• İnsan her zaman az buçuk suçludur.
  • Bazılarını kabul etmek diğerlerini kabul etmekten daha zordu, bazıları zaman aldı, ama en sonunda kendi içimde sahiplenemediğim çok az şey kalmıştı. Zamanla, hayatta her şeyi ve herkesi yargılayan iç sesim sustu.
  • Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan İslâmî ölçüleri bir endekse tabi tutarsak, Müslim-gayr-i Müslim dünyadaki bütün ülkelerin sıralaması nasıl olur?” Maalesef ki Türkiye için sonuç, pek iç açıcı değil.
    Dünyanın 208 ülkesi arasında yapılan bir karşılaştırma sonunda İslami ideallere en çok uyan, İslam’ın emirlerine uygun toplum yapısı oluşturabilen ülkeler belirlendi.
    Kur’an-ı Kerim’ de yer alan islam ideallerini bir endeks sonucu hesaplayan araştırmacılar İslamiyetin öne çıkardığı idealleri yerine getiren ülkeler arasında İrlanda’nın birinci sırada yer aldığını belirtirken, Danimarka ikinci, Lüksemburg üçüncü sırada yer aldı.
    Müslüman ülkeler listenin en son sırasında yer alıyor

    ABD’de bulunan George Washington Üniversitesi’nde bir araya gelen bir grup araştırmacı tarafından yapılan karşılaştırma sonunda Norveç 6. sırada yer alırken Müslüman ülkeler listenin en son sırasında yer aldı. Araştırmada öne çıkan en çarpıcı sonuç ise Kur’an-ı Kerim ideallerine uygun yaşama kıstasına en az uyan ülkenin Suudi Arabistan çıkması.

    Kur’an-ı Kerim ideallerine uygun yaşama kıstasına en az uyan ülke Suudi Arabistan

    Araştırmaya göre Kur’an’daki İslam’a en uzak yaşayan ülkelerden olan Suudi Arabisten listenin 131. sırasında yer alıyor.

    Araştırmacı grubun başkanlığını yapan İranlı Profesör Hossein Askari İslam’ın temel değerlerinin şeriat kuralları ve dine dayalı yönetimler olmadığını söylüyor.

    Türkiye 208 ülke arasında 103. sırada

    Türkiye 208 ülke arasında yapılan İslâmîlik sıralamasında 103. sırada yer alıyor. Her yıl milyonlarca Müslüman’ı misafir eden Suudi Arabistan, komşumuz İran da İslâmîlik sıralamasında ilk yüzde yer alamıyorlar. Diğerlerini saymaya bile gerek yok. Şaşırtıcı bir şekilde Yeni Zelanda, Lüksemburg ve İrlanda ilk üç sırayı paylaşırken İsveç, Danimarka, İngiltere, Norveç gibi Batılı ülkeler, İslâmîlik konusunda bize fark atıyorlar.
  • Bu yüzden seviyorum seni, bu kadar değil
    O kadar neden var ki, o kadar az
  • Ev dışında çalışan az sayıda 'modern' orta sınıftan kadın, iki kat fazla yükü omuzlamaktadır. Hem ücretli çalışır hem de aileleriyle ilgilenip ev içi işçiliğini sürdürürler.
    Kadınların eve bağlanmaları keskin sınıf işaretlerini tanımlamaya elverişli bir süreçtir. Eğridir'de bu süreç daha zengin orta-sınıf aileler ile daha yoksul küçük burjuva (esnaf), küçük memur, işçi ve köylü aileler arasındaki bir bölünmeye işaret etmekteydi. Yine de daha yoksul esnaf ve memur ailelerinin kadınları, rekabet ve sınıf atlama göstergesi olarak ev içinde bir kimlik arayışı içindeydiler. Bahçecilik, besinlerin pazar için işlenmesi, ücret karşılığı kumaş veya halı dokumacılığı gibi 'geleneksel' üretici işlerden kaçınmaktaydılar. 'Yalnızca ev hanımı' olmanın daha kolay olduğunu söylüyorlardı. Küçük burjuva ailelere dahil kadınların çoğu da, Müslüman bir kadın olmanın gereklerini yerine getirmek için evde kalmayı yeğlediğini söylüyordu. Sonuç olarak kasaba içinde ortaya çıkan sınıf farklılıkları, dinsel terimlerle de ifade buluyordu. Bu süreç, izleyen yirmi yıl boyunca ülkedeki İslâmcı politikalarda da yansıtılmıştır.
    Nancy Lindisfarne
    Sayfa 21 - İletişim Yayınları
  • Hem erkekler hem de kadınlar rakip aile üyeleri olarak ve farklı cinsiyetlerin üyeleri olmaları nedeniyle aralarındaki eşitsizliklerden doğan çelişkilerle karşılaşmaktaydılar. Ama bu çelişkilerle başa çıkmak ya da tartışmak için kadınların çok daha az fırsatları vardı. Çözülmemiş olan bu çelişkiler kadınların formel toplantılarında su yüzüne çıkıyordu. Sonuç olarak bu toplantılar kadınların hem 'laik' hem de 'dinsel' alanlarda erkeklere göre daha aşağı bir konumda oldukları şeklindeki egemen görüşün doğallaştırılmasına yarıyordu.
    Nancy Lindisfarne
    Sayfa 20 - İletişim Yayınları
  • Bir adamın içi merhametle, adaletle dolup taştı mı, kalbini tertemiz etti mi, nefsini tezkiye etti mi, zaten kitaptan okuyacağını artık kendi içinde bulur, oradan okur. Bilgi kitaptan öğrenilmez. İnsanın içinde zaten vardır. İç dünyasında, gönlünde derinleştikçe, derûnundaki o bilgiye ulaşır. Her şey insanın içinde var. Yoksa o bilgileri kitaplara yazanlar nereden bulup yazıyorlar? Gene içlerinden buluyorlar. Derinliklerinden çıkarıp yazıyorlar, gönülden. Sen kitaptan bir şey okuduğunda, dışarıdan bir şey öğrenmiş olmuyorsun ki, o şeyi kendi içinde, daha evvel, az çok bilip sezdiysen, hah diyorsun; kitapta yazanla, gönülde gezen, birbirine uyunca, tanış çıkınca, hah anladım diyorsun. Yoksa anlamak nedir? Kitap sana ne öğretir? Bir insan kendi içindeki dağları kazıp da kendi gönlündeki hazinelerle, kendi canındaki definelerle tanışmamışsa, kitapta mücevhere bile rastlasa, zaten onun kadrini bilemiyor ki, taş sanıyor. Peki kitap okunmayacak mı? Okunacak. Bazı kitap haritadır, pusuladır, kandildir, içindeki defineyi bulmana yardımcı olacak, yolunu ışıtacak. Ama içteki defineyi tanımamış olan, dışta cevher bulsa, onu taş sanıyor. Mesele içtedir. Okumaktan mana ne demiş ya Yunus