devil's good intention, bir alıntı ekledi.
30 dk.

***
Düşünmeğe ve değerlendirmeye pek az yetenekli oldukları halde, kitleler, fiil ve harekete pek yetenekli görünmemektedirler. Bugünkü teşkilatları, kuvvetlerini büyük ölçüde arttırmaktadır.

Kitleler Psikolojisi, Gustave Le BonKitleler Psikolojisi, Gustave Le Bon

Bazı kitapları değerlendirirken, diğer okuyuculara net fikirler versin diye objektif davranmaya çalışırım. Benim gözümden, eğrisi doğrusu neyse onu belirtirim elimden geldiğince. Ama bazı kitaplar da var ki, onlara duygusal yaklaşmamak elde değil. Sonuçta profesyonel eleştirmen değilim ve burada da zaaf göstereceğim bir konu var halihazırda: Futbol.
Futbolla ilgilenen bir çoğumuz, çocukluk veya delikanlılık çağlarımızda şunu bir kez de olsa aklımıza getirmişizdir: Biz kendi ülkemizin futbolunda kendimize yer bulamıyorsak, öte yandan yetenekli olduğumuzu düşünüyorsak, acaba başka bir ülkede, mesela futbolun nispeten az ilgi gördüğü bir yerde oynasak nasıl olurdu? Bu fikirle kendimizi hayaller alemine daldırır, haritada yerini gösteremeyeceğimiz yerlerin futbollarında, kendimizi o toprakların Sheva'sı, Pirlo'su, Maldini'si veya Oliver Kahn'ı hayal ederdik. İşte bu adamlar işi hayalden öteye taşımışlar. Bizim milletin kronik rahatsızlığıdır zaten. Hayal eder ama bir şekilde eyleme dökemeyiz, elin adamı ise canını dişine takıp hayalinin peşinde koşar.
İki sıkı dost, Paul ile Matt, İngiltere'nin turnuvaya katılma ihtimalinin, Andorra gibi güçsüz bir takımın Rusya'yı yenmesine bağlı olması sonrasında bir karar verirler: Futbolda güçsüz bir ülke bulup o ülkenin vatandaşı olacaklar ve milli formayı giyecekler. Fikir güzel, lakin bürokrasi ve kurallar diye bir şey var. Sonrasında kafalarındaki roller biraz değişime uğrasa da hedeflerine doğru ilerliyorlar ve o ülkeyi buluyorlar: Mikronezya Federal Devletleri'nden küçük bir ada ülkesi Pohnpei. Kitabın adını gördüğümde bunu bir kişi adı sanmıştım ama sonrasında öğrendim ki ülkenin adıymış. O kadar bilmediğim bir ülkeydi yani. İşte yağmurlarla ve nemle yoğrulmuş, tarihi boyunca türlü ülkelerin gelip geçtiği, savaşlar, isyanlar ve sömürgeler sonucu bugünlere gelmiş bu topraklar, artık futboluyla kendini ispat etme yoluna girecektir kahramanlarımız sayesinde. Yalnız her yabancının, bilmediği bir yerde başına gelebilecek türlü zorluklar ve olaylar, bizim iki İngiliz kafadarın başına da gelecek haliyle. Her şey güllük gülistanlık olacak değil ya. Hikaye bu doğrultuda ilerliyor ve bizimkilerin amacı, tarihinde hiçbir resmi galibiyeti olmayan bu ülke takımına bir galibiyet de olsa kazandırabilmek.
Kitabın anlatımı akıcı ve güzel. Çeviri de hoşuma gitti, aksaklık göze çarpmıyor. Amatör ruhu ve bu ruha eşlik eden heyecanı, azmi ve başarıyla gelen katıksız sevinci derinden hissediyorsunuz okurken. Tek sorun, karakter fazlalığı oldu benim için. Ama okurken bir yerden sonra aşina oluyorsunuz isimlere ve karakterlere. Hatta içlerinden kendinize yakın hissettikleriniz dahi çıkabiliyor. Futbolu seven herkesin okurken keyifli vakit geçireceğini düşünüyorum.

Anıl Kaya, bir alıntı ekledi.
1 saat önce

"..Herkes temel erdemlerden en az birinin kendisinde bulunduğundan kuşkulanır ya, benimkisi de bu: Ben, ömrümde tanıdığım en dürüst birkaç kişiden birisiydim.."

