• "Ölümden sakınmak o kadar zor değildir, zor olan kötülükten sakınmaktır, çünkü kötülük ölümden daha hızlı koşar. Yaşlı ve ağır olan ben, ağır hareket eden ölüme yenildim, hızlı ve kötü olan suçlayıcılarım ise daha hızlı olan kötülüğe yenildiler. Şimdi ben, sizler tarafından ölüme mahkûm edilerek buradan ayrılırken, onlar doğruluk tarafından fesatlık ve haksızlığa mahkûm edilerek ayrılıyorlar. Ben kendi cezama, onlar da kendi cezalarına katlanacaklar. Belki de öyle olması gerekiyordu, bu yüzden iyi ki öyle olmuş diyorum."
    Platon
    Sayfa 59 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Bilmiyorum nerdeyim, ne haldeyim, ben kimim
    Ayrılırken kimliğim, adresim sende kalmış.
    Cemal Safi
  • BENİMLE YENİDEN TANIŞ

    Birgün bir yerde tekrar karşılaşırsak eğer
    benimle yeniden tanış
    Bıraktığın gibi olmayabilir bir çok şey
    yaşım, aklım, başım, yufka yüreğim
    Belki de biraz daha zalim, belki medeni halim
    Birgün bir yerde tekrar karşılaşırsak eğer
    benimle
    yeniden tanış
    Ama kimse anlamasın bu tanışıklığın evvelini
    Gözün bile ısırmasın beni bir yerden
    Çıkaramadım değil de tanıştığımıza memnun oldum cevabını
    almak istersen
    Sarılarak değil ancak el sıkışarak karşılayabilirim seni
    Ve önce sen uzat elini
    Çünkü öğrendim artık
    Önce bayanların el uzatması gerektiğini
    Ve daha nicesini
    Çünkü öğrendim artık dah nicesini
    Birgün bir yerde tekrar karşılaşırsak eğer
    Benimle tanış
    Ve birgün bir yerde tekrar karşılaşırsak eğer
    benimle yeniden tanış
    Hani darılmıştın ya ayrılırken sorumsuzluğuma
    Çocukluğuma, dağınık olmama
    Ve kot pantolonuma, yırtık
    Bir yerde karşılaşırsak eğer benimle tanış
    O çocuk büyüdü artık
    Benimle tanış, benimle barış
    Bitsin bu anlamsız inat, bitsin bu yarış
    Ben onuruna tutsak, sen bağışlayan yanlarına inat
    Neye ve neden kızdığını hatırlayamazken artık
    Beni de unutursan eğer aldırmam inan
    Çünkü özgür bıraktım artık
    Tüm bağışlayamadığın yanlarımı
    Kimseye verilecek hesabı olmayan taraflarım
    Şehrin arka sokaklarında kaybolup gitti
    Ve şu zamana kadar yaptıklarım hep
    Çocukça bir oyundan ibaretti
    Ben unuttum artık o adamı
    Kim bilir nerede şimdi
    Günahlarım veresiye ama
    Güzel yanlarım peşin
    Hani darılmıştın ya ayrılırken sorumsuzluğuma
    Çocukluğuma, dağınık olmama
    Ve kot pantolonuma, yırtık
    Bir yerde karşılaşırsak eğer
    benimle barış
    O çocuk büyüdü artık..

    Pablo Neruda
  • Başlıktaki ifadeleri çoğumuz dinlemişizdir herhalde. Bunu, Âl-i İmrân 139, 140 ve Enfâl-46’ âyetlerinin meâllerine bakarsak, oralarda da görürüz.

    ***

    Cemaat namazlarından sonra, bazı hocalar, Kur’ân’dan bazı âyetleri okuyorlar; cemaat huşû içinde dinliyor. Ama bazı hocalar, o âyetlerin meâlini de vermeye başlayınca niceleri, dinlemeden câmiden çıkıyorlar.

    Elbette ki, Kur’ân’ın dinlenmesi bile insanın kalbine inşirah verir; ama, ilâhî kelâmın bize neler söylediğine dair, meâlen açıklamasına gelince.

