• Bir öğretmen arkadaşımızın kaleminden aynen aktarıyorum:
    " Öğretmenliği; tahtaya müfredatı doldurmak, uğraşı alanı olan işi sadece prosedüre uygun yapıp maaş alınacak günü beklemek, Sev(e)mese ve istemese bile sırf başkalarının hatırı için veyahut yeniden başlama cesaretini kaybettiği için zorla da olsa yaptığı günlük rutin eylemler toplamı zanneden zihniyete öğretmenliğin özünü tevafukla izah eden yaşanmış bir anlatıyı yazacağım:

    Çok yoğun bir gündü. Çocukların cıvıl cıvıl hareketleriyle zamanın nasıl geçtiğini fark edememiştim...
    Öğleye doğru dersine girdiğim bir sınıfta iki öğrenci arasında bir tartışma olduğunu kendilerinin ayrı ayrı izahıyla fark ettim. Suçlu olan öğrenci özür dilemişti hatta özür mektubu bile yazmıştı aynı derste ama nafile! Öğrencimin kalbi kırılmıştı..açıkcası ilk defa karşılaştığım bir olay olmadığı için farklı bir yol denemek istedim. Üzgün ve duygusal olduğu için hüngür hüngür ağlıyordu kuzum..içini dökebilse rahatlayacaktı ama bilişsel gelişimi ona bunu fark ettiremiyordu. Beraber konuştuk. O konuştu, ben dinledim çoğunlukta..Bildiğimiz çocuksu ifadeler... Konuşurken daha da duygulanmış ve her iki gözünden yaş akmaya başlamıştı. Bir öğretmenden ziyade bir ebeveyn rolü üstlendim o an gayri ihtiyari..ellerimle gözyaşlarını sildim. Kuzum rahatladı ve o ders normale döndü.
    Günün sonuna doğru kuzumun mutluluğu arttı. Evlere dağılma zili çalınca yanıma çağırdım..çocuk dili ile ifade edemediğini davranışlarıyla ifade eder: Yanıma gelirken gülümseyen yüzü ve mutluluğu ve huzuru ile ve lisan-ı hâli ile haykırıyordu:
    İyi ki varsınız öğretmenim!
    İyi ki varsın kuzum..öğretmenliği bana öğrettiğin için...
    Öğretmenlerim ve öğretmen arkadaşlarım! Bugün öğretmen olun..bugün bir yüreğe dokunun..bugün öğretmen olun..."

    Selam ve dua ile...
  • AYNEN kelimesini kim bulduysa çok sevaba girmiş valla :))
  • ALLAH’ ﷻ ın SEVGİSİNİ KAZANAN DAVRANIŞ>>>

    Bir gün bir adam gelip Resulullah'a; “Ya Resulallah❗ Ben fakir düştüm ve açım!”

    Buna bir peygamberin ilgisiz kalması elbette düşünülemezdi. Hemen eve haber gönderdi ve yiyecek bir şeyler varsa getirmelerini istedi. Ancak cevap olumsuzdu.

    Evde yiyecek namına bir şey yoktu, sadece su vardı. Ashabına yöneldi yüce Resul ve şöyle buyurdu: ”Bu adamı kim bu gece misafir ederse, Allah ona merhamet etsin.”

    Resulullah'ın duasına mazhar olmak...

    Bu büyük bir lütuftu ama kim götürecekti?Çünkü oradakilerin çoğunun evinde de yiyecek yoktu. Fakat O kutlu Önder'in çağrısı da karşılıksız kalmamalıydı, kalamazdı.

    ☝ Ebu Talha (ra) hemen atıldı: *
    "Ben❗Ben götüreyim Ya Resulallah❗" Ve misafiriyle birlikte, doğruca eve yöneldiler. Hanımına şöyle dedi Ebu Talha:

    *"Bu Resulullah'ın misafiridir. Konuğumuzdan hiçbir şey esirgemeyelim hanım❗Gelen cevap, teslimiyet ve mahrumiyet doluydu: -Evet, esirgemeyelim ama şu anda evde, çocukların yiyeceğinden başka bir şey yok beyim.”*

    Bunun üzerine Ebu Talha karısına dedi ki:
    -Sen çocukları bir şeylerle oyalayıp uyutmaya çalış.

