• "Resimleri özenle seçenleri, mesajları dikkatle yazanları, en ince ayrıntıya dikkat edenleri, ses vurgusuyla veya bir bakışla başkalarını anlayabilenleri, her şey üzer.."
  • 112 syf.
    ·Puan vermedi
    Ben sonundan başlayayım; kitabın son cümlesi bu zamana kadar okuduğum kitaplar içerisindeki en iyi son cümlelerden biri. Bir ''Günlerin Köpüğü'' nün bitiriliş şeklini çok sevmiş ve unutamamıştım, bir de bu kitabınkini.

    Kitap incecik olmasına rağmen çok yorucu. Hatta ''Bu Bir Pipo Değildir'' i saymazsam(o apayrı bir şey çünkü), ''Yeni Hayat'' ve ''Gölgesizler'' kitaplarıyla birlikte okuduğum en zor kitaplardan biriydi. Öyle müzik eşliğinde falan okunmuyor yani kitap dahası sessizce, sakince okuduğunuzda da çok yoruluyorsunuz çünkü kendinizi ana karakter gibi hissediyorsunuz bir süre sonra ve kitapta olup biten her şeyi, yani ana karakterin dikkat ettiği her ayrıntıya sanki direkt siz dikkat ediyormuşsunuz gibi bir his yaşıyorsunuz ki kitabı okuduğunuzda tam olarak ne demek istediğimi, bu kadar ayrıntının sizin nasıl yorduğunu hatta pek şiddetli olmayan baş ağrısına bile maruz bırakabileceğini göreceksiniz.

    Bir dönem benim düşündüğüm şeyin birebir aynısını kitapta görmek de enteresan geldi ki belki siz de yaşamışsınızdır bunu: Penaltıyı sağıma atacak, dolayısıyla ben de sağıma atlayayım. Ama ya o, onun sağıma atacağını düşündüğümü düşünürse, bu durumda soluma atarsa?. Peki ya bunu da düşündüyse ve tekrar sağıma atmaya karar verirse?...

    Böyle muhteşem bir kitap yazıp da o kitaba bu ismi vermek büyük bir şansızlık aslında. Hata demiyorum çünkü kitabın isminin ne kadar iyi olduğunu kitabı okuyunca fark edebilirsiniz ancak. Kitabın adı, onun futbol üzerine yazılmış bir kitap olduğunun sanılmasına neden oluyor.

    Dilin, iletişim kurmada ne kadar yetersiz bir araç olduğunu görürsünüz kitap boyunca.

    Bana göre nesneleri fiyat etiketleriyle tanımlayan adamdan bahsedilen kısım kitabın özeti bir bakıma.

    En kısa tanımla; mükemmel bir kitap.
  • İnce ayrıntıya dikkat!!!

    Halk için sosyal adalet mesajı getirmeyen, halk rehberliği ve özgürlük getirmeyen bir islam, diğer bütün dinlerle birdir ve muhtemelen de küfürlerle aynıdır.
  • 736 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Bunun kötü bir fikir olduğunu bilmeme rağmen Rüzgarın Adı İnceleme Denemesi #2'yi yazmaya an itibari ile başladım. Hayat benim için gerçekten çok zor. Her ayrıntıya değinmek isteyen bir insan olarak kullanabileceğim yeterli sayıda satır başı bağlacı yok. Ayrıca kitap 730 SAYFA! Bir şey atlamadığımdan emin olmak... Wayward Son yakında rüyalarıma girecek seviyede olduğundan, bu yorum kötü de olsa iyi de olsa 'Rüzgarın Adı - Kitap Yorumu' başlığı altına girecek. O yüzden, let's do it!

    Rüzgarın Adı benim epik-fantastik türünde okuduğum ilk kitaptı. Bu ortamın güzelliği sağ olsun daha önce ilgimi çekmeyen harika türleri, kitapları ve yazarlara ilgi duymamı, keşfetmemi sağlıyor. Epik-fantastik'e beni en çok çeken insan ise Sare oldu, bu yüzden ona buradan öpücükler gönderiyorum.

    HER NEYSE.