    İlâhî kelâmın yol göstericiliğine ihtiyacımız yok mu?

    Bunu niçin mi hatırlatıyorum.

    ***

    Bu satırların sahibinin şu veya bu grup, cemaat veya parti ile bir organik bir bağlılığı yoktur. Ama onların herbirisine itibarı, kendi inandığı değerler sistemine bakışları açısına göredir.

    Bizim hayatımız, ‘hak -bâtıl, hayır-şerr, doğru- yanlış, iyi- kötü’ gibi temel değerlendirmelere göre şekillenir.

    ‘İyi’ler arasında da, ‘iyi- daha iyi’ ve ‘en iyi’ gibi bir değerlendirmeler olur. Kezâ, ‘kötü’ler arasında da, ‘daha kötü’ ve ‘en kötü’ gibi değerlendirmeler...

    ***

    Ama bu ‘hak- bâtıl, iyi-kötü, doğru- yanlış’ gibi değerlendirmelerin aslî ölçüleri nedir?

    Bir ünlü sosyolog üniversitede 40 yıla yakın ders verdikten sonra emekliye ayrılırken, son dersinde öğrencilerine, ’Gençler, size, hep hak’tan, doğrudan, iyiden yana olmayı tavsiye ettim, yine aynı tavsiyemle derslerimi noktalıyorum’ deyince.

    Öğrencilerin birisi, ‘Hocam; iyi de, bunlar herkese göre değişen, izafî, göreceli ölçütler. Herkese göre değişmeyen, mutlak ölçüleri nerden bulacağız’ deyince Hoca duraklar: ‘Ben de bilmiyorum, hayatın mutlak ve değişmez ölçülerini öğrenmek için aranıza dönüp öğrenime yeniden başlamam gerekiyor’ der.

    Bu, hepimiz için de böyledir.

    ***

    Eğer değişmez ve mutlak ölçülere değil de, herkese göre değişen nisbî, izafî, göreceli ölçütlerle hayatımıza şekil verecek olursak. Herkes kendi durduğu ve baktığı yere ve kendi arzu ve menfaatine göre kendisini haklı görebilir.

    Problem de işte burada başlar.

    Çünkü her birimiz bakış açılarımıza, yaklaşım, eğilim ve menfaatlerimize göre farklı yerlerde durur ve herbirimiz kendimize göre haklı ve doğru yerde durduğumuzu düşünürüz. Ama o zaman karşıtlarımız da aynı izafî /göreceli haklılık içinde olurlar.

    ***

    İşte bu yol çatısında, bizim hangi tarafa gideceğimize mutlak inançlarımız öncelik eder, etmelidir. Elbette, aynı inanca bağlı olduklarını söyleyenler arasında da, anlamak ve yorumlamak açısından aramızda, ‘idrak gücümüze ve müşahade kabiliyetimize göre’ farklılıklar oluşur.

    ***

    ‘Ben siyasetten anlamam, siyasete de karışmam’ diyen de kendi yaşayışına bir siyasî yol çizmiş demektir. Siyaset, illâ da bir parti veya grup teşkilatı içinde yer almak değildir.

    Siyaset, bizim hayatımızı şekillendiren karar ve davranışlar mecmuasıdır.

    Onun için, ‘Siyasetimiz dinimizdir, dinimiz de siyasetimizdir’ sözü, özü itibariyle doğrudur. Çünkü inancımız, bizim hayatımızı mutlak doğru ölçülerle şekillendirmek içindir.

    ***

    Dünyaya bakışını İslâm inancını temel alarak ayarlamaya çalışan birisi olarak, benim aslî değerlerimle mücadeleyi şiar edinenlere muhalefetim olduğu kesindir. Ama şahsî bir alıp veremediğim yoktur. Sadece, ‘Benim değerlerime, düşman mı, hizmet ediyor mu? Ediyorsa, bunu dünyevî iktidar hırs ve duygularını tatmin için mi yapıyor, yoksa samimî olarak bu değerlerime itibar ettiklerinden dolayı mı’ diye bakarım.

