• Bay. F soğuk havanın vücuduna nakış nakış işlediği romatizlamalarından şikayet ederek yatağından  kalkti. Karanlik odasının tavanına dışarıdaki sokak lambasının ışığı, her zaman olduğu gibi  belli belirsiz figürler oluşturuyor izleyince onu kendi iç dünyasına hapsediyordu. Odadan çıkıp yavaşça karanlık koridorun sonundaki banyoya,ışıkları açmadan bastığı ahşap zeminin huzursuz eden sesi ile vardi. Işığı açınca tam karşısında yüzeyinde karartılar olan eskice bir ayna onu karşıladı.Musluğu hafifçe açıp yüzünü yıkadıktan sonra kapattı fakat damla damla akan suyun sesi banyonun duvarına çarpıp Bay F.nin kulaklarına yükseliyor huzursuzluk veriyordu aynaya bakip yüzü ile karşı karşıya gelince tamamen bir yabancının yüzü ile karsilasmisçasına irkildi. Gözbebekleri büyümüş nefes alışverişi artik daha hızlıydı. Yüzündeki kırışıklıklar her zamankinden daha fazlaydı sanki hareketsiz bir kaç dakika bakınca aynadaki yabanci yüz artık daha tanıdık gelmeye başlıyor içindeki tiksinmeyi iyice körüklüyordu.Daha fazla bakmaya tahammülü yoktu bu yüze heleki onu terk edip giden sevgilisinin ona ,huysuz, aksi ve her zaman olaylara karamsar yaklaşan takıntılı birisi olduğununun söylemleri kulağında çınlayınca hızlıca oradan uzaklaşıp yüzünü kuralamadan içeriye doğru yalpalaya yalpalaya ilerledi.Hava aydınlanmaya yakın, gökyüzü güneşi doğurmaya sancılı koyu bakırımsi bir renge bürünmüştü bile üstünü giyinirken gözü, birden aylardir  masanin üzerinde sevgilisinden kalma sigara paketine ilişti üstünü giyinmeye devam etti nihayet evden çıkmayı başarmış merdivenlerden hizlica inerek kara demir kapiya varmıştı. Sokaga açılan kapının gıcırtısı dişlerini kamaştırip çenesini kitlemeye yetmisti.Bay F' nin yüzüne vuran soğuk,, kurulamadığı yüzünü bıçak gibi kesiyor adımlarını yavaslatiyordu. Sokakta kumrularin çıkardığı sesten ve üç beş sokak kedisinden başka hareket yoktu.Yolda ilerlerken hastanenin buz gibi soguk duvarlarını, köşelere yerleştirilmiş kılıç çiçeklerini,duvarlara asili olan  isaret parmagini dudagina goturen hemsire kadin tablosunu ve metal eşyaların sicak tenlere temasi ile katilasan vucutlar zihninde sallanmaya baslamisti.Yoldaki kaldirim taslarinin çizgilerine basmamaya özen gösteriyor ve  her zamanki gibi dikkat ediyordu. Demir parmaklik görünce elini bir piyanonun tuslarinda gezdirircesine dokunma rituelini yerine getiriyordu.Hava aydınlanmaya yakin hastane binasi yolun sonunda gözükmeye başlamıştı.Soguk ensesine buz gibi tokatlari indirmeye devam ediyordu.Dizlerindeki ve vücudundaki sizilari azaltmak için zihnini başka şeylere odaklamaya çalıştı karsisindaki binalarin katlarini sayıyor, orada oturan ailelerin nasil bir aile olduklarini düşünmeye baslayip kendince hayali karakterler olusturuyordu mesela 6. katta ışığı yanan cama bakınca is adami bay .a her zamanki gibi gitdikce siklasan  is seyahetlerine çıkmaya hazirlandigini anladi.karisini pek sevmesine rağmen 5. Katta oturan emekli memur bayan .P nin dediklerine göre karisinin ve cocuklarinin memleketlerine tatile gittigi bir dönemde onu geceyarisi karisina nazaran uzun boylu sarışın genç guzel bir kadinla yukari daireye çıkarken görmüştü bütün bunlari kapisinin gözetleme deliğinden gördüğünü ve gece yukaridan gelen kahkaha