• (ÇIKIN ÇIKIN GELİN #42027708 )
    Sevgili muhterem 1K ailem, 😊

    Bir etkinlik düzenlemek istiyorum. Kadınlığa, kadın olmaya, kadın olmayı anlamaya dair…
    Dünya kadınlar gününe 10 gün kalmışken "emeği" daha çok anlayalım istiyorum ve kadın yazarlarımızı daha çok okumaya davet ediyorum sizleri. Umarım bu davetime icabet edersiniz.

    Ama öncelikle büyük çoğunluğumuz biliyor olsa da bahsetmek istediğim birkaç husus var ve bu neticede sizlerin önüne gerçek 8 Mart’ı sermek istiyorum.

    Kadınlar gününü neden kutluyoruz?

    8 Mart kadınlara çiçek verme, hediyeler alma günü, kozmetik ve tekstil sektöründe %50 ye varan indirim günü, çılgınlar gibi alışveriş yapma günü, her şeyi tüketip hiçbir şey üretmeme günü. Her yerde ‘’Kadınlar çiçektir.’’ sloganının havalara uçtuğu gün. (Kaşlarınızı çatarak baktığınızı görebiliyorum.) Hayır,hayır tüm bunlar değil. " Dünya emekçi kadınlar günü, canları pahasına haklarını savunan kadınların günü. "

    * 8 Mart 1857’de New York’ta yer alan bir dokuma fabrikasında çalışan 40 bin işçi, 16 saatlik işgücünün 10 saate indirilmesi ve kadınların erkeklerle eşit saatler çalışıp aynı işi yapmasına rağmen erkeklerin yarısı kadar maaş almaları sebebiyle ücretlerde artış yapılmasını istedikleri için greve başladı. Kadın işçilerin örgütlendiği bu grev o güne kadar yapılmış en büyük kadın eylemlerinden biriydi. Kadınların örgütlendiği eylemi durdurmak isteyen polis, kadın işçilere saldırdı ve fabrikanın patronlarının desteğiyle binlerce işçi fabrikaya kilitlendi. Bu sırada şaibeli bir şekilde çıkan yangında içeride kilitli kalan 129 kadın işçi yanarak yaşamını yitirdi.
    Almanya sosyal demokrat partisinden Clara Zetkin her yıl tekstil fabrikasında ölen bu kadın işçilerin 8 Mart’ta anılmasını önerdi ve öneri oy birliğiyle kabul edildi.

    1921’de 8 Mart'ın adı ‘’Dünya Emekçi Kadınlar Günü’’ olarak belirlendi ama zamanla bu emekçi ibaresi kalktı ve ‘’Dünya Kadınlar Günü’’ olarak anılmaya başlandı.

    Dolayısıyla bu gün bir mücadelenin, halkın, emeğin, direnişin, başkaldırının günüdür.

    Peki ama neyi kutluyoruz biz? Şort giydi diye tecavüze uğrayan, daha reşit olmadan 50 yaşındaki adamlara satılan, boşanmak istediği için canice öldürülen, nefes aldığı için dayan yiyen kadınları mı, özgürce sokaklarda olamayışımızı mı? (Bu konu hakkında daha çok söyleyecek söz var ama amacımdan da sapmak istemiyorum. Bu yüzden bu konuyu kapatıyorum.)
    ......

    Kadınlar, kadınlarımız biz elimizin hamuruyla her işe karışabiliriz. Yılmadan her şeye karşı koyarak cüzzam hastalığına çare bulan Türkan Saylan gibi,
    İlk kadın pilot hatta ilk kadın savaş pilotu olan Sabiha Gökçen gibi,
    Romanlar, hikayeler, tiyatro eserleri yazan ve Türk edebiyatına yön veren Halide Edip Adıvar gibi,
    Kore savaşını görüntüleyen ilk Türk kadın fotoğrafçı Semiha Es gibi,
    Heykellere şekil veren parmaklara sahip olan Sabiha Bengütaş gibi,
    Türkiye’nin ilk müzecisi, müzecilikte cumhuriyet tarihinin ilk uzmanlık görevini alan Seniha Sami gibi,
    İlk kadın kimyacı Remziye Hisar, İlk kadın doktor Safiye Ali, edebiyatımızın lirik prensesi ve direnişin kadını Tezer Özlü gibi….
    Ve daha niceleri.
    Demem o ki sevgili 1K ailem hem emekçi kadınlarımızı analım hem de kadın yazarlarımızı okuyalım istiyorum. Ne dersiniz? VAR MISINIZ BU İŞE?




    ‘’Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin.’’
    Mustafa Kemal Atatürk


    Ta taaaammm hep birlikte,sizlerden gelen güzel öneriler sayesinde oluşturduğumuz liste 🤗 Ek olarak bu güzel yazarların,düşünürlerin yanına beğeni kişiye göre değişir ama çoğunluğun okumaktan keyif aldığı eserleri ekledim. Onlara da bir göz atabilirsiniz. Belki ilginizi çeken olur...

    A...
    * Adalet Ağaoğlu - Ölmeye Yatmak
    Ayşe Kulin - Sevdalinka
    Aslı Erdoğan - Kabuk Adam
    * Ayfer Tunç -Suzan Defter
    Ayşe Işık Pehlivanoğlu - Büyük Türk Ruhunun Dirilişi
    Agatha Christie - On Küçük Zenci
    Akilah Azra Kohen - Fi
    Alice Walker - Renklerden Moru
    * Aynur Demirdirek - Osmanlı Kadınlarının Hayat Hakkı Arayışının Bir Hikayesi
    * Anne Phillips - Demokrasinin Cinsiyeti
    * Afet İnan - Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler
    Anne Frank - Anne Frank'in Hatıra Defteri
    Ayşe Acar - Yüzyıl Bay Binet
    Angela Davis - Eğer Şafakta Gelirlerse
    Aleksandra Kollontay - Marksizm ve Cinsel Devrim
    * Ayn Rand - Hayatın Kaynağı
    Alice Munro - Nefret, Arkadaşlık, Flört, Aşk, Evlilik
    Aslı Biçen - Tehdit Mektupları

    B...
    Buket Uzuner - Kumral Ada Mavi Tuna
    * Büşra Sanay - Kardeşini Doğurmak
    * Banana Yoshimoto - Mutfak
    Birhan Keskin - Kim Bağışlayacak Beni?
    Bedia Tuncer - İnilti
    * Behice Boran - Türkiye ve Sosyalizm Sorunları
    * Bahriye Üçok - Atatürk’ün İzinde Bir Arpa Boyu
    Beyza Alkoç - Karantina
    Betty Mahmudi - Kızım Olmadan Asla

    C...
    *Clarissa P. Estes - Kurtlarla Koşan Kadınlar
    * Charlotte Perkins Gilman - Kadınlar Ülkesi
    * Clara Zetkin - Lenin'in Bütün Dünya Kadınlarına Vasiyetleri
    Chimamanda Ngozi Adichie - Mor Amber
    Canan Tan - Piraye

    D...
    Duygu Uğur - Çayı Koy Geliyorum
    * Duygu Asena - Kadının Adı Yok
    * Didem Madak - Ah'lar Ağacı
    Djuna Barnes - Geceyi Anlat Bana
    Derya Şaşman Kaylı - Kadın Bedeni ve Özgürleşme
    Duygu Uzel - Mor Menekşeler
    Diana Scully - Cinsel Şiddeti Anlamak
    Doris Lessing - Türkü Söylüyor Otlar
    Danielle Steel - Yüzük
    Debbie Macomber - Küçük Mucizeler Dükkanı

    E...
    Ece Temelkuran - Düğümlere Üfleyen Kadınlar
    Elif Şafak - Aşk
    * Emine Işınsu - Sancı
    Elif Sönmezışık - Cemreler
    * Emily Brontë - Uğultulu Tepeler
    * Eva Ensler - Vajina Monologları
    * Emma Goldman - Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir
    Elvin Azar Süzer - Ana Tanrıça Şeytan
    Eleanor H. Porter - Pollyanna
    * Erendiz Atasü - Kadınlar da Vardır
    Emine Şenlikoğlu - Piramitlerin Kızı Leyla
    Elizabeth Gaskell - Cranford
    Elfriede Jelinek - Sevda Kadınları

    F...
    * Füruzan - Parasız Yatılı
    * Fatmagül Berktay - Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın
    Furuğ Ferruhzad - Yeryüzü Ayetleri
    * Filiz Ali - Filiz Hiç Üzülmesin
    * Filiz Aygündüz - Kaç Zil Kaldı Örtmenim?
    * Feride Çiçekoğlu - Uçurtmayı Vurmasınlar
    * Fatma Aliye Hanım - Refet

    G...
    Gülten Dayıoğlu - Sekizinci Renk
    Gülten Akın - Deli Kızın Türküsü
    Gülay Toksöz - Kalkınmada Kadın Emeği

    H...
    *Halide Edib Adıvar - Sinekli bakkal
    * Harper Lee - Bülbülü Öldürmek
    Hawa Abdi - Umudu Yaşatmak
    Hannah Arendt - Kötülüğün Sıradanlığı
    Herta Müller - Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım

