• Günaydın Pazar; Hayatınızdan renk, gönlünüzden umut ve yüzünüzden tebessüm ;) :) :) hiç eksik olmasın hepinize Mutlu, Huzurlu ve neşeli hafta sonları Arkadaşlar…
     
  • 144 syf.
    ·3 günde·10/10
    HAYRET, DÜNYA NASIL DÖNÜYOR HÂLÂ!
    https://www.youtube.com/watch?v=03PnIqikF94
    Hayret, Dünya nasıl dönüyor hâlâ Sait Faik'i kaybettikten sonra? Hikâyeleriyle...

    Aslında Sait Faik'i tanımlamak çok zordur. Bir kaç cümle ile onu sevecen bir tavır haline soksak da, kendisini tam analiz etmek imkansız gibi bir şeydir. Güçlü bir hikâyeciliği, inandırıcı bir tahayyüllüğü, son derece etkili bir betimlemeyi yapması, onun en büyük özelliklerindendir. Mesela, Sait Faik demek insan demek deyiversek, kısa ve öz, hakikate uygun bir anlatım olur. Yani diyeceğim şu ki, '' Ben görmeden severim bahçeleri, insanları, evleri.'' gibi bir düşüncede olan insanı ben nasıl yorumlayabilirim? Ancak ve ancak hikâyelerini okuyarak bu gerçekleşebilir.

    Yine yazmış, bir güzel hikâye daha mahalle çocuğu. Orhan Veli demiyor muydu ona, kırkını aşmış bir mahalle çocuğu diye? Sait Faik süslü püslü kelimelerle yormaz adamı yahu! Eserine Mahalle Kahvesi der, geçer. Ne olacaktı başka? Sevmez o parıltılı, cicim canım ortamları. Ona açacaksın bir eski masa, koyacaksın karşısına bir Orhan Veli, tabii ortada bir ufak rakı veya neyse işte o olacak. Sonra diyecek Sait, hadi bakalım Orhan, bir dörtlük söyleyiver. Ve Orhan çıkarıverir eski, sararmış bir kağıdı. Yeni yazmıştır besbelli. Hemencecik okur, bekletmez:

    İmkansız şey
    Şiir yazmak,
    Aşıksan eğer;
    Ve yazmamak,
    Aylardan nisansa.

    Sonra susulur, belki eski bir sobadan cızırtı sesleri gelir, belki kapının önünde ayaz yemiş bir köpeğin boğuk havlaması duyulur. Durur iki dost, düşünürler, neyi, kimi? Ve Sait Faik son yudumunu alıp ayağa kalkar. Nereye gider bu adam peki? Yazmaya.

    Ben aslında incelemeleri direkt eser üzerinden yapsam da, bazen böyle değerli şahsiyetler kişilikleri ile ön plâna çıkar. İnsan her seferinde mi aynı tadı tadar? Sait Faik o kadar iyi kalpli bir insan ki, bunu herkes çok rahat bilebilir. Yeter ki bir sayfasına dalıp gidilsin. Ama herkese hitap da etmeyebilir. Zordur kendisi çünkü, nazik bir hayatı benimsemiş olanlar, onu nasıl idrak edebilir ki? Fakat o herkese, her açıdan da bakabilir. Çünkü onun mesleği insan ruhu çözümlemesi üzerinedir. Mesela o, sevincin hâlini bir genç kızın giydiği iskarpin ayakkabılarına oturmuş narin ayaklarının duruşunu söyleyerek açıklayabilir. Veyahut da şöyle bir konuşma yapar ki hayretler içinde kalırsın:

    ''Bu boş sandalye birdenbire doluvermeli. Kim gelip oturmalı? Hiç kimseyi istemiyorum. Ama sandalye... Bir insan bekler gibi duran sandalye? Onu yapan sandalyeci yaman adammış doğrusu. Sandalyeye insan bekletmesini bilmiş.''
    Bu nasıl bir cümle, bu nasıl bir izâh? Yav arkadaş, sandalye ile bir insanın irtibatı nasıl bu kadar güzel kurulabilir? Ama Sait Faik bence baktığı yerlere kalbiyle bakıyor, gözleriyle değil. Sandalyeden bir insan portresi çıkması, hikâyelerinin ana kaynağı değil midir?

    Sait Faik... Sevginin adamı, yazının ve hikâyeciliğin erbabı. Çoğu zaman insanlardan uzak durup yalnızlığı seçmiş bir adam. Eserlerinin içindeki karakterleriyle de her zaman kalabalıklar içinde hüküm sürmüş bir kişilik. O, milyonların içinde, milyonları izleyen ve bunu bir kamera gibi sayfalara geçiren adam. Yoo, kamera hoş olmaz. Kamera içi boştur, ruhu yoktur. Oysa o gerçek görüntüler gözlerden geçip, kalpte harmanlanarak yazıya dökülürdü. Yüreğinde çiçekler açmış bir çocuğu nasıl özene bezene anlatıyorsa, yaşlı veya ölmek üzere bir insanı da öyle güzellikte anlatırdı. Demin, bir saniye önce gülerken yüzünde çıkan, o tuhaf çizgiler nereye kayboldu şimdi, diyen bir kişiydi O. İşte, o çizgiyi tamamıyla gören bir insan vardı. O kişi Sait Faik Abasıyanık'tı.

    Darüşşafaka Cemiyetine yaptığı hizmetlerle gönlümüzde taht kurmuş, büyük insan hikâyeci Sait Faik'i saygı ve minnetle anıyorum.