Nazım Hikmet'ten etkilenmemek elde değil. En sevdiğim şairlerden birisi. Edebi kişiliğini, hayatını araştırdığım zaman büyülenmiştim âdeta. Edebiyatımızda ne büyük bir üstad varmış.
Piraye ve Nazım aşkı yıllardan bu yana hep söylenir anlatılır. Piraye Hanım öyle şanslı birisi ki... Nazım Hikmet onu doludizgin seviyor. Bu mektupları okurkende insan "Vaov nasıl zarif nasıl güzel bir sevgi bu." demeden edemiyor.Nazım , Piraye ve Vera üçlüsü hakkında da "Piraye bekledi ama Nazım Vera'ya gitti." gibi söylemler görüyorum . Yanlışım varsa lütfen, rica ederim düzeltin. Benim bildiğim doğrultuda Piraye ilk eşi Vedat Örfi'nin Nazım hapishanede 16.-17. yıllarında iken yurtdışından gelmesi ile birlikte onun ile tekrar barışıp evleniyor. Nazım Hikmet'te berat ediyor. Daha sonra da Moskova'ya gidiyor zaten . Benim fikrimce Nazım yıllarca hapiste kalarak yaşadığı Piraye hasreti ile tutuşuyor zaten. Moskova'ya da gidince yalnızlık ve sevgili hasreti ile Vera ile evleniyor. Yani bence Vera'ya aşık olduğu için değil, Piraye'ye olan aşkı ve hasretinden onun ile bir daha birlikte olamayacağını bildiği için kendisini avutmak için Vera ile evleniyor.
Sabahattin Ali'nin en sevdiğim hikaye kitabıdır. Özellikle Değirmen öyküsü... İçimi sımsıcak yapıp aynı zamanda kalbimi cızlatan bir eser. Sabahattin Ali'nin Türk Edebiyatımızda mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum. Böylesine bir yazar böylesine bir kalem çok zor bulunur . Türk Edebiyatında bulunan böylesine ustalarımız var olduğu için ne de çok şanslıyız. (Birazcık bu eserden çıktım ama alıp mutlaka okumanızı öneririm.)
Kerime Nadir'in kaleminden okuduğum ilk eser. Kitap boyunca Vedat 'dan yaşça küçük olan Fahime'nin ve Vedat'ın aşkını okuyoruz. Vedat geçirdiği bir kaza sonrasında ayaklarını kaybetmesi üzerine kendisini hep noksan görüp Fahime'nin onunla mutlu olmadığını düşünüyor. Fahime'yi yurtdışına tatile göndermesinden sonra asıl olay akışı başlıyor.
Bu kitabı oturup size saatlerce anlatabilirim. Öyle güzel öyle masum ki... Aslında bir çocuk gözünden Dünya'da bulunan eşitsizliği okuyoruz. Ne saçma! Her ikisi çocuk , ikisinin de oyun oynamaya , koşmaya , öğrenmeye ihtiyacı aynı zamanda hakkı var. İnsan oğulları ne acımasız varlık ise Dünya üzerinde küçük masum bir canın en temel hakkı yaşamayı bile çok görüyor.
Din, dil, ırk,mezhep fark etmeksizin herkes aynı yaşam hakkına aynı özgürlüğe sahip olduğu özellikle çocukların mutlu olduğu bir yaşam sürdürmek bu kadar zor olmamalı.
Çok kısa bir kitap ama içi öyle güzel ki... İlk okuduğum da ne okudum ben diye düşünmeden edemedim. Ve tekrar tekrar okudum sanırım bir kez daha okusam sıkılmam.