seslerine dayanarak bunun bir aldatma vakasi olduğunu  parali ve kibirli  is adamindan da ve sıklaşan iş seyahatlerindende  bu beklenirdi zaten deyip bütün binaya ufaktan ufaktan dedikodusunu yapiyordu.2 katta isigin yandığını gören Bay F.birden nesşelendi.işte kalkti bizimkisi diye mırıldandı.bu kalkan bayan s.idi bayan s orta yaslarinda hic evlenmemis kendi soylemi ile  olaylara her zaman objektif yaklasan cogu zaman erkeklere karsi mesafeli kadin haklarini diger kadinlara nazaran fazlasiyla savununan bir aktivistti.5. Katta oturan emekli memur bayan p nin soyledikleri onun da kulagina gitmiş ilk basta bunun yargisiz bir infaz olduğunu kimsenin özel hayatina karisilmamasi gerektiğini ve bunun gizli kalmasi gerektiğini dusunsede icinde gizliden gizliye bir kadina yapilmis en buyuk hakaret onu aldatmak ve kucuk görmek olduğunu düşününce emekli memur bayan p ye hak vermeden edemedi bayan s her zaman ki ilk isi olan evi havalandirmak olan camı acmakti basini uzatinca asagida duran luks araci gördü.binanin onunde onu bekleyen o lüks arac is adami bay a nindi.Bay. A binadan cikmis arabaya ilerliyordu   kapisini açan şoförüyle selamlasmadan göz temasi bile kurmayip bütün kibiriyle luks araca biner.sabahin ilk isiklarinda yola koyulurdu.araca bindigi sırada bay F nin vucudundaki sizilar artmaya başlamış dayanlimaz hale gelmisti o agri ile kafasindaki az once kurduğu hic tanimamis olduğu luks aracin icindeki adama serefsizzz! Diye soylendi 3 katta camdaki kadin bay b.ye Tuhaf tuhaf bakip cami kapatip iceri girdi .bay b zihninde kurmus oldugu dusunden acilarla uyanıp yeniden yolda ilerliyordu.hastane binasini önüne gelip durduğunda acilan kapi ile katilasmis vucuduna sicak hava dalgası vurunca rahatladı.kalabaligin icinden  kosede duran koltuğa ilerleyip oturdu.ilac kokusundan insanlarin kalabalığından yuzlerinden tiksiniyordu yuzunu buruşturup randevu saatini beklemeye koyuldu kalabaligin icinden tanidik bir yüz görür gibi oldu dikkat kesilince baska tanidik yüzler gormeye basladi aniden butun sizisi ve huzursuzluğu gecmisti gozlerine inanamiyordu  aniden ayaga kalkti.Gozlerinde kararti basinda karincalanma oluşunca hafifçe yerine oturdu basini ellerinin arisina aldi.basini kaldirinca  butun hastane ve baktigi heryer siyah beyaz bir film karesi gibiydi artik kalabaligin arasina dalip tanidik yuzlerin pesine kosunca yillar önce gece evlerinde cikan  yanginda kaybettigi annesi ve babasini gördu annesini cebinde tasidigi forograftaki gibi cok guzel gencecik  görünce sasirmadan edemedi babasi uzun boylu yakışıklı gur saçlı simsiyah sakalı olan yağız bir delikanlıydi ama acele ve telasli bir halleri vardi bay f. yanlarinda kosusturuyor bu telaşa hic anlam veremiyordu birden gözü annesinin karnına ilişti ve hamile olduğunu gördü. Olanlara bir anlam veremiyordu gozleri yine kararmaya başlamış her yer siyah beyaz bir film halindeyken babasina bakti babasi sevincle gozleri dolu halde  içeri çağırıldıgini duyunca bay f hemen arkasindan odaya daldi annesinin kucagindaki cocuga bakinca sabah aynada gördüğü kirisik surati aklina geldi bu bebek bay.f idi bebege doğru yaklasip kulağına eğildi ve şöyle fısıldadı:Senden n..
    Komiser Rentlord :
    Okusana evladim neden  neden durdun. dedi .
