• 612 syf.
    “Bu kitap daha önce hakkımda yazılanların tümünün hilafına
    benim söylediklerimin bir şeye taalluk ettiğini gösteriyor”

    İsmet Özel

    ***

    İlk kez İsmet Özel okuyanları ikiye ayırabiliriz. Onu okumaya denemeleriyle, düz yazılarıyla (nesri) başlayanlar ilk grubu oluştursun. Bu gruptakiler önlerine çıkan devrik cümlelerin, soru sorup kafa kurcalayan sözlerin arasında en başta ne yapacağını bilemez. Bu bilememenin bir başka sebebi de belki de ilk defa karşılaşacağı kelimeler manzumesidir. Zira yazarın kendine has kelimeleri olmasa bile onlara kattığı yeni anlamların olduğunu görür. Hatta yeri geldiğinde doğru bildiğini sandığı bir atasözünü yahut deyimi bile yazarca yorumunu görünce şaşakalabilir. Fakat bu alışma süreci çok uzun sürmez. Birkaç yazı sonrasında kendisini üslubun akışına kaptırmış halde bulur. Zira dikkat celp etme konusunda mahir birinin yazıları vardır karşısında. İlk kez İsmet Özel okuyanların ikinci gurubunu oluşturanlar olarak Özel’i tanımaya onun şiirleriyle başlayanları gösterebiliriz. Bu grubun ilk gruba kıyasla avantajı ve dezavantajı mevcut. Okurun nazmın büyüsüne kapılması nesrinkine nazaran daha hızlı gerçekleşir ve yazarla (burada şair denir artık) daha süratli bağ kurar. Bu bahsi geçen durumun avantaj kısmıdır. Dezavantaj kısmıysa ironik olarak hızlıca bağ kurulan şiirden pek de bir şey anlaşılamamasıdır. Okuyucu farkında olmadan dizeler arasında akıp gider ve fakat bu dizeler üzerinde durup düşününce şiirin ne anlattığını idrak edemez. Tabiri caizse, ne oluyoruz’a gelir. İki grubun ortak noktası dikkatlerinin önlerinde duran yazıda olmasıdır. Gelgelelim iki grup arasında bir de ciddi fark vardır ki onu da şu şekilde söyleyebiliriz; düzyazı okuyucuları diğer yazılar arasında ve hatta bizzat tek yazı içinde irtibat kurup belli bir mana çıkarabilirken, şiir okuyucuları anlamlandıramadığının üzerine gidecek dermanı yine o şiirin içinde bulamaz ve olduğu yerde sayar. İşte şiir üzerindeki bu dikkatini temellendirmek, daha doğrusu anlamlandırmak isteyenler yazarın hayatı başta olmak üzere onun eserlerini ve hatta söyleşi, röportaj, konferanslarına eğilmeli. Bu noktada elimizdeki kitap derli toplu bir çalışma olarak göze çarpıyor.

    ***

    İbrahim Tüzer’in bu eseri kendisinin doktora tezi; Kırıkkale Üniversitesi, 2007. İsmet Özel bu tez için kaleme aldığı önsözde yazının başında yer verdiğim sözünün devamında -biraz ilerisinde- şunları söyleyerek kitaba daha başlamadan o bilindik salvosunu yapıyor;

    “Ben insanların niçin kitap okuduklarını bilmiyorum.”

    Şimdi bu kitabı neden okumalı diye sormak işten değil. Fakat Özel önsöz yazmış kitaba. Demek ki mühim bir takım şeyler var içinde. Devam ediyoruz.

    ***

    “Benim annem ve iki tane de ablam vardı. Ama ben evimizde Allah’ın bir günü olsun onlara ait özel eşyaya rastlamadım. Bunlar ne zaman yıkanırdı, ne zaman kurutulurdu ben hiç bilmedim. Böyle bir asalet.”