Muhteşem Gatsby, F. Scott Fitzgerald (Sayfa 57)Muhteşem Gatsby, F. Scott Fitzgerald (Sayfa 57)
Minegedik, Fedailerin Kalesi Alamut'u inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Hasan Sabah'ın Alamut Kalesi'nin fedailerinin ve cennet bahçelerinin hikayesi .
Bir tarafta güzel köleler, bir tarafta da fedailer. Müthiş bir kurgunun , hayal gücünün, sırların başarıyla anlatıldığı bir eser.
Hasan Sabah'ın dini kullanarak insanları nasıl oyuncak haline getirdiği, kurduğu sahte cennet, tarih , bu kadar güzel ve akıcı anlatılabilirdi.
Hayran kalmamak mümkün değil. Ne yazsam az bence enfes bir kitap .

Mine Bahadır, Açlık'ı inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · 15 günde · Puan vermedi

-İLK  İNCELEMEM-    :))

RİCA EDERİM OKUMADAN BEĞENMEYİN!!

 Zira beğenileriniz benim için önem taşıyor.

    Açlık, Hamsun' un en ses getiren romanı olarak bilinir. Üslup bakımından gayet sade ve akıcı, yazarın 'gerçeği' okuyucuya her cümlesiyle hissettirdiği bir roman. Aslını isterseniz bu kısımları uzatmadan geçmek kitabın beni derinden etkileyen noktalarına değinmek istiyorum.

Öncelikle belirtmek isterim ki; bu kitabı evimde, rahat koltuğumda okumaktan vicdan azabı çekmedim değil. Mantık sınırlarımı zorlayarak bu azabı az da olsa hafifletmek için kitabı her gün iftara yakın saatlerde okumaya karar verdim. Ciddiyim. Böylece karnım daha aç olacak ve 'Açlık' elimdeyken Tangen ile az da olsa aynı duyguyu paylaşabilecektim. Peki ya işe yaradı mı?? Aslını isterseniz hayır! Çünkü yaklaşık 1-2 saat sonra harika bir şekilde donatılmış bir sofranın beni bekleyeceğinden emindim. Ama bu Tangen için aynı mıydı? Haliyle onu tamamen anlamam imkansızdı...

Evet. "Neden okursun şu kurmaca şeyleri!" der annem, babam.

Neden mi okurum anne, baba?

Bugün giydiğim kıyafeti bir daha giymek istemeyen ben,
haftalardır terden kaskatı kesilmiş aynı gömleği giyen Tanden'in göbeğinde açılan yaraları bilmediğim için,

"Üff anne! Ispanağı sevmediğimi biliyorsun!" diyen ben,
Tangen'in iki günlük açlığına dayanamayarak yolda yürürken alıp emdiği taş veya talaşla açlığını bastırmaya çalıştığını, "Ömrüm bir mercimek çorbasına fedadır!" dediğini bilmediğim için,

Ve yine ben,
Tangen' in gazete için yazdığı yazılarını yazıişlerine götürürken karşıda olumsuz izlenim bırakmamak için aşınmış dizlerini tükürüğü ile ıslattığını bilmediğim için okurum...

Evet anne, evet baba! Bilmediğim için okurum. Ve kendime acırım Tangen' e değil...

Kalfadan çaldığı para için,
"Ne yaptın o parayı?" diye sorulduğunda
-Yaşlı, yoksul bir kadına bağışladım.
Ben, buyum işte. Yoksulları düşünürüm ben!
diyen Tangen.
Ahh Tangen...

Sen de bir yoksul değil miydin? Açlığa o kadar alışmış olduğun için artık miden bir şey almıyor, içtiğin suyu bile kusmuyor muydun?

Hayır hayır! Sen yoksul değildin. Bendim yoksul! Ben ve benim gibiler...


