Pol Gara, bir alıntı ekledi.
 3 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Nasıl oldu, bilmiyoruz, bakanlıkta Akakiy Akakiyeviç’in yeni bir paltosu olduğunu, çulunun ortadan yittiğini bir anda öğrenmeyen kalmamıştı. Arkadaşları, Akakiy Akakiyeviç’in yeni paltosunu görmek için hep birden askılığa koşuştular; kendisini selâmlayıp kutlamaya başladılar. Akakiy Akakiyeviç, ilk önce gülümsedi, sonra sıkılmaya başladı. Çevresini saranlar, yeni paltosunu ıslatmak için bir şölen vermesi gerektiğini söylüyorlardı; hiç olmazsa bir akşam yemeği vermeliydi. Akakiy Akakiyeviç, bunu işitince şaşırdı, nasıl karşılık vereceğini kestiremiyordu. Aradan birkaç dakika daha geçti, yüzü kıpkırmızı kesilmişti. Büyük bir saflıkla, ‘Bu, yeni bir şey değil ki, eski paltodan başka bir şey değil ki,’ diye arkadaşlarını kandırmaya çalışıyordu. Sonunda memurlardan biri, hem de bir şube müdür yardımcısı, sanırım pek burnu büyük olmadığını, kendisinden aşağı olanlarla düşüp kalkabileceğini göstermek için olacak ki, “Peki, peki,” dedi, “Akakiy Akakiyeviç yerine bu akşam ben sizi çaya çağırıyorum, hem raslantıya bakın, bugün benim doğum günüm.” Bunun üzerine memurlar şube müdür yardımcısını alkışladılar, öneriyi candan kabul ettiler. Akakiy Akakiyeviç, mırın kırın etmek istediyse de, bunun yakışık almayacağı, ayıp olacağı söylenince kabul etmek zorunda kaldı. Akşam üstü yeni paltosuyla biraz dolaşmak fırsatı çıkacağını düşününce sevinç bile duydu. O gün, sabahtan akşama dek, Akakiy Akakiyeviç için gerçekten bir bayram günü oldu. Evine pek mutlu bir insanın gönül rahatlığıyla döndü, paltosunu çıkardı; kumaşına, astarına, kendisinden geçercesine baktıktan sonra, duvara dikkatle astı. Sonra ikisini yan yana görmek için eski paltosunu çıkarıp baktı, güleceği geliyordu; arada ne büyük ayrım vardı yarabbi, ne büyük ayrım! Yemekte de eski paltosunun durumu gözünün önüne geldikçe uzun uzun gülümsemekten kendini alamıyordu. Neşeli neşeli yemeğini yedi, yemekten sonra hiç yazı yazmadı. Hava kararıncaya dek yatağına uzanıp yattı. Sonra zaman yitirmeden giyindi, paltosunu omzuna alıp sokağa çıktı.

shf: 44, 45

Palto, Nikolay Vasilyeviç Gogol (Sayfa 41 - ...)Palto, Nikolay Vasilyeviç Gogol (Sayfa 41 - ...)
Kübra A., Cemile'yi inceledi.
12 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde · 6/10 puan

Bir adet Oynak Cemile
Bir adet Acıma Yakarım Daryan
Bir adet Tüm Hikaye Boyunca İlahi Bakış Açısıyla Bunların Yanında Takılan 14'lük Geleceğin Ressamı

Şimdi buraya oynak yerine başka bir kelime yazardım da nasıl olsa emojilerle ciddiyeti delinen sitemize o tür kelimeleri de ''rahat rahat'' yazdığımız günler gelir, o zaman yazarız, rahatlık önemli. Biz ki kelimelerle gülemediğimiz ve öfkelenemediğimiz, daha doğrusu, kendimizi ifade etmeye üşendiğimiz için ilk çağlara dönüp mağara yaşantısı zamanındaki yazılara öykünüp, emojileri bulmuş bir çağın kutlu insanlarıyız! Artık çivilere de gerek yok üstelik! Tık, bitti. Hatta artık dokunurken tık da demiyor telefonlar, öyle bir muhteşem çağ. Konu dağılmadan Jemiile'ye dönelim.

