• 268 syf.
    ·Puan vermedi
    ‘Kürk Mantolu Madonna; Maria Puder’, ‘Üst Kattaki Terörist’in Alt Kattaki Komşusu; Nurettin ‘, ‘Yüzüncü Ad’ın Dul Kadını; Marta’, ‘Baltası Kadar Masum Katil; Raskolnikov’, ‘İsimle Ateş Arasında; Nihade’, ‘ 5 yaşında kocaman bir çocuk; Alper Kamu’, ‘Afili Filinta; Nuh Tufan’, ve dahası...

    Ben kimseyi Ömer kadar sevmedim.



    Öyle roman karakterleri vardır ki, romanın da önüne geçerler, Ömer gibi..

    Seneler önce bir arkadaşımın okuyup okumadığımı sorduğu bir kitapla başladı Ömer ile olan hikâyem. Sabahattin Ali’nin ‘İçimizdeki Şeytan’ kitabı. Hiçbir fikrim yoktu, ben de çoğunluk gibi kült eser diye ‘’Kürk Mantolu Madonna’yı okumuştum tabi ama’ İçimizdeki Şeytan’la ilgilenmemiştim, nihayetinde bir romandı ve o vakitler roman okumak için güçlü gerekçeler arardım. (cahil yaşlar) Bunu bilen arkadaşım ‘Ömer ve Macide arasında geçen patolojik bir aşk hikayesi diyerek başladı söze, ilgimi çekeceğini bilerek devam etti; müthiş bir dönem eleştirisi ve roman kahramanları ile tanıdık kimselere yapılan göndermeler vs.. Bunu okuyan her kadının kitap bittiğinde ‘Macide’ olduğunu öyle hissettiğini de eklemişti, tecrübesiyle sabitmiş..

    Neymiş bakalım deyip okumuştum. Okuduğuma asla pişman olmadığım –ki tavsiye üzerine okuyup pişman olmuşluklarım vardır- okumamış olanın ne büyük bir kayıp içinde olduğunu düşünüp hayıflandığım kitap. Bir ‘’Sabahattin Ali şahanesi: içimizdeki şeytan’’. Ben Macide yerine Ömer oldum kitabın sonunda orası da ayrı muamma. Mesela Macide’nin tüm masumiyet ve çaresizliğine rağmen onu suçladım, kitabı finalinde Macide’ye kızıp Ömer’e üzüldüm, her şeye rağmen Macide’den çok Ömer’i sevdim vs..

    Sabahattin Ali denince akla ilk gelenin ‘’Kürk Mantolu Madonna’’ olmasını anlayışla karşılamakla beraber bunun diğer eserlerin önüne geçişini haksızlık olarak görmeye bu kitabı okuduktan sonra başladım. Öyle ki İçimizdeki Şeytan bana göre Kürk Mantolu Madonna’nın çok ötesinde çok daha güzel bir kitap. Bunlar göreceli kavramlar, muhakkak kişiden kişiye değişir biliyorum ama bende uyandırdığı duygu bu. Sabahattin Ali denince onca mücadele, fikir çilesi, siyasi kavgaları, mahkumiyetler ve neticesinde meçhul bir failli ölüm den sonra akla ilk Maria Puder gelir. Kürk mantolu.. Yeni öğrendim meğer, yazarın anıları yılar sonra okunduğunda görülmüş, aslında Almanya’da yaşadığı dönemde görüştüğü, birlikte müze ziyaretleri yaptığı gerçek bir kadınmış maria puder ve romana kahraman olmuş. Ömer’den önce benim de kahramanımdı.

    Ve Ömer; kitapta kendi için aynen şöyle der (Sabahattin Ali’nin kalemiyle)‘’..hâlbuki omuzları üzerinde benimki kadar hummalı bir baş taşıyan insanlardan korkulmalıdır... Onlar dünyanın en fena ve en iyi mahlûklarıdır..’’