    I-İ...
    *İoanna Kuçuradi - İnsan ve Değerleri

    J...
    * Joanne Greenberg - Sana Gül Bahçesi Vadetmedim
    * Jane Austen - Gurur ve Önyargı
    J. K. Rowling (Robert Galbraith) - Harry Potter ve Felsefe Taşı
    Johanna Spyri - Heidi
    * Jane Gallop - Cinsel Tacizle Suçlanan Feminist

    Judith McNaught - Düşler Krallığı

    K...
    Kerime Nadir - Ruh Gurbetinde
    Karin Karakaşlı - Ay Denizle Buluşunca
    Kanat Güner -Eroin Güncesi

    L...
    Lale Müldür - Anemon / Toplu Şiirler (1988-1998)
    Latife Tekin - Sevgili Arsız Ölüm
    * Leyla Erbil - Mektup Aşkları
    * Lou Andreas-Salomé - Arayışlar
    Louisa May Alcott - Küçük Kadınlar

    M...
    Mina Urgan - Bir Dinozorun Anıları
    Müge İplikçi - Yalancı Şahit
    Murasaki Shikibu - Murasaki Shikibu'nun Günlüğü
    Meyrem Karadeniz - Mavi Kadar
    Münevver Ayaşlı - Pertev Bey'in Üç Kızı
    * Mine Söğüt - Beş Sevim Apartmanı - Rüya Tabirli Cinperi Yalanları
    * Muazzez İlmiye Çığ - Gilgameş
    * Margaret Atwood - Damızlık Kızın Öyküsü
    * Mary Shelley - Frankenstein ya da Modern Prometheus
    * Melek Özlem Sezer - Masallar ve Toplumsal Cinsiyet
    * Melisa Kesmez - Nohut Oda
    * Mary Wollstonecraft - Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi
    Muriel Barbery - Kirpinin Zarafeti
    Marjane Satrapi - Persepolis
    *Magda Szabo - Iza'nın Şarkısı

    N...
    Nezihe Meriç - Bozbulanık - 60. Yıl Özel
    * Nazan Bekiroğlu - Nar Ağacı
    Nilgün Marmara - Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1977-1987)
    * Nojoud Ali - Ben Nojoud 10 Yaşında Bir Dulum
    * N. H. Kleinbaum - Ölü Ozanlar Derneği
    Nadejda Krupskaya - Lenin ve Halk Eğitimi
    Nursel Duruel - Geyikler, Annem ve Almanya
    Nurhan Işkın - Katilin Özrü
    * Nevâl es-Saadavi - Sıfır Noktasındaki Kadın
    Nermin Yıldırım - Dokunmadan
    Nnedi Okorafor - Kim Korkar Ölümden
    Nazan Arısoy - Piraye'de Nazım Olmak
    Nikki Van Der Gaag - Feminizm

    O-Ö...
    Octavia Butler - Yavru Kuş
    Oya Baydar - O Muhteşem Hayatınız
    P...
    Pınar Kür - Asılacak Kadın
    Peride Celal - Deli Aşk

    Perihan Mağden - Ali ile Ramazan
    Pınar Özkent - Yeni Bir Pencere Aç
    R...
    Rosie Banks - Denizkızı Kayalıkları
    Rengigül Ural - http://rengigulural.com/kitaplar.php
    Rosa Luxemburg - Sevgiliye Mektuplar
    Rojbin Perişan - Gözyaşımın Ağıdıydı Seni Beklemek
    * Rukiye Türeyen - Kanadı Kırık Melek’in Kanadına Takılanlar

    R. J. Palacio - Mucize

    S...
    * Sevgi Soysal - Tante Rosa
    Sema Kaygusuz - Barbarın Kahkahası
    Şule Gürbüz - Kambur
    Susanna Tamaro - Yüreğinin Götürdüğü Yere Git
    * Svetlana Aleksiyeviç - Kadın Yok Savaşın Yüzünde
    Simone de Beauvoir - Moskova’da Yanlış Anlama
    *Sylvia Plath - Sırça Fanus
    Shoko Tendo - Yakuza Dövmeli Gelin
    Sarah Jio - Böğürtlen Kışı
    Sibel Özbudun - 50 Soruda Antropoloji
    Sybille Bedford - Tanrıların Gözdesi
    * Selçuk Baran - Bozkır Çiçekleri
    *Şermin Yaşar - Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu
    Şehnaz Haşimoğlu - Emanet Gelin
    Şule Yüksel Şenler - Huzur Sokağı
    Sevim Asımgil - Diana

    Suat Derviş - Fosforlu Cevriye

    T...
    Tomris Uyar - Dizboyu Papatyalar
    * Tezer Özlü - Çocukluğun Soğuk Geceleri
    Tess Gerritsen - Cerrah
    Toni Morrison - En Mavi Göz
    Tehmina Durrani - Kafir

    U-Ü...
    * Ursula K. Le Guin - Mülksüzler
    Umay Umay - Orospu Kırmızı


    V...
    * Virginia Woolf - Kendine Ait Bir Oda

    W...

    Y...
    * Yaprak Zihnioğlu - Kadınsız İnkılap

    Z...
    * Zeynep Kaçar - Kabuk
    Zeliha Akçagüner Kalpağı Gül Oyalılar




    Etkinlik baslangıç: 8 Mart
    Etkinlik bitiş: 8 Nisan
    Etkinlik başladığında açılacak yeni iletinin altına incelemelerinizi, alıntılarınızı,en çokta duygularınızı paylaşabilirsiniz.

    CAN KATILIMCILAR ❤

    1. bikedibolkitap
    2.Sena
    3.@farkindalik
    4.Fatmanur
    5.@rohirrimm
    6. Nilüfer
    7. @esradmk
    8. ༄ £SRA
    9. Merve
    10. Buđav lebac
    11. Ahmet Y
    12. Erhan
    13. Eylem U.K.
    14. Seda Bera
    15. @Ruhemmukleyici
    16. Yağmur.
    17. İnci Küpeli Kız
    18. Şeyma
    19. @MrsA
    20. *ilge
    21. Esra Dalkılıç
    22. Meltem
    23. Yusuf Çorakcı
    24. Göknur Şahin Sarı
    25. Gürkan Çeltin
    26. Hamuş
    27. Sergen Özen
    28. @ha1907
    29. sitare
    30. İmge
    31. Gülden
    32. Gökyüzündeki Kitaplar
    33. Özlem
    34. Büşra
    35. Edebi Mühendis
    36.Haticezz
    37.Kedi Özledi
    38.Masiva
    39.Doğa Balkan
    40.Barbaros
    41. Oğuz Aktürk
    42. Fatoş
    43. irem
    44. monadespinna
    45. Z.
    46. Naile Bars
    47. BilgeSevgi
    48. Zeynep Kaplan
    49. Bir başka güzel ϜϓſϞ
    50. “Namütenahi„
    51. Çilemnr Aslan
    52. @honeyy
    53. @rumysssaaa
    54. Gamze
    55. @flutist
    56. Semiha E.
    57. dostamisc
    58. marie sklodowska
    59. Büşra A.
    60. C.Asya
    61. Gizem Sönmez
    62. Keyser Söze
    63. seniha
    64. Asl23
    65. Ekin Ranya
    66. Burçin
    67. Gizem Yıldız
    68. Hüda Y.
    69. Hakan Arık
    70. @Matmazelis_
    71. Ninja Kaplumbağa Terbiyecisi
    72. Arzu D.
    73. Mehmet GüNeŞ
    74. @Prsmz
    75. Muhibb-i Kitap
    76. Rümeysa Köse
    77. ozge
    78. Osman Y.
    79. Su
    80. EmineÇ
    81. Didem Şahan
    82. @Filozofa
    83. Gül
    84. Lady Godot
    85. Kübra A.
    86. Çiçeklerin Kelebeği
    87. Kitaplara Fısıldayan Kız
    88. @nothngness_
    89. @Bennay
    90. ged_
    91. 14,9 yaşında
    92. inci
    93. Lila Wolken
    94. Mervenur Nişancı
    95. Eylül Türk
    96. @Mimiletta
    97. Hazal Uçgun
    98. Ece
    99. İrfan Öz
    100. Sümeyye Arzakçı
    101. Furkan
    102. @ErdalistEren
  • Dikkat, bu gönderi rahatsız olabileceğiniz müstehcen ifadeler içeriyor olabilir.
    1. Klitoris bir düğme değildir. Daha çok lades kemiği gibidir.

    İnsanlar klitoristen bahsederken hem küçük, gözle görülemez bir parça düşünürler. Ancak yapılan araştırmalar aslında derinin altına uzanan ve dallanan bir yapı olduğunu göstermektedir. Henüz tam olarak yapısı bilinmese de, dişilerin "vulva" adı verilen ve dışarı açılan cinsel organlarının iki yanına doğru, tıpkı tavuklardaki lades kemiği gibi dallanmaktadır. Indiana Üniversitesinden Dr. Debby Herbenick, "Bu dalların her biri dışarıdan uyarılabiliyor gibi gözükmektedir." demektedir.