    +Komserim kağıdın sonu yanmis diğer harfleride yaptigimiz gibi yaniklardan okuyamiyoruz tam olarak tamamlayarak zor okuduk adamin cebinde bir paket sigara bulundu fakat çakmak yoktu isin ilginci adam hic sigara da kullanmamış cikan otopsi sonuçları burda cebinde sadece bu sayfalar ve bir yanmis  sigara paketi var
    - eşine cocuklarina haber verdiniz mi?peki
    + adam hic evlenmemis amirim annesi ve babasi yillar önce evlerinde yangın sonucu ölmüşler  adam o siradalarda 5 yaslarinda imis zor kurtarmislar bunu cocuk esirgeme kurumunda kalmis belli dönemler devlet okuttmus yillarca
    -ne is yapiyormus ?
    +ufak tefek öykü yazarlığı dergilerde yayinevlerinde çalışıyormuş
    -adam ne demisti son kelimesinde ?
    +amirim ondan once suda var yangin yeri yani burasi yillar önce  anne ve babasini kaybettigi yer. Adamin hayali arkadaslarinin dedigine göre kırlık bir alanda kucuk tek katli bir evde yalniz yasamakmis o yuzden babasindan ve annesinden kalma bu araziye bu evi yaptırmış ve ne yazik ki kaderleri yine aynı
    -yani yillar önce kurtuldugu yangin  yerinden kacamamis
    +aslinda kendinden kacamamis amirim
    -nasil yani?
    + yangın mutfakta baslamis tutusturulmus bir gazete kagidiyla ...saglam bulunan gazete tarihine bakilirsa bayagi eski bir gazete kupuruymus tarihler ölen adamin ailesini yanginda kaybettiği tarihle uyusuyor
    -su sayfadaki yarim kalan cümle neydi demistim
    +pardon komserim soyle yazıyor
    bebege doğru yaklasip kulağına eğildi ve şöyle fısıldadı:Senden n..
    Komiser Rentlord homurdanarak
    -nefret ediyorum. senden nefret ediyorum bebeğin yani kendi kulagina böyle dedi. dedi ve ekledi peki yanginda kurtulanlarin listesi neler
    + buyrun amirin pek fazla bir sey yok ufak tefek esyalar eski bir saat , bir adet aile fotoğrafı bir paket yanik sigara paketi ve yanginda kurtarilmasi imkansiz acilar yani cebinden çıkan metnin başlığı
    - Yanginda kurtarilmasi imkansiz acilar he
    Desene Adam  doğumunu görüp yillarca  ölümünü yaşamış.

    deyip cebinden sigara paketini cikardi ve sigarayı  yaktı gözleri fotoğrafta sabitlendi
    Komiser Rentlord küçük bay f yi hemen tanıdı yillar öncesinde çocuk esirgeme kurumundaki bir istismar davasinda kurumun bahçesine adim attiginda incelemeleri bitirmis kurumdan çıkarken kosede yalniz basina duran küçük f yi görmüş yanina gitmisti.sohbete baslayip çocuğa
    Elindeki ne kucuk diye seslenmisti
    Kucuk f ailesinin fotoğrafını ve eski bir saat göstermişti basini kaldirip komiser Rentlord 'a yanginda ölenler çok acı çeker mi? Diye sordu
    Komiser beklemedigi soru karsisinda boğazı dugumlenmis şekilde kalakaldi sonra hemen toparlanip yutkundu anlasilan çocuk ailesini yanginda kaybetmisti.köşedeki banka doğru yürüyerek çocugun sorusunu cevapladi: Fazla degil hem ruhlari ölmedi ki önemli olan bedenlerin değil ruhlarin acisidir diyerek teselli etmeye çalıştı.Çocuk komiserin yanindan ayrilip koşarak uzaklaştı.uzaktan onlari izleyen bekçi komiser tam kapidan cikarken yangini o başlatmış komiserin yavrucak nerden bilsin dedi.
    Komiser cikis yapip arabaya atlayip uzaklasti.Komiser Rentlord  elindeki fotoğrafa dönünce sigarasinin parmak uçlarını yaktigini fark etti ve atesin yakici acisini hissetti son dumani yanik parmak uclarinin arasindan küçük çocuğun fotoğrafına üfledi
    Önemli olan bedenlerin acisi degil ruhlarin acisidir çocuk diye mirildandi...
  • Sen evden çıktın ya, eşik önünden aktı, pencere ardından koştu. Kalabalık içinde yabancı kalma diye aynadaki gülüşün, kaküllerindeki rüya, sandıktaki kokun, üstüne gökyüzü oldu. O uzak, soğuk, kocaman şehir birden ev içine döndü. Ben titreyerek baktım ardından.
