“ — Bunlar yabancı kelimeler değil Çaylak. Bunlar bizim çok değil yüz sene kadar önce günlük hayatta kullandığımız kelimeler.
— Ama artık kimse onları kullanmıyor. Eskimiş kelimeler bunlar.
— Kelimelere, çalı süpürgesi, eşek semeri, tel dolap ya da enfiye kutusu gibi artık işlevini yitirmiş ve kullanımdan kalkmış eşyalar gibi davranamayız Çaylak. Onlar Âdem Peygamber’den beri ruhumuzda taşıdığımız duygu ve düşünceleri görünür kılan rengarenk ve farklı elbiselerdir. Eğer onlara yabancılaşırsak, görünür kıldıkları duygulara da yabancılaşırız.”
“Duygularımızı ve düşüncelerimizi, ruhumuzun derinliklerinde yaşayan görünmez varlıklarmış gibi düşün. Onları görünür hâle getiren kelimelerdir. Sadece başkalarının gözü için değil, bizzat kendimiz için de öyledir.”
‘’— Kimin bu kadar çok kelimeye ihtiyacı olur ki ? Sadece gevezelerin …
— Eğer yeterince kelimen olsaydı böyle bir soruyu hiç sormazdın.
— Benim yeterince kelimem var !
— Bundan o kadar emin olmamalısın !
— Canım ne isterse onu anlatabiliyorum. Ve o kadarı da bana yetiyor !
— Demek o kadarı sana yetiyor, öyle mi ? Peki ama “O KADAR” aslında “NE KADAR” hiç düşündün mü ?”
“Kasabalı, sadece bir yaşam merkezinin bile nelere mal olacağını o küçücük dört çocuk sayesinde anlamıştı. Akıl yaşta değil baştaydı işte. Her şey sadece düş kurmaya ve kendine inanmaya bağlıydı. Bir de hayal gücü balonunu patlatan şeylerden uzak durmaya.”