün pastası, hatta balayısına kadar her şey dikkatle kıyaslanır. Sonuçta Çırağan’da bile yapsan herkesin bir kusur bulduğu o düğün yapılır. Salgın döneminde bile olsan yapılır. Birkaç saatlik gösteriden “ölürüz de” gene vazgeçmeyiz.

    — Yaa aşkitom, hani biz sıradan olmayacaktık, kot pantolon ve tişörtlerimizle nikah yapacaktık?

    Siz kendinizi Yoko Ono ve John Lennon mu sandınız? Sıradan insanların böyle özgür seçimleri olamaz!

    Bu yazıyı okuyan sevgili okur; kız tarafı mısın, erkek tarafı mı? Biliyorsun, düğünde tarafsız olunmaz! O nedenle tarafını seç ve sana ayrılan yere geçip “Adalet Ağaoğlu’nun Bir Düğün Gecesi”ni seyre başla. Bu düğün de bildiğin şatafatlı bir tören.
    Ancak gören gözler anlatınca...

    “İntihar etmeyeceksek içelim bari!”

    Bir eser ancak bu kadar çarpıcı bir cümleyle başlayabilirdi. En azından ben bu cümleyi hiç unutamayacağım.

    İncelemeye çalıştığım eser, Adalet Ağaoğlu’nun “Dar Zamanlar” üçlemesinin ikinci kitabı. (Üçleme sırası: Ölmeye Yatmak - Bir Düğün Gecesi - Hayır)

    Eserin ana karakterleri çevresinde geçen olaylar, Adalet Ağaoğlu’nun kullandığı bölüm yapısı yoluyla okuyucuyu farklı zaman ve mekanlara götürerek anlatılır. Yazar bu bölümlerde, yaşananları karakterlerin gözünden bizlere aktarmış. Şimdiki hâllerinin, nasıl bir geçmişin sonucu olduğunu ayırt etmek açısından verimli ve sürükleyici bir yöntem olmuş.

    12 Mart 1970 darbesinin farklı kesimlerden insanlar üzerinde bıraktığı etkileri, Türkiye’nin 70’li yıllardaki durumunu, ordu ve sermayenin işbirliğine varana dek gözler önüne sermek ve bunu tek bir gece içine bu denli başarıyla sığdırmak, eseri övgüye değer kılıyor.

    Düğüne katılan eş-dost, komşu ve akrabaların yaşayışları, siyasi görüşleri kullanılarak, aslında bir anlamda dönem insanının da profili çıkarılmış oluyor. Örneğin, ana kahramanlardan Tezel, Ömer ve Ayşen ile darbe sonrasında hayal kırıklığı yaşayan solcu aydınlar sembolize ediliyor. Bir başka karakter, geçmişin sıkı “Türkçü”sü İlhan ise, “Türkiye”sini sömürerek aşırı zenginleşen sınıfı ve ülkemizin o dönemdeki çarpık kapitalistleşmesini çok güzel temsil ediyor. Yalnız fiziksel güzelliğini ve gününü gün etmeyi düşünen şehir kadınlarından tutun da, henüz dinî kıyafetlerinden vazgeçemediği için alttan alta hor görülen hacı amcalara kadar, ülke insanı farklı yönleriyle ortaya konuluyor.

    12 Mart sonrası Türkiye’sinin siyasi ve toplumsal profilini çıkaran, zaman zaman Oğuz Atay konuşuyor sandığım bu eserde vardığım en keskin sonuç, 12 Mart’ın en büyük darbeyi sol kesime vurduğu oldu.

    Severek okunacak bir kitap. Kesinlikle tavsiye ederim.
  • 88 syf.
    Spoiler içerir.