  • “Sen evden çıktın ya,eşik önünden aktı,pencere ardından koştu. Kalabalık içinde yabancı kalma diye aynadaki gülüşün,kâküllerindeki rüya,sandıktaki kokun,üstüne gökyüzü oldu.Ben titreyerek baktım ardından. Kötü bir yalnızlık seni incitmesin diye..” ben titreyerek baktım ardından..
  • Bir vitrinin önünde duruyordum, gözümü alan ışık yüzünden vitrindeki malları değil kendi yansımanı görüyordum. Kendi kendime engel olmam canımı sıkmıştı -hele de bu durum, kendime karşı her zamanki hal ve tavrımın bir simgesi gibiyken-, tam birleştirdiğim ellerimin sağladığı gölge sayesinde bakışlarımı içeriye yönlendirebilecekken vitrindeki yansımın arkasında -dünyayı değiştiren tehditkar bir fırtınanın gölgesi gibi geldi bana- uzun boylu bir adam silüeti göründü. Adam durdu, gömleğinin cebinden bir sigara paketi çıkardı, bir sigara alıp dudakların arasına sıkıştırdı. Çektiği ilk nefesi dışarı verirken, gözleri çevrede dolaştı, sonunda benim üzerimde karar kıldı. "Biz insanlar birbirimiz hakkında ne biliriz? " diye düşündüm ve -adamın cama yansıyan bakışlarıyla karşılaşmamak için- vitrinde sergilenenleri zahmetsizce görebiliyormuşum gibi yaptım. Yabancı adam, saçları kırlaşmış, sert hatlı, ince bir suratı, altın çerçeveli yuvarlak gözlük camlarının arkasında siyah gözleri olan sıska birini görüyordu orada. Aynadaki aksime eleştirel gözlerle baktım. Her zamanki gibi köşeli omuzlarımda dimdikten de dik duruyordum, başın boynumun izin verdiğinden de yukarıdaydı, biraz da geriye kaykılmıştı, benden hoşlananların bile söyledikleri kuşkusuz doğruydu: İnsanları ve onlara dair her şeyi hor gören kibirli bir adamın biriydim, her şeye ve herkese söyleyecek alaycı bir sözün vardı. Sigara içen adam böyle bir izlenim edinmiş olmalıydı.
    Ne kadar da yanılıyordu!
  • 1) Kırım Hanlığı Tarihi Üzerine Araştırmalar (1441-1700) - Halil İnalcık
    2) Bursa ve Civarı - Bonkowski Bey
    3) Bursa Mektupları - Eliza Cheney A. Schneider
    4) Kadim Bursa - Alper Can
    5) Kuruluşundan XIX. Yüzyıl Sonlarına Kadar Bursa - Vasileios I. Kandes
    6) Mesnevi Tercümesi - Şefik Can
    7) Hz. Muhammed (s.a.v) - L. N. Tolstoy
    8) Gazi Mustafa Kemal Atatürk - İlber Ortaylı
    9) Tüfek, Mikrop ve Çelik - Jared Diamond
    10) Biraz Aksiyon; Rahat Durmayacağız - Malcolm X
    11) Bülbülü Öldürmek - Harper Lee
    12) Yol Hali - Nazan Bekiroğlu
    13) Klasik Yunan Mitolojisi - Şefik Can
    14) Semaver - Sait Faik Abasıyanık
    15) Sarnıç - Sait Faik Abasıyanık
    16) Şahmerdan - Sait Faik Abasıyanık
    17) Lüzumsuz Adam - Sait Faik Abasıyanık
    18) Mahalle Kahvesi - Sait Faik Abasıyanık
