• Bir vitrinin önünde duruyordum, gözümü alan ışık yüzünden vitrindeki malları değil kendi yansımanı görüyordum. Kendi kendime engel olmam canımı sıkmıştı -hele de bu durum, kendime karşı her zamanki hal ve tavrımın bir simgesi gibiyken-, tam birleştirdiğim ellerimin sağladığı gölge sayesinde bakışlarımı içeriye yönlendirebilecekken vitrindeki yansımın arkasında -dünyayı değiştiren tehditkar bir fırtınanın gölgesi gibi geldi bana- uzun boylu bir adam silüeti göründü. Adam durdu, gömleğinin cebinden bir sigara paketi çıkardı, bir sigara alıp dudakların arasına sıkıştırdı. Çektiği ilk nefesi dışarı verirken, gözleri çevrede dolaştı, sonunda benim üzerimde karar kıldı. "Biz insanlar birbirimiz hakkında ne biliriz? " diye düşündüm ve -adamın cama yansıyan bakışlarıyla karşılaşmamak için- vitrinde sergilenenleri zahmetsizce görebiliyormuşum gibi yaptım. Yabancı adam, saçları kırlaşmış, sert hatlı, ince bir suratı, altın çerçeveli yuvarlak gözlük camlarının arkasında siyah gözleri olan sıska birini görüyordu orada. Aynadaki aksime eleştirel gözlerle baktım. Her zamanki gibi köşeli omuzlarımda dimdikten de dik duruyordum, başın boynumun izin verdiğinden de yukarıdaydı, biraz da geriye kaykılmıştı, benden hoşlananların bile söyledikleri kuşkusuz doğruydu: İnsanları ve onlara dair her şeyi hor gören kibirli bir adamın biriydim, her şeye ve herkese söyleyecek alaycı bir sözün vardı. Sigara içen adam böyle bir izlenim edinmiş olmalıydı.
    Ne kadar da yanılıyordu!
  • Damlalarımı sayıyorum yine!
    Inci inci dökûldükce adın işleniyor bam telime.
    Sustukça konuşuyor,
    Konuştukça uçurumum kendimle

    Uzaklardan rüzgar esiyor sesinle
    Hasret değiyor senelik çizgilerime
    Aynadaki yansımam utanıyor sevginle.

    Acayip bir hal kalıyor avuç içlerimde,
    Sustukca konuşuyor
    Konuştukça uçurumum kendimle.

    Yuşa
  • Damlalarımı sayıyorum yine!
    Inci inci dökûldükce adın işleniyor bam telime.
    Sustukça konuşuyor,
    Konuştukça uçurumum kendimle

    Uzaklardan rüzgar esiyor sesinle
    Hasret değiyor senelik çizgilerime
    Aynadaki yansımam utanıyor sevginle.

    Acayip bir hal kalıyor avuç içlerimde,
    Sustukca konuşuyor
    Konuştukça uçurumum kendimle.
    Yuşa
  • "Yaklaştıkça görüntü daha da ürkütücü bir hal alıyordu."
  • Teklikten çokluğa, karanlıktan aydınlığa, bâtından zahire, içten dışa doğru esen “Aşkın Rahmani Nefesi”dir. Teklik ve Birlik, kendi içindeki çeşitliliği, dışarı yansıttı. İçten dışarı doğru Rahman nefesi, aşk ile hareket eder ve “kör karanlıktan” nefes ile aydınlanır, âlemler, varlıklar oluşur. İşte varoluşun temeli olan mahabbet, yani aşk, İbn-i Arabi’de, yaratılışın kaynağıdır.

    Her insanın, Hakk gönlünde ilahi bir sureti vardır. İşte bu her insanın hakikatidir. Varlık inişte, o suretten yansır, miracında yani çıkışında ise, yine o, ilahi sureti ile karşılaşır. O suret, o insanın Rabb’idir. O suret-i hakikate, bakışları şaşmadan, yön değiştirmeden, yalan konuşmadan, gözler kamaşmadan bakmak, kanatsız, kolsuz, elsiz ayaksız AŞK’a ulaşmak anlamındadır. İşte insanın, “ermesi, ulaşması ve miracı budur.” Rabb’ini bildiği vakit, Rabb’i de yani ilahi aynadaki ilahi suret de yansımasından haberdar olur. Ve hakikati ile karşılaşan insanın, içindeki yolculuğu tekrar dünyaya doğru olur. O dünyaya yol alır, lakin kendi dünyasını inşa eder. Tek dünya yoktur onun yaşadığı, tüm dünyalar onun gönlündedir o vakit. İşte o an Aşk Divanı, Hakk makamında, kendi huzurundadır. Ne muazzam bir hâl, zevk-i hâldir o. Dur durak yoktur, bitiş, son yoktur, başlangıç ne kelimedir ki arifin lügatında, güzelliklere sonsuzca doyulur mu? Doymaz elbet arif, aşk içinde, aşk ile varolmaya devam eder.