    2. Vajina olarak bildiğiniz şey, aslında muhtemelen vulvadır.

    Dişi üreme organının iki bacağın arasında, dışarıya açılan ve gözle görülebilen etli kısmına vulva denir. Vulva, basitçe, gözle görebildiğiniz tüm parçaları kapsar: labia, klitoris, idrar kanalı ve vajinal açıklık. Genelde insanlar "vajina" derken, aslında vulvayı kastederler. Ancak vajina, dışarıdaki kısmın adı değildir. Vajina, vulvayı dölyatağı boynuna (serviks) bağlayan kaslı geçidin adıdır. Yani aslında, vajinal deliğin içerisinde bulunan yerdir ve gözle görülmez. Bu yazı boyunca, vajina dediğimizde aslında biz de çoğu zaman vulvayı kastediyor olacağız.


    3. Vajinalar ve vulvalar tek tip değildir. Birçok şekil, boyut ve renkte olabilirler.

    Evrimsel süreçte vulva ve vajinalar çok geniş bir varyasyona kavuşmuştur. Dolayısıyla "standart vulva/vajina" diye bir şey bulunmaz. Bu durum, muhtemelen Cinsel Seçilim'in bir ürünüdür. Çünkü sadece dişiler erkekleri seçmez, erkekler de dişileri doğurganlıklarına ve sağlıklarına göre seçmektedirler. Geniş bir varyasyon, dişilerin üreme şansını arttırmaktadır.

    4. Uyarıldığı zaman vajina, normal boyutlarının 2 katına kadar genişleyebilir.

    Uyarılmamış bir vajina ortalama 7.5-10 santimetre derinliğe sahiptir. Ancak seks sırasında bu derinlik 2 katına kadar çıkabilir. Bunun sebebi kısmen "vajinal çadırlama" olarak bilinen bir olaydır. Bir dişi uyarıldığı zaman, rahmin etrafındaki kaslar kasılarak rahmi yukarıya doğru çeker, bu da vajinanın genişlemesine neden olur.

    5. Her kadın kızlık zarı (hymen) ile doğmaz.

    Kızlık zarının varlığı, insan popülasyonlarında varyasyon gösterir. Yani her dişide kızlık zarı olmak zorunda değildir. Tıpkı her insanın 20 yaş dişlerine sahip olmaması gibi. Var olan dişilerde de kalınlığı ve koruma miktarı değişir; sabit değildir. Dr. Herbenick'in belirttiğine göre, "hymen kontrolü" yapılarak bakirelik yargısına varmak hiç isabetli bir yaklaşım değildir. Zira sadece kızlık zarının yokluğu, dişinin seks yaptığı anlamına gelmez.

    6. Doğuran kadınların vajinası, fark edilebilir miktarda değişmez.

    Yapılan istatistiki analizler, doğum yapan ve yapmayan dişilerin vajinalarında herhangi bir fark tespit edememiştir. 1996 yılında yayımlanan bu araştırma sonucu, o zamanlarda oldukça şaşkınlıkla karşılanmıştı.

    7. G-Noktası, aslında var olmayabilir.

    En azından birçok insanın hayal ettiği gibi, basıldığı zaman orgazma neden olan bir mekanizma bulunmamaktadır. Sanılanın aksine bu süreç biraz daha karmaşıktır. Öncelikle, G-Noktası ile ilgili biraz bilgi verelim: araştırmacılar vajinanın içinde, yaklaşık 2.5-5 santimetre derinlikte, karın tarafındaki duvarda yoğun zevkle ilişkilendirilen bir bölge olduğunu tespit etmişlerdir. Bu sebeple birçok seks uzmanı, orgazm için vajina içine sokulan parmakla "buraya gel" anlamındaki parmak hareketinin yapılmasını tavsiye ederler. Bu hareket, doğrudan bu noktayı uyarır. Ancak işler burada birazcık karmaşıklaşmaktadır: görüntüleme teknolojileriyle yapılan araştırmalar ve ikizler üzerinde yapılan çalışmalar, böyle bir organın gerçekten var olduğunu tespit edememektedir. Hatta anatominin bu şekilde bariz bir uyarıcı bölgesi olduğundan bile emin değiliz. Hatta kendi kendilerinde deneyen dişilerin de hepsi, G-Noktası diye bir noktayı bulabildiklerini söyleyememektedirler. Bu ne demek? Yapılan daha yeni bir araştırma, orgazmlara neden olan spesifik bir bölge değil de, bunun yerine klitoris, idrar kanalı ve ön vajinal duvarın ortaklaşa çalışması sonucu hazzın arttığını göstermektedir. Bu yüzden, bunu sağlayan bölgeye şu anda "klitoüretrovajinal kompleks" adı verilmektedir. Bunların üçü de uygun bir şekilde uyarıldığında, bazı insanların "vajinal orgazm" olarak isimlendirdikleri "G-Noktası orgazmına" erişilebilir. Bu orgazm, çok daha yoğun bir haz verir; öyle ki bütün vücutta müthiş şiddetli kasılmalara neden olur. Bu kasılmaların, erkek spermlerini vücut içinde tutarak üreme şansını arttırıcı bir etkisi olduğu düşünülmektedir.

    8. Eğer seks sırasında, daha yeni gitmiş olmanıza rağmen, çiş yapma ihtiyacı hissediyorsanız, bu tamamen normaldir.

    Klitoüretrovajinal kompleks burada da devreye girmektedir. Bu kompleksin adında yer alan "üretro", "idrar kanalı"dır. Bu kanalın penis tarafından uyarılması, kimi zaman idrar torbasını bile tetikleyebilir. Bu da, bireyin çiş yapma (işeme) hissini uyandırır. Bunun bir diğer nedeni de "sinirler arası karşılıklı iletişim" (nerve cross-talk) kavramıdır. Seks sırasında sinirlerden o kadar fazla sinyal geçer ki, kusursuz olarak işleyemeyen bu sinirlerimizde hatalı sinyaller üretilir veya bir sinir, uyarmaması gereken bir diğer siniri uyarabilir. Bu sırada hissettiğiniz idrar ihtiyacı, gerçekte çişiniz olduğunu değil, uyarılmaya başladığınızı gösterir. Dolayısıyla buna kanmayın.

    9. Birçok dişi vibratör kullanımı konusunda yalan söylemektedir.

    Her ne kadar bu alandaki istatistikler çoğu zaman ABD'den geliyor olsa da, Dünya çapında vibratör kullanımı konusunda çokça yalan söylendiği düşünülmektedir. Örneğin, ABD'deki dişilerin %50'si vibratör kullanmaktadır! 18-60 yaş arası 3800 dişiyi kapsayan ulusal bir araştırmada, dişilerin %50'sinin ömürlerinde en azından 1 kez vibratör kullandığı, bunların %20'sinin geride bırakılan ay içerisinde en az 1 defa vibratör kullandığı gösterilmiştir. Ayrıca araştırmaya katılan dişilerin %33'ü seks sırasında da vibratör kullandıklarını, %41'i sadece ön sevişme sırasında kullandıklarını belirtmiştir.

    10. Doğum kontrol hapları, vajinal sulanmayı etkilemektedir.

    Doğum kontrol hapları da, emzirme ve menopoz gibi, vajinal sulanmayı etkileyebilir. Bu sulanma, penisin daha kolay içeri girip, dölleme ihtimalini arttırıcı bir adaptasyondur. Ancak östrojen seviyesi bu sulanmayı doğrudan etkiler. Emziren, doğum kontrol hapı kullanan veya menopozdaki dişilerde östrojen seviyeleri düşük olduğu için, sulanma oranı da azalır.

    11. Kayganlaştırıcı kullanmak, seksten alınan zevki arttırmaktadır.

    2011 yılında The Journal of Sexual Magazine dergisinde yayımlanan bir makale, kayganlaştırıcıların seks deneyiminden alınan zevki arttırdığını göstermektedir.

    12. Dişilerin kabaca %16'sı seks sırasında asla orgazm olmadıklarını söylemektedir.

    Bu sonucu veren araştırma, aynı zamanda orgazm olan dişilerin %20-30 civarının her 4 seksten 1'inde orgazm olabildiklerini göstermektedir.

    13. Dişilerin %30'u seks sırasında acı da hisseder.

    Bazı dişiler, seks sırasında acı hissedebilir. Bunun sebebi kimi zaman vulvodinya olarak bilinen vulva enfeksiyonlarıdır. Bu acı, kronik olabilir. Ancak hastalık, dişiler arasında oldukça nadir görülmektedir. Dolayısıyla seks sırasında deneyimlenen acı, herhangi bir hastalık olmadan da görülebilmektedir. Bunun birçok sebebi olabilir: çok sert seks yapmak, cinsel organların boyutlarının uyumsuzluğu veya yeterli sulanmamış vajina bunun başlıca nedenleridir. Neyse ki, bunların çoğu önlenebilirdir. Örneğin pozisyon değiştirerek, daha uzun ön sevişme yaparak, kayganlaştırıcı kullanarak bu acılar neredeyse yok edilecek kadar azaltılabilir.