    O durumda da, ‘Şu yanlışı yaptı, filan doğruyu yapamadı’ diye, her şeyin mükemmel olarak yapılmasını beklemek de yanlıştır. İdeali isteyip, realiteyi görmek sağlıklı bir yöntemdir sanıyorum.

    ***

    Son iki yazım üzerine birçok mesaj aldım. Teşekkürlere teşekkürler. Yanlış düşündüğümü yazanların değerlendirmelerini anlamaya çalışırım, asıl. Onlara ayrıca değiniriz, inşaallah.
  • Bilmiyorum nerdeyim, ne haldeyim, ben kimim
    Ayrılırken kimliğim, adresim sende kalmış.
    Tebessümü yüzüme çok görüyor matemim
    Güldüğümü gösteren tek resim sende kalmış. Akların kaybolduğu, rengin ahenk bulduğu
    Toprağın kadehine ab-ı hayat dolduğu
    Bir gül için, bülbülün saçlarını yolduğu
    Aşkın harman olduğu o mevsim, sende kalmış. Nerede o çocuksu, o şımarık hallerim,
    Saçlarına hasreti tanımayan ellerim,
    Rengarenk rüyalarım, toz pembe hayallerim
    Tekmil neşem, sevincim, hevesim, sende kalmış. Ayıplama, kınama, kahveye gidiyorsam,
    Avunabilmek için bir tavla atıyorsam,
    Garson çay uzatırken ben aklımda diyorsam,
    Sende kalmış demektir, ladesim sende kalmış. Dostlar da muhabbeti kestiler, lüzum da yok.
    Zaten senden ziyade sohbetim, sözüm de yok.
    Sen dönmeden kimseye bakacak yüzüm de yok.
    Aynalarda kendimi göresim sende kalmış. Sende kalmış umudum, saadet çağım sende,
    Sende kalmış huzurum, tüten ocağım sende,
    Sende hayat kaynağım, duygu membağım sende,
    Can diyorum sana,can kafesim sende kalmış. Allah' ım düşmanımı düşürmesin bu zaafa,
    Sanki her noksanımı mecburum itirafa,
    Hangi şarkıya girsem, notalar do re mi fa
    Sol diyorum sana sol, la sesim sende kalmış. Gel Tanrıya borcunu teslim etsin bu yürek,
    Tez gel ki enkazımı kapatsın kazma kürek,
    Kelime-i şahadet getirmem için gerek,
    Son diyorum sana, son nefesim sende kalmış.
    Cemal Safi
  • Şimdi saat sensizliğin ertesi
    Yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın
    Avutulmuş çocuklar çoktan sustu
    Bir ben kaldım tenhasında gecenin
    Avutulmamış bir ben...

    Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim
    Ki bu yaşlar
    Utangaç boynunun kolyesi olsun
    Bu da benden sana
    Ayrılığın hediyesi olsun

    Soytarılık etmeden güldürebilmek seni
    Ekmek çalmadan doyurabilmek
    Ve haksızlık etmeden doğan güneşe
    Bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi
    Mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun...
    Şimdi iyi niyetlerimi
    Bir bir yargılayıp asıyorum
    Bu son olsun be... bu son olsun!
    Bu da benim sana
    Ayrılırken mazeretim olsun!

    Şimdi saat yokluğunun belası
    Sensiz gelen sabaha günaydın!
    İşi-gücü olanlar çoktan gitti
    Bir ben kaldım voltasında sensizliğin
    Hiç uyumamış bir ben...

    Şimdi dişlerimi sıkıp
    Dudaklarıma kanamayı öğrettim
    Ki bu kızıl damlalar
    Körpe yanağında bir veda busesi olsun
    Bu da benden sana
    Heba edilmiş bir aşkın
    Son nefesi olsun...

    Kafamı duvara vurmadan
    Tanıyabilmek seni
    Beyninin içindekileri anlayabilmek
    Ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü
    Bütün saatleri öylece durdurabilmek için
    Çıldırasıya paraladım kendimi
    Lanet olsun!
    Artık sigarayı üç pakete çıkardım günde
    Olsun be! ne olacaksa olsun!
    Bu da benim sana
    Ayrılırken şikayetim olsun..