    Rabb’ine ulaşmaya an zaman kala, en son mertebede karşıt ile karşılaşır insan. Verdiği ikrardan dönmeyen, Allah aşkı ile yanıp tutuşan karşıt “Hakk karşısında ben” dediği için kovulmuştur aşk makamından. İnsanın gönlünde, yansıdığı ilahi sıfat bir yandadır ve karşıt bir yandadır. Karşılaşır, konuşur orada. İnsanın gönlündeki iki sultan tevhid olur, birlenir. Hiç kimse “Şeytanını yenmeden arif olamaz”. İşte o vakit, velinin gönlündeki iki sultandan biri olan karşıt secde eder, yükseliş yolundaki kamil insana. İlahi emir yerine gelmiş olur. Çünkü ilahi sıfat da Hakk gönlündeki “birliği” kabul etmiş olur.
  • 59 syf.
    ·1 günde·9/10
    İlhami Algör, benim nazarımda varoluşsal edada büyük bir Sanrıcı’dır. Yani bendeniz, naçizane yazarın kahramanı için; gerçekte var olmayan şeyleri gören ve aynı zamanda işiten, daha doğrusu dayanaksız algı sahibi insanlar için kullanılan Sanrı kelimesine karşın, “Sanrıcı” nitelemesinde bulunurum, çünkü hoşuma gider böylesine otantik nitelemeler ve iyi yazarları yüceltmeyi oldum olası severim. Yazarın, topluma ve toplumun düzenine ayak uyduramamış bir hikâye kahramanını anlatırken toplum kalıplarını sarsacak nitelikteki fikirlerini ise okurun, o varoluşsal oksijenini ciğerlerinde solumasına vesile olacak şekilde yansıtması, takdire şayandır zannımca.

    Kitapta neler yok ki? Kişilik Paradokslarından tutunda zamanının mühim adamlarına inceden taşlamalar ve bu taşlamaların yanında kendi halinde yaşanan tutkular... Kitabı okurken, bir yandan dışlanmışlık, bir yandan çaresizlik ve öte yandan da değersizlik yüklü hissiyat bulutları okurun tepesinde biter ve bir süre sonra bu bulutlar birbiri ardına çarpışarak önce okuru, şimşekler çaktırarak korkutur, sonrasında yağan yağmur edasındaki tespitleriyle de huzur verir.

    Yürümek her zaman yürümek değildir, bazen düşünmektir diye okumuştum bir yerde. Nedendir bilmem kitaplarda sokak sokak bir başına yürüyen ve bu sokakları arşınlayan kahramanların yazarlarını değerli bulmuşumdur. Çünkü bu yazarlar sahipsizdir, toplumdan ya dışlanmıştır ya da kendini soyutlamıştır. Anlatamamıştır çevresine derdini ya da anlayan olmamıştır ki yazıya dökmüştür düşüncelerini elbet bir gün beni de anlayan olur diye… Ve bizler bu yazarları okurken kendimizi tam manasıyla bulamasak da yazımlarında; mutlaka kendimizden bir parçaya da rasgelmemiz ihtimal dahilindedir hal böyleyken eksik yanımızı tamamlamak maksadıyla girişiriz okumaya lakin sizde takdir edersiniz ki kendimizi tamamlamak bir kenara dursun daha da eksiliriz, eksik hissederiz…

    Kişilik paradoksları, bir aynanın karşısına geçip aynadaki ile kendini aynı görememektir. Biri yapılan seçimleri ifade ederken diğeri (yani aynadaki) ise yapılmayan ya da yapılamayan seçimlerin sahibi bir başka benliği ifade eder. Hani denir ya nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi hissediyorum diye. Tam da anlatmak istediğimi özetler nitelikte bu sözcükler…

    Nerede değilsek orada mutlu olacaksak mutlaka okumaya devam etmeliyiz. Okumak başka yerlerde olmak ve kendi benliğini bulmaya bir adım daha yaklaşmak demektir. Bu vesileyle herkese keyifli okumalar dilerim.