    14. Lezbiyenler, düz ve biseksüel dişilerden daha çok orgazm olduklarını bildirmektedirler.

    6151 dişi ve erkeği kapsayan bir araştırma, Kasım 2014'te The Journal of Sexual Magazine dergisinde yayımlanmıştır.

    15. Kondom kullanımı seks zevkini azaltmamakta veya seksi daha kötü yapmamaktadır.

    ABD'nin Ulusal Cinsel Sağlık ve Davranış Araştırmaları'nın (NSSHB) yaptığı bir çalışmaya göre dişiler, seks sırasında eşlerinin kondom kullanmadığı zamanlarda da, kullandıkları zamanlardaki kadar kötü seks deneyimleri yaşayabilmektedirler. Yapılan bu son araştırmada, kondom kullanımının seks deneyimini kötüleştirdiğine dair doğrudan bir kanıt bulunamamıştır.

    16. Orgazm ihtimalini arttırmak için, birçok yöntem bir arada kullanılmalıdır.

    NSSHB tarafından yapılan bir diğer araştırmaya göre, cinsel birleşme sırasında yapılan farklı davranışlar (cinsel organların birleşmesi, el ve ağzın kullanılması gibi), orgazm olma ihtimalini arttırmaktadır. Dolayısıyla sadece cinsel birleşme, orgazma için yeterli olmayabilir.

    17. Dişilerin yaşı arttıkça, cinsel organlarındaki kılları kesme oranları düşer.

    2010 yılında 2451 dişi üzerinde yapılan bir araştırma, bir dişinin yaşının, cinsel organ etrafındaki kılların kesilme miktarını doğrudan gösterdiğini ortaya koymuştur. Sonuçlara göre, 18-24 yaş arasındaki dişilerin çoğu "tamamen kılsız", 25-49 yaş arasındaki dişilerin çoğu "bir miktar kesilmiş", 50 yaşın üzerindeki dişilerinse ezici çoğunluğu "hiç kesilmemiş" seçeneğini seçmişlerdir.

    18. Adet öncesi ve sırası akıntılar için "normal" miktar bulunmamaktadır.

    Adet öncesi ve sırası akıntıları, dişi vücudunun sağlığı için çok önemli bir araçtır. Ancak bu akıntıların miktarının belli bir seviyesi bulunmamaktadır. Bazı insanlar için normal olan, sizin için normal olmayabilir. Sizin için normal olan, bazı diğer insanlar için normal olmayabilir. Ayrıca aydan aya bu miktar da değişebilir. Enfeksiyonlar, doğum kontrol hapları, vb. durumlar bu akıntıların miktarını, rengini, kokusunu değiştirebilir. Eğer ki normalde olandan fazla, az veya farklı özelliklerde akıntı görülecek olursa, doktora başvurulmasında fayda vardır.


    19. Vajina içine jet şeklinde su sıkılarak temizleme (vajinal duş) yapılmamalıdır.

    Vajina, kendi kendini temizleyebilen bir organdır. Tıpkı kulak kirlerinin temizlenmemesi gerektiği gibi (buradan ilgili yazımız okunabilir), vajina da dış müdahalelerle temizlenmemelidir. Duş başlığından fışkıran su (veya sırf bu iş için üretilen bazı pompalar) kullanılarak yapılabilen vajinal duşlar, vajina içerisindeki sağlıklı bakterileri yok eder. Epidemiologic Reviews dergisinde yayımlanan bir makaleye göre bu, pelvik inflamatuvar bozukluğuna, bakteriyel vajinoza ve diğer sağlık sorunlarına neden olabilir.

    20. Vajinanız üremeye en uygun olduğunuz zamanı size bildirir.

    Yumurta üretimi (ovülasyon) olduğu dönemlerde, rahim mukusu parlak ve esnek bir hal alır. Bunu muhtemelen siz de fark edeceksinizdir.

    21. Vajina, bir sorun olduğunda da size bildirir.

    Vajinal rahatsızlıklarda en sık görülen semptom, kaşınma ve rahatsızlık hissidir. Bir diğer sık görülen belirti, regl dönemi haricindeki kanamalardır. Bu tür kanamalar pis kokar veya görünümleri normalde deneyimlenenden oldukça farklıdır. Bu durumda, acilen doktora başvurulmalıdır.

    22. Kondomlar sizi Cinsel Yollarla Bulaşan Hastalıkların (CYBH) çoğundan koruyabilir; ancak hepsinden değil!

    Herpes ve İnsan Papillom Virüsü (HPV), deriden deriye temasla da bulaşır. Dolayısıyla kondom penis başı ve şaftını tamamen kaplasa da, testislerin ve kasıkların temasıyla bu hastalıklar bulaşabilir. Yine de kondom kullanımı bunları bile önemli ölçüde azaltmaktadır.

    23. Birçok dişiye ömürlerinde en az 1 kez HPV bulaşır; ancak yıllarca hiçbir belirti görülmez.

    Bazı HPV soy hatları rahim kanserine ve genital siğillere neden olabilmektedir. Bunun tespit edilmesi durumunda, kişiye özel tedavi yöntemleri uygulanır. Ancak vücudunuzda bunlara dair hiçbir izin olmaması, HPV-pozitif olmadığınız anlamına gelmez. ABD Hastalık Kontrol Merkezi (CDC) tarafından yayımlanan bir araştırmaya göre HPV-pozitif olan her 10 kişiden 9'unda belirtiler 2 yıl içinde kendiliğinden geçmektedir. Ancak bu, her zaman geçeceği anlamına gelmez. Tam tersine, on yıllar boyunca vücutta saklanan HPV, uygun bir anda birden patlayarak hastalıklara neden olabilir. Bu sebeple CDC, 26 yaş altı tüm dişilerin HPV aşısı olması gerektiğini söylemektedir.

    24. Cinsellikten uzak durmanın haricinde, implantlar ve rahim-içi araçlar (IUD) en etkili doğum kontrol yöntemleridir.

    Bunların ikisi de uzun dönem etkilidir ve istenirse çıkarılarak etkileri tersine çevrilebilir. Her ikisi de, hamileliğe karşı %99 koruma sağlar. Bu sebeple Amerikan Pediyatri Derneği bunların en iyi 2 yöntem olduğunu yakın zamanlarda ilan etmiştir. İmplantlar, kibrit boyutlarında olan ve kolunuza doktora tarafından yerleştirilen araçlardır. Bu araç, progestin hormonu salgılayarak spermlerin yaşama şansını düşürür. Tek bir implant, 3 sene boyunca işlevseldir. IUD ise T şeklindeki bir araçtır ve doğrudan rahme takılır. Hormonal olan ve olmayan çeşitleri vardır. IUD'ler 3-12 yıl kullanılabilmektedir. Ancak unutmamak gerekir ki, bunların ikisi de CYBH'a karşı hiçbir engel sağlamaz.

    25. Doğum sonrasında 6 hafta boyunca cinsel birleşme yapılmamalıdır.

    İster vajinal doğum, ister sezaryenle doğum yapmış olun, Dr. Alyssa Dweck 6 hafta boyunca cinsel birleşmeden uzak durulması gerektiğini söylemektedir. Bunun birkaç sebebi vardır: çoğu zaman vajinanın doğum sonrası iyileşmeye ihtiyacı vardır. Aksi takdirde enfeksiyonlar görülebilir. Ancak cinsel birleşme olmaksızın seks ve ön sevişme gibi faaliyetlerde sorun yoktur.

    26. Birçok farklı sebeple mantar bulaşabilir!

    Islak mayoyla oturmak veya terli bir egzersiz sonrası şortları değiştirmemek, bunlardan sadece bazılarıdır. Çok alkol tüketmek veya çok fazla şeker yemek 2 diğer yoludur. Aynı zamanda sürekli antibiyotik kullanmak, mantar oluşumuna engel olan bakterileri öldürerek mantarlara yol açar. Bunu durdurmak için yoğurt yemek faydalı olabilmektedir. Birçok yoğurt, sağlıklı bakteri oluşumunu tetikleyerek mantarlara engel olur. Ayrıca gerekirse, ilaç yoluyla da mantarlardan kurtulmak mümkündür.

    27. Vajina, yaklaşık 130 derecelik bir açıya sahiptir. Bu nedenle tamponlar, sırt yönüne doğru takılır.


    Ancak bu açı, hep sabit değildir ve yaşla değişir. Hatta bu nedenle yaş ilerledikçe, eskiden güzel olan seks pozisyonları kötü hale gelebilir. Menapozun da bunda etkisi olduğu bilinmektedir.

