• Hani Atilla İlhan demişti ya;
    " Ayrılık sevdaya dahil.."
    Oysa işin aslını Cahit Zarifoğlu demiş ve iyiki demiş...
    " Oturup konuşsaydık geçerdi belki herşey,
    Başını alıp gitmek sevdaya dahil degil ..."
  • Çünkü ayrılmanında vahşi bir tadı var,
    Çünkü ayrılıkta sevdaya dahil.
  • Hani Atilla İlhan demişti ya ;
    ”Ayrılık sevdaya dahil .."
    oysa işin aslını Cahit Zarifoğlu demiş ve iyi ki demiş...
    ”Oturup konuşsaydık geçerdi belki her şey,
    başını alıp gitmek sevdaya dahil değil....”
  • Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
    Çünkü ayrılık da sevdaya dahil
    Çünkü ayrılanlar hala sevgili
  • Bugün sevgili Şair yazar Aydın, kalemi aşkla akan Şair'in hası O mükemmel İnsan Attilâ İlhan'ın, ölüm yıl dönümü saygıyla özlemle Anıyoruz....

    Aykırı bir yolcuyum Dünya Genişti!...
    Attilâ İlhan, 🌹🌹🌹💖💖💖 Yüreğimizdesin....

    Attila İlhan’ın hayatı

    Attila İlhan‘ın tam olarak ismi Attila Hamdi İlhan‘dır. Çoğu kaynakta ismim ”Atilla İlhan” olarak yazılsa da doğru yazılışı Attila’dır. Attila İlhan, 15 Haziran 1925’te Menemen’de dünyaya gözlerini açmıştır. Babası Muharrem Bedrettin İlhan, annesi Emine Memnune İlhan, kardeşi ise Çolpan İlhan’dır. Babası döneminin başarılı savcılarındandır, kardeşi de ilerde çok başarılı bir sinema ve tiyatro oyuncusu olacaktır. Attila İlhan‘ın babası şiire ve şairliğe çok meraklı, okumayı seven, geniş bir roman ve şiir kitabı koleksiyonu olan ve iyi derecede Osmanlıca bilen bir insandır ve Attila İlhan da babası sayesinde çok küçük yaşlardan itibaren edebiyata ilgi duymaya başlamıştır. İlk ve orta okul eğitimini İzmir’de alan Attila İlhan, orta okul yıllarında ilk şiirlerini de yazmaya başlamıştır. Lise çağına geldiğinde İzmir Atatürk Lisesi’nde eğitim almaya başlamış, o yıllarda okulda tanıştığı ve özel bir sevgi beslemeye başladığı bir kıza Nazım Hikmet’in bir şiirini mektup olarak yazmıştır. O dönemlerde Nazım Hikmet’in şiirlerini paylaşmak kesinlikle yasak olduğundan bu mektup öğretmenleri tarafında yakalandığında çok büyük bir yasal suç işlemiş olarak sayılmış ve okuldan atılmıştır. Dahası bu olay hukuksal boyuta taşınmış; Attila İlhan 1941 yılında 3 hafta boyunca tutuklu kalmış ve sonrasındaki 2 ay da hapis cezasına çarptırılmıştır. Tutuklu kaldığı dönem boyunca bol bol kitap ve şiir okuyan Attila İlhan, Fransızcasını da geliştirmek için bol bol çalışmalar yapmıştır. Tutuklu kaldığı dönemde kendisi adına bir daha Türkiye’nin hiç bir yerinde eğitim göremez kararı çıkınca, babası duruma el atmış ve büyük uğraşlar sonucunda bu kararı 1944 yılında ortadan kaldırmıştır. Attila İlhan hapisten çıktıktan sonra 16 yaşında bir çocuğa göre çok daha olgun bir insan olmuş, hayata daha da sıkıca sarılmaya başlamıştır. Lise eğitimini almaya devam etmek istemiş ve 1946 yılında İstanbul Işık Lisesi’nde lise eğitimine başlamıştır. 3 yıl lise eğitimini tamamlayan Attila İlhan, o dönemlerde yazdığı şiirlerden birini amcasının ondan habersiz olarak CHP Şiir Armağanı yarışmasına yollamasıyla ikinciliğe layık görülür. ”Cebbaroğlu Mehemmed” isimli şiiri pek çok şairi geride bırakarak kendisine ikincilik ödülünü kazanmıştır ve bu başarı Attila İlhan için güzel bir dönüm noktası olmuştur.