    19) Aşkın Dili - Mehmet Sarıkoca
    20) Hislerin Aynası - Mehmet Sarıkoca
    21) Havada Bulut - Sait Faik Abasıyanık
    22) Havuz Başı - Sait Faik Abasıyanık
    23) Son Kuşlar - Sait Faik Abasıyanık
    24) Alemdağ’da Var Bir Yılan - Sait Faik Abasıyanık
    25) Az Şekerli - Sait Faik Abasıyanık
    26) Tüneldeki Çocuk - Sait Faik Abasıyanık
    27) Mahkeme Kapısı - Sait Faik Abasıyanık
    28) Seçme Hikayeler - Sait Faik Abasıyanık
    29) Medarı Maişet Motoru - Sait Faik Abasıyanık
    30) Kayıp Aranıyor - Sait Faik Abasıyanık
    31) Deli Gömleği - Güray Süngü
    32) Boş Koltuk - J. K. Rowling
    33) Seninle Başlamadı - Mark Wolynn
    34) Abum Rabum - İskender Pala
    35) Aşk Cephesi - Bahadır Yenişehirlioğlu
    36) Kadınlar - Eduardo Galeano
    37) O Muydu? - Stefan Zweig
    38) Beyaz Geceler - Dostoyevski
    39) Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat - Stefan Zweig
    40) Amok Koşucusu - Stefan Zweig
    41) Korku - Stefan Zweig
    42) Olağanüstü Bir Gece - Stefan Zweig
    43) Bir Çöküşün Öyküsü - Stefan Zweig
    44) Ay Işığı Sokağı - Stefan Zweig
    45) Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor - Stefan Zweig
    46) Mürebbiye - Stefan Zweig
    47) Kızıl - Stefan Zweig
    48) Yağmurun Gelini - Sinan Akyüz
    49) Bağbozumu Şarkıları - Şükrü Erbaş
    50) Bütün Şiirleri 1 - Şükrü Erbaş
    51) Bütün Şiirleri 2 - Şükrü Erbaş
    52) Bütün Şiirleri 3 - Şükrü Erbaş
    53) Pervane - Şükrü Erbaş
    54) Yaşıyoruz Sessizce - Şükrü Erbaş
    55) Kuş Uçar Kanat Ağlar - Şükrü Erbaş
    56) Hatıra Notları 1916 - Mustafa Kemal Atatürk
    57) Karlsbad’da Geçen Günlerim - Mustafa Kemal Atatürk
    58) Anafartalar Muharebatına Ait Tarihçe - Mustafa Kemal Atatürk
    59) Arıburnu Muharebeleri Raporu - Mustafa Kemal Atatürk
    60) Aynadaki Yalan - Necip Fazıl Kısakürek
    61) Kanaviçe - Bahadır Yenişehirlioğlu
    62) Osmanlılar Geliyor - İsmail Bilgin
    63) Ermiş - Halil Cibran
    64) Dirilt Kalbini - Nouman Ali Khan
    65) Görünmez Koleksiyon - Stefan Zweig
    66) İnsanlar Uyurlar, Ölünce Uyanırlar - Emre Dorman
    67) Ezilenler - Dostoyevski
    68) Geçmişe Yolculuk - Stefan Zweig
    69) Sızı - Canan Tan
    70) Hayat Nedir? - Hace Yusuf-i Hemedani Hz.
    71) Lyon’da Düğün - Stefan Zweig
    72) Nun Masalları - Nazan Bekiroğlu
    73) Gömülü Şamdan - Stefan Zweig
    74) Clarissa - Stefan Zweig
    75) Yabancı - Albert Camus
    76) Seyahatname (Osmanlı Devleti’nin Kara Kutusu) - Evliya Çelebi
  • Ben aynadaki yüzüme bile yabancı bakıyorum. Boş kâğıda benziyorum. Ne içerim var ne dışarım.