    28. Vajina içinde bir şeyler sıklıkla sıkışıp kalabilir!

    Kondomlar ve tamponlar gibi araçlar, vajina içerisinde sıkışıp kalabilir. Korkacak bir şey yoktur, kendiniz bile çıkarabilirsiniz, bir yere gidecekleri yok. Ancak bazı zamanlar, bunu yapamayabilirsiniz veya çıkarması acı verici olabilir. Bu durumda doktora gitmeye utanmayın! Dr. Dweck bu konuda şunları söylüyor: "Vajinadan çıkardığım bazı şeyleri size söyleyemem bile! Ancak jinekoloji dünyasının bir numaralı kuralı, insanları yargılamamaktır." Dolayısıyla doktora gitmek, en iyi tercihinizdir. Özellikle vibratörler gibi yara açabilecek cisimleri kendiniz çıkarmaya çalışmayın.

    29. Vajina içinde bir şey kaybedemezsiniz!

    Bu sık duyulan efsanelerden birisidir. Vajina içerisinde hiçbir şey kaybolmaz. Mikroskobik olmayan hiçbir şey, vajina duvarından geçemez. Belki rahmin derinlerine gidebilir; ancak vücudun içine geçemez. Dolayısıyla vajina içinde ne kalırsa kalsın, çıkarılabilirdir. Tabii delici, kesici, sivri cisimler duvarı delerek geçebilirler; ancak zaten buna neden olacak bir şeyi orada bulundurmamanızı tavsiye ederiz.

    https://evrimagaci.org/...reken-29-gercek-2942
  • Anaları, babalan, kızlarının ev kızı olmasını istemekle onu ev kadınlığına hazırlamış filan da değildirler; ortalık süpürmeyi, yemek pişirmeyi, vaziyeti iyice ailelerde birazcık ud, keman çalmayı veya iki kelime Fransızca konuşmayı öğrenmelerini kâfi görürler. Yaşları biraz büyüyünce kızların üstlerine başlarına dikkat ederler, tuvalet yaptırırlar, fakat fikrî seviyesini yükseltmek hatta alelumum bir fikrî seviye tesis ettirmek için en ufak bir teşebbüste bulunulmaz. Kızların bütün malumatı kendi seviyesindeki arkadaşlarından öğrendiği bozuk, manasız ve sakat şeylerdir, mesela bir yün kazağın örgüsü, bir mantonun dikişi saatlerce süren mükâlemelerin mevzuunu teşkil edebilir. Asıl
    zihinlerini işgal eden meseleler müphem, bazen de vazıh arzular şeklinde tebarüz eden cinsî temayüllerdir ki büyükleri tarafından herhangi bir kontrole tâbi olmadığı için şiddetle gayri ahlaki şekiller alır ve bazen erkeklerin kendi aralarında bahsetmekten çekinecekleri şeyler bile onlar arasında mevzu bahis edilir. Aynı zamanda dimağlarının da kontrolünden âzade
    olan bu temayüller tamamen hayvani bir şekil almıştır, onlar için erkek, muayyen bir hayvani vazifeyi îfâ edecek cazip bir mahlûktan başka bir şey değildir. Onlar için evlenmek hülyalarında rol oynayan erkeğin fikrî kabiliyetleri ve ahlakı pek mevzu bahis değildir. Asıl düşündükleri, müstakbel kocalarının fizikî, bedeni güzelliği ve bir de içtimaî mevkiidir, bunu da sırf çocukça ve basit arzularının tatmini için isterler. Bu zavallı kızlar, ebeveynlerinin ve muhitlerinin telkini ile kendilerini satılan bir mal telakki etmeye alışmışlardır ve bunun neticesidir ki evlenecekleri şahısta fikrî ve hissî bir anlaşma, iyi bir yuva kurma kabiliyetleri, yani bir arkadaş, hayatta müsavi haklar ve müsavi kuvvetlerle beraber gidecekleri bir arkadaş değil, yağlı ve parlak bir müşteri ararlar.
    Bunun, bu iptidai telakkinin asıl sebebi
    ebeveynin telakkileridir. Bir aile, kızını satılık bir mal gibi, vitrinde teşhir edilen bir eşya gibi
    hazırlarsa, onun kafasının içini tamamen boş
    bırakarak onun fikri ve hissî hayatı ile zerre
    kadar alakadar olmayarak kızlarının yalnız
    güzelliğine, alımlılığına ehemmiyet verirlerse,
    hatta onun fikrî seviyesinin yükselmesini bile
    sırf bir koca bulabilmesi için yaparlarsa,
    kızlarının kendilerini satılık bir meta olarak
    görmekten başka yapacakları şey yoktur.
  • 432 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Erkekten fahişe olur mu?

    Fahişe, nedir bu fahişe kavramı?

    Biliyor musunuz, fahişe kavramından nefret ederim. Çünkü sizin fahişe algılayışınız, kendini satan, para için türlü şekillere giren kadınlara denildiğini biliyorum. Ama bunu yapmayın, en azından geçmişinde üvey babası tarafından tecavüz edilmiş, evde kaçmak zorunda kalmış, tuzaklarla ağına düşürülmüş ya da türlü yollarla bu işe sürüklenmiş, sürüklenmek zorunda kalmış kişilere... Birçoğunuz Suç Ve Ceza kitabını okumuştur. Sonya, güzelim, narin, doğallık ve masumiyet abidesi Sonya ailesi için kendini satmadı mı? Evet, işte böylelerini de tanımlarken malesef 'fahişe' tanımına koyabiliyoruz. Peki erkeğin fahişesi nasıl olur? Aslında hiçbir fark yok. 10 dakikalık zevk, et parçası peşinde koşan ve onu sadece anlık haz için arzulayan bir erkeğin de bir fahişeden farkı yoktur. Aslında kadın pazarlayanlar da, onları türlü yollarla işkencelere tabi tutanlar da ve yararlananlar da birer fahişedir. Kısacası tanım aynı, kişiler aynı, şekil aynı ama cinsiyet farklı.

    Kitap hakkında yorumlara gelelim.

    Jean'a ait okuduğum ilk kitap. Ve adım gibi eminim, ilk ve son olmayacak.

    Ve şimdi bir fahişe tanımı yapacağız, kitabın konusundan ayrılmayarak.

    Kitapta, çocukluğunda annesinin bir erkek avıcısı, evet yanlış duymadınız, erkek avcısı bir annenin ve bu manzarayı, inlemelerini, çığlıklarını duyması için hemen o odada bulunan bir dolaba oğlunu(Reverdi) her akşam koyup izlettirerek zevk almasını sağlayan bir fahişenin etkileri altında kalmış bir seri katili anlatmaktadır. Reverdi, çocukluğunda annesinin bu izlenimleri yüzünden şizofreni boyutuna erişmiştir. Çünkü Reverdi, babasının kim olduğunu bilmemektedir. Fahişe, 'Kaç, baban geliyor.' Söylemi aslında her gün dışarıdan farklı erkekleri içine alıp Reverdi'ye seyretmesiyle başlıyor. ''İyi de babam hangisi?'' Reverdi bu fahişe annesi ile 14 yaşına gelinceye kadar sürekli bu anı yaşamaya zorlanıyor. 14 Yaşında kartlaşmış annesi öz oğluna sulanıyor ama Reverdi buna izin vermeyerek ilk deneyimini büyük bir zevkle yaşamaya başlıyor.

    Kısaca seri katillere değinelim. Seri katillerin yani yakalanmamış, akıbeti hakkında pek bilgisi olmayanların çoğu, geçmişte, çocuklukta yaşamış olduğu tahribat ve hafızadan silinmeyen görüntülere borçludur. Bu yüzden içlerinde bir iblisle yaşar ve öldürmek onlar için bir gereksinim haline gelmiştir. Onları yadırgayabilir misiniz? Ne yani, sırf öldürdüğü için mi? Daha, daha derine inin...

    Seri katillerin bir noktasını daha vermek istiyorum. Korkunç olan cinayet sayıları değil; korkunç olan hayal bile edemeyeceğiniz, görüntü sonrası haftalarca kendinize gelemeyeceğiniz türden işkence ve hazza ulaşmalarıdır. Bütün mesele bu:
    #38554895

    Son olarak uzatmadan kısa sürede, en kısa sürede demeyeceğim. Zaten nasıl bir kitap olduğunu idrak etmişsinizdir. Alıp okuyun. En azından Tess gibi şişirilmiş(tıbbi terimlerle), abartı konusunda zirvanaya ulaşmış, kurgu ve akışın 0 olduğu bir kitap görmeyeceksiniz.

    Yukarıda belirttiğim gibi. Seri katilleri herkes gibi vahşi, cani, iblis, insanlık düşmanı olarak tanımlamadan önce bir profesyonel gibi geçmişine inmek gerek.