    Sayın Tüzer kitabını dört büyük bölüme ayırıyor. Şairin hayatını anlatan ilk bölüm, ağırlıklı olarak Özel’in Waldo Sen Neden Burada Değilsin ve Şiir Okuma Kılavuzu adlı kitaplarından ve ayrıca Ataol Behramoğlu ile olan mektuplaşmalarından yararlanıyor. Anne babasının yaşamlarından kısaca bahsediyor öncelikle. Burada ilgimi çeken nokta şu oldu. Özel’in babası Ahmet Bey, beş kardeşin en küçüğü; annesi Sıdıka Hanımsa üç kardeşin en küçüğü. Peki ya İsmet Özel? Ahmet Bey ve Sıdıka Hanım’ın dokuz çocukları oluyor ve maalesef üçü ölüyor. Son kalan, yani kalan kardeşlerin en küçüğü İsmet Özel. Kaderin ilginç bir cilvesi olsa gerek. İlerleyen sayfalarda anne ve babasından yaşça çok küçük olmasının, kardeşlerinin mesleklerinin, yaşadıkları yarı göçebe hayatın, okulunun vs Özel üzerinde ne derece bir etki yaptığını görüyoruz. Bu etkiyle daha küçük yaşta merak duygusunun nasıl geliştiğini, etrafını ne denli iyi gözlemlediğini görmek Özel’in soyadı gibi hususi biri olduğuna şahit olmak açısından önemli detaylar içeriyor. Ayrıca, Kadirşinas İtaatsizlik ve Tevarüs Edilmemiş Asalet nedir burada örnekler eşliğinde bir kez daha görülüyor.

    Kitabın ikinci bölümü şairin altı şiir kitabının kronolojik olarak incelenmesine hasredilmiş vaziyette. Kitapların içeriklerinden ziyade onların genel çerçevesine işaret ediyor. Hangi şiir hangi kitabın içinde neden yer alıyor cevaplarını burada bulmak mümkün. Sözgelimi ilk şiir kitabı (Geceleyin Bir Koşu) bireysel duyarlılık, çocukluk üzerine kurgulanmışken; şiirlerinin genelini askerde kaleme aldığı ikinci kitabı (Evet, İsyan!) toplumsal duyarlılığa temas ediyor. İlk bölüm gibi dipnotlarla zenginleştirilmiş bu bölümlerde de hatrı sayılır bilgiler mevcut. Bunlardan birini paylaşayım. Özel beşinci şiir kitabı olan Bir Yusuf Masalı’nı milenyuma iki gün kala yayımlıyor. Fakat yazarın kendisiyle yapmış olduğu söyleşiden bu kitaba ismini veren şiiri yazmaya 1967 yılında başladığını öğreniyoruz. Yani henüz 23 yaşındayken. Henüz sosyalizmin hırçın savunucusuyken. Bunu o yıllarda Edip Cansever’e söylüyor ve Cansever ona burun kıvırıyor. Bülent Oran ile Bilge Karasu’nun bu yazının ortaya çıkmasında çok büyük katkıları olduğunu yine buradan öğreniyoruz.

    ***

    “Benim şiirlerimde siyasi terminoloji aptallar içindir.”

    Üçüncü bölümdeyse şiir kitaplarının içerisine ve oradan şiirlerin mısralarına dahil oluyoruz. İlk iki bölümle Özel’in düşün dünyasına girizgah yapan okur, bu bölümle yazının ilk paragrafında bahsettiğim Özel şiirini anlamlandırmaya bir adım daha yaklaşıyor. Özel’in en mühim şiirlerinden olan ve henüz yirmi yaşındayken kaleme aldığı Partizan’ın kelimeleri arasında dolaşmak, “küfre yaklaştıkça imanım artıyor” dizesinin arka planında şairden ne alıp ona ne verdiğini görmek, ilk olarak Sezai Karakoç’un Diriliş Dergisi’nde yayımlanan Amentü şiirine olan yolculuğa şahit olmak hep bu bölümde olan kısımlardır. Yaşlandıkça Savaş Bitti, John Maynard Keynes’ten Nefretimin 20 Sebebi gibi son derece uzun şiirler kaleme alınmasının nedenleri de keza burada yer alan dikkat çeken kısımlardır.

