Hilâl, Arkadaş Islıkları'ı inceledi.
11 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Selam.
255 sayfalık bir kitap. Ve bu kitabın ilk 230 sayfası sizi okurken öfkeden deliye çevirebilir.
Kadının toplumdaki yeri sadece ve sadece erkeklerin elinin kiri olarak görüldüğü bir zihniyet. Kulağa ne kadar iğrenç geldiğinin farkındayım. Siz bir de okurken düşünün...

Bir aşk... Başta herşey iyi gibi gitse de, erkek, çevresinin bayat düşünce ve görüşlerine kapılır, kadına türlü hakaretler eder. Kadın gider mi gitmez mi, giderse bir daha döner mi dönmez mi orasını siz okuyun :)

Kitapta, bir kadının kendi başarısıyla bir yere gelebileceği düşüncesi sıfır. Kocasından ayrılan her kadına illa kötü yola düşecekmiş gözüyle bakılması, bir kadının şerefiyle ve onuruyla bir işe girip çalışması imkansızmış gibi görülmesi beni inanılmaz rahatsız etti.

Kadın yermeleri göz önünde olsa da, erkekler için de hoş cümleler yoktu kitapta.
Mesela, bir baba (pısırık diye adlandırılan), karısı ve çocukları tarafından "eşek suratlı baba, hıyar baba vb..." hakaretler işitir. (buraya kadar adam için üzülüyordum)

Daha sonra bu baba, arkadaşlarının gazıyla sarhoş olup karısını döver! Tabi yıllardır kocasını "pısırık" diye tabirleyen eş, bir koca dayağına hasrettir! Bu eş, bu dayaktan sonra kadınlığına(!) yeniden kavuşur! Bundan böyle istediği kadar zulmetsin, razıdır!

Kitabın 56. sayfasında asıl konunun dışında beni rahatsız eden bir ayrıntı daha var. Bunların huzur kaçırıcı konular olduğunu biliyorum. Yine de siz okuyun. Siz rahatsız olmayabilirsiniz.
"Allah vermeye, azgın boğa gibi karı kız arardık memlekette. Ama nerde? O devirde kadınlar kafes arkasında, peçe, çarşaf içindeydi." Ne bileyim, peçe ve çarşaf içinde olmayan kadınlara bir hakaret söz konusu burada bana göre. Ben kapalıyım mesela. 2 sene önce kapandım. Dışarıda gezinirken işittiğim laflara ve rahatsız edici bakışlara hem açıkken rastladım, hem de kapalıyken rastlıyorum. Yani kapalı veya açık olmak değil mesele. Mesele insan olabilmekte...
(Tepkim sadece bu söze değil.)


Ve 54. sayfada huzurumu kaçıran bir ayrıntı daha!
Bir adam var. Ne kadar iyi gibi gözükse de elinden her türlü kötülük gelebilecek bir adam. Bu adam için bir karakter şu cümleleri kullanıyor:
"Ama bakma, şimdi yağmurlar yağdı, yarıklar kapandı, ikisi de beş vakit namaz kılar, üç aylarını kaçırmazlar. Herkesin gördüğü yerde yararlı, güzel işler yapar, kellesi ensesinden ne kesilecek dürzüdür o, bilemezsin!"
Hayır ben mi çok ayrıntıcıyım ve herşeyde bir sap arıyorum bilemedim ama neden dindar olarak gözüken bir adam her türlü kötülüğü yapabilecek bir adam olsun ki?! Belki de "dincilik" dile getirildi ama yine de bu tarz konularda "din" araya girmemeli.
Kitabı eleştiriyor olarak gözüksem de yazdıklarım günlük hayatta da olan şeyler ve ben inceleme adı altında diğer konulara da değiniyorum.
Belki de bu kitap bu kadar tepkiyi hak edecek bir kitap değildi. Orhan Kemal affetsin.
Bu rahatsız edici tüm sözler hep farklı karakterlerin ağzından söylenmiş sözler. Doğrudan yazarın değil.

"Karı, karı da ne be? Saçı uzun, aklı kısa bir zavallı!" /s.94
"Babam benden besbeterdi. Vurdu mu avradın gözünü patlatırdı. Anamın bir gözü kördü tekmil!" /s95
"Karıdan korkulur mu? Saçı uzun alt tarafı." /s97
"Bir dayak, Türkiye, hatta dünyanın pek çok yerinde karıların kocalarından yedikleri basit bir dayak" /s106 (burada kadına atılan dayağı bu kadar basit göstermeye ne demeli?!)
"Elimin tersiyle ağzına bir vurdum" (karısına!) /s123
"Sen nesin? Kimsin? Alt tarafı beş paralık bir kadın!" /s124
Ve bunun gibi bir çok hakaret...

Yazarın bu gibi aşağılayıcı cümlelere bu kadar çok yer vermesi ve bu kadar açık olması beni kendisinden soğuttu.