    Dursun, Tekin ve Arsel. Üçünün de kitaplarını bir müddet inceledim hala inceliyorum. Tekin'in kitaplarına pek bakamadım ama bana göre üçlünün en zayıf halkası Arsel.
    Kitabın yazılış amacı olarak kısaca diyor ki öğrencilerim bana geldi dedi ki hocam biz bir konuda şeriatçılarla tartışırken onların safsatalarını, yalan söylediklerini biliyoruz fakat tartışacak kadar bilgimiz yok. Bize taktik verin de alt edelim şunları demeye getiriyorlar. Yazar da bu sebeple şeriatçıların sık gündeme getirdiği konuları kendince incelemeye çalışıyor. Hatta "İslam şeriatının özünün ne olduğunu kaynaklarıyla bilebilmiş olsak, şeriatçıyı kendi silahlarıyla susturup, insanlarımızı akıl çağma kavuşturmakta güçlük çekmeyeceğiz. İşte elınizdeki kitap bu maksatla, yani şeriatçının yalanlarını yüzüne vurmak ve insanlarımızı bu yalanlardan kurtarıp yaşantılarını akılcı düşünce yoluyla düzenlemeye alıştırmak amacıyla kaleme alınmıştır." diyerek oldukça iddialı bir giriş yapıyor. Öğrencilerini savaşa sokacak sanki :D https://twitter.com/...114125640761346?s=19
    Ben bu girişten sonra çıtanın çok yükselmesini beklerdim fakat hayal kırıklığına uğradım. Yazar kitabı birkaç cümle etrafında döndürmüş ve çok sık tekrarlar var. Diğer kitaplarının incelemelerinde de bu yorumu gördüm. Dili de hoş değil. Madem bilimsel olmaktan bahsediyorsun mahalle ağzı kullanmaman gerekir. Tekrarlara örnek vereyim. Örneğin Tevbe 5 ayetini sürekli gündeme getirip dinde zorlama yoktur ayetini sunan şeriatçılara bu ayeti gösterin der gibi konuşuyor ve ayete konu olan müşriklerin sadece müşrik olması sebebiyle öldürüldüklerini iddia ediyor. Bu durumu ayetin öncesi ve sonrası, tarihin söyledikleri ile beraber değerlendirilince oldukça yetersiz bir iddia olduğu ortaya çıkıyor fakat kitabın hemen her yerinde bu ayeti sırf tevbe 5 olarak öncesiz sonrasız veriyor ve görüşlerine dayanak olarak sunuyor. Müslümanlar bu konuyu savunurken 1-5 arasına beraber bakın diyorlar ama bence tevbe 6'da çok önemlidir. Yani konuyu tüm detaylarıyla incelemek gerekiyor. Bu ve benzer ayetlerde konunun tarihsel tarafı nedir o tarihsel tarafından çıkacak evrensel yorum nedir, nasıl yorumlanmıştır bunları incelemesi ve sonuç olarak "işte kanıtlarım" dedikten sonra Kuran için "her müşrikin öldürülmesini istiyor" diyebilmesini beklerdim. Bu şekilde sadece mahallenin agresif, ateşli inanan gençlerini altedebilir belki ama konuyu bu iddialarla beraber ilim sahasına taşıyınca haksız çıkacaktır. Konuyu eksik sunarsan açığını bulup yüklenirler. Bu çok sık karşıma çıkıyor. Defalarca bunu yaptığına şahit oldum bu yazarların. Kuran alışveriş mağazası değildir. En azından inananlar için değildir ve amacınız onları onların kitaplarıyla yenmek ise kitaplarının tamamına hakim olmak durumundasınız. Kitaptan alışveriş yapar gibi istediğinizi alıp istemediğinizi almamazlık yapamazsınız. Bir konuda konuşuyorsanız tüm düşüncenizi o konudaki iki ya da üç ayete yüklerseniz komik duruma düşersiniz. Buradan böyle görünüyor yani. Madem şeriatçıyı onun kitabı ve verileri ile çürüteceksiniz sizin verdiğiniz ayetlere de vermedikleriniz kadar iman ettiğini, tek başına gösterdiğiniz o ayete rağmen ve o ayete de inanarak o yorumu yaptığını bilmeniz lazım. İnananlar, Kuran'da "kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar edenler" başlığına konu olan kişiler değildir. İnananlar inanmıyor değildir. Bu yüzden bir konuya ciddi bir eleştiri getireceksiniz o konuyu her yönüyle ele almak durumundasınız. Eğer önce verilen ayet daha sonra açıklanıyorsa ya da bir durum sonradan ortadan kaldırılıyorsa veya ayetin ortasından kestiğiniz kısmın sonrasında ayet istemediğiniz bir mana veriyorsa görmezden gelemezsiniz. Siz Kuran eleştirisi yapıyorum dersiniz ama Kur'an'dan elde ettiğiniz zannı eleştirmekten öteye gidemezsiniz ki karşınızdaki ile bir savaş veriyorsanız ve karşınızdaki de biraz bir şeyler okumuşsa bu çok büyük açığınızı görür ve nakavt... Bu konuya başka bir örnek vereyim. Yazar müşriklik ile ilgili olarak iki kişiyi örnek veriyor ve sırf müşrik oldukları için öldürüldüklerini söylüyor.