    Bu kitabı seven birkaç sevdiğim insan vardı. Ayrıca bazı arkadaşlarım (beyza!!!) üzerimde psikolojik baskı uyguladıkları ve ben de rs'de okuduğum için, birkaç ay gözümü korkutmasına rağmen okumaya başladım. (bir cesaret öyküsü) Çünkü kalın da olsa herkes tarafından bu kadar sevilmişse iyi bir kitaptır ve beni bu berbat durumdan kurtabailir diye düşündüm. Öyle de oldu.

    Bundan sonra yazacağım şeyleri kafam rahat yazmak için neden tam puan vermediğime bir açıklık getirmek istiyorum, çünkü bu ayrıntı hariç geriye kalan her şey sevdiğim şeyler olacak. Kitaba tam puan vermeme nedenim beklentimin yani gerçekten çok çok fazla olmasından kaynaklı birazcık aşağıda kalması, ve çok sevsem de bir şey eksik gibi hissettirmesiydi. Yani gerçekten güzeldi ve aşırı keyif aldım okurken ama bana yazılan şeyleri düşününce bir duraksıyorum, ben aynı tutkuda olmadığım için. Evet, bunu belirttiğime göre artık resmiyeti bırakıp eğlenmeye geçebiliriz.

    Of, daha o kısma varmış. Öncelikle, ben bir film izleyeceksem ya da kitap okuyacaksam mutlaka konusunu okurum. Okuyacağım ya da izleyeceğim şeye daha kolay adapte olmak için. Yorumları kitaptan önce okumayı pek sevmem çünkü spoi olmasa bile genelde okuma zevkimi baltalayacak bazı detaylar verilmiş olur ve heyecanım gider. Rüzgarın Adı'na başlamak bir de bu açıdan zor oldu benim için.. Bu türde ilk kitap, tuğla gibi, ve adam gibi konusu da yazmıyor! Eğer benim gibi olanlar varsa diye, konusundan ufak bahsedeceğim.

    Şöyle ki, kitabın arkası gerçekten kitabın özeti. Siz kitabın başlarında Kvothe kim, neci bu böyle falan bilmiyorsunuz bu yüzden her şey anlamsız geliyor. Hiçbir şey anlamadan kitabı okuyorsunuz. Sonra Kvothe gece vakti adamın biri ile karşılaşıyor, yaralanınca onu hanına götürüyor ve adam uyandığında bir bakıyoruz ki, adam Katip. Ve bizim hancı Kvothe'yi görünce de, "Sen gerçekten osun," diyor. Tabii siz hala, "noluyo yha?" modundasınız. Neyse birkaç diyalog sonunda Kvothe o Kvothe olduğunu kabul ediyor ve hatırlamadığım bir şekilde Tarihçi'ye hikayesini anlatmayı kabul ediyor. Bunun için de üç gün istiyor: Kralkatili 1. gün. 2.gün GİZEM BU! North Peralta, saygılar. Ve hikaye başlıyor. Yani hikaye, Kvothe'nin öyküsünü anlatması. Umarım anlatabilmişimdir. (Kvothe'nin nesinin özel olduğunu bilmediğiniz ki ben de hala pek bilmiyorum başlarda yine anlamayacaksınız ama hikaye ilerledikçe yavaş yavaş pekte sıradan biri olmadığı anlaşılıyor zaten)

    Şimdi, yüksek ihtimal bu benim dikkat bozukluğum, düşük IQ seviyem ve sinirlerimi altüst eden sıcaklıklar yüzünden kaynaklandı ama ben ilk 300 sayfa boyunca (ya da daha iyimser olarak 200 diyeyim) kitaptan pek tat alamadım. Yani bir şeyler anlamanıza rağmen tam da anlayamazsınız ya, öyleydi. Kafamda yavaş yavaş ortaya çıkan bir resim vardı, tüm o anlatılan kısa öyküler daha büyük bir hikayeyi görebilmek içindi ama bu olana kadar kafam çok karışıktı. Tehlu, Chandralılar falan derken her şey birbirine girdi. Ama yine de Kvothe'nin sokak çocuğu olarak geçirdiği üç yılı okumak çok da sıkıcı değildi çünkü bin bir türlü şey ile mücadele etmek zorunda kalıyordu.