    Attila İlhan’ın üniversite hayatı,

    1946’da liseden mezun olan Attila İlhan, üniversite eğitimi için İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydolmuştur. Üniversite hayatı gayet başarılı geçmeye devam eden Attila İlhan, o dönemlerde ”Gün” ve ”Yığın” adlı dergilerde şair olarak görev almış ve şiirleri yayımlanmaya başlamıştır. 1948 yılına gelindiğinde kendisinin ilk şiir kitabı olan ”Duvar”ı kendi maddi imkanlarıyla derlemiş ve yayımlamıştır. Aynı yılda, yani üniversitenin ikinci sınıfında eğitim görürken Paris’e gitmeye karar vermiş, bu kararı da ”Nazım Hikmet’i Kurtarma Hareketi”ne katılmak için almıştır. Paris’e gidip verdiği karar için aktif çalışmalar yapmıştır. Paris’te kaldığı dönem boyunca bol bol sosyal ve siyasal gözlem yapmış, bu gözlemlerini yıllar içerisinde çıkaracağı romanlarında ve diğer eserlerinde karakterlerini oluştururken ya da anlatacağı olayları bir kalıp içerisine sokarken bol bol kullanmıştır. Hatta eserlerindeki bir çok temel karakteri bu olaylardan esinlenerek yaratmıştır (örneğin ”Bela Çiçeği” eseri bu duruma en iyi örneklerden biridir). Tekrar Türkiye’ye dönen Attila İlhan’ın polislerle arasında bir çok problemler yaşanmıştır. En son 1951 yılında ”Gerçek” isimli gazetede yazdığı bir yazıdan dolayı soruşturma altına alınmış ve bu olaydan sonra Attila İlhan tekrardan Paris’e gitmiştir. Hayatının 1950’li yıllardaki 6 yıllık sürecini sürekli İstanbul-Paris, İzmir-Paris arasında geçiren Attila İlhan; tam olarak Türkiye’ye döndükten sonra üniversite eğitiminin son senesinde okuldan ayrılmış ve ”Vatan” gazetesinde sinema eleştirmenliği yapmaya başlamıştır.

    Attila İlhan’ın meslek hayatı

    1957 yılında askerliğini yapıp İstanbul’a dönen Attila İlhan, senaryo yazmaya başlamış ve senelerce kullandığı rumuzu ”Ali Kaptanoğlu” ismi ile 15’e yakın senaryo yazmıştır. O dönemlerde bu çalışmalarından istediği verimi alamamış ve tekrar Paris’e dönmüştür. Çok geçmeden babasının ölüm haberini alan Attila İlhan, temelli İzmir’e dönmüştür. Burada 8 yıl boyunca yaşamış ve yaşadığı dönemde ”Demokrat İzmir” gazetesinin genel yayın yönetmenliğini yapmış ve aynı zamanda da başyazarlığını üstlenmiştir. O yıllarda, günümüzde dahi hala merakla okunan ”Yasak Sevişmek” isimli şiir kitabını çıkartmıştır. 1968 yılında ise eşi Biket İlhan’la evlenip 15 yıl süren bir evlilik hayatı geçirmiştir. 15 yıl sonrasında boşanıp Ankara’ya yerleşmiş, orada Bilgi Yayınevi’nin danışmanlığını üstlenmiştir. Ankara’da kaldığı dönemde ”Yaraya Tuz Basmak”, ”Sırtlan Payı” ve ”Fena Halde Leman” romanlarını yazmış, romanlarını yazmayı bitirdikten sonra tekrar İstanbul’a taşınmıştır. İstanbul’da yoğun olarak gazetecilik sektöründe görev almış; Gelişim Yayınları, Milliyet, Güneş, Meydan Gazetesi ve Cumhuriyet gibi gazetelerde seneler boyunca köşe yazısı yazdı. Bu dönemler içerisinde (yaklaşık 20 yıl) gazetecilikle birlikte senaryo yazarlığını da devam ettirip bir çok senaryo yazdı. Yazdığı senaryolardan diziye uyarlanan ”Kartallar Yüksek Uçar”, ”Yarın Artık Bugündür” ve ”Sekiz Sütuna Manşet” çok fazla izlenen diziler arasında yer aldı.