    Omuzları üstünde hummalı başıyla Ömer, bir öğrenci, felsefe okuyor hafif kilolu, gözlüklü, kitap boyunca en kızdığım ama en sevdiğim karakter. İradesiz, zayif, çokça zaaf sahibi fakat bunları affettirebilecekse eğer - ki ben affettim, her türlü hatasının fazlasıyla farkında. Sadece bu bile Ömeri sevmek ve takdir etmem için yetti. Dahası cabası.

    Ömer, asık olduğu ve aşkına hak ettiği karşılığı bulduğu konservatuarda piyano öğrencisi olan bir genç kız; Macide. ikisinin ortak arkadaşı piyano hocası bir genç adam ve İstanbul.. Türlü gatezeciler, politikacılar, hukukçular ve üniversite öğrencileri. Tümü romanda mevcut. Macide naif, anlayışlı ve çok da güçlü bir karakter. Ömer kadar zor bir insanla beraber hayata atılma riskini alacak kadar güçlü, en azından başlarda..

    Romanda bahsi geçenin sıradan bir aşk hikâyesi olduğu kanısına varılsın istemem zira bir düşünceye körü körüne nasıl bağlanıldığı, yazarın kendi deyimiyle aydın geçinenlerin kofluğu, sürüklenmenin ve tutunamamanın çaresizliği de anlatılıyor romanda.Hakikat arayışı iddiasındayken bu arayışın için kaybolmuş bu yüzden asla bir yere ulaşamayan, yönünü seçemeyip bocalayan bir adam; Ömer, aşık olduğu kadın ve çevresi.. 1940'ların insanlarının psikolojik çözümlemeleri, , felsefe, siyaset, toplum ve birey eleştirisi ile dolu muhteşem öykü.

    Öykünün ilk bakışta görünmeyen yüzü ise yapılan göndermeler. Kitap hakkında yapılacak küçük bir araştırma ile görülecektir ki hakkında yazılmış yazı ve tahlillerin çoğu karakterler üzerinden yapılan göndermelerle ilgilidir. Bu da romanın siyasi yönüdür. Döneminin iki mühim şahsiyetine ve yaşanan olaylara ışık tutması ile de bir belge niteliğinde değerlendirenler olmuştur. Romanda Ömer’in en yakın arkadaşı ‘ Nihat’ Nihal Atsız ile özdeşleştirilmiş hatta Atsız tarafından bu kitaba karşılık ilk basıldığı yıllarda ‘’İçimizdeki Şeytanlar’’ isimli bir broşür ile karşılık verilmiştir. Bir de ‘İsmet Şerif’ var, Peyami Safa’yı temsil ettiği şekilde yorumlanan karakter.

    Siyasi ya da felsefi yönü bir yana roman şahane tiratlarla doludur. Özellikle Ömer’in vicdan muhasebesi sahnelerinde kendi kendine yaptığı sessiz konuşmalar.. Merak uyandırmasını umarak yaptığım bu tavsiyenin işe yaraması ihtimaline karşı kitaptan alıntı yapıp tadına kaçırmak istemiyor olmasam onlarca alıntı yapardım. öyle çok cümle var ki alıntılamak istediğim.

    "... lakin hilkat bize bu felaketi hafifletecek bir vasıta vermiş: etrafı çeşmi ibretle temaşa kabiliyeti..." der mesela yazar bir yerde ilk okuduğum andan beri aklımdadır :

    ‘’Etrafı çeşmi ibretle temaşa kabiliyeti..."

    Bu ne tatlı nasıl güzel bir söz sanatıdır. Sabahattin Ali maalesef bu cümleleri, bu romanı yazdıktan sadece 8 yıl sonra öldürüldü. Düşünmeden edemiyorum başka türlü olsaydı, daha neler okuyacaktık kaleminden. Elde kalanla yetinmek şimdi bize düşen, kitabı okumamış olan arkadaşlara tavsiyemdir bugün kendinize bir iyilik yapın, satın alın ve okuyun.
  • 528 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Fatih Murat Arsal / ANLAŞMA

    "Kadere müdahale edilemeyeceğini anladığınız, anlaşmaların bozulmasına gizlice destek olacağınız bir FMArsal romanı daha..."