    Dördüncü ve son bölümdeyse sayın Tüzer şiirleri dil ve üslup açısından ele alıyor. Artık mısralarda geçen kelimelerin yoğunluğu ve onların kullanım tarzı, yinelemeler, deyimler, özel adlar, yazım farklılıkları ve dahası mercek altına yatırılıyor. Bu noktada alanı edebiyat olmayan biri sıkılabilir zira edebiyata dair teknik bilgiler kullanılıyor. O kadar ki tablolarla zenginleştirilmiş olan bölümde hangi harf ne kadar kullanılmış onun dahi tablosu yer alıyor. Bu son iki bölüm aynı şiirleri tekrar tekrar öne getirmesi ve yazarın sıklılıkla "imajinatif açılım" gibi kelimeleri kullanması sebebiyle oldukça sıkıcı hale gelebiliyor. Şahsen ben epey zorlandım.

    ***

    “Benden başka bir kalemle ikame edebilecek bir tek satır yazmadım.”

    İsmet Özel anlaşılması zor biri, şiirlerini anlamaksa en zoru. Bunu kendisi de biliyor ve söylüyor da. Bu kitaba yazdığı önsözde de belirtiyor işbu durumu.

    “… bu kitabı okuduğunuzda bir sırrı çözmüş olmanın sevincine kavuşmanız bahis konusu değildir. Benim yazdıklarımın neye taalluk ettiğini keşfetmiş olmanın tatmini sizi rahata erdirmiş olmayacak.”

    Neden böyle peki?

    Çünkü o kendisini şiire adamış, canına kıyacakken şiire tutunmuş, varlığını şiirde bulmuş, bulduğu bu varlığı yine şiire vermiş biri. Kimse cesaret edememişken kendi şiirinde kendine Şair diyebilecek kadar cesur biri. “Bu, ben peygamberim demek gibi bir şey” demişti bir arkadaşım. Onun derdini bilmeden, şiirine hakim olamayız belki. Belki o derdi yaşamadan da olmaz. Hatta o derdi yaşasak bile, o olmadığımız için yine şiirine hakim olamayız. Peki, neden okumalıyız Özel şiirini? Cevap basit; herkesin yaşanmışlığı kendinde ve herkes ama herkes onun şiirinde kendi yaşamından bir pay bulur.

    Peki bulduğu bu pay onu refaha mı erdirir? Hayır.

    Sayın okurlar, İsmet Özel’in sunduğu konforsuzluğa hepiniz hoş geldiniz.
  • 76 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Şiirleri hüzün kokan güzel kadın...
    Hep anne hasretiyle yaşamış, bunu da sık sık şiirlerine yansıtmış.
    Henüz 13 yaşındayken 38 yaşındaki annesini beyin kanseri nedeniyle kaybediyor. Annesiyle aynı kaderi paylaşan Madak 24 Temmuz 2011'de kolon kanseri nedeniyle 41 yaşında göçüp gidiyor. Çocuğuna doyamadan...

    Kimi gün öylesine yalnızdım
    Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
    Annem
    Ki beyaz bir kadındır
    Ölüsünü şiirle yıkadım.
    Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
    Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
    Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Acının ortasında acısız olmayı,
    Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
    Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
    Aşk diyorsunuz ya,
    İşte orda durun bayım
    lslak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
    Kendimin ucunda
    Öyle ıslak,
    Öyle kötü kokan,
    Yırtık ve perişan.

    Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
    Aşkı aşk bilir yalnız!
  • SESİZ CANAVAR

    El değmemiş bir bahçeydi anne benimkisi.
    Çiçeklerin, kelebeklerin uçuştuğu bir bahçe...
    Güneşimin gülücükler dağıttığı bir bahçeydi.
    Bitti anne! Yıkıldı benim bahçem!
    Sol yanıma acılar serpiştirip gitti, gökyüzümdeki güneş.
    Her taraf sanki solmuş, somurtan çiçeklerle doldu.
    Sokağımdaki çocukların gülücükleri kayboldu anne!

    Ani bir sarsıntı! Küçücük bir hareketlilik aldı benim dünyamı.
    Enkaza büründü bütün güzelliklerim.
    Acı haykırışlar kapladı baharımın sesini.
    Aldı anne, hayallerimi de aldı benden bu sesiz canavar.