    Sonra da o yiyecekleri bize getir. Lambayı düzeltmek bahanesiyle kalk ve söndür. Böylece misafirimiz, bizim tabağımızın boş olduğunu göremesin, yemeğini rahatça yesin ve doysun...Evet, bulunan formül buydu ve aynen uygulandı.

    Kaşıklar karanlıkta tabağa gidip geldi ama yiyen sadece misafirdi. Çocuklar uyutulmuş, kendileri de boş tabakta yer gibi yapmış ama aç yatmışlardı. Ertesi gün misafiriyle kutlu insanın yanına giden Ebu Talha; sıcak ve anlamlı bir tebessümle karşılandı.

    Efendimiz ﷺ Şöyle dedi: *“Ey Ebu Talha! Sizin bu gece misafirinize yaptığınızı Allah çok beğendi ve şu ayet nazil oldu:*

    *"Kendileri zaruret içinde olsalar bile, onları, kendilerine tercih ederler.Kim nefsinin cimriliğinden sakınırsa işte onlar kurtulmuştur"* (Haşr suresi, 9.ayet)

    🤲Rabbim.bizleride nefsinin cimriliğinden kurtulanlardan eylesin...amiin
  • hani özlem duygusu yavaş yavaş sararya benliği aynen öyle özlemekten be beklemekten utanma
  • Buradan şuraya geçelim: Kur'an'da malumunuz ‘Nahl' isminde bir süre var.
    Anlamını çoğunuz bilirsiniz ya ben yine de zikredeyim: Nahl 'arı' demek. Süreye bu ismin verilmesinin sebebi içinde arılardan bahsedilmesi. Hakkında bilgi veren hemen her metinde yazıyor bu. (İnternette de kolaylıkla bulabilirsiniz.)
    Fakat meselenin oralarda pek bulunmayan yönü şu: Bu isim süreye sadece 'arılardan bahsettiği için' verilmemiş olabilir. Ya? Nahl belki de burada bir sembol.
    Bir kanunun ucu. Bir uyanışın dikkat çekici başlangıcı.
    Tıpkı Newton'un başına düşen elma gibi arkasında saklanan büyük bir düsturdan haber veriyor.
    Peki neymiş bakalım o?
    eI-Hâdî isminin kanun şeklindeki tecellisi.
    Allah 'hidayet verici'dir. eI-Hâdî özetle bunu söylüyor. Hidayet ne demek peki?
    En kısa şekliyle 'doğru yol' diyorlar. Bunu 'şimdilik' kaydıyla kabul edelim. Girmeye çalışalım. Bu makamda merhabamız bir sualle olacak: "Yol bulan sadece biz miyiz?" İşte, bu suali sormayı başardığınız an, sürede verilen bütün misaller havada uçuşmaya başlıyorlar. Nihayet birbirlerini bulmuş kardeşler gibi sarılıyorlar. İpe dizilen inci taneleri gibi gülümsüyorlar. Aynen. Yani farkediyorsunuz; Hak Teala arının yol buluculuğundan bahsediyor. Çünkü kendisinin 'yol göstericiliğini' görmemizi istiyor. Bunu gördükten sonra, eI-Hâdî ismini okuduktan sonra, artık kainatın her köşesi de onun renginden bir renk almaya başlıyor. Nihayetinde inandığımız tevhid değil mi? Hepsinin ilahı aynı Allah değil mi? Çiçekler başkalaşsa da güneşleri bir değil mi? Mesela: Başka bir ayetinde diyor: "Yolunuzu bulmanız için de ırmakları ve yolları yarattı!" Hadi bakalım. Oldun mu sen de şimdi bir arı? Maşaalllah sana. Çırp akıl kanatlarını. Duyalım neşeli vızvızlarını. Demek bu mübarek süreye 'Nahl' isminin verilmesi 'içinde arının zikredilmesinden' değil sadece. Ya?
    Herşeyin bir parça arı olduğu farketmesi için.


    -- Ahmet Ay