Bu kitap Cengiz Aytmatov ile tanışma kitabım oldu, uzun zamandır merak ediyordum. Bu aralar pek vaktim olmasa da inceliğine dayanarak etkinlik sayesinde okumaya niyet ettiğim ve iyi ki okuduğum bir kitap oldu. Aytmatov'un dilini çok sevdim. Su gibi, tertemiz aktı gitti kitap. Burada çevirmen Refik Özdek'i de anmak gerek, onun için de Değerli Ayşe Y. ablama teşekkür ederim. Onun siteye yazdığı yorumlarla, Refik Özdek'i tercih ettim, çok da güzel oldu. Üslup, istediği duyguyu verme benim için tam tadındaydı. Kendime kitap almama sözü verdiğim için bu senelik Aytmatov maceramız burada noktalanıyor. Seneye Ötüken Neşriyat sitesinde %40 indirim yapana kadar bekleyeceğim. O vakit beni annem bile durduramaz, o ki kitaplarımdan bıkan kadın, ama bundan da gurur duyan klasik huysuz ve tatlı kadın ve terlikli kadın.

Bundan sonrası sürpriz bozan içeriyor. (Tatar Ramazan'ı anasım geldi.)

Şimdi Jemiiile'ye gelelim. Hikaye savaşta olan Özbekistan mı Kırgızistan mı anlamadığım bir yerde, köydeki erkeklerin cepheye gittiği, kadınların erkek işlerini yapmak zorunda kaldığı bir zamanda geçiyor. Cemile, köyün genç, güzel mi güzel, işveli cilveli, oynak gelinlerinden biridir. Ama oynaklık olsun diye değil, sadece rahat biri. Sadık, cepheden gönderdiği mektuplarda, karısına ancak bir selam yazabilen, ama köyün adetlerinden ötürü daha fazlasını yazamayan, Cemile'nin kocasıdır. Şimdi burada adetleri sorgulayacağım: Kitabın ilerleyen kısımlarında birkaç asker köyün oralardan geçiyordu ve köyün kızları ile sanki avratlarıymış gibi şakalı şukalı hareketlerde konuşmalarda bulundular. Bunu köyün yaşlıları neşeyle izledi. Bu ayıp ve saçma değil de, bir kocanın karısına mektup yazması ya da yazdığı mektuba bundan sonrasını karım okusun diyerek birkaç hasret cümlesi iliştirmesi mi ayıp? O askerlerle Cemile, bir güzel fingirdedi. Öpücük verdi falan, ''Sen hayırdır kız?'' Ben böyle saçmalık görmedim, bu nasıl iştir. Bırak böyle cilveli boğuşmalar, dereye atmalar, öpücük!!!! vermeler falan, elin adamı gelecek, köy yerinde bir kıza şöyle bir bakacak, onun gözünü oyarlar gözünü, oymalı da zaten. Bu kısmın gerçekliğini bir sorguladım. Yani o devirde ya da herhangi bir devirde böyle bir serbestlik mümkün mü? Bunu merak ettim.

Cemile... İlk sayfalardan itibaren, farklı kişiliği ile dikkat çeken, herkese karşı çok rahat bir kızdı. O kadar sağa sola kahkalar atarsan, eninde sonunda herkesin gönlü düşer. Bu bir gerçek. Bir de ne bileyim, en sonlara doğru ''Samanlıktan kaldıramadım samanı da Zühtü'' yani, samanı güzel kaldırdılar.

Peki o 14'lük? Ona ne demeli? 14'lük dediğime bakmayın, çocuğun sadece 15 yaşından küçük olduğu belirtilmiş o kadar. Ben böyle yazmak istedim. 14'lük deyince tabanca gibi oluyor. :) En sonunda kurşunu adres sormadan Sadık yedi.

Hasılı kelam, tabancalar patlarken, Jemile kız koşarken, türküler eşliğinde gönülde saman havalandı. Olmaması gereken şeyler oldu. Onaylamadık ama yapacak bir şey yok. Davulcular zihnimi delerken, incelemenin sonuna gelmiş bulunuyorum. Bu ay artık bir şey yazmam diyordum ama tutamadım kendimi, hayırlı sahurlar. :)

Hakan YILDIRIM, bir alıntı ekledi.
13 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Adeta bir millî kültür abidesi olan Cinuçen Tanrıkorur'dan...
"Bir şeyi bilmemek de, sevmemek de ayıp değildir. Ama kendi kültürüne ait, bilmediği şeyle alay etmek, sadece süflî ruha sahip en düşük seviyeden mahlûkatın zevk alabileceği bir aşağılık duygusu tatmînidir."