    Bedenimdeki ağırlık ne denli arttı anne, bilir misin?
    İçimdeki sükûtu herkes duyar oldu.
    Çünkü hepimiz aynı şeyi haykırıyorduk, ölüm korkusu!
    Acizlik, elden bir şey gelememe ve kimsesizlik duygusu,
    Karanlığa bürüdü her tarafı enkazların kokusu.

    Evde baba bekleyen bebeklerin gözlerini gördüm,
    Hemde boncuk boncuk korku kokan gözler...
    Onlarınki sesiz çığlıklardı anne!
    Hele hele onlara sımsıkı sarılan cenneti içine koymuş anne kokusu.

    Ahhhh annem ahhhh!
    Daha ne zaman farkına varacak bu insanlık,.
    Gözleri doymadığından gökdelenler diktiler.
    Sahtekarlık ile malzemeyi helak ettiler.
    Para için kaderlerini acıya armağan ettiler.
    Bak anne bak! Şimdi ne haldeler.

    SULTAN KORKMAZ
  • Parçacıdan eve gelene kadar kornayı vikk vikk diye öttürerek eve yaklaştım
    Arkadaşlarım misket oynuyor beni görünce yanıma geldiler o ne bune diye herkes bir soru soruyor bisiklete parça aldığımı be tamir edeceğimi söyledim
    Sonra eve geçtim artık bisikletimi tamir etmem gerekiyordu
    Babamın takım taklavatlarını hazırladım başladım bisikletin sağını solunu kurcalamaya söküp takmaya aslında hiç bir bilgimde yoktu
    Sadece tekerleri patlak. Frenler den arka fren tutmuyor zincir kopuk vede paslanmış

    Nerden bileyim ki beceremeyeceğimi ama bir hevesle becermeye çalışmıştım

    Dedim en azından süslerini takayım ve öylede yaptım

    Babamın takım taklavatlarını topladım yerlerine koydum

    Yüklendim bisikleti tamirciye götürmek için
    İttire ittire gidiyorum sanki o an bisikletimi sürüyor gibi bir hayaldeyim kornaya basıyorum
    Hızlı gidip el bırakıyorum toprak zeminde fren yapıp ortalığı toz dumana katıyorum

    Gören mahalle çocukları dalga geçiyor gülüp eğleniyor ama benim umrumda değil
    Tekeri patlak mış
    Evet yapılır
    Boyası çizik paslı
    Evet boyarım
    Koltuğu yırtık pırtık
    Evet olsun onuda yaparım

    AA süsleri yenimi aldın ?
    EVET YENİ ALDIM DAHA EVDE Bİ SÜRÜ VAR

    Aslında yoktu dalga geçmelerine maruz kaldığım için artık sıyrılmam gerekiyor du
    Zeytin yağı gibi su üstüne çıkmam gerekiyor du öylede oldu

    Tamirciye ulaştığımda Tamirci dükkanı açık sahibi yok

    Beklemek gerekiyordu tekrar bisikleti ite ite değil sürerek götürmeliydim mahalleye

    Motorsikletle bir adam geldi bana sen kimsin diye sordu

    BİSİKLETİMİ tamir ettirmeye geldim diye bildim

    Tamam gel bakalım neyi varmış .
    1 lastikler patlak yama olacak
    2 frenler kontrol edilecek
    3 zincir benzine atılacak -yağlanacak
    4 koltuk ayarlanacak

    Tamircinin dediğine göre hepsi bu kadardı yapılacak işlerin

    Gel hadi başlayalım dedi
    Hemen tekerlekler söküldü
    Baktı yama yaparız olur dedi

    Ben çekinerek korkmaya başladım birşey unutmuştum param yoktu

    Abi kaça olur bunların hepsi ?
    25.000 lira

    Benim şimdi param yok ama sen yap
    Ben babamdan para alınca gelip alırım diye bilmiştim .

