• Sevdiğimiz ölüler var ve sevmediğimiz diriler çok
    Ali Lidar
    Sayfa 40 - İthaki
  • "Ailemin durumu iyiydi hocam" dedi Emine. "Köyde okul da vardı ama beni okula göndermediler. "
    "On dört yaşıma gelince de benden on beş yaş büyük olan aha bu İbrahim'e verdiler.
    Okumak istedim, ailem göndermedi.
    Evlenmek istemedim, zorla evlendirdiler "dedi.
    Emine, otuzlu yaşlarda genç bir kadın...
    Yaşayamadığı çocukluğuna hasret var, zeka pırıltıları yanıp sönen gözlerinde.
    "Ben hiç vazgeçmedim hocam "dedi. "Okumayı oğlum okula başlayınca onunla birlikte öğrendim.
    Salih okula başlarken, okul alışverişine çıktım. Salih için ne aldıysam bir tane de kendim için aldım.
    Bir defter ona, bir defter bana... kalem, silgi, açacak...
    Okul çantası bile aldım kendime. Kalemlerimi, defterlerimi çantaya yerleştirdim.
    Salih okuldan döner dönmez
    -Ne öğrendiniz bu gün? diye sorardım.
    İşe dik ve eğik çizgilerle başladık. Günlerce çizgi çizdim.
    Nihayet fişe geçtiler, tabi ki ben de...
    Yazdıkları fişi okutur, Salih kaç kez yazdıysa ben de o kadar yazardım.
    Her yazdığımı onlarca kez tekrarlardım.
    Fişleri kelimelere böldüler, yeni cümleler kurdular o kelimelerden.
    Sonra kelimeleri hecelere böldüler, yeni kelimeler oluşturdular.
    Hepsini ben de yaptım.
    Kareli defterime sayıları yazdım, öğrendim.
    Resim defterim, boya kalemlerim bile vardı hocam.
    Salih ne resmi çizerse defterine, ben de kendi defterime çizer, boyardım.
    Onun öğrendiği şarkıları öğrendim, onunla birlikte söyledim.
    Salih gündüz öğrenciydi, akşam öğretmen.
    Sıkıldığı oluyordu benden...
    Öf anne..! dediği oluyordu.

    "Aradan aylar geçti hocam" dedi Emine.
    "Salih'le aynı zamanda okumaya geçtik.
    Salih bir gün önlüğünün yakasında kırmızı bir kurdeleyle geldi eve.
    -Bu ne? diye sordum.
    -Okumaya geçtim diye öğretmen taktı dedi.
    Hemen ertesi gün kırmızı bir kurdele aldım kendime. Kendi ellerimle yakama taktım.
    Ben de artık okumaya başlamıştım öyle ya...
    Kırmızı kurdele benim de hakkımdı..."

    Büyülenmiş gibi dinliyordum Emine'yi.
    İnanamıyordum Emine'deki bu özleme, bu azme.
    "Valla hocam" dedi "aynen böyle yaptım."
    "Salih'in masal kitaplarını defalarca okudum. Şimdi gazete de okuyorum, elime geçtikçe romanda...
    Çocuklarımın ödevlerine bile yardımcı oluyorum daha ne olsun?"

    "Siz gözleriniz görürken bile kör olmak nedir bilir misiniz hocam?" dedi.
    "Okumayı öğrenmeden önce körmüşüm ben.
    Sizin gördüğünüz şeyleri göremezdim önceden.
    Otobüsün üzerindeki yazıyı okuyamayıp, soracak birilerini aramanın utancını bilir misiniz?
    Ya resimsiz bir yazıyı ters tutmanın gülünçlüğünü bilir misiniz?
    Öyle çok utanç yaşadım ki...
    Çocuklarımın da annelerinden utanmasını istemedim hocam" dedi.
    Asıl utanması gerekenin kendisi olmadığını bilerek ya da bilmeden...
    Emine, hapsedildiği zindana bir çift pencere açmıştı kendi elleriyle...
    Gözlerinde yaş, ifadesinde hakedilmiş bir gurur vardı.
    Gözlerimi kuruladım elimdeki mendille...

