Yoruluruz ve yorgunluğumuzu emeğimizin bir nişanı sayarız. Oysa bitkinliğimiz, verdiğimiz mücadelenin bizi bir yere götürmeyeceğini bilmemizden kaynaklanır. Anlamsızlık yorar. Umutsuz debeleniş yorar. Bir yere doğru son surat koşup hiçbir yere varamamaktan yoruluruz..."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Direttiğimiz her yol bizi aydınlığa kavuşturmaz. Bazıları çıkmaz sokaklarda biter. Bu yollardan ne kadar erken dönersek o kadar iyi olduğunu biliriz..."
Her halimizin geçici olduğunu biliriz.Ama sanki bütün duygularımız, düşüncelerimiz, hallerimiz sonsuza dek sürecek gibi gelir.Kendimizin ve sevdiklerimizin ölüme yazgılı olduğunu fark ettiğimizde öyle bir sarsılırız ki, beynimiz deneyimlerimizin özel ve sonsuz olduğunu hissettirir bize. Marcus Aurelius, kendine, "Hepimizinki günübirlik hayatlar; hatırlayanın, hatırlanandan farkı yok, bil ki çok geçmeden hiç kimse ve hiçbir yerde olacaksın,' diye hatırlatırken aynı gerçeği sunar: Geçici olduğumuzu bilmek yetmez, bunu idrak etmeliyiz..."
"Bugün birçok nörobilimci, yalnızlık hissini, beynimizin beklediği sosyal etkileşimi istediği kalitede alamaması olarak tanımlar.Açlıkta ve susuzlukta olduğu gibi, beynimiz yeterli sosyal etkileşim almadığında dopamin salgılar ve bizi eyleme çağırır. Ancak sosyal
etkileşime ne kadar ihtiyacımız olduğu birçok faktöre göre değişir.
Örneğin içe dönüksek, az kişiyle görüştüğümüzde bile dopamin
damlaları büyük olur, etkileşim kovamız hemen dolar, fazlası sıkıntı verir. Dışa dönüksek, dopamin damlalarımız küçük olur, kovamızı doldurmak için daha fazla sosyal etkileşime ihtiyaç duyarız..."