    Attila-İlhan-eserleri,

    Attila İlhan’ın roman anlayışı

    Attila İlhan’ın ilk romanı ”Sokaktaki Adam” olmuş, kendisiyle yapılan bir söyleşide bu romandan önce 10 roman daha yazdığını, ancak bu romanların hiç birini yayınlamadığını; yayınlamamasının sebebini de her yazarın ilk yazdığı romanlarda çoğunlukla kendini anlattığını ve burumun kitabı roman olmaktan çıkarıp bir günlük edasına soktuğunu düşündüğünü belirtmiştir. Romancılıkla uğraştığı dönemlerde diğer yazarlardan farklı olarak Türkiye’nin yakın tarihini, siyasi, sosyal ve ekonomik açılarla ele alan eserler yazmıştır. Romanlarında genel olarak şehir insanının yaşam tarzını romandaki kahramanların gözünden anlatıyor ve bu anlatımla yetinmeyip daha geniş kapsamlı olarak Batı kültürüyle Türkiye’nin yaşam tarzını anlatılarında sentezliyordu.

    Attila İlhan’ın eserleri

    Romanları : Sokaktaki Adam, Dersaadet’te Sabah Ezanları, Aynanın İçindekiler, Zenciler Birbirine Benzemez, Yaraya Tuz Basmak, Kurtlar Sofrası, Bıçağın Ucu, O Sarışın Kurt, O Karanlıkta Biz


    Şiirleri : Sisler Bulvarı, Yasak Sevişmek, Elde Var Hüzün, Tutkunun Günlüğü, Korkunun Krallığı, Bela Çiçeği, Duvar, Böyle Bir Sevmek, Yağmur Kaçağı, Ayrılık Sevdaya Dahil