    Tamam 2 saat sonra hazır olur dedi
    Hayırlı işler kolay gelsin diyerek ayrıldım ordan

    Mahalleye arkadaşlarımın yanına gidiyorum
    Onlar oyunlar oynuyor
    Komşu teyzeler bişi yapıyor kolu komşuya dagıtılıyor hayır sevap işleri
    Banada verdiler
    Oturduk yiyoruz. Bisikleti soruyorlar
    Haliyle tamirci yapıyor yapılınca alacağım .

    25.000 lirayı ne yapacağım babam dan istesem alırım annem Kayserili gibi 25.000 desem 2500 e bağlar geçiştirirdi babam ya sorarsa çivi den gelen paran vardı ne yaptın diye
    Ortalık karışırdı
    Hiç bu sahnelere gerek yoktu

    Oyunlar oynadık
    Hopladık zıpladık
    Baya zaman geçti

    Kendimce bakayım bisiklet hazırmı diye tamirciye gittim
    Uzakdan bakıyorum yolun karşısından
    Tamirci gördü gel gel hazır diye
    Tamam bisiklet hazırda bütçe hazır değil

    Gittim Dedim abi şimdi param yok olunca gelip alsam olur mu

    Çünkü paranın hepsini hurdacıya ve parçacıya verdim bide borcum kaldı az.
    Baban vermesse nolcak dedi
    çalışırım dedim
    Nerde çalışacaksın ki dedi
    Simit satarım
    Pazarda su satarım dedim
    Boşver o işleri gel anlaşalım seninle
    Sen gel burda çalış sağı solu toparla
    Dükkanı süpür
    Takımları tezgah A diz
    Borcu fitleyelim
    Okula gidiyor musun ?
    Yok seneye
    Tamam öğleden sonra gelir akşam ezanına kadar çalışırsın
    Tamam kaç gün çalışcam borcum için 1 hafta
    Tamam abi yarın gelirim dedim kaktım gideyim diye
    Dursana oğlum nere gidiyorsun
    Arkadaşlarımın yanına
    Bisiklet i almayacak mısın ?
    E borcum var
    Lan al git pezeveng e bak tamam anlaştık işde götür
    Olmaz Almam
    Lan çocuk al git bak keserim tekerini
    Canın sağolsun abi
    Hasbinallah

    Hadi hayırlı işler dedim almadım bisikleti
    Arkadaşlarımın yanına gidiyorum
    Baya yürüdüm
    Bir erik ağacı gördüm yiye bileceğim kadar kopardım oturdum duvara yiyorum
    Ev sahibi erik aldığımı görmüş
    Hayıflanıyor geliyorum şimdi geliyorum diye
    Bende gel teyze gel göz hakkı aldım yiyorum
    Gel beraber yiyelim diyordum
    Teyze geldi ben yerinde istifini bozmamış erik yiyorum
    Niye kopardın.
    Canım çekti
    Baban mı dikti bu ağacı
    Yoooo bilmiyorum
    İzinsiz aldın oğlum günah dedi
    Tuttu kulakdan Don lastiği gibi çekiyor
    Ya teyze bırak acıyor
    Niye kopardın diyor
    Göz hakkı dedim
    Ne göz hakkıymış ağaçda meyve kalmadı
    Teyzemde haklıydı aslında kendine göre ki haklıydıda

    Teyzeyede eriklerinden ikram ettim gülmeye başladı
    Çocumm delimisin divanemi diyor
    napim teyze kopardık tükürükle yerinemi yapıştırayım napayım yiyeceksen ye yemeyeceksen de yeme
    Döveceksen de döv abimden annemden dayak konusunda antremanlıyım nolcak alla alla
    Teyzeyi yıldırmayı başarmıştım Sanırım
    Ocakda yemek var yanacak diyerek gitti
    Ama ben erik yemeye devam
    Bir amca geliyor motoru aynı benim bisikleti ittirerek götürdüğüm gibi sürüklüyor

    Gittim yanına
    Tamirci varmı burda d
    Dedim var abi
    Nerde
    Gel göstereyim diye motoru beraber ittirmeye başladık

    Tamirciye ulaştık tamirci dükkanda dedim abi amcanın motor bozukmuş tamirci sordu sana getirdim