    "Nice örnekten biri şöyle: Nadr b. Haris, daha Mekke dönemindeyken Muhammed’in sözüne inanmayanlardan biridir Tanrı’dan ona vahiy inmediğini, anlattığı masalların Yahudilerden alınma olduğunu vs. söyler (bkz. Enfâl Suresi, ayet 22, 70). Bedir Savaşı sırasında esir olarak Muhammed'in elıne geçer. Muhammed, yıllarca önce Nadr'ın kendisi hakkında söylediklerinin intikamını almak üzere onun kafasını kestirir. Bir diğer örnek Ukbe b. Ebu Muayt'la ilgilıdir. Muhammed, yıllar önce kendisiyle alay etti ve kendisini eleştirdi diye Muayt'ın kafasını kestirtmiştir (Muayt, Bedir Savaşı'nda esir olarak Muhammed'in elıne geçenlerden biridir)"

    Burada örneğin Ukbe üzerine eğilelim. Sadece Muhammed'i eleştirdi ve alay etti diye öldürüldü demiş. Böyle bakınca olay çok masumane bir durum varken gerçekleşmiş gibi görünüyor. Eksik bilgi. Herhalde alay dediği peygamber namaz kılarken başına koyduğu deve işkembesi sebebiyle bir süre peygamberin secdeden kalkamaması ve insanların ona gülmeleri olayı. Bu da şiddet bakımından öldürme teşebbüsü sayılabilir belki. Bu kişinin Buhari'de yer alan boyutunda bir de Peygamber namaz kılarken onu boğmaya çalıştığına dair bir olay da anlatılır. Hatta Hz. Ebubekir peygamberi kurtarıyor ve o adamlara "siz bir adamı 'rabbim allah' diyor diye öldürecek misiniz?" diyor. Ama bu bilgi yok bu kitapta mesela. Bu adamın kendi halkını savaşa sokmak için cesaretlendirdiği bilgisi de yok Buhari'de bu bilgi varken. Ama Ukbe hakkında bildiklerimiz Buhari'de geçenlerden ibaret de değil. Şeriatçı sadece Buhari okumuyor o yüzden onun kaynaklarına bakıyorsanız diğer bilgileri de almanız gerekir. Ya da aldıklarınız dışında diğer kısımları reddediyorsanız neden ve nasıl reddettiğinizi, yalan olduklarını nasıl anladığınızı gösterebilmeniz gerekir. Bilimsel çalışma tam olarak bu oluyor. Mesela dün başka bir kaynakta da Ukbe'nin yukarıdaki diğer isimle beraber hicret günü peygamberin evinin önünde öldürmek için bekleyenler arasında oldukları da yazdığını gördüm. İnandıkları için insanlara eziyeti reva gördüğü de yazıyor ki peygambere yaptığı da bunu destekliyor. Yani ölmesi için hala bir sebep yoksa ben o sebebi hadisten vereyim: "Merhamet etmeyene merhamet edilmez." Hatta bir kaynağa göre diğer bedir esirleri salınırken kendisinin neden salınmadığını soruyor ancak peygamber onu yaptıkları sebebiyle affetmiyor.
    Bence yazar konuyu eksik almış. Eksik alınca değerlendirme de eksik kalıyor haliyle. Burada bir incelemede gördüğüm bir alıntıyı ekleyeyim: "Tarih bir süreçtir ve siz süreçten bir parçayı çıkarıp sadece onu inceleyemezsiniz... her şey tümüyle birbirine bağlıdır." Bu sebeple eğer bir konuda yorum yapacaksak resmin tamamını görmeliyiz diye düşünüyorum. Verilmesi gereken tüm bilgileri verip daha sonra kendi yorumumuzu yapabilirsek daha iyi olur diye düşünüyorum. Zaten yazar konuyu bütünüyle işleyip inceledikten sonra yukarıdaki yorumu yapsa benim bu kadar itirazım olmazdı nihayetinde kendi yorumudur deyip geçerdim. Neyse.