    Denemeler : Hangi Sağ, Hangi Sol, Hangi Seks, Hangi Atatürk, Hangi Batı, Hangi Edebiyat, Hangi Küreselleşme
  • ''Bir seviyi anlamak bir hayatı harcamaktır,
    harcayacaksın.''
    ÖZDEMİR ASAF
    Yıl 1925,haziran ve gün ,belki de tarihin en güzel günü takvimin en güzel yaprağı. Günlerden 15 Haziran. Bir cevher dünyaya gözlerine açtı. Kim bilebilirdi ki onun bu denli önemli bir isim ,dev bir düşünür,yaşamlara dokunarak ,insanların hayatında iz bırakacağını.
    O bebek büyür ,yaş olur 16.. Yer ; İzmir Atatürk Lisesi. O kanı deli genç ,aşık olduğu kıza Nâzım Hikmet şiiri yazdığı için okuldan atılır. İki ay hapisin ardından ,özgürlüğe kavuşan ,özgürlük düşkünü bu delikanlı ,bu davanın peşinden giderek içindeki yazın savaşına yenik düşer ve başlar yazmaya.
    Merak edilen o isim ,biraz daha merak ediledursun,biz yaşamına devam edelim. Bir kopya verelim arada ,en azından delikanlı yerine ona daha çok yakışan bir sıfat olsun. Kaptan diyelim.. Onu lakabı ile çağırmaya özen gösterelim biz de.
    Kaptan,liseden atıldıktan ve okula geri döndükten 5 yıl sonra CHP'nin yapmış olduğu bir şiir yarışmasına katılır ve ikincilik elde eder. Şu satırlardan bakalım tahmin edebilecek misiniz Kaptan'ı ;
    ''nisan ayı içinde donanır dağlar
    donanır yeşilinden alından...''
    Hâlâ edemediniz mi yoksa? Size biraz daha yardım edeyim o vakit. Şair bir şiirinde öyle çok sevmiştir ki.. Şu sözleri damlatmıştır kaleminden kan yerine;
    ''Ne vakit bir yaşamak düşünsem
    Sus deyip adınla başlıyorum '' hâlâ mı cevabınız yok? Merak etmeyin şimdi bileceksiniz o kadar insanın hayatına dokunan,kalbine giren ve onların sevgisini kazanarak ,onlara sevmeyi öğreten Kaptan'ı. Hazır mısınız ? O halde sizden yüksek sesle duymak istiyorum bu ismi.
    ''çünkü ayrılık da sevdaya dahil
    çünkü ayrılanlar hala sevgili'' .
    Evet, o isim Attilâ İlhan.. İlk şiir kitabı , Duvar'a ismini veren Duvar şiirinde şöyle diyor;
    ''ben bir duvarım hiç güneş görmedim''. Ben de şairi tanıyana kadar böyleydim. Hani Turgut Uyar diyor ya;
    ''Başka hiçbir şey sızamazdı padişah karanlığıma
    Şimdi bir senin yanında iyi oluyorum
    Başka hiçbir yerde değil ...'' Ben, Kaptan'ın şiirlerini okuyunca kadar, padişah karanlığıma bir güneş doğacağını düşünmemiştim. Nasıl olur da bir insan diğerinin duvarlarını yıkabilirdi? Bunu düşündüm sürekli ve bu soruyu çözmemde bana yine Kaptan yardımcı oldu. Nasıl mı? İşte şöyle ;
    ''Böyle bir kız değildin sen eskiden
    Sana ne yaptılar, sana ne yaptılar?
    Kirpiklerin ıslanıyor durup dururken ''.. O an anladım ki ;
    ''Hayatında nelere sahip olduğun değil
    Kiminle olduğun önemli. '' Ben artık Kaptan ile yol alıyordum. Onun sanki bana bırakmış olduğu günlüklerdi bu şiirler. Hiç çocuğu olmamıştı ama sanki bu şiirleri günlük niyetine çocuklarına bırakmak için yazmıştı. Ben ki, onu her günüme taşırmış,geride bıraktığı günlüklerine sahip çıkmak için kendimi hırpalıyordum. Buna adı ile başladım. Nerede olursa olsun şairin adını Atilla yazan herkese ve her şeye tepkili oldum. Neden mi?
    ''Bak evladım iki 'T' ile yazılıyor ve 'a'nın üzerinde şapka var.'' Yıllar önce bir imza kuyruğunda adını bir türlü doğru yazamadığını söyleyen okuruna böyle bir cevap veriyor üstad. Aslında ısrarı idi bu. Çünkü o Türk diline çok önem veriyordu. Türkçeye olan bir sadakat ve bağlılık idi onunkisi. Eski eşi Biket İlhan bir röportajında Kaptan'dan şöyle bahsediyor;