    Eywallah koçum sen al git bisikleti borcu fitleştik bana müşteri getirdin dedi
    Öyle olurmuki diye bildim
    Olur olur ara sıra uğra buralara dedi
    Oh be hallettik bu işi de
    Aldım bisikleti fakat yine ittiriyorum
    Bilmiyorum ki sürmeyi
    Yol kenarında binmeye çalışıyorum fakat dengeyi kuramadığın için Malesef sürükleyerek götürmek zorunda kaldım
    Arkadaşlarımın yanına geldim
    Offf çok yoruldum
    Baya hızlı bisiklet
    Pedalledikçe uçuyor
    Diye tezgah atıyorum
    Tabikide inandılar çünkü isteyen sürsün kazıtmak çarpmak yok diyerek geçtim bir taşın üstüne oturdum
    Bisiklete binen yada ittiren eğlenen arkadaşlarım yoruldular geldiler
    Dinlendik bisiklet hakkında yorumlar yapıldı
    Keşke benimde bizimde olsa gezerdik mahallede konvoy yapardık diye
    Bisiklete binenlerden birine okadar bisiklete bindin hadi bizim eve bırak gel misket oynayalım

    Annem de sorarsa arkadaşın dersin !!!!




    10 BÖLÜM Ü SONLANDIRIYORUM

    11.BÖLÜM
    ANNEE YAAAAAAA NİDALARI İLE DEVAM EDECEK ....
  • Yağmurlu bir Kasım günü,
    Cebimde ıslanmış bir mektup,
    Zar zor toparlamışım kendimi,
    Sol yanım alev, alev,
    Seni bekliyorum okul bahçesinde,
    İçimde deli bir cesaretle,
    Hayatım boyunca unutamayacağım 
    O ses yankılanıyor uzaklardan ve gittikçe yaklaşıyor,
    Merdivenlerde bir koşuşturmaca,
    Acı siren sesleriyle bir ambulans geliyor okulun bahçesine,
    Bilinmez bir korku kaplıyor içimi,
    Ve sedyede görüyorum seni rengin soluk bembeyaz, bir melek gibi,
    Koşuyorum hiç durmak sızın boş sokaklarda yağmura karışan göz yaşlarımla, mezarlıkta alıyorum 
    soluğu Annemin başucunda,
    Bir yandan dua ediyorum, bir yandan kendime, kaderime kızı yorum, ben sevdiğim için mi ölüyor 
    insanlar önce Annem şimdi sen,
    Sevmem bir daha kimseyi,
    Mezarlıkta biraz ağladıktan sonra eve gidiyorum, dua ediyorum sabaha dek,
    Ve ertesi sabah okulda alıyorum acı haberi küçük kalbin hayata dayanamayıp durmuş kalp krizi 
    geçirmiş sin ve melek olmuşsun.
    Şimdi yıllar geçti hala aynı mahalledeyim, evlendim çocuklarım oldu, hatta kızım bizim okulda okuyor 
    o bahçede geziyor, seni son gördüğüm yerde, Annemi her ziyaretimde, senin yanında uğruyorum, her 
    seferinde iki gülle gidiyorum mezara, biri sanabiri Anneme iki beyaz gül, hayatıma giren iki meleğe.
    Birde o mektup var senden kalan,
    Sana vermek için beklediğim o ıslak mektup hala saklıyorum onu,
    Merak ediyorsundur ne yazıyor diye,
    Şöyle başlıyor;
    Bunları yazı yorum çünkü seninle konuşacak cesaretim yok, sana saçma gelebilir ama öyle işte, 
    Annemi kaybettikten sonra fazla çevrem olmadı yalnız gezdim hep, sessiz yalnız bir çocuk oldum , bu 
    yüzden okulda deli diyende oldu bir sürü şey zırvalayanda oldu, ama sen, sen başkaydın benim için, 
    Annemin gülüşleri vardı sende, belki bu yüzden farklıydın, seni her gördüğümde boğazım 
    düğümleniyor konuşamıyordum bu yüzden bu mektubu yazma kararı aldım bilmiyorum cesaret bulup 
    da vere bilir miyim sana, ha birde ricam var senden tek sen okursan sevinirim, sana olan hislerime 