    ''Seri cinayetler işleyen katillerin tek ortak noktası travmatik bir çocukluk geçirmiş olmalarıydı. Aile içi şiddet, alkolizm, terk edilme, ensest...(44)''

    Keyifli okumalar.
  • 347 syf.
    Nurettin Topçu’ya ait olan bu eserin bir bölümünün tafsilatlı mütalaası olup umumi bilgileriyle başlayacağım incelememde kimi alıntılar da paylaşarak üzerinde bir miktar tefekkür ederek ilerleyeceğim. Bunun için evvela şunu söylemem gerekiyor; hani kitap okuyan insana duyulan bir saygı vardır ya; hakiki kitaplar okuyan ve bunu idrak ederek, şuurunu çalıştırarak sürekli işleyen zihinlere bir hayranlık duyarız. Kitap okuyan adama duyduğumuz bu hayranlığın altını dolduran hakikatli bir kitaptır Ahlak Nizamı; düşünen, düşündüren, düşündürmeye de sevk eden ve insanı bir değişime sevk eden hiç değilse bu iştiyakı sağlayan kıymetli bir kitaptır. Memleketin her ferdinin okuması gereken nitelikli kitaplar arasında bulunan Ahlak Nizamı; kendini beyaz yakalı kesimden sayan insanların yücelttiği kimi kavramların kof bir cevizin içindeki kurt gibi yiyip bitirici yanını göstermesi bakımından Ali Şeriati düsturunu gösteriyor; “Sizi rahatsız etmeye geldim.”
    Kitap dört ana bölümden müteşekkil. Bunlardan birinci bölümde; yirmi temel başlık bulunmakta ve genel anlamda memlekete dair esasları incelediğini görüyoruz. Bunlar; maarif, basın, sanat, adalet, ekonomi ve ahlak gibi konular.
    İkinci bölümde; İslam, inanç, kapitalizm ve komünizm konularını irdeliyor.
    Üçüncü bölümde; Yahudilik ve İslam davası üzerinde durarak Yahudiliğe bilinçli ve bilinçsiz hizmetlerimizden söz ediyor.
    Son bölüm olan dördüncü bölümde ise; bilhassa komünizmi didik didik ederek masonluktan hiçbir farkını görmediğini ve nasıl mücadele edileceğini, Hristiyan alemiyle bu ideoloji karşısında birlik olmak gerektiği çağrısında bulunuyor.

    Ahlak Nizamı
    Bir buçuk asırdan beri yapılan inkılapların her biri bir şekil değiştirmeden ibaret kaldı. Her inkılabın kahramanı, milletin yaralı vücuduna yarayı örten yeni bir boya vurmakla onu kurtardığını sandı. Bu inkılapların her biri yeni bir İsrafil sûru üflerken , o sesle kendinden geçen zavallı bir nesil, battığı denizin derinliklerinden suların üstüne yükselip bir an havaya kavuşan şaşkın felaketzede gibi “kurtuldum!” diye bağırdı. Halbuki, yakında hiçbir kıyı yoktu ve onun akibeti az sonra yine aynı sulara gömülmek olacaktı. Bu gidişte kurtuluş alametinin tokluğuna delil mi istiyorsunuz? İşte İstiklal savaşında tek bir uzviyet halinde canlı bir bütün gibi dünya önünde ayaklanan milletimizin içinde şimdi birlikten bahsetmek düşünme ahlak ve iman birliğini kabul etmek güçleşmiştir. S-17
    Türk milletinin Batı’ya olan inanılmaz hayranlığı, dilini ifsad etmesini bile sevimli buluşu bizi yavaş yavaş bitiren gizli yıkım ekipleridir. Kendi milletimize, aynı davanın insanlarına karşı takındığımız tavrın yavanlığı ve yersizliği bizi geriye götürüyor. Destek olmak şöyle dursun kaçmak gibi bir idealimiz oluşuyor. Hele ülke bir krize girse anında yurtdışı gidiş biletleri anında soruşturuluyor. Hazırı istiyoruz ve nazır olarak önümüzde bulunsun tüm imkanlar altın tepsiyle sunulsun istiyoruz. İsteklerimiz icraatlerimizle yarışsa açık ara kazananı olur. Fakat kaybeden, icraatlerini artırmadığı müddetçe yine biz oluyoruz. Kaçıyoruz, ancak nereye? Kendimizden çok uzaklara, kendinden kaçanlardan olmak gibi yerinden saymaya meyilli bir hareket içine giriyoruz. Bir yürüyüş bandında Dünya’yı dolaşıyoruz.

    Neslimiz, kendi iradesinden, kendi varlığından bile o kadar şüpheli ki hayat ve mukadderatı hakkında bir hüküm verebilmek için mutlaka bir üstün otoritenin kuvvetine sığınmak lüzumunu duyuyor. O da yetmezse ölülerden yardım istiyor. En esaslı hayat ve mukadderat davarlının hallinde son hüküm olarak “falan böyle diyor, filan böyle demişti” sözü ile cemaatın şuur ve vicdanına zincir takıyoruz. Halbuki, ölüler ve başkaları, bizim düşüncemizin arızasız işlemesi için ancak kendilerine danışılabilen birer yardımcı olurlar. Hükümlerimize onlar mühür basarlarsa, otoriteleri hakka karşı kullanılmış bir kalkan haline gelir. Ölülerin fikir istibdadı bizim tahakkümümüz için kanlı bir bıçak olarak kullanılmasın. Allah emirlerin başkasına itirazsız ve delilsiz inanmak, hele boyun eğmek mecburiyeti, yaşanların iradelerinde tam bir çürüme işareti sayılmalıdır. S19

    “… ancak mazlumların sönük sesi ile “insan olan bunları yapmaz” demiyecekler, umduğumuz kuvvet ve irade ile “insan olan bunları yaptırmaz!” diye haykıracaklardır. S22
    Yaşadığı haksızlıklara sesini yükseltmek yerine yalnızca esefle kınayanların halinden bahseden Topçu, memleketin hazin statükosunu yıllar evvel tespit etmiş ve pasif halkın eylemsizliğini direnişe dönüştürmesi için bir öngörüyle yaklaşmış.
    İktisadi ve İçtimai Nizam
    “…Komünizme karşı olmak, bu takdirde millet hayatına ve millet davasına karşı olmak manasına gelecektir. Her zerresi acılarla sızlayan millet vücudundaki yaraları cesaretli bir ameliyatla tedavi etmek zorundayız. Millet dertlerini bir tarafta bırakarak komünizmi boğazlayacağız diye yapılan çırpınmalar, vehim avcılığından ileri gidemez. Komünizm salgınının genç neslin hayatında süratle ilerleyişi ve bu olayın sebepleri üzerine dikkatle eğilmemiz icap ediyor. Gençliğin kalbine yaklaşıp da onu dikkatle yoklamayan sade kin tohum serpip tehdit silahı kullananların gençliğe ve bu vatanın istikbaline ihanet ettiklerine kaniyim. Evvela kapitalisti esaretten sıyrılalım sonra ilmi ve objektif metotlarla tarafsız gözleyişle vicdanların üzerine eğilelim. Nihayet kalbimizi Allah’a teslim ederek kin ile hatadan kurtuluş dileyelim. Ancak böylelikle komünizmi şahlandıran ve genç kalplere bu davayı dolduran sebepleri anlayabileceğiz. Sebepler bulunduktan sonra dertlerin tedavisi mümkün oalcaktır. Zira hastalığın sebebi ortaya koyulmadan tedavisine imkan yoktur.
    Komünizmi son neslin kalbine aşılayan olaylar nelerdir ve bunların giderilmesi nasıl mümkün olacaktır?
    Evvela insana kıymet vermemiz lazımdır. Kur’an’ın insanı eşref-i mahlukat sayan hükmüne hörmetten başka kurtarıcı yolumuz yoktur. İnsana nasıl hörmet edilir? Ulu atamız Yavuz Sultan Selim’in İbn-i Kemal’in şahsında ilimle faziletin kemaline hörmeti gibi; Fatih’in hakime ve adalete, bir kelimeyle Hakk’a hürmeti gibi. Bir kısım çalışan insanlar, ailesinin bir aylık geçimi için sadece iki-üç yüz lira aylık alırlarken özel yüksek okulun ilim kisvesi taşıyan aç gözlü muhterisinin bir saatlik ders karşılığında yüz elli, iki yüz lira ücret aldığı yerde insana hörmet sözünün manası kalır mı? Devletli doğan ve bütün ömürlerince devlet devşirenlerin hastanelerde birer hükümdar gibi olduğunu gören nasırlı ellerin hastane kapılarında sürünerek can verdiği toprakta hörmet fidanı hiç yeşerir mi? Millet mektebine millet çocukları alınmazken kolejlere ve çeşitli yabancı kültür yuvalarına zengin çocukları doldurulur da yine de Kur’an ahkamı hörmet görüyor mu denir? S 31-32