    “Ben onunla Attilâ İlhan olduğu için değil ,Attilâ olduğu için beraber oldum. Bu çok farklı bir bakış açısıdır. Hatta ben onun ne denli önemli birisi olduğunu da zamanla yaşayarak, dışarıdan gördüklerimle öğrendim. Benim için hep çok değerlidir. Onun yanında büyüdüm. Yirmili yaşlarımda tanıştık. Kırk küsür yaşıma kadar da birlikte olduk. Çocuk sahibi olmayı arzu ettiğim için ayrılma kararı aldık ama dostluğumuz hep sürdü. Her zaman işbirliğimiz oldu. Birbirimizden hiç vaz geçmedik. Elbette ondan çok etkilendim. Attilâ İlhan çok özel biri, ama ben hep Attilâ’nın eşi olarak yaşadım. Attilâ İlhan’nın değil… O da bana öyle davrandı. Hep derdi ki; ‘bana Attilâ İlhan olduğum için gelmeyen tek kadın sensin.’ Bundan da çok mutlu olurdu. Kimse beni kızlık soyadımla kabullenemedi. Bu ad bana kaldı. Devam etti. O da soyadımı taşımandan onur duyarım dedi. Bu da güzel bir anıydı.” (Yeni Düzen Gazetesi)
    Biraz da şiirleri üzerine konuşalım. Herkesin dilinde dolanan ama şairini sorunca bilemedikleri , Üçüncü Şahsın Şiiri'nden başlayalım buna.
    Hani demiştim ,şair çok sevdi diye. Bakın sevgisini nasıl naif dile getiriyor;
    ''gözlerin gözlerime değince
    felâketim olurdu ağlardım
    beni sevmiyordun bilirdim
    bir sevdiğin vardı duyardım''.. Bir sevdiği olduğu halde ona olan sevgisinden vazgeçmeyen ama üzülmesin diye, o kişiden uzaklaşmamak adına şair susmuş. Kim yapar ki bunu? Şair yine o sevdiği kadına sesleniyor;
    ''... ben sana göre değilim.
    Benim için kirletme aydınlığını,
    hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim '' .. Seviyor ama ondan gitmesi için adeta yalvarıyor. Neden dersiniz? Sevilmeye mi değmez Kaptan? Hayır! Kaptan sevilmeye değer lâkin kendinde bulunan birtakım kötü özellikleri yüzünden kendisini seveni üzmemek adına ondan gitmesini istiyor. Fedakârlık .. Sevilmeye değer bir özellik değil mi sizce de? Kesinlikle değer!
    ''Hiç kimse misin bilmem ki nesin
    Uykumun arasında çağırdığım
    Çocukluk sesimle ağlayarak ''... Çocuk sevgisi kadar saf olan sevgisini kaybetmeyip hâlâ o masumiyette seven birisini düşünün. İşte tam olarak Kaptan'a çıktı yolunuz..
    ''kavgalı olmasaydık belki seni düşünürdüm
    çocuk sıcaklığına sığınıp uyumayı''.. Bile derken dahi düşündüğünü gizleyemiyor şair. Düşünüyorum seni ama kızarsın belki buna ,o yüzden seni düşündüğümü açıkça söyleyemiyorum ama bil ki yine seni düşünüyorum demeye çalışıyor sanki.
    Peki sadece şair midir bu eşsiz değer? Tabii ki hayır! Hani o Şoför Nebahat Ablanız var ya ,işte tam olarak Attilâ Beyefendi'nin kaleminden düşmüştür. Kartallar Yükseklerden Uçar,Yarın Artık Bugündür,Yıldızlar Gece Büyür... Daha niceleri..
    Takvimler 10 Ekim 2005'i gösteriyor ve şair bize sanki bugünü yıllar önce şu dizeler ile anlatmış;
    ''İnsan bir akşamüstü ansızın yorulur...'' Kaptan için veda vakti gelmiştir. Akşamüstü sularında ansızın yorulan kalbi,Kaptan'ın saatini durdurmuş ve bize vedasını ,yağmurun ardında bıraktığı toprak kokusu ve ebemkuşağı gibi şiirlerini armağan ederek aramızdan almıştır.
    Saygı,sevgi,rahmet ve hasret ile Kaptan...