    karşılık vermesen bile aşkıma saygı duymanı isterim...
    Sen hatırlar mısın bilmiyorum ama, benim hiç unutamadığım bir gün var. Hani okul gezisine çıkmıştık 
    ya, sıcak bir haziran günüydü, okulların kapanmasına sayılı günler kala, hayatımda ilk defa uzun bir 
    yolculuğa çıkacaktım çok korkuyordum. Cam kenarında oturuyordum, korkularım epilepsi nöbetlerimi tetiklemişti, kriz geçiriyordum ve sen yaklaştın o an, gözlerinden süzülen bir iki damla yaşa inat, güçlü 
    gözüküyordun. Elini saçlarıma atıp kulağıma fısıldadın " ölmek için çok küçüksün lütfen yaşa" dedin . 
    Boynuma , yüzüme kolonya sürüyordun. Öğretmenler dahi panik olmuşken, sen o minicik kalbinle, 
    minnacık ellerimle bana şifa olmuştun. O gün aşık olmuştum sana, evet sana aşığım...... Yazıyordu o 
    mektupta, bak ben hâlâ yaşıyorum, bak hâlâ ölmedim. O gün, o minik ellerini tutup sana şifa 
    olamadım, " ölmek için çok küçüksün" diyemedim. Sanki sen doğa üstü güçlere sahiptin, sanki orada 
    bütün gücünü bana verip beni hayata döndürdün, sanki bu yüzden, benim yüzümden yorgun 
    düştün... Sen, sen öldün. Maalesef ben hâlâ yaşıyorum... 
  • Rahmetli teyzemin emanetleri babalarının durumunun kötü olduğunu bildikleri için babalarının yanına gitmeyi tercih etti . Annemde üzülerek ablasının emanetlerini bu konuda Özgür bıraktı.
    Fakat kuzenlerimden erkek olan. Bizle kalmayı tercih etti. Bir işe girdi çalışmaya başladı ekmeğini kazanıyor işinden evine evinden işine geçiyordu günleri
    Daha sonra yaşı ilerlemeye başlayınca
    Aptal saptal işler yapmaya başladı alkol ortamları o dönemde Antalya pavyonları derken kazandığı paraları artık oralarda eritmeye başladı bizim ondan tek beklentimiz kendi ayakları üzerinde durması idi
    Ama o artık raydan çıkmıştı
    Belki teyzemin rahmetli olması onu derinden etkilemişti şuursuz hareketlere meyillenmişti
    Bilmiyoruz öğrenemedikte tek bildiğim annemle gece sokaklarda onu arıyorduk hangi köşede hangi kuytuda diye gecenin zifiri karanlıklarında tabi elimiz boş dönüyorduk gece kondu evimize sokaklarda aydınlatma yok
    O günlerden sonra kendini uzaklaştırmaya başladı annem ne kadar eve gelmesi için mücadele etsede onu aynı çatı altına getirmeyi başaramadı iyice ipsiz sapsız olmaya başladı halbuki bizim evimiz düşmana bile açıkken onun böyle davranışlar sergilemiş olması bizim içimizi burkmuştu .
    Memleket sağcı solcu davalarına kardeş kardeşi kırıyor asıyor kesiyor
    Ortalık felaket
    Sağdan yürüdün sağcı
    Soldan yürüdün solcu
    Ortası yok bu yolun

    O tarihlerde bir çok ailenin yuvasından da kuş uçtu kötü günlerdi
    Bir çok kişinin yuvasına akşamdan sabaha Ateş düşüyordu
    Yolda yürürken bile herkesin başı yerlerde cesaret edemezdi kimse kimsenin yüzüne bakmaya
    Antalya Şarampol caddesi hergün kanlar içinde
    Sen kimsin bana bakıyorsun
    Ne baktın kardeş
    Hayırdır birader diye

    Bir birini vuran bir birini kesen insanlar olmuştu. Hergün yuvalara Ateş düşerdi
    Allah geride kalanlara sabırlar uçup gidenlere de rahmetler versin .


    8.BÖLÜM OTOBÜS ANTALYA OTOGARINDA .