    Kur’an’ın hörmet görmemesi üzerine uzun uzun fikirlerini anlatan Nurettin Topçu bu devirde Kur’an’ın ancak isketletinin kaldığını söylüyor. Bu manayı ihtiva eden daha birçok çıkarımını okurken kitabı neredeyse yarım bırakacaktım. Ancak öfkemin sebebini öğrenmeden, argümanlarımın altını doldurmadan bunun kaçıp gitmek olduğunu hissettim ve yaptığımın yanlış olduğu kanısına vardım. Aslında yapmak istediğim şey, sorunun tespitini kitapla birlikte yapmak ve soruna çareler aramaktı. İskeleti kalan Kur’an ahkamı kastının devrin komün sistemine boyun eğişini, bel büktürdüğünü anlatarak aslında düşman kesilmemiz gereken Komünizm’i ve Siyonizm’i işaret ediyordu. Anamalcığın esas memleketi olmayan Türkiye’de hızla sirayet eden Komünizm belasının yegane çaresi; ahlak. Ahlak, Allah’ın ahkamlarını yerine getirerek, millet iradesiyle birlik oluşturarak mümkündür.
    Yeni Nizamın Ana Hatları
    Aradığımız nizamın ana meselelerini bir biri içerisine konmuş, dört daire halinde isimlendirmiştir. Bu daireler, dine dayanan ahlak otoritesi ve yüksek adalet kuvvetiyle ilk öğretim, iş ve mülkiyet, sağlık ve yol meselelerini içerisine alıyordu Bunların yeni nizamın ana meselleri halinde bize ilham edeni tarih ve toprak fikirleri olmuştur. Filhakika, cemiyet halinde yaşayan insan ve bugünün millet ferdi, düşüncesinin şümulü bakımından kendi tarihinin yaşında demektir. Bir Anadolu çocuğu uzviyetiyle otuz veya kırk yaşında olsa bile, kasiyle dokuz yüz yaşındadır. Çünkü tarih, yarattığı müesselerle kendi yaşamış olduğu hadiselerin ruh vemmanasını bize miras bırakmıştır ve bizi onlarla düşündürmektedir. Malazgirt, Niğbolu ve Plevne’den önce düşmana daima denk kuvvetlerle hücum etmek aklın icabı olmuş olsa bile bizim için Alparslan’la Yıldırım’ın ve Gazi Osman Paşa’nın yaptığı gibi saldırışlar bu harplerden sonra aklın icabı olmuştur.
    Geniş manalarda ele alacağımız bu davaların en başında gelen kültür ve ahlak meselesi, bütün öğretim işlerini ve sanat çalışmalarını içerisine alacaktır.
    Adalet davası, fertler arasındaki her türlü mukavele meselelerini, mülkiyet, maaş, miras ve her türlü kazanç şekillerini halle çalışacaktır. Üçüncü meseleyi teşkil eden çalışma davası, ekonomi, sağlık, yol ve sair emek şekilli ele alacaktır.

    Topçu’nun en çok üstünde durduğu konulardan birinin yol olması beni bir hayretlere düşürdü. Maalesef aklıma hemen bir seçmen kitlesinin “yol yabdı” demesi geliyor ve istemeden onu bir partiyle özdeşleştirip uzaklaşıyorum. Yolun bir medeniyet işareti olduğunu anlatan Nurettin Topçu düzgün yolların aslında düzgün bir altyapıya da işaret ettiğini söylüyor.
    Mektep
    Hayatı mektebe sokmak, henüz talim ve terbiye görmemiş askerin harbe sokulması gibi elim netice everir. Mektebin muvaffakiyetini sıfıra indirir, onun çalışmasını soysuzlaştırır. Misal ve ibreti Amerika’dan değil kendimizden alacağız: Yeniçeri ocağı dünyanın hayran olduğu bir askerlik mektebi idi. Bu ocakta askerlik talimlerinden başka hiçbir şey yapılmazdı;yapılması şiddetle yasaktı. Kanuni Sultan Süleyman, sefere giderken, kırılan gümüş üzengisini, bir asker tamir etti diye bu hareketi şiddetle karşılamış, “ocağa esnaf karışmış” diyerek askeri ordudan kovmuş ve kumandanları cezalandırmıştır. 57-58
    Maarifte inkılapların yapıldığı son devir, mekteplerin sayısını çoğalttı, tahsili yükseltmedi; öğretimi hayata karıştırdı; ilmi sevdirmedi, talebeyi esnafa yaklaştırdı hakikatı kurtarmadı; okuyup yazmayı çoğunluğa öğretti; halkı münevvere bağlayamadı.
    Bugün disiplinsiz ve gayelerinden şuursuz, fonksiyonsuz mektebin medeni bir cemiyeti kımıldatmaya ve ilerlemeye kabiliyetli zekalar yetiştiremeyeceği tabiidir ve yetiştiremediği de meydandadır. Bugün muallim bir tekrarlama ve ezberletme memuru, müfettiş arkadaşının ricası veya makamının ihbariyle iyi ve kötü rapor yazma memuru ve bütün maarif cihazı ise mümkün olduğu kadar fazla diploma dağıtma memurluğu olduktan sonra memleketin her tarafında dağıtılan diplomaların da ilim ve hakikat belgeleri değil, belki resmi koltuk satın almaya elverişli banknotlar olduğunu takdir etmek güç bir şey değildir. 60-61

    Ve elbette benim en çok ilgimi çeken bölüm bu başlık oldu. Mektepten kastının evvela ilk okul olduğunu ve bunun içi ilk okul öğretmenliğinin bir yapıtaşı olduğunu ifade eden Topçu’ya göre hayat ve mektep iç içe olmaması gereken bir yer değil. İlerlemecilik felsefesine tamamiyle zıt bir fikir sunuyor. Bu fikrin tarihi kaynağını Kanuni zamanına dayandırıyor. Vakti gelmişken söylemekte fayda var, asla tek felsefeyle eğitimin ilerleyeceğine inanmıyorum. Her yere göre; her bölge ve kültür anlayışına uygun olarak yerli ve yabancı birtakım yaklaşımları kendimize kaynak olarak alabilir ve ilerleyebilir fikrindeyim ancak burada Nurettin Topçu hocam, bunun için Amerika’ya değil kendimize, bizim milli sistemize bakalım, bu sisteme tüm dünya hayrandı ve başarılı sonuçlar verdi, diyor. Acaba gerçekten haklı olabilir mi? Sürekli yamalı bohça gibi değişip duran eğitim sistemimizde bir de bunu denemeli miyiz? Sınıf içinde hiç değilse bir ilk okul öğretmeni olarak çocuklara bu anlayışla mı yaklaşmalıyım? Bana yol rehberliği yaban Topçu, tüm bunları söylerken oldukça kesin çizgiler çizerek aslında sağa sola sapmamı engellemiş.

    Bizim XIX. Yüzyılda Garp taklidi olarak kurulan üniversitemiz (Darülfünun) bu karakterden tammiyle mahrum, sun’i bir tesistir. Garptan ölü fikirler aktarmak için bir nevi gümrük binası olsun diye meydana getirilmiştir. S 64
    İlk Osmanlı darülfünunu ise şimdiki ismiyle İstanbul Üniversitesidir ve daha o zaman bile yetersiz görülen eğitimiyle Nurettin Topçu’nun dikkatini çekmiş olana bu darülfünun, Sultan Abdülaziz döneminde kurulmuştur ve aslında şimdinin sığ eğitiminden oldukça uzakta olduğu gibi Garp’tan da çok şeyi kopya etmiş, adapte bile etmemiştir.
    Yavuz, Zenbillli Ali Efendi’den korkuyordu.
    Yavuz ki Sina Çölü’nü Efendimiz (s.a.v.) rehberliğinde aşan, herkes tarafından hiddetiyle bilinmesiyle Yavuz lakabıyla anılan şanlı hükümdar… Birinden korkuyordu. Hayır, böyle söylemek daha doğrusu böyle anlamak yanlış olur. Yavuz, ilmin kudretinden korkuyordu. Alime de ilme de büyük bir saygı duyuyordu. İlmin keskinliğini ve buyrukçuluğunu idrak etmiş ve buna göre hareket etmiştir.

    Din Hayatı
    Sözde Ehl-i Sünnetçilerde, ruhtan sıyrılan şekil ve hareketle bütün bir taklit sistemi ortaya çıkardılar. Buna dini pozitivizm diyebiliriz. Bu sistemi, aşk içinde ibadeti hal edinenlerin ruhçuluğuan ( spritüalizm) karşı koymak doğru olur. Bu aşka ulaşamayan kısır ve cılız ruhların ancak pozitivist şeraitçilerle eğlenmesini bilen zekaları, Bektaşilik ve emsali gibi sapkınlık yollarını meydana çıkarmıştır. Pozitivist şeraitçiler, Hazreti Peygamber’in hareketleriyle çehresinin şekillerini taklide çalıştılar. Halbuki onda taklit edilecek olan iradesi, aşkı, ilhamı, bir kelime ile ruhi alemi idi. S 91