    Tamamiyle en sevdiğim, hiç sıkılmadan, eğlenerek ve gülerek ve daha da çok anlayarak okuduğum kısımlar, Kvothe'nin sokak çocuğu hayatı bitip Üniversite çocuğu hayatının başladığı kısımlardı. Kvothe nihayet banyo yaptığında, güzel bir yemek yediğinde O KADAR mutlu oldum ki anlatamam. Mülakatı geçip Üniversite'ye kabul edildiğinde ise rahat bir nefes verdim.

    Gerçekten Üniversite kısımlarına BAYILDIM. Kvothe'nin orada edindiği arkadaşları Simmon, Wilem o kadar tatlılardı ki. Üçünün arkadaşlığı gerçekten çok güzeldi ve kitapta iyice adapte olmamda Kvothe'ye Üniversite'ye adapte olmasında yardım ettikleri gibi yardım ettiler. (Tabii Ambrose ile atışmaları da gerçekten çok yardımcı oldu, tabii Ambrose sınırı aşana kadar. Ama oraya kadar olan kavgalarını okumak aşırı eğlenceliydijfdkfg) Onların olduğu çoğu yerde ya bir yeri tekrar tekrar okuyup güldüm ya da yüzümde bir sırıtışla okudum. Simmon'un masumiyeti, nezaketi ve korumacı tavrı, Wilem'ın soğuk kişiliğinin arkadaşlarının yanında eriyip gitmesi ve pek konuşmasa da içten içe arkadaşlarını hep kollaması gerçekten çok güzeldi ya, canım bebeklerim benim T^T Kvothe onların değerini daha iyi bilseydi keşke...

    Ve bir diğer sevdiğim toplulukta, öğretmenlerdi. Tabii Hemme dışında. Genel olarak hepsi de çok tatlı geldi bana. Ama en sevdiklerim Kilvin ve Elodin oldu (tabii kitapta daha çok onlar geçtiği için onları daha iyi tanıyabildim) Kilvin'in öğrencilerinin hep arkasında olması ve birazcık da babacan gelmesi nedeniyle ona çok kanım ısındı. Elodin ise...

    Canım Elodin'im... Zeki, komik, sempatik ve kaçık... Patrick'çiğimin ben aşık olayım diye oluşturduğu bir karakter kısacası. AŞIRI SEVDİM. Kvothe Re'lar olmak için tabii ki en zor yolu seçeceğinden Elodin'i tercih edeceğini biliyordum ve bunu söylemek için Elodin'in yanına gittiği bölümde o kadar güldüm ki, HARİKAYDI. Hala açıp açıp okuyorum. Elodin o kadar iyi bir karakter ki, Kvothe kırbaç cezası alıyor, sırıtıyordksjdd. Ambrose Kvothe'yi yazdığı şarkı için şikayet ettiğinde ortam gerim gerim geriliyken ŞARKIYI SÖYLÜYORJFDKDJF. Elodin'in olupta gülmediğim tek bir bölüm yok gerçekten aşırı aşırı sevdim onu. Ve bir şey olupta Kvothe ve ikisinin yolları ayrıldığında biraz hayal kırıklığı yaşadım. Çünkü Elodin'i çatlak yapan gizemin ne olduğunu hala öğrenememiştim.

    Amaa, kitabın sonlarına doğru, Elodin yeniden olaylara dahil oldu ve İKİNCİ KİTAP İÇİN SABIRSIZLANIYORUM.

    Şimdiye dek kronolojik olarak sevdiğim şeylere başarıyla değinebildiğimi düşünüyorum. Ama sırada hoşlanmadığım bir şey var: Kvothe'nin sevdiği kadın. Yani ıgghh. Şimdi spoiler olmasın diye sağ kulağı sol elle göstereceğim. Şimdi bu Kvothe gördüğü her kadına güzel diyor Bast'ın dediği gibidjkdjfd, yok onun eli şurama dokundu yok saçı burnuma değdi... Haliyle siz de 'aha! kvothe'nin seveceği kadın bu!', sonra 'hayır bu!', 'tamam, eminim, bu!' oluyorsunuz. Açıkçası ben 3-4 kez yanıldım ve kitaba dahil olan her yeni kadında fikrimi değiştirdim. Ama hepsi Kvothe'nin anlatımının suçu.

