Bir başkasında kendimizi seyredeceğimiz, kainata baktığımız zaman yaratılışdaki güzelliği seyredeceğimiz aynalar görmek yerine, sadece kendi suretimizi gösteren mücessem aynalara ihtiyaç duyuyoruz.
Size bir ayna tutulduğunda, bilin ki sizin aynanız da karşı tarafa tutulmuş demektir. Ve iki paralel aynanın arasına bir ışık koyarsanız sonsuz defa birbiri için de aksedecektir. Dolayısıyla insan var olmak için başka bir aynaya ihtiyaç duyar. O aynada dosttur.
İnsana, zihinsel ve mantıksal bir takım kuralların verildiği gibi hâlden anlama kabiliyeti de verilmiştir. Bu yeteneği geliştirebilirseniz yaşamdan zevk alırsınız; geliştirmeseniz çok müreffeh bir hayat yaşasanız da ondan bir zevk alamazsınız. Bunun için de biraz yavaşlamalı, daha dikkatli, rakik, yani duygusal düşünmeli, karşınızdaki her insanın, yaşadığınız her vaktin size bir emanet olduğunu unutmamalısınız. Mülaki olduğunuz her insan size bir emanet; babanız, anneniz, eşiniz, evlatlarınız, torunlarınız, dostunuz, mektep arkadaşlarınız, iş arkadaşlarınız, mahalledeki kişiler… Hepsi aynı Allah’ın kulu.
Çünkü köksüzlüğün hastalığıdır anksiyete. Beton blokların arasında tabiat parçası görmeksizin yaşıyoruz, birisi buna ‘doğa yoksunluğu sendromu’diyor. Hakikaten pek çok genç ellerine bir yaprağı almadan, yaprağın pütürlü dokusunu hissetmeksezin büyüyorlar.