    Ahlak Yaralarımız
    Bir yandan yanlış anlaşılmış bir demokrasi prensibi yüzünden, öbür taraftan esasen fertlerde ruhi kudretin zayıflamasiyle müesselerde otoritenin gevşemiş olması, ahlakı zatıbasız ve kontrolsüz bıraktı. Bugün aileler gibi okul ve devlet kuvveti bile örflere ve ahlaka yapılan tecavüzler karşısında aciz bulunuyor. Sırasiyle dini otoritenin tarihi otoritenin hukuki otoritenin yıkılması sonunda ahlaki otoritesi mecalsiz bırakarak çökertti. S141
    Tarih şuurunun yıkılışı milli iradeyi kökünden baltaladı. Biliyorsunuz ki millet de fert gibidir. Çocukluğu ve gençliği erginliği ve kemali vardır. Yaşadıkça olgunlaşır. Oscar Wilde’ın dediği gibi “ruh vücutta ihtiyar doğar, vücut ruhu geliştirmek için ihtiyarlar. Eflatun, Sokrat’ın gençliğidir.” Milli tarihimiz gençlik çağlarını geçirdikten sonra erginliğini de idrak etmiştir. Yeni ve olgun bir gençliğe ulaşmak istiyoruz. Bu millet bu nesillerle Mevlanaların erginliğinden Fatihlerin ve Akiflerin gençliğini çıkardı. Daima yenilenen gençlikler çıkaracağımıza inanıyoruz. Milliyetçiliğimiz kırk günlük çocuk değil, en azından bin yıllık bir olgunlaşmadır. Ruh ve ahlakımızın kaynakları ise hemen on dört asır önceki Hira dağından gelen vahye uzanmaktadır. S143
    Evvelkiler kadar acı bir hadise dilimizin hançerlenmesidir. Dilin içtimai müessese olduğu ve bütün içtimai müesseseler gibi tarih içinde evrimlendiğini bilmeyenler, onu sun’i ve keyfi bir ayıklamaya tabi tuttular. S143
    Yarım asra yakın zamandan beri öğretimde yapılan inkılaplar ruhtan maddeye ahlaktan tekniğe geçiş gayesini gütmektedir. İlkçağda Yunan tefekkür ve felsefesinin kurucusu olan Sokrat fizikten ahlaka geçmek suretiyle insanlığın tarihinde büyük inkılabını yapmıştı. XX. Asırda bizim tekniğin kucağına sığınmak için tekrar maddeye dönüşümüz hiç şüphesiz geriliktir. Bu geriliğin fikir hayatımıza bugün tamamen sinmiş bulunan bir misalini anlatmak istiyorum:
    Maddeci inancı zihinlere hakkiyle sindirmek için tam otuz iki sene evvel liselerin felsefe müfredat bahislerinden Allah meselesi çıkarıldı. Ertesi sene Allah’ı araştırmaya sürüklediği ve maddeden uzaklaştırdığı için ruh bahsi de çıkarıldı. Daha sonra insanı duygularının üstüne çıkararak düşündüren ve böylelikle inkılapların sindirilmesine engel olan bütün metafizik kaldırıldı. Sokrat’ta Bergson’a kadar insanlığın tüm ikibinbeşyüz yıl ruhi olgunlaşması içinde yaşattığı ilahi inkılaplarla birlikte birkaç yıl içinde devrildi ve yerlere serildi. “Yok!” deyip de bu fikri faciaya karşı koyan tek ses bile çıkmadı.
    Bugünkü öğretim programları da esas itibariyle maddenin dünyasını tanıtıcı ve ruh terbiyesinden uzaklaştırıcıdır. Önceleri programda ayrı bir yer tutan ahlak dersi şimdi felsefenin içinde yer alan bir bahis halinde okutuluyor. S 147
    İş sahasının vatandan dışarıya sirayet etmesi, işçinin milli ahlakını gevşetti. Bir taraftan sendikaların milletlerarası zihniyete bağlanma istidadı, öbür taraftan Almanya ve Avustralya’ya işçi gönderilmesi milli ahlakımızı tehlikeye koyabilecek bir hadisedir ve gözden kaçırılmaması gerekir. S149
    Kadınlarımızın kendilerine özel çalışma zemini henüz tastamam bulmuş olmamaları da milli ahlakımızda sarsıntı yaratmaktadır. Neden kadın en fazla daktilodur, küçük işçidir? Bunun açık ve meşru bir sebebi bilinmiyor. Biz kadınlığın, bilhassa hastabakıcılık ve ilkokul öğretmenliği gibi çocuklarımızın en fazla şefkate muhtaç olduğu önemli işlerde görevlenmelerini temenni ediyoruz. S149

    İlk okul öğretmenliğini yalnız kadın öğretmenler yapsa aslında bu sorun çözülür. Erkek hastalar için erkek hastabakıcı ve kadın hastalar için kadın hastabakıcı oldukça mantığa uygun geliyor. Günümüzde hastabakıcılar böyle değil elbette ve işte buna gerileme deniyor. İşte bu medeniyetten uzaklaşmak ahlakı unutmak, göz ardı etmektir.

    Bir Alman Yahudisi olan Einstein gelerek fizik dünyada izafiliğin hakim olduğu fikrini müdafaa etti. Onca zaman, mekan ve kütle gibi fiziğin dayandığı prensipler izafidir; bunlar kendi kendine var olan yani mutlak kavramlar değildirler. Başka şeylere göre değişirler. Einstein’ın bu görüşü içinde önemle yer alan zaman kavramının mutlak olduğunu iddia eden filozof Bergson, Einstein’ın izafiyet görüşüne itiraz etti. Ona göre gerçek zamanı insanda ruh hallerinin birbiri ardına sıralanarak akışından doğmaktadır. Ruh olaylarının gerçek oluşu gibi o da gerçektir. Ancak eşyada değil insandadır. Einstein insan ruhunu sonsuzluğa doğru götüren sürenin gerçeğini inkar etmekle sonsuzluk kavramını ortadan kaldırıyordu. Ebediliğin ve enedi hayatın da manası kalmıyordu. Görülüyor ki Spinoza’dan Einstein’a kadar gelen başlıca Yahudi filozof ve bilginlerinden her biri, hakikat binası, kurma iddiası ile ebedi hakikatler binasından bir parça koparmışlardır. Spinoza “Kainat Allah’tan ibarettir Bunlardan ikisi bir ve aynı şeydir” derken hür ve yaratıcı ola ; alemin dışında ve onu aşkın olan Allah inancını red etmiş oluyor. Marx cemiyet olaylarının doğurucusu ve her zaman madde olmuştur demekle ruhun kuıvvetini ve onun yaratıcılığını inkar ediyor. Freud, bütün ruh hallerimizin doğuşunu şuur- dışında gizlenen cinsi isteklerle iştihalara irca ederek, insan ruhunun sefaletlerle reziletlerin çocuğu olduğunu söylüyor…

    Son olarak eklemek istediğim birtakım önemli bilgiler de var.

    Nurettin Topçu’nun milliyetçilik anlayışı; Nurettin Topçu büyük bir düşünürdür. Türkiye’nin önemli fikir adamlarından olan Cemil Meriç’le benzer çizgilerde yer alırlar. Her ikisi de milletin, milliyetin, okumanın ve İslam’ın aynı zamanda Marksist görüşün üzerinde dururlar. Hatta eklemekte fayda var –taziz ederek- Cemil Meriç belki Nurettin Topçu kadar fikirlerini keskin ifade edememiştir. Bundan evvel Cemil Meriç’in Bu Ülke isimli kitabını incelediğimde de şu ifadeyi kullanmıştım: “Cemil Meriç, İslam’ın özünü çok iyi anlamış ancak yeterince bu özden bahsedememiştir.” İşte bu eksikliği gideren ve özden sık sık söz eden vurgulayan kişi Nurettin Topçu’dur. Memleketin sorunlarını, memleketçe, insanca ve bir Müslümanca tahkik etmiş, tenkid etmiş ve çareler bulmuştur. Nurettin Topçu’nun milliyetçilik anlayışı Turancılık anlayışına denk gelmez. Onun milliyetçilik anlayışı aynı ülke aynı dava üzerinde birleşmiş bir cemiyeti ifade eder. Bahsettiği bayrak; İslam ve Türklüğün harmanıdır. Türklük, onun için İslam olmadan bir hiçtir. Benim de zannımı değiştirmiş ve onu faşist kimliğinden sıyıran hatta aklayıp paklayan asıl olgu ve hakikat İslam’dır. Bunun üzerine, denebilir ki Nurettin Topçu; hakikatli bir dava adamıdır. Maarifin davasıdır, takdis ettiği İslam’ın davasıdır; Siyon ve Mason cemiyetlerinin ve irticanın ifsad etme gayretlerini yerle bir etmek için tek çıkar yolun peşinde olan hakiki bir düşünürdür. Ümmetçilik anlayışını destekleyen bir savunucu olarak karşımıza çıkmıştır. Komünizmin Çin’de ve Rusya’da görülen iki farklı tezahürü vardır ve Topçu Çin’in Komünizmine değil, Rusya’nın Komünizmine düşmandır. Çünkü Rusya’nın komün anlayışı ahlakı, dini ve cemiyet hayatını hiçe saymıştır. Ruhu çekip çıkararak maddeyle meşgul olmuştur. İslam özünde gördüğü ideolojiyi ise Sosyalizm ile anlatan ve eşitlikçi bir yapı sunan, cemiyet ve ruhi yönleri ön plana alan; ferdiyetçiliğin maddesel yönünü traşlayarak, törpüleyerek karşımıza çıkarmıştır. İslam bize ideal bir Sosyalizm anlayışını vaad etmiştir.