Sona doğru İlyas Usta ve Doktor karşı çıkıyor tüm bu yanlış düşüncelere. Rahatlıyor ve yazara yeniden bir sıcaklık duyuyorum. (Yine de fazla buluyorum ama tüm bu hakaretleri).

Kitabın sonunda kaybedenler bu aşağılayıcı görüş sahipleri olsa da, bu kitabı hoş bir şekilde hatırlamayacağım... :(

Çekilmez bir adam oldum yine ....
Çekilmez bir adam oldum yine 
Uykusuz aksi nalet 
Bi bakıyorsun ki ana avrat söver gibi 
Azgın bir hayvan döver gibi bugün çalışıyorum 
Sonra bir de bakıyorsun ki 
Ağzımda sönük bir sigara gibi tembel bir türkü 
Sabahtan akşama kadar sırt üstü yatıyorum ertesi gün 
Evet evet ve beni çileden çıkarıyor 
Büsbütün 
Kendime karşı duyduğum nefret ve de merhamet 
Volkan Konak

e.y, bir alıntı ekledi.
19 May 21:47 · Kitabı okuyor

Hayat kudurmuşçasına akan bir ırmağa benzer, insanoğlu ise bu ırmağın azgın sularında yolculuk yapan bir dal parçasına. Bu yolculukta değişmeyen iki olgu vardır; ilki yalnız olduğun, ikincisi ise ne kadar uzun sürse de yolculuğunun ölümle sınırlı olması

Beyoğlu Rapsodisi, Ahmet Ümit (Sayfa 45 - Everest)Beyoğlu Rapsodisi, Ahmet Ümit (Sayfa 45 - Everest)

Doğum Günün Kutlu Olsun Atam!
“Ne Damat Ferit, ne İngilizler, ne de Karadeniz’in azgın dalgaları Mustafa Kemal’in gidişini durdurabildi. Bandırma vapuru her an alabora olma tehlikesi içinde dalgalarla boğuşa didişe yol almıştı. 19 Mayıs 1919 Pazartesi günü saat 06.00’da sabahın serinliğinde Samsun önünde demir atıldı. Yaşlı ve yıpranmış tekne başardığı tarihi olaydan habersiz ve sessizdi.”

- Bu Vatan Böyle Kurtuldu, Erol Mütercimler

19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun!

Derin bir saygı, büyük bir sevgi, yoğun bir minnet ve dinmek bilmeyen bir hasret ile...

SEDA FIRAT BELLİ, bir alıntı ekledi.
19 May 08:53 · Kitabı okudu · İnceledi

"İki şeyin önüne bent çekilmez. Bir zamanın, bir de aşkın. Azgın suların bile yönünü değiştirebilirsin. Çok zor olsa da... Ama ne zamanı, ne de aşkı durdurabilirsin."

Feraye, Naşide Gökbudak (Sayfa 247)Feraye, Naşide Gökbudak (Sayfa 247)
Gülcan Beydilli (Küçük Şair), bir alıntı ekledi.
18 May 11:19 · Kitabı okudu

Ya savaş meydanlarında yitirip bulamadığımız gerçek
Engizisyon işkenceleri yirminci yüzyılın
Fırınlar
Gaz odaları
Kitle halinde ölümler
Kara sineklerin konduğu çürümüş et yığınları
Yaylım ateşleriyle delik deşik olmuş insanlığımız
O azgın atların çiğnediği kollar bacaklar
O kan çanağı gözler
O süngü uçlarında yükselen kesik başlarımız

İki Kişiye Bir Dunya Sahibini Arıyan Mektuplar, Ümit Yaşar Oğuzcan (Sayfa 51)İki Kişiye Bir Dunya Sahibini Arıyan Mektuplar, Ümit Yaşar Oğuzcan (Sayfa 51)
Ekrem Yasin, bir alıntı ekledi.
18 May 04:36 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Rus Ovası ve Rus Mistiği
Aşk da böyledir. Seven, sevgilisi için dünyanın hiçbir yerinde düşünülmeyen çılgınlıkları yaptığı zaman, sevdiğini anlar. Bunun için Hatta sevdiğinin kendisini sevmesi de şart değildir. Yahut da aşk, bazen o kadar istihkâr edilir ki, o artık aşk değil, azgın bir hayvanlık yahut aşağılık bir şey olur.

Suyu Arayan Adam, Şevket Süreyya Aydemir (Sayfa 197 - Remzi Kitabevi)Suyu Arayan Adam, Şevket Süreyya Aydemir (Sayfa 197 - Remzi Kitabevi)
~Kübra~, bir alıntı ekledi.
 18 May 00:40 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kedilere gönderme yapıyor ama asıl bizim Orhan duymuş baharı :))
Bir aralık kalktı, pirinci masanın üzerine bırakıp içeriye gitti. Gençti de. Entarisine sığmayan azgın bir vücudu vardı. Baharı o da duyuyordu muhakkak. Vallahi korkunç şey bu bahar?