    Başka bir örnek vereyim.

    "Şeriatçılar, Müslüman olmamanın ya da İslam'dan çıkmanın cezasının, bu dünyada değil fakat sadece ölüm sonrasında cehenneme atılmak suretiyle verileceğini söylerler ve Bakara Suresi'nin 217. ayetini örnek verirler. Ayet şöyle:

    ”...Sizden kim, dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gider. Onlar cehennemlıktirler ve orada devamlı olarak kalırlar..." (Bakara Suresi, ayet 217).

    Oysa yine yalan. Çünkü bir kere bu ayet, sadece cehenneme atılmayı değil, cezanın
    "bu dünyada da" verileceğini belırtiyor. Zira ayette şu tümce bulunmakta:

    "... onların yaptıkları işler dünyada da... boşa gider...”

    Ayeti takla attırmış. Ayette böyle bir cezadan -bu dünya için- bahsetmiyor. İslam'ı terk ettikten sonra Müslüman olarak dünyada yaptıkları iyi işlerin de boşa gittiğinden bahsediyor. Diyanet tefsirinde bu yorumu yapanların var olduğunu, buradan mürtedi öldürün manası çıktığı şeklinde anlayanlar olduğunu yazmışlar ama mantıklı görmemişler. Benim dediğimi desteklediğini düşündüğüm kısmı da örnek vermişler ve Maide 5'ten bu yorumu çıkarmışlar: "...... Kim inanmayı reddederse ameli kesinlikle boşa gider. O, âhirette de hüsrana uğrayanlardandır."
    Ayrıca Tevbe 69'da benzer bir ifade eski kavimler için de geçer.

    Kuran'ın kendi kendini açıkladığı kısımlarda herhangi bir tefsirin ne dediği de çok önemli değil bence. Çünkü kendisi durumu anlatmış bize pek de yorum şansı vermemiş. Arsel'in bu durumu neden görmezden geldiğini bilmiyorum. Bu ayetin içeriğini nasıl reddettiğini bilmiyorum. Bir açıklamasını yapması gerekirdi.

    Bir başka yerde de, "Ku'ran'da, Müslümanların, Hıristiyanlarla ve Musevilerle dost olmaları yasak edilmiş, şöyle denmiştir:
    ”Ey (Müslümanlar)! Yahudi ve Hıristiyanları dost olarak benimsemeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır..." (Bkz. Mâide Suresi, ayet 51)"

    Bu kör bir okuma. Alışverişe çıkıp sadece bu ayeti alırsan ve argümanını sadece bu ayet üzerine oturursan baltayı kesinlikle taşa vurursun ve o tartışmadan galip gelemezsin. Yere göğe sığdırılamaz gördüğün bu el kitabını çöpe bile atabilirler. Çünkü Kuran bir roman değildir. İstediğin sayfadan bir cümle alıp kitabın tamamına sirayet ettiğini düşündüğün bir hüküm çıkaramazsın. Aynı konudaki benzer ayetleri tarihi süreçte geliş sıralarına göre, iniş sebepleriyle, ayetlerin lafzına, anlamına göre vs birçok parametre ile değerlendirmek gerekiyor. Ya da nasih mensuh kavramı vardır belki ona bakmak gerekiyor veya kapsamı azalıp artan bir durum vardır ona bakmak gerekir kısacası böyle istediğin cümleleri çekip alırsan komik duruma düşersin ki hele de karşındaki o ayetlerin hükmünün geçici olduğunu ya da Allah'ın ayetin kapsamını genişletip bir başka yola gittiğini veya Allah söylediği bu cümleyi başka bir ayette detayıyla açıkladı diyebiliyorsa. Çünkü bildiğim kadarıyla durumun bir de bu yönü var.

    "Allah, din konusunda sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlarla iyi ilişkiler içinde olmanızı ve onlara adaletli davranmanızı yasaklamaz. Allah adaletli olanları elbette sever.
    Allah ancak, din konusunda sizinle savaşmış, sizi yurtlarınızdan çıkarmış ve çıkarılmanıza yardım etmiş olanlarla dostluk kurmanızı yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte bunlar kendilerine yazık etmişlerdir."