    Burhan Sönmez
    Sayfa 17 - İletişim Yayınları
  • 152 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Öncelikle e-kitap dünyasının gizli patroniçesi, vurulan topuk koleksiyoncusu, gizli kimliğini saklamak için patronun sağ kolu çılgın turizmci ve son etkinlik bükücüsü NigRa 'nın etkinliği sayesinde sevip sevmediğimi emin olmadığım bir kitabı bitirmiş oluyorum. Bana garip duygular yaşatan kitap yüzünden teşekkür mü etsem yoksa yoksa inceden kulağını mı çınlatsam bilemedim. :P :D Topuklarımın sağlığı için, teşekkür seçeneği ağır bastığı için teşekkür ederim. :D Kitaba gelmeden önce yazar hakkında #1151689 buradaki davranışı ile Hasan Tahsin Yücel'in kitap incelemesi ve bir eleştirmenin bir kitabında çalıntı cümleler iddiası ile hem orijinal hem de Orhan Pamuğun kitabındaki cümleler şeklinde bir yazısından dolayı olumsuz ön yargım kuvvetli yazardı. Hasan Tahsin Yücel’in eleştirisi çok fazla etkilemedi çünkü edebiyatı edebin ile yat şeklinde algıladığım için cümlelerim düzgün değil ve noktalama işaretlerinde bir tek cümle sonunda kullanıldığı için noktayı düzgün kullanıyorum(Başka işlevi var mı bilmiyorum. :D). :D Düşüncelerine değer verdiğim birkaç insanın sevmesi ve Nigra’nın etkinliğe daveti üzerine okumaya karar verdim. Aslında ağzımdan Kara Kitabı okuyacağım şeklinde çıkmıştı asıl merak ettiğim kitap bu olduğu için ve ebat olarak üçte biri olduğu için birazcık hile yaptım. :D Söz verdiğim için seneye kesinlikle okuyacağım topuklarım tehlikede olduğu için değil asla!!! :P :D Bu kitabı merak etmemin nedenine gelecek olursak. Emre Kongar’ın Hocaefendi'nin Sandukası kitabının ön sözünde #36915995 bu sözlerinden dolayı merak etmiştim. Kitap hakkındaki son sözde ise tamamen kendi kurgusu olduğunu söylemesi bende derin şüphe uyandırdı. Birde genelde ana karakterlerden veya ara karakterlerden en azından birine sevgi veya empati duyardım kitaplarda. Bu kitapta ise hiçbir karakteri sevmediğim yada olumlu bir düşünce oluşturmadı için garip bir ilk etiketi aldı. :D Bunun nedenini zevk kaçıran kısımda açıklayacağım. Zaman kronolojisinde bir tutarsızlık sezdim ama hayat ve okuma trafiğinin yoğun olduğu zamana denk geldiği için dikkatli gözlem yapamadığım için net bir şey demiyorum. Bir dahaki derin okuduğumda dikkat edip bu sezginin doğru olup olmadığını kesinleştireceğim.
    Genel olarak kısaca ele alırsak, dil konusunda pek etkilenmedim ve genel olarak akıp gitti. Kurgu konusunda tatmin olmadığın ve mantığıma yatmayan çok yerin olmasına rağmen genel kurgu tarzı ile tam olarak karşılaşmadığım için ilginç buldum. Buna benzer ve beni daha çok tatmin eden bir kurgu bulursam sınıfta kalır baştan söyleyeyim. :D Konu olarak rahat yaşama veya yaşama içgüdüsü kuvvetli olan İtalyan ana karakterin içinde bulunan geminin Osmanlı savaş gemisi tarafından yakalanması ile başlayan meziyetleri ile daha rahat yaşama uğraşında iken biri ile tanışıp, tanıştığı kişi ile kendisinin hayatlarının bambaşka noktalara giden insanların hayatını altında; kölelik, egonun inanılmaz boyutları, delilik ile uç zekanın gidip gelmeleri, ruhların zamanla kaynaşması, zihinsel körleşmeye neden olabilecek kadar kibri ve benzeri alt konuları olan bir kitap. Genel olarak başka ekleyeceğim düşünce gelmediği için özel olarak yorumuma başlıyorum. Bu kısımdan sonrası bol bol zevk kaçıran içereceği için zevk kaçıranlara maruz kalmak istemeyen, çıkış videosu olarak iki tontiş hocanın yabancı alimleri çekiştirmesini koyayım https://www.youtube.com/watch?v=SyNskUPIyxM :D