    İşte aynen böyle yazıyor kitabın arka kapağında. Siz kitap alırken önce neye dikkat edersiniz bilmiyorum ama ben raflarda ''beni al" diye bağıran bu güzel kapağa bayıldım. Çok ama çok beğendiğimi belirtmek isterim.
    Şimdi gelelim kitabımızın içeriğine.. Bir yanlış anlaşılmanın, bir "EVET" cevabının nelere sebep olacağını tahmin bile edemezsiniz. İşte tam da burada başlıyor hikayemiz.
    Yavuz tam anlamıyla evlilikten korkan, özgürlüğüne düşkün, zengin, yakışıklı, çapkın. Tam bir playboy.
    Merve ise, hayatını okuluna ve geleceğine adamış, ailesini çok erken yaşta kaybetmiş, masum ve güzeller güzeli bir kız.

    Okulunu bitirmek için garsonluk yapan Merve hayatının bir gecede değişebileceğini asla tahmin edemezdi.
    Yavuz annesinin geçirdiği rahatsızlıktan sonra onu kırmamaya, üzmemeye çalışsa da yaptığı evlilik baskılarına bir türlü dayanamaz ve kendince bir çıkar yol aramaya başlar. Sırf annesini oyalayabilmek için kendine zorluk çıkarmayacak, basit ama güzel, sahte bir gelin yaratır. Ama bir anda her şey öyle sarpa sarar ki kendisini 3 gün sonra nikah masasında bulur. Gelgelelim bulduğu gelin hiç de umduğu gibi değildir. O garson kıyafetleri içerisinde sadece güzel diyebildiği kız gerçekte tam bir afet çıkar. Fakat elini ateşe atmıştır bir kere nasıl yandığını siz okuyun artık.
    Şahane diyologların olduğu, insana olduğu yeri unutturup bazen güldüren, bazen üzen, okuyucusuna her satırı yüreğinde hissettiren muhteşem bir FMArsal romanı. Bir kez daha kaleminize sağlık FATİH MURAT ARSAL. Her satırını tekrar tekrar okuduğumuz kitaplarınızın yanına bir yenisi daha eklendi. Daha nice kitaplarla bizlerle olmanızı dilerim.
  • 255 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Neredeyse her satırında ''aynen aynen'' dediğim kita,.Sevmenin anlamı üstünde düşündüren,sevmeyi sevdiren müthiş bir kitap,bu kitabı bana öneren sahafçı amcamın gidip ellerinden öpmek istiyorum!
  • 128 syf.
    ·Puan vermedi
    Fareler ve İnsanlar Steinbeck'in roman-oyun olarak adlandırılabilecek türdeki ilk denemesiydi. İkişer bölümden oluşan üç perdeyi içeren eser, hem bir novella hem de bir tiyatro oyunu olarak yazıldı. Yazar, tiyatroda aynen oynanabilecek bir roman, ya da ro
  • Ali Doğan da kütüphaneci kadrosuna katıldı. Kendisinden aldığımız izinle başvuru yazısını aynen paylaşıyoruz :)

    "edebiyat dünyasıyla daha fazla iç içe olmak ve katkı sağlamak için.
    yakından takip etmek, paylaşmak, gelişmek ve yoğrulmak adına biraz daha yorulmak için.
    okumak ve okutmak için.
    örnek almak ve olmak için.
    keşif için.
    şiir aşkına...
    yüksekteki pencereler gibi hayata yalnız bakanlara ulaşmak adına.
    nesillere ulaşmak adına.
    mizah ve hüznü aynı anda yaşamak adına.
    biraz da şairlik hevesi bizimkisi..."
  • 158 syf.
    ·Puan vermedi
    Kitap yazarın terapi ve meslek deneyimlerini içerdiği gibi psikiyatri ve psikanaliz hakkında temel bilgilerde veriyor. Çoğu orjinal dilinde koruması ve lokalizasyon, sensitivite gibi Türkçeye kolaylıkla çevrilebilinecek terimleri aynen bırakması akıcılığa zarar veriyor. Bu konudaki Türkçe literatürün kıtlığını düşünürsek bu konuyla ilgilenenler için elde bulundurulması gereken bir kitap.