    Mesela bu ayetin içeriğini nasıl reddettiğini bu kitapta anlatması gerekiyor. Ehli kitap kadınlarla evlilikten bahseden ayetler, kestikleri hayvanların yenilebileceğini söyleyen ayetler varken hiçbir şekilde dost olunamayacağını nasıl çıkardığını açıklaması gerekiyor yoksa ben buna eksik bilgi ile bir çarpıtma yorum derim.

    Ya ilgili tüm ayetleri verip Muhammed duruma göre hükmü değiştirip dostluk yolunu sonradan açmış diyeceksin -ki bu bir bakış açısı olabilirdi- ama birçok yerde bunu değil tek bir kısmı almakla yetinmiş ve argümanını kurmuş. Kitap boyu inananlara üstten bakıp sonra böyle durumlara düşmesi yukarıdan bakacak kadar üstte olmadığını gösteriyor. Karşındakine bulduğunu söylediğin hakikati göstermek için bir pencere açmak yerine rakibini tartışmada dövmeleri için kitap yazarsan ve eğer karşı taraf da kendince bir şeyler okumuşsa öğrencilerin yine dayak yiyecektir bu argümanlarla.

    Yine başka bir yerde ana babaya öf bile denmemesi gereken ayetten hareketle şeriatçıların bunu ahlaki bir davranış olarak sunmalarının kandırma olduğunu söylemiş ve örnek olarak da şunu söylemiş:
    "Fakat şunu hemen eklemek gerekir ki, şeriatçının hoşgörüsüz oluşunun asıl nedeni Muhammed’dir; Muhammed ona her hususta hoşgörüsüzlük örneği olmuştur. O Muhammed ki, kendi öz anasına, kendi öz babasına ve altı yaşında yetim kaldığı andan itibaren kendisine bir babadan da fazla babalık eden (onu ölümlerden kurtaran) amcasına, sırf Müslüman olarak ölmediler diye "mağfiret" dilememiştir."

    Arsel yoruyorsun beni. Eğer bu dediğini yapsa bu sefer de onlar imanla ölmemesine rağmen onlara mağfiret dilemiş ve ailesine iltimas geçmiş nerede adalet diyecektin. Kitabın en dikkate alınmayacak yerlerinden biri bu bence.

    " Öte yandan Muhammed'in verdiği ömek sadece hoşgörüsüzlük bakımından değil, aynı zamanda vefasızlık, kadir bilmezlık bakımından da insanları etkilemeye yöterlıdir. Çünkü Muhammed, kendi anasını "faziletlı" saymamış ve fazilet timsalı olarak gösterdiği kadınlar arasına dahi katmamıştır. Fazilete erişmiş olarak Kur'an da belırttiği kadınlar sadece İsa'nın anası Meryem ile Firavun'un karısı Asiye'dir. Bunları "kemale ermiş" ve "peygamber" nitelığinde kadınlar olarak görmüştür. " Yorumsuz...

    " eğer farklı inançta iseler ana/baba/kardeş ve yakın akraba arasında dahi düşmanlık" yaratan bir dini, bu bizim yarı cahil aydınlarımız ne yazık ki "sevgi" dini olarak kabul edebilıyorlar."
    Herhalde şu ayetten bahsediyor: “Biz, insana, anne babasına karşı iyi davranmasını emrettik…" “…Bununla beraber, eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana şirk koşman için seninle mücadele ederlerse, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin…”

    Arsel, "itaat etme" kısmına kadar alıp argüman kurmuş son cümleyi almamış herhalde. Ha şöyle diyebilirdi, biraz taktik vereyim: Bu nasıl sevgi dini ki savaşta baba oğluyla çarpışabilmiş. Ona da karşı taraf herhalde der ki iki tarafta kendi rızası ile bu yola gidiyor. İki taraf da kendilerinin üstünde tuttukları bir ülkü için savaşıyor ama savaşın tek sebebi kesinlikle din değil. Ama savaş sonucunda iki taraf hala yaşıyorsa ayetin son cümlesi ile çocuk amel etmeli diye düşünüyorum. Bu konuda hadisler de var.