    Not: İsimler hariç, tüm anlatılanlar gerçektir..
  • "Ailemin durumu iyiydi hocam" dedi Emine. "Köyde okul da vardı ama beni okula göndermediler. "
    "On dört yaşıma gelince de benden on beş yaş büyük olan aha bu İbrahim'e verdiler.
    Okumak istedim, ailem göndermedi.
    Evlenmek istemedim, zorla evlendirdiler.
    Emine, otuzlu yaşlarda genç bir kadın...
    Yaşayamadığı çocukluğuna hasret var, zeka pırıltıları yanıp sönen gözlerinde.
    "Ben hiç vazgeçmedim hocam "dedi. "Okumayı oğlum okula başlayınca onunla birlikte öğrendim.
    Salih okula başlarken, okul alışverişine çıktım. Salih için ne aldıysam bir tane de kendim için aldım.
    Bir defter ona, bir defter bana... kalem, silgi, açacak...
    Okul çantası bile aldım kendime. Kalemlerimi, defterlerimi çantaya yerleştirdim.
    Salih okuldan döner dönmez
    -Ne öğrendiniz bu gün? diye sorardım. İşe dik ve eğik çizgilerle başladık. Günlerce çizgi çizdim.
    Nihayet fişe geçtiler, tabi ki ben de...
    Yazdıkları fişi okutur, Salih kaç kez yazdıysa ben de o kadar yazardım.
    Her yazdığımı onlarca kez tekrarlardım.
    Fişleri kelimelere böldüler,yeni cümleler kurdular o kelimelerden. Sonra kelimeleri hecelere böldüler, yeni kelimeler oluşturdular.
    Hepsini ben de yaptım.
    Kareli defterime sayıları yazdım, öğrendim.
    Resim defterim, boya kalemlerim bile vardı hocam.
    Salih ne resmi çizerse defterine, ben de kendi defterime çizer, boyardım. Onun öğrendiği şarkıları öğrendim, onunla birlikte söyledim.
    Salih gündüz öğrenciydi, akşam öğretmen.
    Sıkıldığı oluyordu benden...
    Öf anne..! dediği oluyordu.

    "Aradan aylar geçti hocam" dedi Emine.
    "Salih'le aynı zamanda okumaya geçtik.
    Salih bir gün önlüğünün yakasında kırmızı bir kurdeleyle geldi eve.
    -Bu ne? diye sordum.
    -Okumaya geçtim diye öğretmen taktı dedi.
    Hemen ertesi gün kırmızı bir kurdele aldım kendime. Kendi ellerimle yakama taktım.
    Ben de artık okumaya başlamıştım öyle ya...
    Kırmızı kurdele benim de hakkımdı..." Büyülenmiş gibi dinliyordum Emine'yi.
    İnanamıyordum Emine'deki bu özleme, bu azme.
    "Valla hocam" dedi "aynen böyle yaptım."
    "Salih'in masal kitaplarını defalarca okudum. Şimdi gazete de okuyorum, elime geçtikçe romanda... Çocuklarımın ödevlerine bile yardımcı oluyorum daha ne olsun?"

    "Siz gözleriniz görürken bile kör olmak nedir bilir misiniz hocam?" dedi.
    "Okumayı öğrenmeden önce körmüşüm ben.
    Sizin gördüğünüz şeyleri göremezdim önceden.
    Otobüsün üzerindeki yazıyı okuyamayıp, soracak birilerini aramanın utancını bilir misiniz?
    Ya resimsiz bir yazıyı ters tutmanın gülünçlüğünü bilir misiniz?
    Öyle çok utanç yaşadım ki...
    Çocuklarımın da annelerinden utanmasını istemedim hocam" dedi.
    Asıl utanması gerekenin kendisi olmadığını bilerek ya da bilmeden... Emine, hapsedildiği zindana bir çift pencere açmıştı kendi elleriyle...
    Gözlerinde yaş, ifadesinde hakedilmiş bir gurur vardı.
    Gözlerimi kuruladım elimdeki mendille...