Okumuş olmanın verdiği mutlulukla demem o ki ; okuyanlar okumayanlara tavsiye etsin. :)

Zamanızı ayırdığınız için teşekkür ederim. :)

Deniz Demirsoy, bir alıntı ekledi.
2 saat önce

Allah gecinden versin, Reha Muhtar öteki dünyaya gitmiş. Demiş ki zebaniler: – İyi adamsın, ama birkaç kişinin de günahını almışsın. Cennete gideceksin, ama önce cehennemde biraz ceza çek, sonra cennete yollayacağız. Reha ağabeyimiz cehennemde hafiften yanıyor. Bir ay, üç ay sabırla bekliyor, ne zaman cennete geçeceğim, diye. Bu arada zebaniler yanından geçerken hepsinde hafif bir sırıtma. Sonunda Reha Muhtar dayanamamış sormuş: – Kardeşim ne zaman geçeceğim cennete? Zebaniler sırıtmış: – Az sonra!

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı, Ahmet Şerif İzgören (Sayfa 8)Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı, Ahmet Şerif İzgören (Sayfa 8)
Deniz Demirsoy, bir alıntı ekledi.
2 saat önce

Ya çok iyi kitaptır; içten, sakin ve bilgedir ya da hayatınızın en zor, en ihtiyaç duyduğunuz döneminde karşınıza çıkmıştır. Elinize aldınız mı, gülümsersiniz. Herkese anlatırsınız. Kitap onlarca yıl yaşasın diye. Çünkü kitapların da ömrü var, insanlar gibi. Çok az kitap sonsuza dek yaşar. Ömrü sizin ona ayırdığınız vakittir.

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı, Ahmet Şerif İzgören (Sayfa 8)Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı, Ahmet Şerif İzgören (Sayfa 8)
Şeyma Öztürk, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

“Her biri bir diğerinden daha çekici ve daha ağız sulandırıcı, her biri bir öncekinin boşluğunu dolduran ve ‘bir sonrakine el atmak için zemin hazırlayan’ fırsatlarla dolu bir dünyada yaşamak, nefes kesici bir deneyimdir. Böyle bir dünyada pek az şey önceden belirlidir ve çok daha azı kesin ve değiştirilemezdir. Yenilgilerin pek azı kesin yenilgidir ve olsa bile, talihsizliklerin çoğu tersine çevrilebilir; fakat hiçbir zafer de nihai değildir. Olasılıkların sonsuz kalabilmesi için hiçbirinin değişmez gerçekliğe dönüşüp katılaşmasına izin vermemek gerekir. Sıvı ve akışkan olarak kalmaları, diğer fırsatları ulaşılamaz hale getirmesinler, gelecek maceraları daha tomurcuk vermeden soldurmasınlar diye üzerlerinde bir ‘son kullanma’ tarihlerinin olması daha hayırlı olacaktır.”

Akışkan Modernite, Zygmunt Bauman (Sayfa 103 - Can Yayınları, 2.baskı, 2017.)Akışkan Modernite, Zygmunt Bauman (Sayfa 103 - Can Yayınları, 2.baskı, 2017.)
Mehmet Ali Yıldırım, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

- "hakikat"; kendisini üreten ve destekleyen iktidar sistemleriyle ve kendisinin meydaha getirdiği ve kendisini yataratan iktidar etkileriyle döngüsel bir ilişki içindedir: hakikat rejimi".

- bu rejim yalnızca ildeolojik ya da üstyapısal değildir; kapitalizmin oluşum ve gelişmesinin bir koşuluydu. Üstelik belli değişiklikler olmakla birlikte, sosyalist ülkelerde (bu noktada, hakkında çok az bilgi sahini olduğum çin örneğini bir kenara bırakıyorum) yürürlükte olan rejim de budur..

Entelektüelin Siyasi İşlevi, Michel Foucault (Sayfa 52)Entelektüelin Siyasi İşlevi, Michel Foucault (Sayfa 52)
Elçin Ertem, bir alıntı ekledi.
 2 saat önce · Kitabı okuyor

Safsatanın kanıtlanılabilirliği üzerine...
İnsan işaret ararsa bulur, her zaman böyle gelmiştir bana (...) Aşikâr işaretler, anlamlı işaretler, şaşırtıcı işaretler, kanıtlamak istediğin her şey doğrulanır sonunda; ve en az bir o kadarını da, tersini kanıtlamak istersen bulursun.

Yüzüncü Ad - Baldassare'nin Yolculuğu, Amin Maalouf (Sayfa 21)Yüzüncü Ad - Baldassare'nin Yolculuğu, Amin Maalouf (Sayfa 21)