Hoşgör Köftecisi, Orhan Veli KanıkHoşgör Köftecisi, Orhan Veli Kanık

Nerden çıktın karşıma böyle Sitare
Efsaneler dökülüyor gülüşlerinde
Kirpiklerin yüreğime batıyor
Telaşlı bir kalabalığın ortasında
Ayaküstü konuşuyoruz
Nedimin nigehban nergisleri gibi
Üstümüzde bütün nazarlar
Çok utanıyorum Sitare
Dün oturup hesap ettim
Sen doğduğun zaman
Ben bir askeri mektepte talebeymişim
Sen bilmezsin Sitare
Burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tespih
Geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu
Her akşam dokuzda yat borusu çalardı
Yat borusu baştan aşağı hüzün çalardı
Bir derin uykuya atardım kendimi
Siyah benli bir kız düşlerime kaçardı
Ben de onu alır anamın düşlerine kaçardım

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

Seninle konuşurken Sitare
Aklıma yıldızlar dökülüyor
Bir çaresiz Zühre oluyorsun Babil caddelerinde
Ateş gözlü kahinler koşuyorlar arkandan
Binlerce meşalenin ışığı kımıldıyor saçlarında
Gökyüzü salkım salkım
Zigguratlar tıklım tıklım
Dönüp dolaşıp dudaklarına takılıyor aklım
Ah benim bu akıldan sıyrılmış aklım
Kimi gün boşlukta konacak yer bulamayan
Kimi gün inatçı yosunlar gibi kepez diplerine yapışan aklım
Gözlerine baktığım zaman Sitare
Bütün çöllere ay doğuyor
Yoldaş ediyorum kendime İmrül Kays’ı Antere’yi A’şa’yı
En kuytu vahaları dolaşıyorum
Hangi vahaya gitsem çadırlar sökülmüş Sitare
Çadırla su arasında bir cılga var
O cılgada narin ayak izlerin var
Durgun suya düşüp kalmış gözlerin var

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

Bazan sapsarı bir benizle geliyorsun
Yorgun çizgileri alnında uykusuzluğun
Biliyorum içinde bir sızı var
Bıçak ağzı gibi bir sızı var
Bu sızıdır işte seni verimsiz kılan
Züheyr’in Suad’ı gibi keremsiz kılan
Kuzeyden güneye
Güneyden kuzeye
Heyy! Gidip geliyorum bu çöllerde
Kureyş’in heybetli ve inatçı develeri
Hiç aldırmadan benim esmer sevdama
Geviş getiriyorlar ufka bakarak
Ben kaçıp Yesrib’e sığınıyorum
Yesrib bahane, bir kitaba sığınıyorum
Dağda, ovada, badiyede okuduğum hep elif
Elif diyorum Sitare, sineme elif çekiyorum
“Ah minel aşk-ı ve halatihi..”
Çok eski bir gerçektir bu biliyorum

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

Sinsi bir yağmur altında beraber yürüyoruz
Ve ikimiz de ıslanıyoruz
Ben ne yağmurlar gördüm Sitare
Ben kaç kez iliklerime kadar ıslandım
Bilmiyorum sen kaç yaşındaydın
Ben göğü hep bir kurşun gibi ağır 
O şehirde sırılsıklam gezerdim
Bölük bölük insanlar boşanırdı tapınaklardan
Tapınaklar insanları safra gibi atardı
Sonra hepsi bir yere toplanıp bana bakarlardı
Bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni
Gidip bir Uygur çadırında göğü dinledim
Kara bulutlar kükrerken bir Kaşkar sabahında
Oturup Aprunçur Tigin ile seni konuştuk
Bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun
Gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun
Kaşı karam, gözü karam, saçı karam
Umay gibi yumuşak huylum
Nerden çıktın karşıma böyle
Sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime
Asya’nın bozkırlarında ordular düşüyor peşime
Yığılıp kalmışım bu Anadolu toprağına Sitare
Adam akıllı yorulmuşum
Ellerin böyle olmamalıydı
Ellerine acıyorum
Ve kim bilir kaç zamandan beridir kalbimi öğütlüyorum
Durup durup ıssız yerlerde
“güçlü ol ey kalbim, güçlü ol
Daha çok işimiz var” diyorum

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

/ Dilaver Cebeci /

Esra D., bir alıntı ekledi.
17 May 18:53

Azgın suratlı, bereli adamlar, gözleri velfecr okuyan, camiden Allahla yaman bir döğüşten çıkmışçasına, yüzlerinin olanca nurunu orada, içerde bırakmış çıkan insanlar, mümin mi bunlar, bu öfkeden bastıkları yeri çatlatanlar, bunlar mı mümin? Kuşlar da başlarını alıp gittiler, çoktaan...

Kuşlar da Gitti, Yaşar Kemal (Sayfa 31)Kuşlar da Gitti, Yaşar Kemal (Sayfa 31)