    Ve bu nihayet kadınını bulduğunda, şoklar şoku. (Bu anlatım gerçekten hoşuma gitmedi ama o zamanlar sevdiği kadın tabirleri olduğu için bu şekilde yazıyorum) Yani, belki bu kadar şaşıran benimdir ama ben hiç o kız çıkmasını beklememiştimdjdkf baya sürpriz oldu benim için. Ve yine Kvothe sağ olsun ama ben cidden hiç sevemedim onu. Yani, kanım bir türlü ısınmadı ve Kvothe ondan bahsettikçe, neymişsin be!! falan oldum. Ayrıca Simmon ve Wilem'ı ekip durması da hislerime hiç yardımcı olmadı.

    Kitap son yüz sayfasına kadar bu seğirde gitti ki benim için hava hoştu çünkü ben eğlence mekanımda gayet eğleniyordum. Ama sonra, (kronolojik sıralamamda büyük bir hata yaptığımı fark ettim şuan :() Neyse, burada ufak bir anlatayım, kusura bakmayın artıkddkfjf

    Şimdi bu Kvothe Üniversite'ye falan gitti, biliyorsunuz. Ama gitmesinin iki ana nedeni vardı:

    1- Arşiv'deki bin çarpı bin kitap.
    2- Bu kitapların içerisinde Chandrialıları nasıl alt edebileceği hakkında bir şey bulacağını düşünmesi.

    Çünkü Chandrialılar da tıpkı herkesin ağzında dolaşan diğer öyküler gibi sadece bir efsaneydi. Ta ki Kvothe onları gözleriyle görene ve içlerinden birisi ile konuşana dek. Ve onlarla karşı karşıya gelmesinin nedeni de vardı ama spoiler olacağı için yazamam. Ama Kvothe'nin hayatını mahvedecek türden bir şeydi. Ve Chandrialıların bunu yapmasının tek nedeni ise, bir şarkının söylenmesiydi. Bu andan itibaren de Kvothe o an yapamayacak olsa bile onlardan intikam alacağına yemin etti.

    Kitap boyunca Chandrialılar'ın olayının ne olduğunu ve neden onlar hakkında söylenen her şarkıyla değil de belirli olanlarla ilgilendiklerini merak ettim. Yani o söylenen şarkının farkı neydi? Kvothe'de bunu merak ediyordu ve bir cevap bulma umudu ile Üniversite'ye gitti işte.

    Ama oraya gider gitmez cevapların peşinde koşamadı. Birkaç ay sadece okulunu okudu, derslerine çalıştı. Yani yukarıda bahsettiğim eğlence zamanlarını geçirdi. Ama kiabın son yüz sayfasında, kulağına Chandrialılar hakkında bir şey çalındı ve Kvothe de vakit kaybetmeden Chandrialıların en son gördülüğü kasabaya gitti. Bu noktada ne yazacağımı bilmiyorum çünkü kasabada yaşadığı hiçbir şeyi yazamam sonuç olarak... orada kiminle karşılaştığını da... o yüzden garip bir şekilde bu paragrafı bitiriyorum...

    Kitabın sonunda ise zaten akşam oluyor, herkes yatmaya gidiyor ama daha sonra Tarihçi ve Bast ufak bir konuşma gerçekleştiriyor ve başta Tarihçi'nin hop diye hikayenin içine düşmesi daha mantıklı bir hale geliyor. Açıkçası o kısımların nasıl olup bittiğini pek idrak edememiş ben için gerçekten rahatlatıcı bir konuşmaydı. Tabii Tarihçi için aynısını söyleyememddkd Sonra da kitap bitiyor.

    Değinmediğim tek şey ise, Bast. Kvothe geçmişini anlattığı için onun ve Tarihçi'nin hikayede çok az olması gerçekten can sıkıcı çünkü ikisini de çok sevdim. Yani başlarda daha çok seviyordum ama sonra olaya Simmon ve Wilem dahil oldu ve onlar biraz arka planda kaldılarhdjdf ama hala daha seviyorum onları da. Bast ve Kvothe'nin yollarının nasıl kesiştiğini de çok merak ediyorum ve sonuçta bu tanışmada geçmişte kaldığından ikinci kitabın sonlarına doğru da olsa öğrenebilmeyi umut ediyorum. (Ve Bast Kvothe'ye aşık mı? Delireceğim ya djdkf Başta buna emindim, ama sonra Tarihçi'ye vurulduğunu düşünmeye başladım. Kime aşıksın Bast?!)