    ‌Kitapta başka iddialar da var ama hepsini alamadım işin dini boyutuyla ilgili örnekler vereyim istedim hepsini görmek isteyen okuyabilir bana göre çoğu yorum eksik bilgi içeriyor ve o yorumu bu şekilde yapmasını engelleyecek bilgiler kitapta yer bulmamış. Kitapta yer verdiği konular genellikle üzerine yüzbinlerce kere düşünülmüş çeşitli kitaplarda yer bulmuş her biri bir makaleye konu olabilecek şeyler. Yani tek bir cümle ile tek bir ayet ile çıkarım yapamayacak kadar detay içeren konular. Bence bu yanlış bir okuma biçimi. Çünkü ben olsam bu şekilde konuya eğilen makaleleri, tefsirleri önceden incelerdim ama bunu yapmadığı ortada. "yarı cahil aydınlar" dahi böyle okumuyor. İnsanlara üstten bakıp bu duruma düşmek gerçekten kötü bir durum olsa gerek. Bilimsel bir çalışmada bunlar olmaması gerekirdi. Madem aklı terk edenlere karşı aklı savunmak üzere onların kaynaklarından hareketle bir kitap yazıyorsun olabildiğince bilimsel yaklaş da samimiyetine inansınlar. Sadece karşı tarafı mat etmek için yazmış kitabı. Özelde öğrencilerine genelde diğer insanlara "bir şeriatçı bunu derse siz de bunu deyin" temalı kitap yazmış. Aklı temsil eden kısımda sen böyle iddialarla yer alıyorsan körü körüne inandıklarını söylediğin kısımda birçok kişi gelir bu argümanları rahatlıkla çürütür. Çünkü senin seçerek aldığın ve bir kısmını görmezden geldiğin kitabın tamamına inanıyorlar. Onların bir kısmını seçme, öteye itme, inkar etme şansı yok ama senin var ve sonuna kadar kullanmışsın sanıyorum. Bunu da bilimsel çalışma adı altında yapınca olay bitiyor herhalde. Madem şeriatçıyla mücadeleyi onların kitaplarından hareketle yapacaktın biraz daha ciddi bir çalışma beklerdim yumruğu attıktan sonra dönüşünün olabileceğini de hesaplayıp kendini savunmak için gardını almanı beklerdim. Çünkü iddialarda tarih bilgisi eksik bütün olarak ayetlerin bilgisi eksik siyak sibak bilgisi yok nasih mensuh bilgisi yok. Ya da bütün bunlar var ama nedense bu kitapta yeri yok... Bence bu kitapta çarpıtma var. Bence önce argümana inanıp sonra dayanak arama var. Bende kitabın epub hali var dileyene atarım.
    ‌İyi günler, iyi okumalar.
  • Avam, kendi cehalet ve donukluğunda gün be gün sağlamlaşmakta! Halktan uzak aydınlar ise kapalı
    kule ve kalelerinde, fakülte sınıflarında, üst-düzey akademik dergilerinde, yeni şiir, edebiyat ve sanat yapıtlarıyla başbaşa; uzmanlık konferanslarında,
    teknik kitaplarında birbirlerine konuşuyor ve avamın cehaletine gülüşüyorlar. Çok derin eleştirileri, titiz incelemeleri, nükteli konuşmaları, filozofça tespitleriyle zevkleniyorlar ve vicdanen rahatladıklarını sanıyorlar. Çünkü, anti-dincidirler, bilimsel bakış açılı, çağdaş ve son moda görüş/düşünce sahibidirler. (!) Tıpatıp Rönesans ya da
    19. yüzyıl Avrupa düşünür ve aydınları gibidirler. Hristiyanlığı ve dini inkâr ederek, Papa’nın gücünü yok ederek modern uygarlığı oluşturan Avrupalılar gibi. Galile, Kopernik, B. Giordano, J. J. Russeau ve diğerleri ayarında büyük ve ilerici düşünürlerdirler!? Çünkü dine karşıdırlar! Oysa bunların tümü, kendi kendilerine kabullendikleri birer ütopyadır.
  • "İstanbul’da yaşayan sivil ve asker tüm aydınlar, Mustafa Kemal Paşa’nın yabancı basına verdiği demeci konuşuyor sevgili Marcel. Ülkemde uygulanacak siyasal sistem için ‘Cumhuriyet’ demiş Paşa verdiği bir beyanatta."