    Kronolojik sıra ile gidersek ilk başta gözlerimizi gemi seyahatinde açıyoruz. Venedik-Napoli arası seyahat eden 3 geminin birindeyiz. Anladığım kadarıyla ticaret gemileri ama net bir bilgi yok. Burada önlerine Osmanlı donanması çıkması ile ana karakterimizin hayatı değişiyor. Gemilerdeki kölelerin Magripli ve Türk olması ise tuzu biberi oluyor yakalanmaların. Burada aklıma göllerin yükselmesi ile balıkların karıncaları yemesi, göllerin kuruması ile karıncaların balıkları yemesi geldi. Bir millet bir başka milleti mal gözüyle bakması ne acı bir olay ve insanlık tarihinde resmi köleliğin bitmesi genel tarihe bakarsak çok yeni olması ile şirketlerin köleliği ile gizli kölelik tam gaz devam etmesi daha acı bir olay. Toplumların kaypaklığı, riyakarlığı, bencilliği, ve aklını kiraya vermesi gibi kötü özelliklerinden dolayı bu sistemin bitmesine imkan yok gibi geliyor. Burada dikkatimi çeken birde kaptanın yakalanırsak başıma daha az ceza gelsin diye köleleri ceza ile hızlandırıp kaçma olasılığını azaltması. İnsanın bencilliğinin başka insanlara ne kadar zarar verebileceğini çok iyi örneği bence. Birde bunun işe yaramayıp eziyetlerle öldürülmesi garip bir kaderin cilvesi. Burada diğer dikkatimi çeken olay ise Osmanlı donanmasının aleni bir şekilde eşkıyalık veya korsanlık yaptığı ve Osmanlı devletinin resmi olarak izin vermesi. Açık denizlerde diğer devletlerde böyle uygulamalar yapıyorsa korsanlık suç olması komik duruma düşüyor. Hatta korsanlık daha mantıklı bir durum bence çünkü en azından kaptan çok büyük bir adaletsizlik yapamaz. Burada Uçan Spagetti Canavarı tanrısının ileri görüşlülüğü için selam duruyorum. :D Yakalandıktan sonra ana karakterin sakinliği ilginç geldi. Sanırsın günde üç öğün köle pozisyonuna düşme durumu ile karşılaşıyor. Geminin ele geçirilmesi ile yağma bittikten sonra tıp kitabından dolayı olumsuz gidecek hayatının iyileşme yönlerinin çıkmasına vesile oluyor. Bilginin her zaman güç demek olduğunu buradaki olay bir kanıt niteliğinde. Bu kısımda diğer dikkatimi çeken Donanma gemilerinde doktor tarzı olmaması. Burada kurguyu mu desteklemek için yoksa o dönem yaşamda da olmamasından dolayı mı merak ettim. Şuan ki bilgilerimle Osmanlıda eğitimin yetersiz ve branşlaşmanın çok olmadığı için büyük olasılıkla gerçekte de öyle olduğu. Kurgunun ilerleyen kısımlarında düşüncemi destekler nitelikte bilgilerde mevcut ama mantığıma oturmayan yerler olduğu için kanıt olarak sunmak çok mantıklı da gelmiyor. Ana karakterimiz yaşama içgüdüsü ile yarım yamalak bildiği tıp bilgileri ile diğer kölelerden bir tık daha üstün konuma geçiyor. Bu arkadaşları tarafından hoş karşılanmıyor. Burada bir insanın sizden biraz daha iyi konumda olmasının kıskançlığı devreye giriyor. Hatta gerçek doktor değil diye şikayet edenler bile çıkıyor. Buda garip geliyor. Birisi senden beceri olarak üstün olmasından dolayı öne çıkmasını kıskanmak çok saçma bir olay üstelik ileride sana da yardım edebilecek konumda ise. Tamam haksız yere yükselenlere bende uyuz oluyorum ama uyuzluğunda bir sınırı olması lazım. :D Gemi ile yolculuğu burada bitiyorum. :D
    Geminin İstanbul’a gelmesi büyük coşkulara neden oluyor. Savaşarak kazanılan zaferlerden sonra dönen halkların sevinci bana, kendisinin olmayan suyu ele geçirmek için kendi vatandaşlarını ve oradaki halkın ölümleri ile ele geçirilen sudan bir damla suyun sahibi olmanın sevinci gibi geliyor. Burada da bilgilerinden dolayı gene diğer mahkumlardan biraz daha ayrıcalıklı davranılır ama halen istediği kıvamda değildir. Tedavilerinin ünlenmesi Paşasının kulağına kadar gider. Gizlice paşanın evine götürülür ve paşanın rahatsızlığı çok büyük bir