    Ve geriye söylenecek başka bir şeyde kalmıyor. Ben beklenti kurbanı oldum, bu yüzden kitap biraz eksik hissettirdi. Ama yine de gerçekten çok iyi bir kitaptı. Oluşturulan dünya, karakterler, öyküler o kadar emek harcanmış ve güzeldi ki, okurken gerçekten aşırı keyif alıyorsunuz ve bu kadar kalın olmasına değiyor. Yazarın 7 yıl uğraştığını gerçekten hissediyorsunuz yani. Gerçekten aşırı sağlam bir kitaptı. Tuğla gibi. (Kelime oyunu yaptım :P) Ve gözünüzü korkutmanıza da gerçekten gerek yok çünkü kitabın dili gerçekten zor değil, benim ilk tecrübemdi ama okurken hiç zorlanmadım. Sizin zorlanacağını da düşünmem çünkü ZOR DEĞİL. Korkmayın dostlarım.

    Cesaret konuşmamı yaptığıma göre de, artık gidiyorum! Okumanız tavsiye edilir! En kısa zamanda ikinci kitabı okuyabilmek dileği ile... (umarım aklıma sonradan eklenecek bir şey gelmez) Bu kadar.
  • 224 syf.
    ·7 günde·Puan vermedi
    Okuma rutinim zaman zaman kesintiye uğrayabiliyor. Bir şeyler açıp okumaya çok istekli olsam da okuduklarıma adapte olamıyor ve kitabı sürdüremiyorum bazı dönemlerde. İşte ben böyle zamanlarda tekrar rutinimi sağlayayım diye hep Ahmet Ümit okurum. Okuyanlar mutlaka bilirler ki üslubu sizi sıkmaz, sanki kitabı siz okumuyormuşsunuz da yazılanları su üzerinden izliyormuşsunuz gibi akar gider hikaye.
    .
    #aşkımızeskibirroman Ahmet Ümit ‘in son kitabı. Kitabın ismi “Aşkımız Eski Bir Roman” olsa da kitabın formu roman değil. İçinde üç öyküden oluşan üç farklı cinayeti anlatan bir başkomiser Nevzat kitabı. Kitapla ilgili en çok eleştiri alan yer cinayetlerin ve kurgunun anlaşılır olduğu ve anlatımın basit kaldığı olmuş. Diğer Başkomiser Nevzat kitaplarına göre tabiki daha kısa anlatımlar ve basit gündelik denebilecek cinayetler vardı. Fakat şunun üzerinde özellikle durmak isterim ki kitap bir roman değil. Öykü kitabı. Öykünün kendi formu itibariyle kısa ve ayrıntıya girmeyen bir tür oluşunundan dolayı bu kitabın anlatımı kısa ve basit olmuş eleştirisinin çok yerinde olmadığı düşüncesindeyim. Ve ayrıca ülkemizde sürekli cinayetlerler yaşanıyor. Ardı arkası kesilmeyen cinayetler.. Bence #ahmetümit bu kez toplumsal cinayetlere de dikkat çekmek istemiş. Evet katil kimdi hemen çözdük okurken ama senaryolar çok tanıdık geldiği için sürekli kadınlar , çocuklar ya da birileri öldürüldüğü içindi bu. Ülkemizin gerçeğiydi yani..
  • 488 syf.
    ·10/10
    #masaldankitaplik
    Yepyeni bir yorumla merhaba sevgili dostlar. Bu seriyi tekrar okumak hayatımda yaptığım en güzel şeylerden birisi sanırım. İç dünyamız öyle farklı bir yapıya sahip ki neredeyse 3 yıl önce okuyup da yazım tarzı ağır gelen bir kitabı, şimdi çok akıcı ve okunması kolay bir kitap olarak algılayabiliyorum. İnsan kendini geliştiriyor arkadaşlar. Bunun en bariz örneğini okuduğunuz kitapları tekrar okuyunca göreceksiniz. Neyse, gelelim konumuza. Bu kitap Kızıl Yükseliş’ten sonra gözümde nirvanaya ulaşılmasının sembolü haline geldi. Kesinlikle ama kesinlikle ilk kitaptan çok daha muhteşem olduğunu söylemeliyim. En başta Darrow haricindeki diğer