Saz u Söz Arasında, Cinuçen Tanrıkorur (Sayfa 220 - Dergâh Yayınları)Saz u Söz Arasında, Cinuçen Tanrıkorur (Sayfa 220 - Dergâh Yayınları)
Ahzen, bir alıntı ekledi.
14 saat önce · Kitabı okuyor

Nasıl da almış aklımı,
Sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,
Dost, düşman söz eder kendi kavlince,
Kınanmak, yiğit başına.
Bu, ne ayıp, ne de yasak,
Öylece bir gerçek, kendi halinde,
Belki, yaşamama sebep...

Hasretinden Prangalar Eskittim, Ahmed ArifHasretinden Prangalar Eskittim, Ahmed Arif

"Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil"

mrtdgdvrn, Seks Yapma Sanatı'ı inceledi.
20 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Her ne kadar ülkemizde cinsellik bir tabu olsa da;yaratılış gereği insanın temel ihtiyaçlarından biri olan cinsellik,toplumda konuşulması ayıp sanılan ve gençlerin kulaktan dolma,arkadaşlardan,medyadan yalan yanlış öğrendikleri bilgiler sebebiyle sağlıksız bir cinsel yaşam süren nesiller yerine,cinsel yaşam konusunda temel bilgiler veren,doğruları anlatan,merak edilen konular konusunda yardımcı olacak bir kitap.Bir hekim olarak temel düzeyde mutlu,doyumlu ve sağlıklı bir cinsel yaşam için önerebileceğim bir kitap.

Fırat Mişe, bir alıntı ekledi.
23 saat önce · Kitabı okuyor

"Çaresizleri ve mahrumları sev, onlarla birlikte ol. Elinin altında olan kişiye bak, üstünde olana değil...Zira Allah'ın sana verdiği nimeti küçümsememen gerekir.
Senden uzaklaşmış olsalar bile akrabalarınla yakınlaş.
Allah yolunda kimsenin kınanmasından korkma. Acı da olsa hakkı söyle. Kendinde olduğunu bildiğin bir şeyden dolayı diğerlerini ayıplama! Kendinin de yaptığı işlerden dolayı başkalarını eleştirme. Çünkü KENDİNDEKİ AYIBI GÖRMEYİP BAŞKALARINDAKİNİ GÖRMEN YA DA KENDİ YAPTIKLARINI BAŞKALARINDA GÖRMEN SANA AYIP OLARAK YETER.
Ardından elleriyle Ebuzer'in göğsüne vurup şöyle buyurdu:
— Ey Ebuzer! Tedbir gibi bir akıllılık, sakınma gibi bir züht ve güzel ahlak gibi bir iyi huyluluk yoktur.

Ebuzer, Ali Şeriati (Sayfa 78)Ebuzer, Ali Şeriati (Sayfa 78)
ÖZTÜRK, bir alıntı ekledi.
Dün 14:16 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"Unutmayın ki yoksulluk hiçbir zaman ayıp değildir."

İnsancıklar, Fyodor Mihailoviç Dostoyevskiİnsancıklar, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski
Berkay, bir alıntı ekledi.
Dün 13:55

"Ona söylenen bütün sözler ‘sus’ diye başlamıştır; bütün nesneler ‘cıs’ diye tanımlanmıştır; bütün meraklar ‘hayır’ diye yanıtlanmıştır; bütün sevinçler ‘ayıp’ diye kınanmıştır; bütün sokaklar ‘içeri’ diye bitirilmiştir; bütün ufuklar ‘otur’ diye karartılmıştır; bütün büyükler ‘doğru’ diye kutsanmıştır; bütün oyunları ve arkadaşları ‘kötü’ diye paylanmıştır. 
Kendisi yoktur artık. Bu yüzden öteki de yoktur. Yalnız bile değildir. Yalnızlık duygusu yoksunudur. Şekilsizdir. Herkese benzediğinden özü de yoktur. Cümlesiz ve fikirsizdir. Kendi ‘mahallesi’ dışında eli ayağı dolaşır. Çocukluğu olmadığı için ne anısı, ne geleceği vardır. Acısı varsa da kimsesizdir.
Her geçen gün sayıca büyüyor bu kimsesizler ordusu; her köşe başında,her pencerede,her iş yerinde,her metroda,her köprü altında,her okulda, her yerde her geçen gün daha da kimsesizleştiriliyorlar.

Sarkacın Kalbi, Şükrü ErbaşSarkacın Kalbi, Şükrü Erbaş