rahatsızlık olmadığını tedavisi bildiğini görür. Burada paşanın birçok kişiye danışıp tedavi yöntemi bulamadıkları söylüyor. Burası romanın gerçekçiliğini kaybettiği kısımlardan biri olarak düşünüyorum. Tamam eğitim yönünden zayıfız ama padişahın yanına rahatlıkla girip çıkan birinin bu hastalığı bilecek bir sağlıkçı bulamaması mantıksız geliyor. Az çok sevdiği bir çalışanın üzerinden gitse yazar daha inandırıcı olurdu çünkü onda pintilik edebilir ama kendi sağlığı için olunca inandırıcı değil. Tedavi uyguladıktan kısa bir süre sonra paşa iyileşmeye başlar ve tekrar çağırır. İkinci ana karakterimiz olan Hoca ile o zaman simaen tanışıyor diye hatırlıyorum ama emin değilim. Burada esas olan kendisine çok benzemesidir. Adeta aynada kendisine bakmış kadar benzetiyor ana karakterimiz. Bu kısımdan başlıyor aslında doğu-batı karşılaştırması çünkü genetik olarak imkansız aynadaki gibi benzemesi. Gerçi karakterlerin özelliklerini tam olarak doğu-batı karşılaştırması almak her iki tarafa da haksızlık olur. Neyse o kısım detaylandıracak kadar zihnimi toparlayamıyorum ama haksız olduğumu düşünüp örneklerle genel olursa seviyeli tartışmaya her zaman açığım. Paşa ile konuşması ilginçti. Gücün verdiği hisle başkasının emeğinin karşılığını komik bir durum ile giderilmeyi çalışılması karaktersizliğin uç noktası geliyor. Zaten karşındaki insan düşmüş. Birde sen vur mantığı egoyu parlatmaktan öte değil. Paşanın para ile geçiştirmesi ondan hoşuma gitmedi. Gerçi sonradan ufak tefek yardımları oluyor ama dişe kavuğa doldurur cinsten değil. Birde aklıma gelmişken hapishanedeki emeğinin karşılığını gardiyanları kapması ve hapishanelerde bir şeyin uçuk fiyatlar olması da yukardaki şekilde düşünüyorum. Zaten hayat bir şekilde oraya itmiş insana daha fazla zulüm yapılması onarılmaz yaralara neden oluyor. Gerçi hapishanelerin yapısı hata yapanı adil bir şekilde cezalandırıp eğitmek yerine ilk kez suç işleyenlerin eğitilmesi şeklinde olduğu için suç döngüsü katmerli bir şekilde artıyor. Burası da derin bir mevzu ondan yoruma devam edelim. Günler geçerken Paşanın çocuğu üst makamdan biri(Padişahın çocuğu diye hatırlıyorum emin değilim.) evlenecek olunca, insanların başkasına gösteriş veya üstünüm havasını vermek için çok şaşalı düğün tasarlanıyor. Bu tasarıda havai fişekler kısmı önceki yapılanlardan daha gösterişli olması için adam aranıyor. Koca İstanbul’da adam kalmadığı için ve kulaktan dolma ana karakterimizin bu işle ilgisi olduğunu duyan paşamız hemen ana karakterimizi görevlendiriyor ve Bir defa gözüken Hoca piyasaya çıkıyor. Kendisinin az anladığını ve Hoca’nın ondan da az anladığını söyleyen ana karakterimiz, Hoca ile kimyacılık oynamaya başlıyor ve kısa zamanda işin ustası kesilip milletin ağzını açık bırakacak bir gösteri yapıyorlar. Bu kısımda tarihi romanı sulandıran kısımlardan biri. Bende roman kahramanlarından olup çılgın bir şekilde seviye atlamak isteği uyandıran cinslerden. Bu tarz bir olay ileride Hoca’nın 6 ayda İtalyancayı teknik kitabı okuyacak kadar öğrenmesi ve ondan sonraki 6 ayda özümsemesi var. Bunu manga ve animelerdeki dövüşlerde karşı tarafı öyle güçlü böyle herkesi döver geçer derken ana karakter 10 dakika sonra paspas etmesi gibi geliyor. Bu olaya çok ayar oluyorum. Tamam karakter yetenekli olsun ama ortalamanın hafif üstündeki karakteri birden Muhammed Ali gücüne veya Leonardo Da Vinci zekasına ve yeteneğine çıkarmayın. Kıskançlıktan göbeğim sistemi bozuyor ceremesini ben çekiyorum. :P :D
    Bu havai fişek olayından bir zaman sonra Paşa ana karakterimizi tekrar çağırıyor. Yorum devam edecektir…