Bu yaşam her hastası yatak değiştirme saplantısına kapılmış bir hastanedir. Kimi soba karşısında çekmek ister acısını, kimi pencere yanında iyileşeceğine inanır. Bana da hep bulunmadığım yerde rahat ederim gibi gelir; ruhumla durmadan tartıştığım bir sorundur bu göç sorunu.
Yaverlerden birinin üzerime eğildiğini hissettim yine, nefesimi dinliyor olmalı.
“Allahaısmarladık,” dedim içimden, “yokluğumda barış içinde kalın! Komşularınızla, dostlarınızla, hatta düşmanlarınızla dahi hep ama hep barış içinde yaşayın e mi!” Söylediklerimi duymadı. “Seni hiç unutmayacağız,” dedi, “sayende var olduk çünkü!”
“Saçmalama yaverim, hiçbir vatan tek bir adamın eseri değildir.” dedim yine iç sesimle, beni duymadığını bildiğim
hâlde. Sonra, bu kez de gönül sesimle son defa, insanüstü fedakârlıklar ve gayretlerle var edilmiş vatanımı, en doğru değerlerle yetişmekte olan Türk gençliğine emanet ettim. İçim rahat gidiyordum, biliyordum ki ihaneti gören kuşağın torunları onlara emanet edilen değerleri gözleri gibi koruyacaklar, Cumhuriyetlerini çağdaş medeniyetlerin en itibarlısı yapmaya çalışacaklar ve ülkeleri işgal edilmedikçe asla savaşa bulaşmayacaklardı.
Sevgili dostum, fedakâr, vefakâr yaverim, su içmek filan istemiyorum, hepiniz beni yalnız bırakın ki çok az kalan zamanımda sadece beni bu dünyada çok mutlu etmiş anlara döneyim, son kez hemhâl olayım onlarla. Bu ihtiyacı size nasıl anlatabilirim ki? Herhalde ölüm öncesinin telaşı olmalı bu, ancak benim durumuma geldiğinizde anlarsınız ne demek istediğimi de, dilerim hiç bilmeyin.
Ben kaç kere gidip döndüm öte dünyanın sınırından! O yola çıktın mıydı dalga, bulut hiç fark etmiyor çünkü ancak
hatıraların sırtına binerek gidiliyor öte tarafa. O yüzden hiç durma, hemen hatıra biriktirmeye başla!
Aşkın ne yüce bir duygu olduğunu sayesinde öğrenmiştim. Madem “Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer.” demişler, ben belki de hayali cihana değecek aşkı tatmak için sürülmüştüm Sofya’ya!