    Hanife Çavdar'ın kaleminden...
  • Hazreti Bilâli Habeşî Efendimiz bir gün Hazreti Peygamber Efendimizden kendi kulağıyla duymuş. Demiş ki Hazreti Peygamber Efendimiz: "Her kim ki, ana rahmindeki bir çocuğu düşürür, bilin ki o âdem, hem Allanın nazarında, hemi de benim nazarımda büyük suçludur!" Valla, aynen böyle söylemiş! Yalanım varsa günahın boynuma! Bilâli Habeşî Efendimizin bunu kendi kulağıyla duyduğunu geçenlerde Karamanlı İbrahim Hafız söylemiş. Hatta, Hazreti Peygamberimiz bu sözü söylerken Hazreti Ali Efendimiz de ordaymış. O dahi bunu kendi kulağıyla duymuş.
  • 115 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Bir kitap düşünün deneme türünde yazılmış içinde hayattan kesitlerin bulunduğu ama bu kesitlerin samimi bir dil ile anlatıldığı ironi ile okuyucuyu düşündürmek isteyen bir yazar. Bu tarz bir kitap arıyorsanız sizi hemen yazıya alayım. Seveceğinizi düşündüğüm ve benim okurken keyif aldığım bir kitap oldu Yetişkinler İçin Beslenme Çantası.

    Okurken aynen şu düşünceler içindeydim.
    "-Valla haklı.
    -Doğru diyor.
    -Ben de acaba bunu yaptım mı? Yaptıysam yaptım aman.
    -Bak bu yönden düşünmemiştim.
    -Acaba bunu yapan cidden var mı? Varsa benden uzak olsun." gibi düşünceler ile denemeleri okudum. Benim için çok güzel bir deneyimdi.

    Yazarın dilini çok beğendim. Sizi yormadan güldüren sizi düşündüren ayrıca sizinle konuşan bir üslup ile kalemini konuşturmuş. Konuştururken hayatında yaşadığı ve gözlemlediği olaylara da dem vurmuş. Bence bunun en büyük etkisi Türkiye'de yaşamak çünkü başka ülkelerde bunların yaşanılacağını düşünmüyorum ben. Yaşanılıyorsa ise kesin Türkiye'ye gelinmiş başka açıklaması olamaz.

    Batıl inançlar, çocukluktaki komşu teyzeler,(O komşu teyzeler hala var.) şimdiki zamandaki züppeler, yaşanılan olaylara sitem veya gülüp geçme, başka insanların garip düşünceleri ve filmlere farklı bakış açılarını gibi konular yer alıyor. Daha bir çok konu var tabiki. Beni etkileyen bir çok konu oldu. Ve en çok hoşuma giden ise "bunları düşündüğüm ama ifade edemediğimi başkasının da düşünüp ne de güzel de yazmış tebrik ederim valla." bu sözleri bana söyletmesi oldu.

    Ayrıca kitapta karikatürler de bulunuyor ben onları da sevdim.

    Hayatınızın zorluklarını biraz da olsa güleceğiniz başka bir gözle bakmanızı sağlayan bir kitap. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
  • 144 syf.
    ·3 günde·9/10
    Kitabını fuardan alıp imzalatmıştım. Televizyondan tanıyıp enerjisini sevdiğim değer verdiğim birisiydi. Kedisinin olduğunu öğrenince daha bir sevdim :) Söyleşisi de çok başarılıydı. Kitaba gelecek olursak;
    Samimi bir dille yazılmış bir kitap. Anlatımı oldukça akıcıydı. Kedi bölümünü ben yazsam valla aynı yazardım diye diye okudum. Dost bölümünü ise içim sızlaya sızlaya. Dua ede ede... Diğer başlıklarını da değişik güzel duygular hissederek okudum. Başından geçen olayları da konu başlıklarıyla güzel bağlamış. Okuyup bana iyi gelen kitaplardan biriydi. Yerinde tespitleriyle de ‘ha aynen valla böyle’ diye diye kitap bitti. Mart ayında almıştım ama okumak için doğru zamanı bekliyordum. Bir sonraki kitabını inşallah fazla geciktirmez, merakla bekliyorum.