karakterleri daha yakından tanıma fırsatı bularak onların da iç dünyalarını inceleme fırsatı buluyoruz. Karakterleri daha yakından tanıyınca daha çok sevdim elbette. Benim bu kitapta en sevdiğim karakter Sevro oldu tabi ki. Sevro’yu ilk okuduğumda da sevdiğimi hatırlıyordum ancak aşkımın tam olarak ne zaman başladığını ikinci kitaba geçene kadar anlamamıştım. Meğer aşkımız ikinci kitapta başlıyormuş. Sevro çok değişken bir karakter aslında. Bazen Sevro’nun ciddiyetten kasılmış ortamları dahi mizah duygusuyla yerle bir etmesini okuyorken bazen de o gergin ortamı daha da alevlendirdiğini görebiliyoruz. Lafını hiçbir şekilde esirgememesi ise en çok güldüğüm durumlardan birisiydi. Sevro benim için bambaşka bir karakter. İçselleştiremesem de benimsediğim birisi. Sevro’dan bu kadar bahsettiğim yeterli sanırım. Gelelim Darrow’a. Darrow’u da sevdiğim karakterler arasında saymakta çekinmem ancak o bir Sevro değil sonuçta. Darrow kişisel olarak çok saygı duyduğum bir karakter oldu her zaman. Olaylara karşı duruşu ve tavırlarını hep takdir ettim diyebilirim. Özellikle bu kitaptaki kritik kararlara karşı verdiği cevaplar bence çok başarılıydı. Kısaca konusundan bahsedecek olursak Darrow bu kitapta Agustus hanesinin süvarisi olarak yer alıyor. Ayrıca Eşsiz Yaralı konumuna yükselerek piramitin en tepesindekilerin yanında yerini alıyor. Ancak bazı durumlar neticesiyle Başvali onu satmaya niyetleniyor. Olaylar zaten o gün kopuyor ancak çok fazla ayrıntıya girip de ilk kitabı okumayanlar için spoiler vermek istemiyorum. Bu kitapta Kısrak’ı sevdim diyemem gerçekten. Zaten Kısrak pek sevdiğim bir karakter olmadı hiçbir zaman. Bir de kitabımıza katılan yeni bir karakterimiz var. Adı Ragnar. Ragnar Sevro’dan sonra sevdiğim ikinci karakter olması sebebiyle gönlümdeki yeri çok ayrı. Duruşu ve böylesine sadık oluşuna hayran kaldım. Karakteristik yapısı obsidyen olmasından kaynaklı çok sert olsa da tertemiz bir kalbe sahip. Bu kitapta kast sisteminin acılarını çok daha net görebiliyoruz. Sadece kızıllara değil, pembelere morlara yeşillere ve diğer renklere yapılan zulümler yüreğinizi yakıyor. Ben en çok kızıllara üzülüyorum kesinlikle. Tüm renkler bazı sebeplerden (söylersem spoiler olacak) doğan acıları çekerken Kızıllar habersizce aynı acılardan her gün muzdarip oluyorlar. Bu kitabın sonu ise resmen bomba gibi bitti. Şoklar içerisinde ağzım açık bir vaziyette okudum resmen. Ayrıca kitapta bir sayfada gülerken bir sonraki sayfada hüngür hüngür ağlayabiliyorsunuz. Duygu silsilesi içinde boğulmamaya dikkat edin. O kadar çok duygu geçişleri var ki inanın şaşırıyorsunuz. 3. kitaba başlamamak için kendimi aşırı zor tutsam da biraz ara verip özlemek ve seriyi çok daha severek okumayı istiyorum. Benim ilk kitaba göre açık ara en sevdiğim kesinlikle bu kitap oldu. 3. kitabı okuduktan sonra kararım değişecek mi bilmiyorum. Bu seriyi hala okumayanlarınız varsa 18 yaş üstü olmanız önerisiyle kesinlikle tavsiye ediyorum. Benim aşık olduğum serilerden birisidir bu seri. O halde ben gidiyorum. Sevgiyle kalın.
    Puanım: 5/5